Hülya Avşar hala televizyonun en tartışılan isimlerinden. Son günlerde ise oynadığı Papia tuvalet kağıdı reklamlarıyla gündemde. Bu reklamı biraz analiz edecek olursak:

- artık herkesin birer marka olduğu bir dünyada yaşadığımızı hatırlatan bir reklam en başta. “Sesimden bile beni tanıdınız, adımı aklınıza getirdiniz” diyen Hülya Avşar en başta kendi markasını ve adını hatırlatıyor. Arkasından ürün, görseli ve pakedi geliyor.

- Papia marka gücünü ve bilinirliğini arttırmaya odaklanmış. Markasını ürünün heryerine basarak ürünü yenilemiş. Demek ki büyüme stratejileri var. Markaların tüketiciler için en önemli sinyallerden biri olduğunu düşünürsek, ürünün üstüne yani tuvalet kağıdının heryerine yerleştirilmiş marka adı iddialı bir strateji. Ürüne güvenlerinin tam olması gerek.

- marka elçisi yazımızda da bahsettiğimiz konular kapsamında, Hülya Avşar’ın çok yakın zamanda Molped ve Pepsi’yle çalışması ve bu markaların yüzü olması bize sadakati sorgulatıyor. Eskimiş yüz ve eskimiş bir marka olarak tanımlanıyor artık kendisi genellikle.

- marka çağrışımı yazımızda bahsettiğimiz kapsamlardan ise, “Hülya Avşar” markası “Papia” markasının çağrıştırdıkları veya çağrıştıracaklarıyla ne kadar uyuşuyor sorunuyla karşılaşıyoruz.

Ne yazık ki bir tek reklamın bir ürüne katkısını finansal olarak ölçebilecek kesin bir metod yok ancak bu işbirliği ve reklamın başarısı diğer markalara da örnek olacaktır.

Dergilerde, televizyonda, çoğu medya aracında gördüğümüz resimlerden etkileniriz. Onlar gibi zayıf, onlar gibi yakışıklı, onlar gibi bronz, ya da o giysinin bizim üzerimizde de öyle durmasını isteriz. Bu resimler çekilirken, daha da mükemmel, daha da cezbedici olsun diye, çeşitli hilelere başvuruluyor tabii ki de. Peki bu kadarını düşünmüş müydünüz?

Geleneksel reklam (offline reklam/marketing) ölüyor mu, yoksa yerini online (dijital reklam/marketing) reklamları mı bırakıyor, aman tanrım sosyal medya ajansları kuruluyor derken dijital reklamların outdoor un önüne geçtiği haberleri yayıldı bile.

Tabletler, akıllı telefonlar, kolay internet erişimiyle hızını alamayan dijital marketing, yeni nesilin ilgisiyle yükseliyor yükselmesine ama Türkiye’de hala hiç internet kullanmayan insanlar olduğunu, internet kullanımının büyük şehirlere dağıldığını hepimiz biliyoruz. İşte bu nokta dijitalin kör noktası ve burada hala milyonlar harcanan televizyon reklamları kral.

Dergilere gelince asla dokunularak okunan kuşe kağıt keyfini online dergilerden alamıyoruz. Tabii stratejik olarak ta örneğin A+ Rolex reklamı kuşe kağıda yakışıyor, bir tıkla çevrilen sayfalara değil…

Facebook, Twitter ve Friendfeed in oluşturduğu sosyal medya reklamcılığıyla imaj, kurumsal kimlik yaratmak ise çok zor. Özenle hazırlanan offline kampanyalara ancak destek olabiliyorlar.
Aslında online çoğu zaman offline dan destek alıyor. Profilo’nun güçlü reklamları, sağlam imajı olmasa o sevimli viral kampanyalar anlamsız görünebilirdi.

Bir de hala internetten hatta bilgisayardan anlamayan ve marketlerden alışveriş yapan anneler var. İşte bu kitle de istemeden offlinecı. Online genç annelere, yeni nesile kalıyor gibi.

Dijital harcamalar offline a göre ucuz maliyetli olsa da (acaba popülerlik sebebi biraz da bu mu:) bence hala offline daha doğru, geniş ve özel bir kitleyi yakalıyor.

Kısacası anında tepki, hemen katılım, aksiyon diyorsanız, dijital; ağır başlı, güçlü bir imaja sahip A+,B+ iseniz ağırlıklı olarak geleneksel, katkı olarak dijital.

Esas olay televizyon ve internetin birleştiği noktada başlar :) Bakalım neler olacak…

Facebook fotoğraf albümlerinize ürün/içerik yerleştirme hiç aklınızdan geçti mi?

Elimizde yeterince garip bir öykü var.

Mashable CEO’su Pete Cashmore ve kız arkadaşı Camera+ kurucusu Lisa Bettany, Noel tatili için Bahamalar’a gidiyorlar.

Pete Cashmore’un 219.000, Lisa Bettany’nin 92.000 takipçisinin de haber akışlarına dahil olacak şekilde çift, Facebook’tan lokasyonlarını güncelliyor, görsel paylaşıyor ve tatilin tadını çıkarıyor.

