viral

Halı Sahada Collina’nın Yönetiminde Maç Yapmak


 

Pierre Luigi Collina - Mastercard Yıl 2001, o dönemde Ordu`da yaşıyorum. Babamın köyünün futbol takımı ile başka bir ilçenin takımı Amatör 1. lige çıkmak için final maçı oynayacaklar. Statta yerimizi aldık. Sahaya çıkan takımları izlerken bir anda gözler hakeme takıldı. Hakem, o dönemlerde birinci ligin meşhur hakemlerinden Ali Aydın. Herkes inanılmaz heyecanlandı resimler çekildi vs. Sonuç olarak bizim takım kazandı ve Amatör 1. lige çıktı ancak akıllarda Ali Aydın`ın yönettiği maç olarak kaldı.

Mastercard, bu hissiyatın gücünün belli ki farkında ve bu tecrübeyi yaşatarak markasını futbol ile daha da bağdaştırmak için (dipnot: Mastercard Şampiyonlar Ligi`nin ana sponsorlarından biri), dünyanın en ünlü hakemlerinden, artık emekli olmuş Pierre Luigi Collina ile çok benzer bir deneyimi İstanbul`da rasgele bir halı sahada yaşatmış. Bu tarz sürprizler farklı markalar tarafından defalarca kez yapıldı ve ben de Marketoloji`de en beğendiğim örneklerinden Heineken`in çalışmasını paylaşmıştım (http://www.marketoloji.com/?p=825) ancak ülke Türkiye, mekan halı saha, hakem Collina olunca, Mastercard benim de duygularıma başarılı bir şekilde dokunmuş oldu :) İzleyelim:

Heineken – The Candidate


 

Heineken uyguladığı pazarlama projeleriyle, mizahi yönü ağır basan ve hedef kitleye doğrudan ulaşan reklamlarıyla benim en sevdiğim markalardan biri olmuştur her zaman (Şahsi favorilerim 1, 2, 3). Marketoloji.com’da da Heineken odaklı çok sayıda yazı okuyabilirsiniz.

Son zamanlardaysa Heineken boş durmamış ve kendi işe alım süreciyle alakalı çok hoş bir viral daha ortaya çıkarmış. İşe alım süreçleri neredeyse tüm firmalarda sıkıcı ve rutin aşamalardan oluşurken, Heineken hem istedikleri adayları çok daha rahat tespit edebilmelerini sağlayan, hem de çok daha interaktif bir işe alım süreci yaratmış. Heineken’in bir işe alım sürecini bile gayet keyifli, konuşulabilirliği bol ve viral etki yaratabilecek bir pazarlama projesine dönüştürmesi ise tek kelimeyle şahane!

İyi seyirler,

Tebrikler LinkedIn! Tam 12’lik Dilimi Vurdunuz!


 

Türkiye’de 2012 yılını %97‘lik büyüme ve 1 milyonun üzerinde üyeyle kapatan LinkedIn, geçtiğimiz günlerde 200 milyon üyeye ulaştı. LinkedIn büyük haberi, örnek teşkil edebileceğini düşündüğüm bir şekilde büyüttü: Kullanıcılarının hakkını teslim ederek.Canon 70-200mm Lens Thermos Coffee Mug

Görsel, geçtiğimiz günlerde LinkedIn’den aldığım tebrik e-postasına ait. Canon 24-105mm Lens Coffee Mug

LinkedIn’de en fazla görüntülenen %1‘lik ve %5‘lik dilime giren tüm kullanıcıların aldığı e-postalardan biri. Konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek istediğinizde, hemen aşağıda görüntüleyebileceğiniz LinkedIn’in Kıdemli Başkan Yardımcısı Deep Nishar imzalı bir teşekkür mektubuna erişiyorsunuz.

LinkedIn’de en çok görüntülenen %1’lik ya da %5’lik dilimde yer almak, profesyonel ağınıza duyurmak isteyeceğiniz türden bir haber. Terfileriniz, iş değiştirmeleriniz, yöneticinizden aldığınız övgülerden farksız. Profesyonel ağınız bir yana, Facebook’ta yakın çevreniz ve arkadaşlarınıza da duyurmak isteyeceğiniz bir haber.


