Kategori: Pazarlama Yazar: Cem Berk Aydın | Yorumlar | |
Birkaç aydır, insanlara Facebook hesabı açmaya nasıl karar verdiklerini soruyorum. ”Arkadaşlarımın hesapları vardı.”, ”Çok güzel oyunlar var demişlerdi.”, ”Poke vardı, tanışmak istediklerine gönderebiliyordun.” ve benzerleri arasından kısa bir öykü, ısrarla farklılaşıyor:
”Topluca dışarıdaydık. Bir sürü fotoğraf çekildi. Biri, fotoğrafları Facebook’ta albüm yapacağını söyledi.”
Dün itibariyle Facebook, 1 milyar dolar değerinde nakit ve hisseyle Instagram’ı satın aldı. Önümüzdeki günlerde 5 milyar dolar hedefiyle halka arzını başlatacak Facebook‘un şu ana dek gerçekleştirdiği en büyük satın alma. Instagram, yalnızca iPhone’larda 30 milyon kullanıcıya ulaşmayı başarmış ve geçtiğimiz günlerde Android lansmanı haberini vermişti.
”A million dollars isn’t cool, you know what’s cool? A billion dollars.”
Tabii. Bir yandan da hiçbir şey sebepsiz değil.
1. Bir sürü fotoğraf çekildi ve biri, fotoğrafları Facebook’ta albüm yaptı.
Facebook’un etkileşimi görseller etrafına ördüğü ve sitede geçirilen zamanı görsellerle yükselttiği bir sır değil. Facebook’a günde 250 milyon fotoğraf yükleniyor. Webde bulabileceğiniz fotoğrafların yüzde 4′ünün Facebook’ta olduğu söyleniyor.
2. Facebook, mobil.
Çünkü, kullanıcılar mobil. 2012 başı itibariyle Facebook’un aylık aktif 300 milyon mobil kullanıcısı var; yaklaşık %40 mobil penetrasyon. Masaüstü ve dizüstü bilgisayarlardan Facebook’a erişen her kullanıcı, bir anlamda Facebook için mobil nakit akışının güçlenmesine engel.
Tam olarak bu yüzden Google, kendi mobil evreni Android’de Google+’ı önceliklendirme planları yapıyor. Tam olarak bu yüzden Apple, iOS cihazlarda Twitter entegrasyonunu Facebook’un önüne koyuyor.
Bu noktada, ”mobil fotoğraf paylaşımı” dikeyi üzerinde yükselen bir uygulamanın Android platforma da dahil olarak palazlanması karşısında Facebook, cevapsız kalmıyor.
3. Instagram, lovemark.
Instagram, görselleri kolay filtrelerle ‘remix’leyerek paylaşmayı mümkün kılan bir mobil uygulama. Kendini ifade etmek, tercihe göre kişiselleştirme ve ‘an’lar üzerine kurulu. Instagram’da yaşadığınız bir anı, bizzat seçtiğiniz bir filtreyle şekillendirmenin ve yine aynı ‘an’da takipçilerinizle paylaşmanızın gücü, çok az mobil uygulamada var.
Instagram’ın Twitter kullanıcıları ve Twitter entegrasyonuyla güçlenmesini, Facebook satın almasıyla birleştirdiğimizde tanıdık bir resimle karşılaşıyoruz: Yalnızca yakın arkadaşlarımızın bildiği, bayıldığımız alternatif/indie müzik grubu pop/rock çalmaya başlıyor.
Böyle bir satın almayı Google, Amazon, Apple ya da Microsoft’un gerçekleştirmesi kimseyi şaşırtmazdı. Facebook’un gerçekleştirmesi de şaşırtmamalı.
Facebook, uzunca bir süre yalnızca ‘Sosyal Ağ’ olarak algılandı; Google’ın uzunca bir süre ‘Arama Motoru’ olarak konumlanmasını hatırlatacak şekilde. Bu hamleyle Facebook’un ‘tek ürün’ stratejisinden uzaklaştığını söylemek mümkün değil belki. Öte yandan, ‘Sosyal Ağ’ın içinden gerekli segmentasyonla bir dolu servis ve ürün çıkacağını öngörmek de güç değil. Instagram, bunlardan ilki.
”13 kişi çalışıyorlarmış! 1 milyar dolardan değerlendiler!”
Teknoloji tarafında liderlik, başkanlık yarışından farksız. Kullanıcı tarafında algı, ”Altına Hücum!” semalarında. Instagram haberiyle ilgili en yaygın yanlış anlaşılmalardan biri, 1 milyar doların bir gecede kazanıldığı.
