Your search for marka returned 343 results.

(TC)’yi Uğurlarken Marka İmajını Yok Eden Ziraat Bankası


 

1888 yılında, köylü ve çiftçilere destek olmak amacıyla kurulan Ziraat Bankası, yıllar ilerledikçe emekli bankası şeklinde anılmaya başladı. Bu banka halkın bankası olarak akıllarda yer etti, imajı hep bu yönde ilerledi, büyüdü.

Markalar zamana ayak uydurur, değişir, gelişir gerekirse yepyeni bir logoyla karşımıza çıkar. Ama politik değişimler, siyasi görüş içeren logolar, hükümet yanlısı hareketlerin tepkilere yol açması çok doğal. Bu marka imaj değişimi değil, siyasi duruş değişimi, üstelik eskisiyle taban tabana zıt! Evet, Ziraat Bankası’nın her yerden sanki devrim yapıyor gibi TC ibaresini yok saymasından bahsediyorum. Hem de Sağlık Bakanlığı’ndan TC’nin kaldırılması, Türk mü, Türkiyeli mi tartışmaları tüm heyecanıyla devam ederken.

Burdan anlıyoruz bu basit bir kurumsal kimlik yenilenmesi kesinlikle değil. Bu Ziraat Bankası’nın geçmişini neredeyse inkar etmesi demek. Eğer bir kurum tarihçesini sahiplenmiyorsa geleceği karanlıkta kalabilir, 1888 değil de 2013’te kurulmuş gibi bir izlenim yaratır. Apple’dan Disney’e tarihçelerini detaylı, hatalarıyla açıkça ifade eden efsane markalara bakarsanız geçmişin kurumun gününe ve geleceğine nasıl etki ettiğini daha iyi anlayabilirsiniz.

Şimdi maaş çekmek için kuyruk bekleyen emeklileri, Ziraat Bankası ile ilişkilerini kesmek için birbiriyle yarıştığını görüyoruz. Çünkü bu bankanın müşterileri, genel çerçevede “Cumhuriyet Çocukları” kısaca TC’nin kaldırılmasını kabul edemeyecek, yediremeyecek bir kitle.

Bu noktada Ziraat müşterilerini kaybediyor, ancak belki tam da bunu istiyorlar! Hükümet bankası imajıyla yandaş olarak tanımlanan bol paralı kitle müşterisi olsun arzusu kuvvetle muhtemel ilk hedef. Açıkça bu hareket devletle birlikte düşünülmüş gibi gözüküyor.

Yılların (TC)’siyle köklerine veda eden Ziraat Bankası’nın eski ve yeni reklam filmleri durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Eski Ziraat Türk, yeni Ziraat Türkiyeli…

http://www.youtube.com/watch?v=aL9iAczJ15U

Burak Yılmaz’la Daha Fazla Marka İlgilenmeli


 

Canon Lens Mug

Türkiye’de futbolla ilgilenmek tercih olmaktan çıkalı hatırı Windows 7 Anytime Upgrade nøkkel sayılır bir süre oldu. 12 Mart 2013 akşamının gündemi tartışmasız Galatasaray – Schalke 04 mücadelesiydi. Türkiye’yi sevince boğan akşamın benim dünyamdaki tartışmasız gündemiyse, Burak Yılmaz’dı. Windows 7 nøkkel

Burak, hayli ilginç biri. Neredeyse sansasyonel. Burak’ın Türkiye’de futbol adına bıraktığı etki daha önce çok futbolcuya nasip olmadı. Burak, Sergen Yalçın‘dan sonra Türkiye’nin 4 büyük ekibinde de forma giymiş ilk futbolcu. Beşiktaş‘tan takas karşılığı gönderildi. Fenerbahçe‘de 6 maç forma giyebildi. Trabzonspor’da deyimi yerindeyse altın yıllarını geçirdikten sonra dün akşam, Şampiyonlar Ligi’nin en golcü futbolcularından biri olarak ekibiyle birlikte son 8’e kaldı.Nikon Lens Mug

Burak’ın öyküsünde özel kırılımlar var.

2003 – 2010 yılları arasında, 18 – 25 yaşlarında, en verimli ve en güçlü olmasının beklendiği dönemde Burak, Beşiktaş ve Fenerbahçe’de bekleneni vermekten çok uzakta kaldıktan sonra Trabzon’da şansını son kez deneme noktasına geliyor. 20’lerinde ve olağanüstü yeteneklere sahip genç bir adamın konsantrasyonunu yitirdiğinde öyküsünün nasıl değişebileceğine güzel bir örnek, pek çok futbol yorumcusuna göre. 2010 yılına dek yeteneğin ve potansiyelin yarattığı ışıltının karışıklığa dönüştüğü epey üzücü bir öykünün baş aktörü.