BASİT BİR HESAPLA 350 MİLYONLUK ERİŞİM

200 milyonluk ağda %1’lik dilimde 2 milyon, %5’lik dilimde 10 milyon kullanıcı var.

%5’lik dilime giren kullanıcıların %10’unun bu haberi paylaştığını ve ortalama 250 kişiye dokunduklarını hesaba katarsak: 1 milyon x 250 = 250 milyonluk bir erişime ulaşıyoruz.

%1’lik dilime giren kullanıcıların yine %10’unun bu haberi paylaştığını ve bir önceki gruba göre daha yüksek erişime sahip olduklarını düşünürsek: 200.000 x 500 = 100 milyonluk bir erişime ulaşıyoruz.

Basit ve mütevazi bir hesapla LinkedIn bu iletişimle 350 milyonluk bir erişim yaratıyor. Haberin yalnızca LinkedIn’de değil, Facebook ve Twitter’da paylaşılma motivasyonu yarattığını ve %10’luk varsayımı çok daha yukarılara çekebileceğini de hesaba katmak gerekiyor.

TEBRİKLER LINKEDIN! TÜM DİNAMİKLERİ TETİKLEDİNİZ!

LinkedIn, pürüzsüz bir kurguyla ve 0’a yakın masrafla yeri göğü inletmeyi beceriyor:

- Profesyonel kullanıcılarına, profesyonellere yakışan bir muameleyi teslim ediyor.

- Kullanıcılarının taşımak isteyecekleri içeriği belirliyor.

- Marka konumlanması ve mesajını kampanyanın çekirdeğine yediriyor.

Sonuç? Bu ara hedef kitle bundan söz ediyor.

gnçtrkcll Temsilciliği


 

Turkcell Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri ve özellikle de 2005 yılında Vodafone’un Telsim’i satın almasından beri de pazarlamaya büyük önem veriyor. 2005 öncesi dönem incelendiği zaman, Turkcell’in daha çok teknik gücüne yatırım yaptığı görülürken, 2004-2005 dönemlerinde önce Aycell ve Aria’nın birleşmesi, sonrasında Vodafone’un Türkiye pazarına girmesi, telekomünikasyon sektöründe Turkcell’i, tıpkı rakipleri gibi, çok daha agresif ve yoğun bir pazarlama anlayışına yöneltti. Bu durumun ilk meyveleri de 2005 yılında gencturkcell oluşumuyla kendini gösterdi.

Uzun uzadıya gnctrkcll’nin 6-7 yıllık serüvenini anlatmaya gerek yok; ancak “gnçtrkcll temsilcileri” odaklı düzenlenen süreç, bence -en azından şu ana kadar- başarılı bir pazarlama projesi olarak dikkat çekiyor. En temel haliyle gnçtrkcll temsilcilikleri ülkenin farklı üniversitelerinden seçilmiş 5 farklı üniversite öğrencisinin tarife, teknoloji, kariyer, etkinlik, alışveriş kategorilerinde markanın yüzü olması şeklinde düşünülebilir. Bu konuda Turkcell’in esas başarısı ise, “gnçtkcll temsilcisini arıyor” sloganı ile başlayan ve 20 bine yakın gencin aday olduğu başvuru süreci.

Bu sürecin sayısal dataları, Turkcell’in sitesinde şu şekilde belirtiliyor: “Bu tür bir kampanyada “sosyal mülakat” yöntemi Türkiye’de ilk kez uygulandı ve 500 bin civarı genç sürece dahil olarak kendilerini temsil edecek gençleri belirledi. Facebook sistemi içerisinde dünyada ilk defa 7 farklı sosyal medya kanalı (Facebook, Twitter, Foursquare, Linkedin, Instagram, Tumblr, Blog) birbirine bağlandı ve buradaki aktiviteler analiz edildi. GNCSKOR adı verilen sosyal medya puanı hesaplaması yapıldı. “gnçtrkcll temsilcisini arıyor” 23 gün içinde 1.146.723 kişiye ulaştı, 504.269 kişi uygulamaya girdi. Finalist adaylar 7.242.329 beğeninin sonucunda belirlendi. Yoğun katılım, gnçtrkcll’lerin gerçek isteklerini adresleyen doğru ve doğal sonuçları beraberinde getirdi.”