Takiben, hepimizin yaptığı gibi, Bahamalar tecrübesini görsellerle toparlamak için Lisa Bettany bir Facebook fotoğraf albümü yaratıyor.

Takiben, hepimizin yaptığı gibi, Lisa Bettany’nin takipçileri fotoğraf albümünü açıyor ve sırayla görselleri takip ederek, parçaları birleştiriyor.

Öykü burada kırılıyor, dikkat! Lisa Bettany, Facebook fotoğraf albümünde sırasıyla aşağıdaki 3 görseli paylaşıyor.

1. Bahamalar’da tatildeyken iPhone’unuzu suya düşürmek, sorun olabilecek bir durum.

2. Bir de sudan çıkardığınızda nasıl hissedeceğinizi düşünün.

3. Ah! Tabii!

İnanılmaz, değil mi?

Lisa Bettany, sırasıyla paylaştığı 3 fotoğrafın altına ufak bir not düşüyor:
Lifeproof case I used the entire time. Worked amazingly well. totally water tight. http://lifeproof.com/

Fotoğrafların altındaki onlarca like, share ve ”Bunu nereden alabilirim?” yorumlarını tahmin edersiniz.

Çiftin takipçilerinin kendi aksiyonlarıyla içerik takibi yaptıklarını, yine kendi aksiyonlarıyla fotoğraf albümünü açtıklarını ve içeriği takip ederken, öykünün ve context’in tamamiyle içinde kalacak şekilde Lifeproof iPhone kaplarından haberdar olduklarını düşününce, ne denli isabetli ve özgün bir işten söz ettiğimiz netleşiyor.

Dijital, gelenekselin kurallarını, sayısız şekilde uygulamak için çok uygun.

İsabetli işlere isim takıp, vakaya çevirip, kalıplaştırmak bir yana, temel kuralların yeni uygulamalarla nasıl yaşayacağını düşünmek, hep daha avantajlı.

Heineken, her zaman en başarılı reklam kampanyalarına imza atan bira markasıdır benim gözümde. Birçok bira markası oldukça yaratıcı işler çıkarsa da, Heineken’in yeri hep başkadır. Birçok farklı çalışmasını Marketoloji’de paylaştık. Bu kez Heineken, hayranlarından Limited Edition olarak üretecekleri şişeyi tasarlamalarını istiyor. Kampanyada Heineken’in 140 yıldır insanları bir araya getirdiğine vurgu yapılıyor ve önümüzdeki 140 yılda insanların nasıl bir araya geleceklerini anlatan bir şişe tasarlanması isteniyor. Heineken’in Facebook sayfasından indirilebilecek taslak ile hazırlanacak en iyi 2 tasarım uluslararası jüri tarafından seçilecek ve bu iki tasarımın süslediği Heineken şişeleri limited edition olarak üretilip satılacak. Son katılım tarihi 31 Ocak 2012.

Ülkemizde ”Seninki Kaç Santim?” farkındalığıyla tecrübe ettiğimiz gibi, konu sosyal sorumluluk olduğunda mesajlar sertleşebiliyor.

Noel Baba’nın ”yoksul ülkelerle çalışmadığı” bir evrende UNICEF, Christmas mesajı olarak Noel Baba’nın uğramadığı yerlere bile ulaştığını vurguluyor.

Noel Baba’nın ”I don’t do poor countries” (Yoksul ülkelerle çalışmıyorum) zirvesinin yanında, görsel itibariyle mesajın net iletildiğini söylemek mümkün.

Gümüş’ün Arap televizyonlarında izlenmesiyle başlayan, Türk dizilerinin yurtdışı yolculuğu, daha sonra Aşk-ı Memnu, Ezel, Ihlamurlar Altında, Bir İstanbul Masalı, Yaprak Dökümü, Menekşe ile Halil, hatta artık buraya yazamadığım çoğu dizinin, birçok ülkede izlenmesiyle devam etti. Türk insanının büyük bir heyecanla saatinin gelmesini beklediği, dizi karakterinin giydiği kıyafetin moda olduğu, giyim firmalarının dizilere özgü koleksiyon çıkardığı, ve dizinin en popüler olduğu dönemde, çeşitli reklamlarda ve organizasyonlarda marka yüzü olarak seçilen oyuncular da, sadece Türkiye ile sınırlı değiller artık.

Azerbaycanda meşhur olan Ideal Parfümeri ve Kozmetik firması, Ezel dizisinin karakteri Eyşan’ı yani Cansu Dere’yi marka yüzü olarak seçmiş. Cansu Dere’nin oynadığı reklam filmini, Azerbaycandan Marketoloji’yi takip eden bir okurumuz sayesinde öğrendik ve sizinle de paylaşmak istedik.

Yükleniyor


twitter.com/marketoloji
Bizi Twitter'da takip edin!

Marketoloji, bizim pazarlama bilimini tanımladığımız kelimedir. Marketoloji.com pazarlama dünyasından haberlerin paylaşıldığı, fikirlerin yürütüldüğü, yorumların yapıldığı bir blogdur.





Bu blogda yer alan yazılar ve fikirler yazarların kendi düşüncelerini yansıtmaktadır.
Hosting Sponsoru