Bu kadar fırsatı teptikten sonra hayalkırıklığını başarıya çevirmek hiç kolay değil. Çok kişiye nasip olduğunu da söylemek zor. Tahminimce kişinin kendisiyle bol bol hesaplaşması ve hatalarını kabul etmesiyle başlıyor; kaçırdığı fırsatların farkına da vararak. Sonrası silkinmek, inanmak ve çalışmaktan ibaret; söylenmesi her zaman yapılmasından daha kolay.

Burak, Türkiye’de çok az kişinin görünebileceği kadar gerçek görünüyor.

Hatalarından ders alan, gerçeği kabullenen, deyimi yerindeyse uslanmış ve olgunlaşmış bir yetenek. Başarılı, hızlı, mücadeleci, biraz ”hepimiz genç olduk”, biraz ”çocuk çok toparladı”, biraz ”yeteneğini tartışmak mümkün değil”.

Gözümün önüne bir çırpıda Nike, Adidas, Redbull ve Nokia geliyor.

An itibariyle Burak’ın hızının vurgulandığı Nike birlikteliği mevcut. Gerisiyse, kocaman bir öykü fırsatı.

P&G Marka konumlandırması: Supersavvyme


 

P&G’nin 2012 Londra Olimpiyatları için hazırladığı reklam, kuşkusuz son dönemin en başarılı işlerinden biri. Ünlü yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu yönetmenliğinde çekilen bu reklam filmiyle P&G hem olimpiyat vurgusunu başarıyla yaptı, hem de reklamın içeriği sayesinde hedef kitlesiyle arasındaki duygusal bağı güçlendirmiş oldu. Reklamın konumlandırma başarısının arkasındaki temel etmen ise P&G tarafından kurulan Super Savvy Me Kulübü.

Supersavvyme Aralık 2009’da oluşturulan ve P&G’nin hedef kitlesine uygun olarak öncelikle 35–44 yaş kitlesine yönelik içerikler sunan bir web platformu. Grubun Facebook sayfası an itibariyle 140 binin üzerinde beğeni almış durumda. Temel olarak güzellik, sağlık, ev, aile konularında içerikler üretiliyor ve bu sayede potansiyel müşterilerle etkileşim sağlanıyor.

İşte yukarda sözünü ettiğim “Thank You Mom” sloganlı P&G 2012 Olimpiyat reklamı da, Supersavvyme kulübünde yapılan etkinliklerin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Anne odaklı içerikler, yarışmalar ve üyelerin kendilerini özel hissetmelerini sağlayan yapısıyla Supersavvyme pazarlamada hedef kitleyi doğru belirlemenin ve doğru konumlandırma stratejileri uygulamanın başarılı bir örneği oldu.

Supersavvyme kulübü ayrıca spesifik demografiklere sahip insanları bir araya getirip, farklı bir komün oluşturması yönüyle de pazarlamaya ilgi duyanlar tarafından incelenmeyi hak ediyor. Özellikle FMCG sektöründe hedef kitleyle duygusal bağ oluşturabilmek, viral etkinin oluşmasını sağlamak ve marka hakkında konuşulabilirlik yaratmak Supersavvyme tarzı oluşumlarla çok daha efektif hale geliyor. Örneğin, hızlı tüketimin bir başka önde gelen firması olan Unilever de, Omo Kadınlar Kulübü, Elidor Co-Creations gibi gruplar sayesinde marka-tüketici etkileşimini geliştiriyor.

Marka ismini çok fazla ön plana çıkarmadan, yapılan etkinliklerle insanların hayatlarına dokunabilmek pazarlamada gerçekten çok önemli. Procter&Gamble da Supersavvyme’yle bunu oldukça başarılı biçimde gerçekleştiriyor ve bu yönüyle markalarının doğru kitleye, doğru zamanda, doğru şekilde ulaşabilmesini sağlıyor.

Olimpiyatlar ve Akıllarda Kalan Markalar


 

Neredeyse 2-3 haftadır olimpiyatlar gündemde en büyük yeri kaplamakta. tivibu’nun bu etkinliğe özel açtığı 5 kanalı da hesaba katarsak 7-8 kanaldan birden paralel oyunları takip ettik, madalya haberlerine sevindik, üzüldük, sporculara hayran olduk. Londra hem bir şehir olarak kendi reklamını yaptı, hem de sırf bir bilet fiyatının bile 500 poundları bulduğu ekonomik açıdan dev bir etkinliğe imza attı.