Bir aydan kısa sürede ulaşılan değerler muazzam; fakat tabii ki sürpriz değil. Bu başarının bazı geçerli sebepleri var:

  1. Proje sadece bir Facebook uygulamasından oluşmasına rağmen, sosyal medyanın tüm ayakları çok efektif biçimde kullanıldı. Bu şekilde, genç turkcell, hedef kitlesinde yer alan binlerce genç hakkında inanılmaz boyutlarda dataya ulaştı. Gençler nerelerde çalışıyor, ne tarz projeler yapıyorlar, neler giyiyorlar, bloglarında neler yazıp, nerelere gidiyorlar gibi çok geniş piyasa araştırması gereken konularda tüketicilerin bizzat kendilerinin bu bilgileri vermesi sağlandı.
  2. Paylaşım atmosferi oluşturuldu. Proje dinamikleri gereği, temsilci adayları, beğeni almak ve dikkat çekmek için sık sık sosyal medyayı kullandı ve viral etkinin doğması sağlandı.
  3. Profesyonel kariyer hedefleyenler için ayrı, teknoloji sevenler için ayrı, alışveriş tutkunları için ayrı ödüller konularak, farklı zevklere sahip kullanıcıların da sürece dahil edilmesi sağlandı.
  4. Başvuru sürecini komplike hale getiren şeylerden ve kullanıcılara ek iş yüklemekten kaçınıldı. İnsanların “Eğer başarırsam çok iyi, olmazsa da denemekten zarar gelmez” şeklinde düşünmesi sayesinde binlerce adaylık ve çok daha fazla miktarda data girişi alındı.
  5. Tanıtım reklamlarının Turkcell Plaza’da çekilmesi, Turkcell çalışanlarının rol alması, kullanılan samimi dil ve doğallık, projenin çok daha organik bir proje olarak algılanmasını ve kullanıcılarda “Bu organizasyona katılabilirim” düşüncesinin oluşmasını sağladı.

Gençturkcell Temsilciliği projesi ilerleyen zamanlarda nasıl devam edecek ve basit bir marka elçiliği kavramından ne tarz farklılıklar gösterecek göreceğiz. Fakat özellikle başvuru süreci oluşturduğu viral etki, kullanıcılara kazanabileceklerini hissettirebilmesi ve hedef kitlesinden edindiği detaylı veriler sayesinde ilerde de pek çok case çalışmasına konu olacak gibime geliyor.

Anneler Diablo 3’ü Sabırsızlıkla Bekliyor!


 

Anneler Günü ile birlikte birçok viral video ortaya çıktı. Geçen sene Profilo’nun hazırladığı viralin (bkz.‘O Tabak Bitecek’) başarısını gören markalar bu sene virallerden büyük beklenti içine girdiler ancak kişisel fikrim, Profilo’nun bu seneki videosu da dahil olmak üzere çoğu zorlama ve başarısızdı.

Teknosa ise anneler ile birlikte daha ilginç bir çalışmaya imza atmış. Diablo hayranlarının tabir-i caizse dört gözle beklediği Diablo 3 için annelerin duygu ve düşüncelerine yer verilmiş(!). Annelerin bilgisayar oyunlarına olan antipatisi hoş bir ironi oluşturmuş ve keyifli bir video çıkmış ortaya.

Ben en çok, saçlarına ak düşmüş tonton teyzenin oyunculuğunu beğendim :)

Coachella 2012: Müzik Endüstrisinde İlk Ölü – Diri Düeti


 

Best Of albümlerin, nostalji fırtınalarının ve derlemelerin müzik için ne kadar önemli olduklarını bilirsiniz. Sayısız örnek arasından, Apple’ın The Beatles destekli iTunes lansmanı halen zihinlerde taze. Peki hayatta olmayan müzisyenler konser verse, düet yapsa ve hatta turneye çıksa?

Coachella 2012 kalabalığı, ilk ölü-diri düetine şahitlik etti. 1996 yılında hayatını kaybeden Tupac, hologram görüntüsüyle Snoop Dogg‘la bir düet gerçekleştirdi. Önce, izleyelim.

Yani?

1. Etkinlik, gündem yaratır. Müzik festivallerinde sürpriz düetlere, atışmalara alışkınız. Tupac hologramı, konuyu başka bir noktaya taşıyor.

