starbucks

Üçüncü Dalga Kahve – Pazarlama ve Tüketime Etkileri


 

Türkler olarak bir özelliğimiz de hiçbir şeyi kararında bırakmamak ve kaynayan kanımız nedeniyle çok kısa sürede ve çok yoğun olarak ilgimizi bazı şeylere yöneltmek. Günlük hayatımda ve tez konum gereği yaptığım cafe ziyaretlerinde de yine bunun güncel bir örneğini gözlemliyorum bu aralar: ben diyim hipster cafeler siz diyin third wave roastery & brewery. Bir iki sene içinde en popüler semtlerde camcama duracak şekilde brewery shoplar açıldı, özellikle Moda, Karaköy ve Cihangir bu yeni akımın iliğimize kadar işlediği semtler oldu. Kronotrop, Coffee Sapiens her Pazarın vazgeçilmez durakları olurken check-inler kahve dükkanları ile doldu. Belçika işi soğuk kahve setleri, kese kağıtlarında birbirinden minimalist çekilmiş – çekirdek kahveler ve mutfaklarda bunlara ayrılan köşeler işin yan ekonomisi olarak kendini gösterdi.IMG_1649

İtalyada yaşadığım zamanlardan kahve dünyasına aşina olmakla beraber üçüncü dalga kahve benim için de yeni bir kavramdı ve Avrupa bazlı teknikler, Amerika temelli dekorasyon şekli ve farklı kıtalardan çekirdeklerle çok eklektik bir kültür olması dikkatimi çekti. Kısa bir araştırmayla, wikipedia’da üç kahve dalgasının neler olduğunu öğrenebiliyoruz. 2002’de ilk defa kullanılan üçüncü dalga tabiri, 2008’de yeme içme yazarı Jonathan Gold tarafından benim yorumlarımla şöyle açıklanmış:

1. dalga:  kahvenin paketlenmiş bir market ürünü olarak pazara çıkması. Satın alma ve tüketim hızlı tüketim malları mantığına göre işlerken, işin servis boyutu düşünülmüyor bile. Amerikan kültürünün vazgeçilmez parçası promosyon, indirim, raf düzeni ve kuponlar bu kategoride de önemli.

2. dalga: Amerika’da Peets ama global boyutta Starbucks ile temsil edilen dalga. Pazarlamada bir çığır açtığını karşıtlarının bile kabullendiği bir marka olan Starbucks ile ikinci dalgada, kahve artık bir ürün değil deneyim. Paketli mal değil bir hizmet. Ürün çeşitliliği oldukça artmış, yöresel espresso ya da güney Amerika çekirdekleri kategorilendirilmiş, tüketici bir çok seçimle karşı karşıya. Aynı zamanda hizmeti alan kişi pasif değil, şurubunu boyutunu sütünün tipini seçen aktif bir katılımcı. Bu döneme damga vuran en önemli pazarlama terimleri ise “deneyim” ve “zincir”. Seçeneklerin fazlalığı, fiyatların iki katından fazla yükselişini getirirken hizmet kalitesini tutturabilen ulusal zincirler bu dalgadan alnı açık çıktı. Zincir işletmelerle beraber standartlaşma ve ticarileşme ortaya çıktı. Starbuck kahve kültürü hem kendi kültürünü hem de onyıllar içinde karşı kültürünü yarattı yani…:

3. dalga: Kimi tanımlara göre bağımsız kahve, kimilerine göre ise kahve sanatı dönemine girmiş bulunuyoruz 2008 itibariyle. Starbucks’ın ve Caffe Nero’nun İtalyan kahve kültürü simgelerine oturttuğu kuruluş hikayelerine zıt olarak bu dalga İtalya’da kabul görmeyen, New York, Londra ve Melbourne gibi kozmopolit kentlerden yayılan bir dalga. Tüketicilerin içtiği kahveyi tanıması, üretim ve sunumun tüm aşamalarına hakim olarak çekirdeği tanıması, yöreleri birbirinden ayırması, sanat hatta zanaat olan filtreleme, çekme gibi işlemlere yakın olması amaçlanıyor. Latte art yani kahve üstüne konulan süt köpüğüyle şekiller yaratma, brewery artist yani kahvenizi sunan kahve sanatçınız sıkça duyduğumuz kavramlar.

ritualİşin tüketici tarafına bakarsak, ürünün değil deneyimin de değil ama bir kültürün fiyatlandığını görüyoruz artık. Kahvenin Türk, İtalyan ya da Amerikan kökenlerinden kopup her bölgenin ayrı ayrı özümsendiği daha geniş bir perspektif ve dolayısıyla daha fazla seçenek ürün gamında öne çıkıyor. Yan ekonomisini yaratan, kupalar, kahve makinaları, değirmenleri ve çekirdekleri ile evinizde de devam ettirebileceğiniz kahve ekonomisi, sosyal medyada ise tam bir fenomen oldu. Sırf kahve konulu paylaşımlar binlerce hesaba ilham kaynağı oldu, kış ve hipster kültürü ile özdeşleşti. Kahve sanatı bir ritüel olarak günlük hayata kabul edildi.

