THY

Best vs. Best


 

THY uzun süredir başarılı bir pazarlama stratejisi yürütüyor. Kevin Costner’la başlayan marka reklamında dünyaca ünlü insanları kullanma planı, THY’nin yeni pazarlama algısı sayesinde takip eden yıllarda daha da gelişerek büyüdü. Bu doğrultuda benimsenen konsept ise -daha fazla kişiye ulaşabilmek adına- “spor” odaklı sponsorluklar yapılması (Manchester United, Barcelona) ve ünlü sporcularla marka elçisi olarak anlaşmalar yapılması (Kobe Bryant, Lionel Messi) üstüne kuruldu.

Bu pazarlama ve reklam sürecinin en son bombası ise Messi-Kobe odaklı THY reklamı oldu. Uzun süredir izlediğim en hoş reklamlardan biri ve bana göre diğer Manchester, Barcelona, Kobe reklamlarının tamamının üstünde bir çizgiye sahip. Futbol vs. Basketbol gibi hakkında çetrefilli tartışmaların döndüğü bir konuda, bu iki spor türünün dünyadaki en iyi temsilcilerini karşı karşıya getirmek tek kelimeyle muazzam bir durum. Üstelik reklam; ünlüleri kullanma biçimi, yerinde mizah, istenilen marka imajını vermesi gibi etmenlerde de oldukça başarılı.

Reklam henüz birkaç gündür yayında olmasına rağmen şimdiden Youtube’da milyonlarca tıklanmaya ulaştı ve eminim ilerleyen haftalarda da bu izlenebilirlik ve reklamdan bahsedilme (konuşulabilirlik) oranı giderek artacaktır.

Not: Bu arada dikkatimden kaçmadı. Messi reklamda daha donuk gözükürken, Kobe Bryant Hollywood’dan alışık olsa gerek, mimiklerini inanılmaz rahat kullanıyor :)

La Liga’da Yeni El Classico: Emirates vs THY


 

Real Madrid’in yeni sponsorlarından birisi Emirates oldu. Yapılan anlaşmaya göre Emirates 5 yıl boyunca Real Madrid’in resmi sponsorlarından birisi olacak. Emirates, futbola Türk Hava Yolları’ndan çok önce yatırım yapmaya başladı. Özellikle Arsenal ile olan iş birliği ile futbol dünyasında sürekli markasını sergiledi. Arsenal formasındaki sponsorluğu dışında eskiden adı Highbury olan Arsenal’in stadyumunu da yine sponsorluk dahilinde yenileyerek adını Emirates stadyumu olarak değiştirdi. Ancak son 2 yılda Türk Hava Yolları’nın futbola yaptığı yatırım, Emirates’i harekete geçirdi ve sponsorluk için THY’nin sponsoru olduğu FC Barcelona’nın ezeli rakibi Real Madrid’i seçtiler. Bu demek oluyor ki, havadaki rekabet, çimlere taşındı. El Classico en El Aire: Emirates vs Türk Hava Yolları :)

THY’den Başarılı ve Otantik Bir Reklam: Etiyopyalı Ama


 

Türk Hava Yolları’nın dünyanın en iyi ve en prestijli havayollarından biri olma iddiası ile markasına çok fazla yatırım yapmakta olduğunu ve “globally yours” sloganıyla evrensel bir kimliğe başarılı şekilde büründüğünü hepimiz gözlemliyoruz.

Bu yazıda yer vermek istediğim reklam ise klasik marka reklamlarından çok farklı, markanın veya ürünün hiç bir özelliğini gözümüze sokmayan ve yayınlandığı mecralarla birebir örtüşen bir örnek.

