Twitter

Şirketler “Sosyal Medya Yöneticisi” Almalı Mı?


 

Günümüzde artık özellikle iletişim ajanslarının işe “Sosyal Medya Uzmanı”, ya da “Digital Proje Yöneticisi” adı altında sosyal medya ile %100 ilgili insanlar aldığını biliyoruz. Ama şirket tarafında aynı adaptasyon için bir isteklilik var mı? Bence yok. Belki bu, şirketlerin bu tarz bir yeniliği hızlıca yapmak için biraz fazla büyük olmaları asıl nedendir, belki de hala buna gerek duymuyorlardır. Aşağıdaki video bu konu ile ilgili Social Media Influence isimli websitesi tarafından Sony Europe’un yeni “Head of Social Media and Consumer PR”ı Ruth Speakman ile yapılmış güzel ve sıkmayacak kadar kısa bi röportaj. Ruth Speakman sosyal medyanın bir title olarak kulanılmasının arkasındaki nedeni özetlemekte zorlanıyor çünkü sosyal medya gerçekten de müşteri hizmetleri, pazarlama, reklamdan hepsini bir miktarda kullanıyor. Röportaj twitter’ın doğrudan satış mecrası olarak Sony tarafından nasıl kullanıldığı konusunda devam ediyor…

Twitter’ın Yeni Gelir Modeli


 

Twitter’ın gelir modeli hakkında çok fazla şey konuşuldu. Biz de Marketoloji’de Twitter ve nasıl para kazanması gerektiği (veya kazanacağı) konusunda birkaç yazı yazmıştık.

Sonuçta Twitter, Promoted Ads uygulaması başlattı. Yapılan aramalarda en üst sırada çıkan reklamların dışında, sağ menüdeki 10 trend kelimenin en altına da reklam olarak Promoted bir trend kelimesi koyuyorlar. Açıkçası Twitter’ın en çekindiği nokta en başından beri kullanıcıyı rahatsız etmeyecek bir gelir (reklam) modeli oluşturmaktı. Twitter’ın bu yeni modeli bence bu açıdan başarılı ve kullanıcı olarak beni rahatsız etmiyor, doğruyu söylemek gerekirse.

Cnnmoney’de yayınlanan Twitter’s business model: A visionary experiment başlıklı haberde Twitter’ın bir başka gelir modeli üzerinde daha çalıştığından bahsedilmiş. Habere göre, Twitter @earlybird uygulamasıyla birlikte, cazip indirimli ürünler satacak, ancak bu modelde zaman kısıtı olacak. Yani indirimler belli bir süre için geçerli olacak (ve sanırım sadece Twitter’dan gelen kullanıcılar yararlanabilecek). Aslında Markafoni modeline de benziyor diyebiliriz.

Henüz Twitter bu uygulamaya tümüyle odaklanmış değil. Habere göre plan daha çok orta ve uzun vadeli. Tabir-i caizse Twitter bu ve benzeri uygulamalar yüzünden kullanıcılarıyla arasına kara kedi girsin istemiyor.

Bu yeni gelir modeli, iki açıdan faydalı görünüyor. Birincisi, insanların bu kampanyaları anında takip edebileceği ve beğendikleri ürünleri cazip fiyatlarla hemen satın alabileceği bir platform oluşmuş olacak. İkincisi, kullanıcılar olası kampanyalardan haberdar olabilmek için daha yoğun olarak Twitter’da online olmaya çalışacaklar. Bu da kullanıcıların Twitter’da harcadığı zamanı doğal olarak arttıracak.