Bir diğer perakende temelli etkisi ise genellikle küçücük metrekarelere sıkışmış bu yerel işletmelerde mecburen müşterilerin ve sahiplerin içiçe olması, bu küçük metrekarelerde tanışan insanlar, paylaşılan ortak bir kültür ve satıcı ile müşteri arasında gittikçe şeffaflaşan sınırlar. Mahalle kültürünün bir bakıma geri gelişi ve fair trade’in yeniden gündeme gelmesi ise en sevindirici tarafları.

4. dalgada hangi yöne gideceğimizi bir tüketici davranışı analizcisi olarak şimdiden merakla bekliyorum…

Bazı kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Third_wave_of_coffee
http://www.themagger.com/ucuncu-dalga-kahve-istanbul-kahve-mekanlari/

 

Pamuk Eller Ceplerden Ekranlara, Dikkatler Square ve Jack Dorsey’e


 

İster ATM’den, ister kredi kartıyla, ister nakit; ödeme sıkıcı olmaya kolayca yakınsayabilecek bir konsept.

Mobil ödeme, geleneksel ödeme seçeneklerine göre daha hızlı, pratik ve güvenli olmaya aday. Pamuk eller cepler yerine ekranlara gitmeyi sıklaştırdıkça, mobil ödeme hararetleniyor.

Artan talep, artan hacim ve rekabet; mobil ödemeyi ”Geleceğin Yıldızı, Bugünün Haşarı Çocuğu” olmaktan çıkarıp, büyümeye yaklaştırıyor.

Peki alametler?

Visa, 2020’de ödemelerin yarısının mobilden geçeceğini duyurdu.

Gartner, mobil ödemenin 2012 hacmini 172 milyar dolar olarak ölçümledi.

Google, açık mobil ödeme sistemi Google Wallet’a televizyon reklamı çekti.

Facebook, 2011 gelirleri içinde %15e denk gelen Facebook credits satışlarını arttırmak için gerekli revizyonlara başladı.

Ve Starbucks, küçük işletmelerin ve bireylerin kredi kartına ihtiyaç duymadan, mobil cihazlarıyla ödeme yapmalarını ve almalarını mümkün kılan Square’e 25 milyon dolar yatırım yaptı.

Hatta eski Twitter kurucusu yeni Square CEO’su Jack Dorsey, Twitter hesabından Starbucks CEO’su Howard Schultz’la el sıkıştığı anı bizzat paylaştı.

Jack Dorsey, Twitter’la bloglara yaptığını Square’le kredi kartına yapmak istiyor.

Hikayede değişen bir şey yok: İhtiyacı belirle, parçalara ayır, bariyerleri ortadan kaldır ve kitleselleştir.

Ya hikaye anlatımı? Geleneksel medya, geleneksel medyanın web yansımaları ve kullanıcı kaynaklı içerik blogları gözlerini ve eylemlerini içeriğin sıradaki adımına çevirmişken, Jack Dorsey ve Twitter’ın ortalığı sallayışı hafızalarımızda taze.

Hikaye anlatımında değişen bir şey yok: Bankalar, mobil operatörler ve perakende zincirleri gözlerini ve eylemlerini mobil ödemeye çevirmişken ortalığı sallayan yine Jack Dorsey ve Square.

Bugünlerde geleneksel pazarlama stratejisi ve pazarlama iletişimi yaklaşımlarının çalışmadığı Harvard Business Review seviyelerinde konuşulabiliyor.

Hal böyleyken, sektörleri ve kullanıcı deneyimlerini değiştirmeye aday girişimlerin hikayeleri, iletişimleri ve yolculukları yakın gelecekte standart haline gelebilecek pazarlama stratejileri için hepimize önemli ipuçları veriyor olabilir.

Ne de olsa Jack Dorsey’in Wired’ın kapağına taşındığı makalenin yayın tarihi 22 Haziran 2012, sıradaki hedefinin bankalar olduğunu konu alan Wired makalesinin yayın tarihi 5 Temmuz 2012, Square’in Starbucks’tan aldığı yatırımın tarihiyse 8 Ağustos 2012.

Sosyal Medya Ajanslarının Yapması ve Yapmaması Gerekenler


 

Facebook’ta yaklaşık 1,5 senedir çalışıyorum ve bu 1,5 senenin 8-9 aylık bölümünde hesap yöneticisi olarak görev yaptım. Bu bakımdan sosyal medya dünyasının biraz daha reklam ve pazarlama tarafında bulunuyorum. Bu dönemde birçok kişiyle, kurumla, ajansla tanıştım ve çalışma fırsatı buldum. Sosyal medya dünyasının Facebook penceresinden bakan bir üyesi olarak ve sosyal medya ajanslarının şimdiye kadar gördüklerimden yola çıkarak neler yapması ve neler yapmaması gerektiğini kısaca özetlemek istiyorum.