”1 gece, birkaç yıl ve fena halde doğru bir ürün” daha doğru bir cevap belki. 800 milyon kullanıcının günde 250 milyon görsel yüklediği bir platformu, mobilde içerikle karşılamak dün gece akıl ettikleri bir hamle değildir eminim.
Kategori: Reklam Yazar: Seda Akkurt | Yorumlar | |
Son günlerin en ateşli reklam filmi tartışması şüphesiz Biomen reklamı üzerine yapıldı. Hitler’in erkeklere Biomen’i tavsiye ettiği reklamı izleyelim ve başlayalım bakalım.
Gördüğünüz gibi reklam filmi, amaçsız, hedef kitleye hiçbir şey anlatmıyor, erkeksen Biomen diyor… Kısacası Hitler’i falan bir kenara bırakalım, saçmalıyor. Hitler konusuna gelince reklam iyice dibe vuruyor. Çünkü hedef kitle, insanlardan sabun yapan bu adamın tavsiyesine uymak istemez diye düşünüyorum. He komik buldularsa yaparken, filme kimsenin güldüğü görülmedi henüz.
Hitler’le alay etmek, diktatörleri korkunç bir figür gibi göstermek reklamlarda normal karşılanır ve alıştığımız bir yoldur.
İki reklam filmi arasındaki fark açık. Keskin zeka başka, zırvalamak başka. M.A.R.K.A’nın faşizm gibi görüş içeren bir amacı olduğunu da sanmıyorum. Bu resmen şımarıklık. Atlas Jet bizimki 77 cm oldu, Regal tokat reklamlarını yaptım olay oldu mantığı Biomen’i ortaya çıkarmış olmalı. Yalnız bu sefer ortada ne strateji var, ne yaratıcı bir reklam metni, ne de konsept. Ben oldum, asarım, keserim, ne istersem kimseyi düşünmeden yaparımdan başka bir şey değil bu. Hulusi Derici, Biomen reklamına eleştiri yöneltenleri, sizin zekanız benim yaptığım işlere ermez diye geri püskürttükten sonra Yahudilerden özür diledi. Bu tavır bile kendi içinde dengesizlik. İşine gelince aptallar, işine gelince özür. Önce düşünmek gerekiyordu bunları, ama belli bu reklam resmen hiç düşünülmeden ortaya çıkmış. Peki müşteri markasını batıracak bu reklamı nasıl kabul etmiş o da ayrı bir konu. İkna yeteneğine diyecek yok.
Son olarak M.A.R.K.A Reklamcılar Derneği’nden ihraç edildi. Hulusi Derici derneğe teşekkür etti. RD’nin yaptığı sansürcülük, yasakçılık mantığı değil cesaret. Keşke ajansla çalışan markalar, ajans çalışanları da tepki gösterse de reklam sektöründe uzun zamandır maruz kalınan M.A.R.K.A faşizmi son bulsa! Peki, ya bu reklam, Biomen satışlarını yükseltirse o zaman ajansı değil, Türkiye’yi mi sorgulamak gerekecek?
Kategori: Reklam Yazar: Mert Canlı | Yorumlar | |
IAB’nin açıkladığı rakamlara göre 2011 yılında İngiltere’de dijital reklam hacmi 7.5 milyar dolara ulaştı. 2010 yılına göre %14.4′lük bir artış anlamına gelen bu büyüme, İngiltere’de dijital reklam harcamalarında son beş yılın en yüksek büyüme oranı olarak gerçekleşti.
Display ilk kez 1 milyar pound eşiğini geçti ve %13.4 ile hızlı bir yükseliş yaşadı. Bu alanda en çok sosyal medya ve online video reklamlarına olan yatırımlar ön plana çıktı. Toplam display reklamların %21′ini oluşturan sosyal medya üzerindeki reklam yatırımları bir önceki yıla göre %75′lik bir artış gösterdi. Online video harcamaları ise bir önceki yıla göre ikiye katlandı. Display reklamlarında finansal hizmetler en fazla reklam veren sektörler arasında ilk sırada yer alırken, FMCG ikinci, perakende markaları ise üçüncü sırada kendisine yer buldu.
Arama motoru reklamları ise dijital pazarlama bütçelerinin halen büyük bir kısmını oluşturuyor. 2011′de 4.3 milyar dolar olarak gerçekleşen arama motoru reklamları hacmi, toplam dijital reklam hacminin %58′ini oluşturuyor.