Twitter’ın Doğru Kullanımı İle Volkan Krizini Fırsata Çevirmek


 

14 Nisan 2010 tarihinde hiç beklenmedik bir şey oldu. İzlanda’da bir volkan faaliyete geçti ve başta Kuzey Avrupa olmak üzere Avrupa ve Amerika’daki uçuşların birçoğu belli bir süre için iptal edildi. Daha önce benzeri bir durumla karşılaşıldı mı bilmiyorum ama bir çok yakın arkadaşımın ve daha milyonlarca insanın aylar önce yaptıkları bir çok plan küllerin uçuş güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle iptal edildi.
Belirsizliğin en üst düzeyde olduğu böyle bir ortamda tahmin ediyorum ki şirketler kendilerini bu tür bir krize hazırlamamıştı. Beklenmedik bir anda meydana gelen volkan aktivasyonu büyük miktarda kül bulutlarının tüm Avrupa’ya dağılmasına neden oldu. Havayolu şirketlerinin bu konuda bu kadar aciz kalmasının iki nedeni var; bilet satışlarının büyük çoğunluğunun aylar öncesinden yapılıyor olması, 100% güvenli olmadığı sürece hava sahalarının açılmaması ve kül bulutlarının rüzgar ve diğer değişkenler nedeniyle yönünün ve tehlike derecesinin kestirilememesi.

Burada havayolu şirketlerinin yapması gereken ise mağdur müşterilerin her an kendilerine ulaşabilecekleri ve uçuşlar hakkında bilgi alabilecekleri bir sistem oluşturmak. Bunu yapabilmek için ise call centerların yeterli olabileceğini hiç zannetmiyorum. Sosyal Medyanın, özellikle de Twitter’in hızlı ve mantıklı kullanımı sayesinde call centerlar ve yavaşlayan websiteler üzerindeki yük belli bir seviyeye kadar hafifletilebilir, hatta bu kriz fırsata çevrilebilirdi. Psikolojik olarak, müşteriler kendileriyle ilgilenilmesini ister. Twitter’ın avantajı ise şu; atılan bir mesaja o müşterinin adı ile cevap verildiği anda (örn @enginbali…) o müşteriye yalnız olmadığı mesajı verilebilirdi. Ayrıca, insanlar olayı twitter’dan takip ettiği sürece mağdur olanın yalnızca kendileri olmadığını farkedecekler ve bir şekilde bu da ruh hallerini olumlu yönde etkileyecekti. Ayrıca şirketin güncel olarak vereceği bilgiler, örneğin yolcusuz test uçuşlarının sonuçları, müşterilerin yine o sayfayı güncel olarak takip etmesini sağlayacaktı. Bu şekilde yaratılacak wom etkisi o twitter sayfasının follower sayfasına da olumlu etkide bulunabilirdi. Maalesef bu konu ile ilgili bir veri yok elimde ama bu çıkarımı yapmak çok da zor değil sanırım.

Krizin şu anda bazı büyük havayolu şirketleri tarafından official twitter sayfaları aracılığı ile nasıl yönetildiği hakkında da ufak bir araştırma yaptım. 14 Nisan’dan bu yana bu resmi twitter hesapları tarafından konu ile ilgili gönderilen tweet sayısı ve hesapların takipçi sayısı ise şöyle;

Delta Airlines; 15 / 43390 followers

Lufthansa DE; 32 / 23359 followers

THY; 2 / 4308 followers

KLM; 100+ / 19398 followers

Iceland Air; 9 / 1436 followers

Yukarıda belirttiklerime dayanarak bu krizin doğru twitter kullanımı ile şirketler tarafından bir nevi fırsata çevirilebileceği sonucuna varıyorum ben. Olay sadece bu tür krizlere önceden hazır olmak ve müşteri memnuniyetinin önemini yeterince kavramış olmak, sosyal medya ve özellikle twitter gibi bir nimeti de kullanmayı bilmek ise bana göre önemli bir ayrıntı…

İşte Twitter’ın Gelir Modeli; “Promoted Ads”


 