2. Etkinlik, konuşulur. Rock’n Coke esnasının ve ertesinin sayısız farklı kaynakta, sayısız içeriğe dönüşmesini hatırlarsınız. Hologram Tupac, çok konuşulacak.

3. Etkinlik, sosyal + mobildir. Tupac hologramının webde yarattığı etki, Twitter hesabı ya da performans anında beliren akıllı cihazlar… Lafı uzatmaya gerek yok.

İşin çarpıcılığı ortada, etiği muhtemelen tartışılacak. Ufukta beliren, nostalji fırtınalarının dijital satışlara ek olarak canlı performanslarla da nakte çevrilmesi. Ufuğun bir adım sonrası, oyun konsollarında takip eden Guitar Hero versiyonlarında Kurt Cobain hologramının yanıbaşınızda belirmesi.

Sıra Pinterest’te


 

Pinterest, 2012’nin ilk bombası. EylülAralık 2011 arasında kullanıcı sayısında yaşanan %400‘lük artış, Ocak ayı itibariyle aylık 11.7 milyon tekil ziyaret. Neresinden baksanız, Tipping Point‘i geride bırakmış bir işten söz ediyoruz.

Pinterest neye benziyor? İlgi alanlarınıza göre parçalara böleceğiniz Facebook Timeline’a. Profiliniz ve içerik akışının Timeline’dan neredeyse farksız olduğunu söylemek yerinde olur.

Pinterest’te ne yapıyorsunuz? Basitçe ilgi alanlarınız/tutkularınız paralelinde görseller paylaşıyorsunuz, biraz metinle. Webde hoşunuza giden herhangi bir linki ‘pin’liyorsunuz ve profilinize yapıştırıyorsunuz. (En isabetli Türkçe karşılığı sanırım ‘mimlemek’)

Pinterest’te ne paylaşılıyor? An itibariyle Moda, Dekorasyon ve Yiyecekler Pinterest akışının ciddi bir kısmını oluşturuyor. Pinterest’in ağırlıklı olarak 19-35 yaş aralığındaki, Üniversite yüzü görmüş kadınlar tarafından ilerletildiğini eklememe sanırım gerek kalmıyor.

Pinterest nereye gidiyor? Viralitesi yüksek, içeriğin gittikçe akıcılaştığı, öncelikle Facebook kullanıcıları arasındaki penetrasyonu hızlıca artacak bir platform olmaya doğru ilerliyor. Marka iletişimi ve e-ticaret entegrasyonu, 2012 sonu gelmeden Pinterest’in nakite çevirebileceği değerleri.

Pinterest’in üst üste koymayı başardığı doğrular, açıklayıcı.

1. Tumblr’ı Anlamak: Tumblr, daha az metin ve daha iyi görselliğin içerik tüketiminde kritik olduğunu anlamıştı. Tumblr, içerik paylaşmanın içerik üretmekten çok daha kolay olduğunu ve benzersiz bir viralitenin bu yolla yakalanabileceğini biliyordu. Pinterest, Amerika’yı tekrar keşfetmiyor; Tumblr doğrularıyla ilerliyor.

2. Facebook’u Anlamak: 800 milyonu aşkın kullanıcısı ve tüm Internet kullanıcıları arasındaki yüzde 40’lık penetrasyonuyla Facebook’un webi ‘yutmaya’ aday olduğunu kabul etmek gerekiyor. Pinterest kullanıcıların bir çoğu Facebook hesaplarıyla Pinterest’e giriş yapıyor, Pinterest içeriklerini Facebook’ta paylaşmakta sakınca görmüyor ve Facebook kimlikleriyle, Pinterest’te var oluyorlar.

3. ‘Like’ Tuşunu Anlamak: Like, en aşina olduğumuz örnek ancak StumbleUpon’un üzerine oynadığı da farklı değildi: Web’de içerik üretilecek bir platform oluşturma fikri çok gerilerde kaldı. İçerik ve ilgi etrafında toparlanacak platformların, hazır içeriğin değerlendirilmesi ve paylaşılması üzerinde durmaları gerekiyor. Facebook’un içeriği platforma dahil etme safhasında ‘Like’ı konumlandırmasıyla, Pinterest’in ‘Pin’ tuşu farksız değil.

Next Page » Scroll to top