İşin pazarlamacıları ve reklamcıları ilgilendiren kısmına gelirsek, birçok markanın bu etkinliğin popülerliğinden faydalanmak, hem sporcuları desteklemek hem seslerini duyurabilmek için her türlü mecrayı kullandığını biliyoruz. Değişik birkaç örnek verecek olursak olimpiyatların en popüler atleti Usain Bolt ve Visa işbirliği ile başlayabiliriz:

Oyunlardan uzun süre önce reklam filmlerine start veren Visa, Bolt’un şampiyonluğunu perçinlemesiyle beraber görsellerini değiştirerek meşhur Bolt zafer pozu eşliğinde daha hızlı olduğun için teşekkür ederiz Bolt temalı reklamlarla devam etti.

VISA dışında olimpiyatlara damga vuran bir diğer marka da adidas’tı. adidas’ın bu olimpiyatlardaki misyonu evsahibi Birleşik Krallık takımını desteklemekti. American Marketing Association (AMA) ‘de yayınlanan yazılara göre stratejik ve doğru bir karar olan bu misyon, markaların bir nevi “takım tutmasının gerekliliğini” vurguluyordu. İşte adidas ve Birleşik Krallık olimpik takım temalı reklam filmi:

Benim özellikle en sevdiğim ürün ve videolarsa efsane bir marka haline gelen LEGO’ya ait. Ticari değeri tartışılır ancak ne bildiğimiz reklamlara, ne ürünlere, ne de virallere benzeyen bir şekilde kullandı LEGO markası olimpiyatları. Öncelikle Londra2012 temalı minifigür poşet setlerinde en popüler spor dallarını temsil eden LEGO figürleri piyasaya sürüldü. Bunun bir adım ötesindeyse marka olarak sahiplenilip sahiplenilmediğini bilmediğim ama kesinlikle izleyenleri hem ürün almaya yönlendiren hem de marka sevgisini arttıran video serileri yayınlandı. Olimpiyatlardaki en heyecanlı finalleri tamamen legolar ile canlandıran bu videolar olimpiyatların en çekici haberlerinden biri oldu benim için:

Gerek ülkelerin, gerek atletlerin, gerek spor dallarının, gerekse açılış ve kapanış törenlerindeki ünlülerin ve snatçıların kendilerini birer marka olarak konumlandırıp temsil edebildikleri bir dev Olimpiyat daha böyle geçti.

E-ticaret Markalarında Reklam Stratejileri


 

Satılan şey uzaklarda olduğu için ve elimizle dokunup deneyimleyemediğimiz için e-ticaret reklamları gözümüze hitap ediyor. Türkiye dışında ya animasyon ile anlatım ya da esprili anlatım bu stratejiyi destekliyor. Gülümseten ve hayatın nasıl kolaylaştığını anlatan reklamlar…

Ebay

Amazon
Türk e-ticaret reklam filmlerini çoğumuz hatırlarız. Halen Trendyol”un Hadise”li reklamı ekranlarda dönüyor. Türkler ünlü kullanımını tercih ediyor. Tavsiye bizim için önemli. Trendyol moda üzerine giderken, Markafoni “Markafonik aşk” sloganıyla Where does the data come from? It’s based on information that has been submitted by your free-credits-report.com ors and other authorized sources (such as the courts) to a consumer reporting agency. alışveriş aşkına dokunuyor. Limango ise sanırım çılgın alışverişten bahsetmeye çalışmış :)
Markafoni
Trendyol
 

Limango

Yabancılar, her zaman, her yerde, ne isterseniz, her ihtiyacınız olduğunda vurgusunu yaparken biz Türkler, indirim, fırsat, hava atma faktörlerini kullanmayı tercih etmişiz. Bu da ülke hedef kitle ve reklam kültür farkı olsa gerek.

Tüm Şehir Markalar için Bir Sahne Olursa


 

Havaların ısınmasıyla beraber açıkhava reklamcılığında da yaratıcı girişimler göreceğiz gibi görünüyor.

Otobüs durağı dayama döşeme trendinden sonra (bu yazıda bulabilirsiniz), bina cephelerini oyun alanı olarak kullanmak, hatta “advergaming” için kullanmak yükselen trend. Geçtiğimiz günlerde alelade bir binayı değil, yüzlerce yıllık tarihi olan Rumeli Hisarı’nı dijital oyununa sahne yaptı 8×4 deodorantları.
Daha önce de Galata Kulesi’ni aynı amaçla kullanan firma, yeni çıkan iki farklı ürünü Güzel ve Çirkin – (Beauty & Beast) ‘in adına uygun olarak tasarladığı bu gösteriyi, bloggerlar ve davetlilerin katılımıyla hisarda gerçekleştirmiş. Görsel olarak çok etkileyici olmuş ama en basit pazarlama iletişimi kuralı olan bütünlük, entegrasyon yakalanamamış.