Mert’in 30 Ekim 2009’da Twitter’ın Gelir Modeli isimli yazısında bahsettiği konulardan bazıları cevaplanmaya başladı bile. Öncelikle belirtelim; Gelir modeli, bir web sitesinin nereden para kazanacağıdır. Kısaca bu yazıyı özetlemek gerekirse, Twitter’in gelir modelinin ne olacağına kafa yormaktansa kullanıcı sayısını user friendly and kullanışlı yapısını bozmadan nasıl artıracağına yoğunlaştığını söylemişti Mert. Hesaplarda yeni yeni artıya geçmeye başlayan Facebook gibi, zamanı geldiğinde Twitter’in de kendisine uygun bir model bulacağını belirtmişti. Öyle de oldu. 13 Nisan 2010’da Twitter blogunda yayınlanan yazı ile Twitter’in yeni gelir modelinin ilk aşamada “Promoted ads” olacağı açıklandı.

Bu sürpriz değildi zaten. Blog yazısında ve Adage kanalı ile Twitter’ın Chief Operating Officer’ı Dick Costolo tarafından belirtildiği gibi Twitter kendi organik yapısını bozmayacak bir reklam şeklini oturtma peşindeydi. Anahtar kelime sistemiyle, arama yapıldığında en üst sırada yer alacak. Reklamlarla insanları sıkmamak için her aramada en fazla bir “promoted tweet” gösterilecek. Burada beni düşündüren şey ise sürekli arama özelliğini eleştirdiğim, daha önceki bir yazımda arama yapmak için başka bir uygulamayı önerdiğim Twitter’in gelir modelini buraya bağlaması. Herhalde yakın zamanda yapacakları değişiklikler ile çok daha kullanışlı bir arama özelliği ile geleceklerdir.

Reklam tweetleri de normal tweetler gibi retweet, favourite ve reply özelliklerine sahip olacak. Hatta bir reklamın kullanıcı tarafından beğenilip beğenilmeme kriteri olarak göz önünde bulundurulan başlıca unsurlar yine bir önceki cümlede saydığım özellikler olacak. Eğer bir “promoted ad” tıklanıyor, retweet ediliyor ve cevaplanıyorsa, yani kısaca dikkate alınıyorsa, bu reklam orada daha uzun süre kalacak ve reklamveren bu reklama daha az para ödeyecek. Tam tersi bir durumda ise reklam kısa sürede kaldırılacak.

Bu tweetleri diğerlerinden ayırmamızı sağlayan şey ise yukarıdaki Starbucks reklamının sol altında yazan “Promoted by Starbucks Coffee” kısmı. Digg’in reklam sistemine olan benzerliği ile de dikkati çeken “Promoted Ads” şu anda ilk aşamasında demiştik. İlk aşamada Best Buy, Bravo, Red Bull, Sony Pictures, Starbucks Coffee ve Virgin America sadece bu reklamların kullanılacağı şirketler olacak.

Son olarak, şu anda mükemmel bir şekilde çalışan be-a-magpie isimli twitter reklamveren uygulaması zaten Starbucks tarafından kullanılıyordu. Türkiye’de gördüğüm kadarıyla ilk olarak Marketoloji.com tarafından kullanılan, şu anda da ciddi bir bütçe ile son zamanlarda ismini fazlaca duymaya başladığım, vizyonlu insanlar tarafından yönetilen daha.net tarafından kullanılan be-a-magpie sistemi de twitter için güzel bir gelir modeli oluşturabilirdi. Be-a-magpie konusuna da yakın zamanda detaylı bir şekilde değinmek istiyorum.

Sosyal Ağlarda Kampanya Dediğin Böyle Olur: BunSquare


 

Çağımızın vazgeçilmezi haline gelen sosyal ağlar, şirketlerin pazarlama karması (marketing mix) içinde yavaş yavaş yerini almaya başladı. Sosyal ağlar üzerinden markalar hedef kitleleri ile daha yakın ve sıcak bir iletişime geçme imkanını elde ederken, aynı zamanda tüketicilerin memnuniyet ya da şikayetlerini anında diğer tüketicilerle paylaşabilmeleri, markaların bu mecraya daha da dikkat etmesini gerekli kılıyor.