Yaklaşık 2,5 dakika süren bu reklam filmi ile National Geographic’te karşılaştım. İlk başta belgesellerin bir devamı mı yoksa gerçekten reklam mı olduğunu anlamakta zorlandığım kalitede çekilmişti. Dayanamayıp hemen THY basın yetkililerinden bir kopyasını rica ettim. Reklam bize Etiyopyalı Ama’nın hayatından kısa bir kesit anlatıyor ve anlıyoruz ki dünyanın her yerinden uçuş noktaları ekleyen THY, Ama’nın dünyasına ise bagaj etiketinden bozma bir küpe şeklinde girmiş.

Bu başarılı reklam filmi hem “globally yours” sloganını besliyor, hem yeni destinasyonlara dikkat çekiyor, hem yayınlandğı mecra itibarı ile çok gezen hedef kitleyi hem de küpe ve güzellik kavramları ile bayan hedef kitleyi kendine bağlayarak bir taşla birden çok fazla kuş vuruyor. Tebrikler.

Türk Hava Yolları ile Virale Uçuyoruz


 

Birkaç gündür sosyal medyada dönen video’yu izlemişsinizdir. Bir erkek çıkıyor ve sevgilisine aslında dil okulunda olmadığını, bu süre içerisinde seyahatte olduğunu ve neler yaşadığını anlatırken, bir anda farklı ülkelerden, farklı kişilerin birer kelimeyle katıldığı, güzel cümleler oluşmaya başlıyor ve sonunda evlenme teklifi… Ne kadar romantik online casino diye düşünürken, aklımıza gelen soru VİRAL!

Aslında videoyu dikkatli izlediğimizde, Türk Hava Yollarının ambleminin bir kısmının görüldüğü kart, uçtuğu millerden, ve hediye kazandığı millerden bahsetmesi, hangi markanın virali diye düşünmemize fırsat bile vermedi. Ama marka konusunda az merak uyandırsa da içerik konuşuldu mu, evet hala konuşuluyor. Sadece video ile kalmayarak thumblr üzerinden bir blog da açmışlar. Bunu da video”nun sonunda “Sevgilim bak! bi de blog yaptım:) : hepsiniseninicinyaptim.thumblr.com ile duyuruyor.

Dediğim gibi bu nedir diye fazla merak uyandırmıyor, ama konuşuluyor.

THY’nin Yeni Reklamı Çok İddialı


 

Sıkça kullandığımız bir deyim vardır; böyle şirketler, takımlar, oyuncular vs. neden bizden çıkmaz deriz Türk milleti olarak. Türk Hava Yolları bu konudaki istisnalardan bir tanesi. Bugün itibariyle THY’nin yeni TV reklamı 80 farklı ülkede gösterime girecek. Manchester United takımı ile 3.5 yıllık bir kontrat imzalayarak M.United’ın kanatları olan THY bu takımda oynayan dünyaca ünlü Van der Saar, Rooney, Evra gibi yıldızları, ve büyük efsane Sir Bobby Charlton’u bu reklamda oynattı. Uluslararası bir reklama yakışan bir şekilde, ciddi bir prodüksiyon ve bütçe ile hazırlanan bu reklamı izleyelim önce.

THY’nin reklam kampanyaları ve uluslararası stratejisi Marketoloji’de sıkça hakkında konuştuğumuz bir konu. Ucuz bilet satmaya çalışan havayollarına kıyasla THY’nin bu akıma kapılmaması ve yemeklerinden, kalitesinden ödün vermemesi de ilgi çekici. Bu reklamda da tanıtılan kısım THY’nin yeni Business Class konsepti. Reklamın içinde aşağıdaki yazılarla karşılaşıyoruz;

  • Globally awarded cuisine
  • Best of in-flight entertainment
  • Flat-bed seats

Son olarak ufak bir eleştiri yapayım. Reklamın müziği ve stili bana biraz klasik geldi. Bu tarz reklamlar yaklaşık 10 yıldır sıklıkla kullanılıyor. Genellikle Nike, Adidas gibi spor markalarının yaptığı bu reklamlarda futbol yıldızları topla güzel hareketler yaparlar, ve bu reklamı izleyenler hem eğlenir, hem de videoyu defalarca izleyerek hareketlerin nasıl yapıldığını çözmeye çalışır. Orada amaç dikkati kramponlara çekmekken burada Business Class’ın genişliği, koltukların rahatlığı vs ön planda tabi…