Kategori: Pazarlama Yazar: Mert Canlı | Yorumlar | |
Citroen UK “You like it, we make it” sloganıyla hayranlarından yeni C1 Connexion modelini tasarlamalarını istiyor. Aracın 6 farklı konfigürasyonunu belirlemelerini isteyen Citroen, bu parçaları iç ve dış renkler gibi görsel öğelerle birlikte navigasyon, bluetooth gibi işlevsel parçalar olarak belirlemiş. Türkiye’de de Volkswagen Türkiye’nin geçtiğimiz yıl aynı konsepte sahip Fan Edition çalışması oldukça başarılı sonuçlara ulaşmıştı. Hatta çalışmanın detayları Facebook Studio’da yayınlandı.
Artık Facebook hayranlarını ürün geliştirme sürecine dahil eden birçok marka var. Citroen ve Volkswagen bunlardan sadece ikisi. Hayranlar, markalarla etkileşime geçmek istiyor, sadece sorunları olduğunda, veya promosyon yapıldığında değil, ürünün kendi tasarımı, içeriği ile ilgili de fikirlerini belirtmek istiyorlar. Bu süreç ne kadar eğlenceli ve kolay olursa hayranların katılımı o kadar yüksek düzeylerde oluyor. Markalar da hayranlarının seslerine kulak vererek tasarımlarında irili ufaklı değişiklikler yaparken onların fikirlerini dikkate alıyorlar.
Kategori: Pazarlama Yazar: Ezgi Merdin | Yorumlar | |
Havaların ısınmasıyla beraber açıkhava reklamcılığında da yaratıcı girişimler göreceğiz gibi görünüyor.

Otobüs durağı dayama döşeme trendinden sonra (bu yazıda bulabilirsiniz), bina cephelerini oyun alanı olarak kullanmak, hatta “advergaming” için kullanmak yükselen trend. Geçtiğimiz günlerde alelade bir binayı değil, yüzlerce yıllık tarihi olan Rumeli Hisarı’nı dijital oyununa sahne yaptı 8×4 deodorantları.
Daha önce de Galata Kulesi’ni aynı amaçla kullanan firma, yeni çıkan iki farklı ürünü Güzel ve Çirkin – (Beauty & Beast) ‘in adına uygun olarak tasarladığı bu gösteriyi, bloggerlar ve davetlilerin katılımıyla hisarda gerçekleştirmiş. Görsel olarak çok etkileyici olmuş ama en basit pazarlama iletişimi kuralı olan bütünlük, entegrasyon yakalanamamış.
Bu noktada markaya önerilerim bütçeleri dahilinde ünlü (celebrity) kullanımı ve bu kişinin Hisar’da bu gösteriyle karşılaşması gibi viral bir video hazırlamaları veya bütçeleri dahilinde bu gösterimi televizyon reklamıyla desteklemeleri olurdu. Nivea’yı da yöneten Beiersdorf firmasının bütçe yaratabileceği açık. Gençler sevdikleri dizinin reklam arasında bu görsellikle karşılaşsalardı ertesi gün gider üründen alırlardı eminim.
Yani advergame (veya bu spesifik adıyla projection mapping) uygulamamız çok güçlü değilse (her gün Taksim’in ortasında tekrarlayamıyorsak) mutlaka geniş hedef kitleye ulaşabilecek diğer yollarla desteklenmeli. Aksi halde ajansın başarı panosundan ileriye geçemez.
Kategori: Pazarlama Yazar: Cem Berk Aydın | Yorumlar | |
Büyük gün geldi: Markalar, Facebook Timeline’a geçiyor. Facebook Timeline kullanımının markalar tarafında daha yüksek etkileşim (like, comment, share) anlamına gelebileceğini sıklıkla duyuyoruz. İçerik iletişimi, hikaye anlatımı ve bütünlüklü ”bilgi mimarisi”nin yüksek etkileşime ulaşmak için anahtar görevi göreceği aşikar.
Spotify, Facebook Timeline’ını 1000′li yıllardan günümüze ”Müzik Tarihi”yle örüyor. Müzik tarihindeki dönüm noktalarını işaretliyor. Walkman’in piyasaya sürüldüğü tarih, Eminem‘in Slim Shady lansman tarihi, Gorillaz‘ın kuruluş tarihi, Frank Sinatra‘nın ölüm yıldönümü…
Spotify, müzik tüketimi başlığında en güçlü içgörülerden birine dokunuyor. Ne de olsa, dinlediklerimizi diğer duyularımızla, tecrübelerimizle ve geçmişimizle eşleştiriyoruz; akor, nota ya da armoniyle değil. High Fidelity, müzik tutkunlarının müziği hayatlarında nasıl odağa aldıklarından söz eden en iyi işlerden. Lise yıllarımıza eşlik eden parçalar, üniversiteye girdiğimizde keşfettiğimiz gruplar ya da cazla tanıştığımız günler… Müzik hiçbir zaman yalnız değil. Duygularla, anılarla ve geçmişle örülü. Spotify, bu içgörüye konuşmanın en doğru yollarından birinin ”Müzik Tarihi” olduğunun farkında.