Bun Design da yeni çağın sunduğu pazarlama yöntemlerinden faydalanarak, çok güzel bir kampanyaya imza atıyor: Bunsquare. Türkiye’nin ilk Foursquare kampanyası olarak lanse edilen aktivite, 10-13 Nisan tarihleri arasında olmak üzere 4 gün sürecek. Kampanyaya katılanlardan Bun Design şubelerini ziyaret etmeleri ve Foursquare’e check in olarak şubenin fotoğrafını Twitter’a yüklemeleri isteniyor (“#bunsquare” hashtag’i ile). Sonra tek yapmaları gereken mağazadaki mini formu doldurmak. Kampanyaya katılan ilk kişiye masa futbolu, sonraki iki kişiye duvar saati, 70 kişiye de oyun kartı hediye ediliyor.

Bunsquare ilk karşıma çıktığında, “Sosyal medya kampanyası işte böyle olur!” diye düşündüm. Sosyal medyayı fiziksel mağaza ortamları ile birleştirmeleri, kullanıcıların marka ile fiziksel temas kurmalarını sağlayacak. Mağazalardaki formları doldurmaları sayesinde de, CRM’de (Müşteri İlişkileri Yönetimi) kullanılmak üzere harika bir veritabanı oluşturulacak. Buradan anlayabiliriz ki, ileride bizi çok daha kişiselleştirilmiş kampanyalar bekliyor.

“Markalarınızı ve kampanyalarınızı sosyal medyada var ediyoruz.” sloganı ile yola çıkan sosyal medya iletişim ajansı Dekatlon Buzz, Bun Design’ın bu kampanyada birlikte çalışmak istediği ajans olmuş. Kendilerini de ayrıca tebrik etmek istiyorum.

Bir tarafta, sadece Facebook ve Twitter’da birer hayran sayfası açıp, arada sırada (ki arada sırada olması iyi, çok sık olursa spam’e dönüşüyor) marka ile ilgili reklam yapan ya da haberler yayınlayan markalar; diğer tarafta çok daha interaktif ve tüketicilerin marka ile aralarında bağ kuracağı kampanyalar gerçekleştiren markalar… Bir tarafta sosyal ağlarda spam yapmak, diğer tarafta kullanıcıların marka ile duygusal bağ kurmalarını sağlamak ve marka sadakati (brand loyalty) yaratmak…

20 Ülkede Facebook, Google & Twitter


 

Facebook’a iş için başvurduğumda mülakatta 1 saat sürem olduğu, ve bu süre içerisinde 2 soruya cevap vermem gerektiği söylenmişti. Sorulardan bir tanesi Facebook’un o anda tam olarak giremediği pazarlara girmesi için neler yapması gerektiğiyle ilgiliydi. Diğerini söylemeyeceğim, eğer mülakat için kabul alırsanız söyleyebilirim ama. Herneyse, Facebook o dönemde açıkça yeni pazarlara nasıl girerim, kullanıcı sayımı nasıl artırırım konusuna odaklanmıştı. Aşağıdaki belgeye baktığınızda Facebook’un hangi pazarlarda hala bocaladığını görebilirsiniz. Tabi mülakatın Ağustos 2009’da olduğunu, o tarihte Facebook’un sadece 250 milyon civarında kullanıcıya sahip olduğu düşünülürse şu anda yeni ülkelerde kullanıcı sayılarını artırma sorunlarına bir çözüm buldukları düşünülebilir. Aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi Facebook hala Çin, Japonya, Brezilya, İran ve Rusya pazarlarında ağırlığını koyamamış. Google’ın ise böyle bir sorununun olduğu görülmüyor. Twitter hala yükselişte, yine de 2012’de 2 milyar üyeye ulaşacağını varsayan insanlar herhalde şu anki durumdan çok da hoşnut değillerdir.

« Previous Page Scroll to top