Spora Sponsor Olmanın Marka İmajına Etkisi


 

Spor derken, aslında kulüp takımlarını kastetmiyorum çünkü kulüp takımları açısından sponsorluğun önemi anlaşılalı çok oldu. Ligimizin önemli takımlarının forma ön-arka ve kol sponsorlarından aldığı meblalar zaten markaların bu konuya ne kadar önem verdiğinin net bir göstergesi. Hatta Türk Hava Yolları’nın Barcelona ve Manchester United gibi dünyanın en büyük futbol kulüplerine resmi sponsor olması da bu duruma güzel bir örnek. Markaların kulüp takımlarıyla olan bu anlaşmaları, kesinlikle futbolseverler üzerinde büyük etki yaratıyor ve markalar da bu etkiyi marka imajına iyi giydiriyorlar.

Bu yazıda bahsetmek istediğim biraz daha farklı sponsorluklar. Mesela Türkiye 1. futbol ligi (yani süper lig). Turkcell’in uzun süredir sponsor olduğu süper ligimizin artık yeni sponsoru Spor Toto. Turkcell, sponsor olduğu süreçte bu desteği çok başarılı bir şekilde kullanıcıya yansıttı ve sadece bu konuda yaptığı iletişim çalışmalarıyla marka imajını güçlendirdi. “Turkcell Süper Lig Hiç Bitmesin” sloganını hala hatırlarız ve bir süre daha hatırlayacağız. Geçtiğimiz yıl Bank Asya da 2. futbol ligine (aslında yeni ismiyle 1. lig) sponsor oldu ve bu desteği tıpkı Turkcell gibi başarılı bir şekilde tüketiciye yansıtıyor. Yaptığı iletişim çalışmaları, özellikle Bank Asya Ligi için çeşitli kanallarda yapılan spor programlarıyla birlikte marka imajını oluşturuyor ve güçlendiriyor. Bank Asya’nın geçtiğimiz yıla kadarki imajıyla bu sene itibariyle oluşan ve güçlenen imajı arasında ciddi fark olduğunu düşünüyorum. Ayrıca milli takımımızın sponsorlarına baktığımızda sektörünün en büyüklerini görebiliyoruz: Turkcell, Ülker, Nike, Mercedes Benz, Efes Pilsen, Garanti Bankası, TTNet.

Diğer yandan önümüzdeki günlerde başlayacak Dünya Basketbol Şampiyonası kapsamında da birçok marka iletişim çalışmalarına çoktan başladı. Beko, Garanti Bankası, Ülker (Metro), Turkcell bu markalardan bazıları. Özellikle Garanti Bankası’nın 2001 yılında Türkiye’de düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası kapsamında basketbol milli takımımız için başlattığı sponsorluk ve Athena tarafından bestelenen şarkı ile desteklenen iletişim çalışmaları markaya çok büyük güç kattı. O yıllardan bugüne devam eden destek, Doğuş Grubu’nun kanalları NTV ve NTVSpor’un ’12 Dev Adam’ın maçlarını yayınlamasıyla daha da güçlendi. Turkcell’in geçtiğimiz yıl Hidayet Türkoğlu ile yaptığı reklam çalışmaları da bu desteğin iletişim çalışmalarının birer parçasıydı.

Basketbol ve özellikle de futbolun Türkiye’deki rolü ve insanlar üzerindeki etkisi düşünüldüğünde bu sponsorluk çalışmalarının marka bilinirliği oluşturma ve marka imajını güçlendirme konusunda ciddi etkisi var. Kulüp takımlarının ötesinde liglere ve milli takımlara yapılan yatırımlar da son yıllarda bu desteğin hızla artmasına ön ayak oldu.