Spotify Yalnızca Bir Müzik Servisi Değil, Bir Kanaat Önderi
Spotify, ilk bakışta bir müzik servisi. Vaadi, müzik dinleme tecrübesini en iyi şekilde mümkün kılmak. İş modeli abonelikler, bir başka deyişle devamlılık ve sadakat üzerine kurulu.

Spotify’ın müzik içeriğini sahiplenmesi, müzik tecrübesini tarihe dönüştürmesi ve müzikseverlerin dakikalarca zaman geçirebileceği bir içerik örmesi en hızlı ve en iyi Facebook Timeline kullanımlarından birine işaret ediyor. Spotify, servis verdiği sektörde kanaat lideri olmaya bizzat kendisi soyunuyor. Yakın geçmişte Rolling Stone’un ve müzik basınının ”90′ların en iyi parçaları”, ”60′lardan bu yana Rock tarihi” benzeri başlıklarda içerik üretmelerine aşinayız.
Markalar içerik üreterek ve iletişimi içerik etrafında örerek bireylere yaklaşıyor. Markaların içerik üretmesi, içeriğin dinlenmesini ve paylaşılmasını isteyecekleri anlamına geliyor. Bu durum, bir yıla kalmadan ürün ve servis sağladıkları alanda ”Kanaat Önderi” olarak konumlanacak markalar anlamına geliyor.
Kategori: Genel Yazar: Müzehher Çiğdem Hacıince | Yorumlar | |
Markalar, hedef kitleleriyle iletişimlerini kuvvetlendirmek adına, yeni düzene gereken özeni gösteriyor artık. Sosyal medyayı kullanıyorlar, etkinlik düzenleyip blogger’ları davet ediyorlar ve hatta onlarla işbirliği yapıyorlar. Doğru kanallarla, hedef kitleye ulaşmaları daha hızlı oluyor. Bunun bir örneğini bu yazımda daha önce yayımlamıştım.
Beymen Club ve Beymen Academia, bu sezon yayımlanmaya başlayan Son dizisinin sponsoru. Onda Gördümde dizilerde, televizyonda beğendiğimiz tasarımları, nereden alındığını merak ettiğimiz, karakterin üzerindeki kıyafetleri yayımlayan bir blog. Beymen Club ve Onda Gördüm işbirliği ile bir yarışma başlıyor twitterda. Son dizisinde görülen Beymen Club giysisini, #sondagordum etiketiyle tweetleyen ilk kişi, giysiye sahip olacak. Bunu incelememiz gerekirse;
*Beymen Club ürünlerinin tanıtımını yapmış olacak.
*Beymen Club markasını takip eden kitle, bu yarışmayla ‘Son’ dizisini izleyen kitleye de dahil olacak (tam tersinin olması da mümkün ve Ondan Gördüm’ü de unutmamak lazım)
*Beymen Club eskiden 30 yaş ve üstüne hitap eden bir markaydı, ama 3-4 senedir gerek seçtikleri marka yüzleri, gerek tasarımlarıyla, hedef kitlesinin yaşı 20 yaş üstünü kapsar oldu. Bu dizi için seçilen kıyafetler ve giydirdiği karakterlerle bunu da yansıtmış olacak.
*Onda Gördüm içeriğine uygun bir işbirliğinde olduğu için, yarışma samimiyetsizlikten uzak bir görüntü sergilemeyecek.
Sonuç olarak, marka – blogger işbirliğine, Türk insanının dizi izleme alışkanlığı da göz önüne alınarak, planlanmış, takip edilmiş, ve noktalar birleştirilerek karar verilmiş, başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
![]() | twitter.com/marketoloji Bizi Twitter'da takip edin! |
Marketoloji, bizim pazarlama bilimini tanımladığımız kelimedir. Marketoloji.com pazarlama dünyasından haberlerin paylaşıldığı, fikirlerin yürütüldüğü, yorumların yapıldığı bir blogdur.