  • Gösterinin anlık olması nedeniyle izleyici sayısı sınırlı.
  • Viral etki göstermesi için bloggerlar çağrılmış ancak internetteki haberlerin hepsi aynı, birebir basın bülteninden alınıp yapıştırılmış.
  • Hazırlanan videonun viral bir özelliği yok, ne müziği ne hikayesi bizi paylaşmaya itmiyor.

Bu noktada markaya önerilerim bütçeleri dahilinde ünlü (celebrity) kullanımı ve bu kişinin Hisar’da bu gösteriyle karşılaşması gibi viral bir video hazırlamaları veya bütçeleri dahilinde bu gösterimi televizyon reklamıyla desteklemeleri olurdu. Nivea’yı da yöneten Beiersdorf firmasının bütçe yaratabileceği açık. Gençler sevdikleri dizinin reklam arasında bu görsellikle karşılaşsalardı ertesi gün gider üründen alırlardı eminim.
Yani advergame (veya bu spesifik adıyla projection mapping) uygulamamız çok güçlü değilse (her gün Taksim’in ortasında tekrarlayamıyorsak) mutlaka geniş hedef kitleye ulaşabilecek diğer yollarla desteklenmeli. Aksi halde ajansın başarı panosundan ileriye geçemez.

Markalar Facebook Timeline’da: Spotify


 

Büyük gün geldi: Markalar, Facebook Timeline’a geçiyor. Facebook Timeline kullanımının markalar tarafında daha yüksek etkileşim (like, comment, share) anlamına gelebileceğini sıklıkla duyuyoruz. İçerik iletişimi, hikaye anlatımı ve bütünlüklü ”bilgi mimarisi”nin yüksek etkileşime ulaşmak için anahtar görevi göreceği aşikar.

Spotify, Facebook Timeline’ını 1000’li yıllardan günümüze ”Müzik Tarihi”yle örüyor. Müzik tarihindeki dönüm noktalarını işaretliyor. Walkman’in piyasaya sürüldüğü tarih, Eminem‘in Slim Shady lansman tarihi, Gorillaz‘ın kuruluş tarihi, Frank Sinatra‘nın ölüm yıldönümü…

Spotify, müzik tüketimi başlığında en güçlü içgörülerden birine dokunuyor. Ne de olsa, dinlediklerimizi diğer duyularımızla, tecrübelerimizle ve geçmişimizle eşleştiriyoruz; akor, nota ya da armoniyle değil. High Fidelity, müzik tutkunlarının müziği hayatlarında nasıl odağa aldıklarından söz eden en iyi işlerden. Lise yıllarımıza eşlik eden parçalar, üniversiteye girdiğimizde keşfettiğimiz gruplar ya da cazla tanıştığımız günler… Müzik hiçbir zaman yalnız değil. Duygularla, anılarla ve geçmişle örülü. Spotify, bu içgörüye konuşmanın en doğru yollarından birinin ”Müzik Tarihi” olduğunun farkında.

Spotify Yalnızca Bir Müzik Servisi Değil, Bir Kanaat Önderi

Spotify, ilk bakışta bir müzik servisi. Vaadi, müzik dinleme tecrübesini en iyi şekilde mümkün kılmak. İş modeli abonelikler, bir başka deyişle devamlılık ve sadakat üzerine kurulu.

Spotify’ın müzik içeriğini sahiplenmesi, müzik tecrübesini tarihe dönüştürmesi ve müzikseverlerin dakikalarca zaman geçirebileceği bir içerik örmesi en hızlı ve en iyi Facebook Timeline kullanımlarından birine işaret ediyor. Spotify, servis verdiği sektörde kanaat lideri olmaya bizzat kendisi soyunuyor. Yakın geçmişte Rolling Stone’un ve müzik basınının ”90’ların en iyi parçaları”, ”60’lardan bu yana Rock tarihi” benzeri başlıklarda içerik üretmelerine aşinayız.

Markalar içerik üreterek ve iletişimi içerik etrafında örerek bireylere yaklaşıyor. Markaların içerik üretmesi, içeriğin dinlenmesini ve paylaşılmasını isteyecekleri anlamına geliyor. Bu durum, bir yıla kalmadan ürün ve servis sağladıkları alanda ”Kanaat Önderi” olarak konumlanacak markalar anlamına geliyor.

IBM’le aranızda hiçbir fark kalmıyor.

« Previous Page - Next Page » Scroll to top