Twitter’ın Doğru Kullanımı İle Volkan Krizini Fırsata Çevirmek


 

14 Nisan 2010 tarihinde hiç beklenmedik bir şey oldu. İzlanda’da bir volkan faaliyete geçti ve başta Kuzey Avrupa olmak üzere Avrupa ve Amerika’daki uçuşların birçoğu belli bir süre için iptal edildi. Daha önce benzeri bir durumla karşılaşıldı mı bilmiyorum ama bir çok yakın arkadaşımın ve daha milyonlarca insanın aylar önce yaptıkları bir çok plan küllerin uçuş güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle iptal edildi.
Belirsizliğin en üst düzeyde olduğu böyle bir ortamda tahmin ediyorum ki şirketler kendilerini bu tür bir krize hazırlamamıştı. Beklenmedik bir anda meydana gelen volkan aktivasyonu büyük miktarda kül bulutlarının tüm Avrupa’ya dağılmasına neden oldu. Havayolu şirketlerinin bu konuda bu kadar aciz kalmasının iki nedeni var; bilet satışlarının büyük çoğunluğunun aylar öncesinden yapılıyor olması, 100% güvenli olmadığı sürece hava sahalarının açılmaması ve kül bulutlarının rüzgar ve diğer değişkenler nedeniyle yönünün ve tehlike derecesinin kestirilememesi.

Burada havayolu şirketlerinin yapması gereken ise mağdur müşterilerin her an kendilerine ulaşabilecekleri ve uçuşlar hakkında bilgi alabilecekleri bir sistem oluşturmak. Bunu yapabilmek için ise call centerların yeterli olabileceğini hiç zannetmiyorum. Sosyal Medyanın, özellikle de Twitter’in hızlı ve mantıklı kullanımı sayesinde call centerlar ve yavaşlayan websiteler üzerindeki yük belli bir seviyeye kadar hafifletilebilir, hatta bu kriz fırsata çevrilebilirdi. Psikolojik olarak, müşteriler kendileriyle ilgilenilmesini ister. Twitter’ın avantajı ise şu; atılan bir mesaja o müşterinin adı ile cevap verildiği anda (örn @enginbali…) o müşteriye yalnız olmadığı mesajı verilebilirdi. Ayrıca, insanlar olayı twitter’dan takip ettiği sürece mağdur olanın yalnızca kendileri olmadığını farkedecekler ve bir şekilde bu da ruh hallerini olumlu yönde etkileyecekti. Ayrıca şirketin güncel olarak vereceği bilgiler, örneğin yolcusuz test uçuşlarının sonuçları, müşterilerin yine o sayfayı güncel olarak takip etmesini sağlayacaktı. Bu şekilde yaratılacak wom etkisi o twitter sayfasının follower sayfasına da olumlu etkide bulunabilirdi. Maalesef bu konu ile ilgili bir veri yok elimde ama bu çıkarımı yapmak çok da zor değil sanırım.

Krizin şu anda bazı büyük havayolu şirketleri tarafından official twitter sayfaları aracılığı ile nasıl yönetildiği hakkında da ufak bir araştırma yaptım. 14 Nisan’dan bu yana bu resmi twitter hesapları tarafından konu ile ilgili gönderilen tweet sayısı ve hesapların takipçi sayısı ise şöyle;

Delta Airlines; 15 / 43390 followers

Lufthansa DE; 32 / 23359 followers

THY; 2 / 4308 followers

KLM; 100+ / 19398 followers

Iceland Air; 9 / 1436 followers

Yukarıda belirttiklerime dayanarak bu krizin doğru twitter kullanımı ile şirketler tarafından bir nevi fırsata çevirilebileceği sonucuna varıyorum ben. Olay sadece bu tür krizlere önceden hazır olmak ve müşteri memnuniyetinin önemini yeterince kavramış olmak, sosyal medya ve özellikle twitter gibi bir nimeti de kullanmayı bilmek ise bana göre önemli bir ayrıntı…

 Scroll to top