1) Facebook Sayfaları

Güvenlik
Facebook’ta bir mevcudiyet sağlamak isteyen markalar artık Facebook Sayfalarını kullanıyorlar. Müşterilerini ‘hayranlar’ı yapabilme, onlarla etkileşime geçebilme, uzun süreli diyalog kurabilme, hayranların arkadaşlarına ağızdan ağıza pazarlamanın gücüyle ulaşabilme, zengin medya içeriğini Facebook’ta yayınlayabilme ve daha fazla görünürlük sağlayabilme gibi birçok avantajı olan Facebook Sayfalarının yönetimi genelde sosyal medya ajanslarına verilir. Ancak bu yolda ara kademeye, markanın medya ajansları da dahil olabilir. Bu süreçte, sosyal medya ajansı markanın Facebook Sayfasının güvende olduğuna emin olmalıdır. Sayfada çok fazla sayıda yönetici bulundurmamalıdır. fMC‘de paylaşılan yeni özellik ile birlikte artık farklı kullanıcılara sayfa üzerinde farklı yetkiler verilebilecek. Henüz Türkiye’de aktif olmayan bu özellik aktif hale gelince sosyal medya ajansları doğru yetkiyi doğru kişiye verdiğine emin olmalıdır. Mümkünse sayfanın yöneticisi olarak iş hesabı atanmalıdır, böylelikle kişisel hesapların hacklenme ihtimalinden sayfa korunulmuş olur. Kişisel hesaplar bir şekilde markanın sayfasında yönetici ise, bu hesaplara sahip kişilerin Facebook’taki güvenlik önlemlerinden haberdar olması gerekmektedir. Bunlar iki başlıkta toplanabilir:

- ‘Phishing’ten korunma: Facebook’ta paylaşılan içeriklerin bazıları (çoğu zaman videolar) Facebook’u birebir kopyalamış sayfalara yönlendirilirler ve kullanıcıdan kullanıcı adı ve şifresini girmesini isterler. Adres çubuğuna bakıldığı takdirde adresin www.facebook.com olmadığı kolayca anlaşılır ancak sayfanın adresine dikkat etmeyen kullanıcılar, bu bilgileri hackerlar ile paylaşır ve hesaplarının kontrolünü kaybederler. Hesaba giren hacker, kullanıcının yöneticisi olduğu sayfaları alır. Çalıştıkları markaların sayfalarının yöneticisi olan kişiler bu ve benzeri yöntemlere karşı dikkatli olmalıdır.
– Giriş onaylarını açmak: Marka sayfasının yöneticisi olan kişiler Facebook’taki güvenlik bölümünden Giriş Onayları (Login Approvals) özelliğini aktif etmelidir. Böylelikle kişinin hesabı hacklense bile giriş yapılan cihaz başka bir cihaz olduğu için kişinin cep telefonuna bir kod gönderilecektir ve kodun girişi yapılmadığı takdirde hesaba giriş yapılamayacaktır.

İçerik
fMC’de açıklanan yeni timeline tasarımı ile birlikte cover photo, pinned post, milestones gibi özellikler markaların Facebook Sayfalarında doğru marka imajı ve bilinirliği yaratması adına üzerinde durulması gereken en önemli noktalar. Artık Facebook Sayfaları çok daha görsel, daha kolay gezinilebilir ve çok daha etkileşimli hale geldi. Markanın kimliğini çok daha etkili bir şekilde ortaya koyabileceği bir mecra oldu. Sosyal medya ajanslarının tüm bunları dikkate alarak markayı doğru yönlendirmesi ve sayfanın içeriğinin bu yönde oluşturmasını sağlaması gerekiyor.

Ajans, markaya Facebook Sayfasında paylaşılacak içerik konusunda doğru önerilerde bulunmalıdır. Sayfada sadece tek taraflı bir iletişim değil, iki taraflı bir etkileşim olması gerekir. Bu bakımdan, ajans hayranlara özel promosyonlar, özel günlerde kampanyalar, marka ile ilgili olan ilginç/komik/eğlenceli içerikler, sorular gibi farklı içeriği sunmayı ön plana koymalıdır (dipnot: genelde Facebook Sayfaları üzerinden yapılan promosyonlarda kurallara aykırı öğeler oluyor. Facebook’un promosyon kurallarını incelemenizi tavsiye ederim).Sayfanın kişiselleştirilebilecek tüm bölümleri ajans tarafından şık bir şekilde tasarlanmalıdır. Markanın, imajı ile paralel bir dili olmalı ve ajans, markanın bu dili tutarlı bir şekilde Facebook Sayfasında kullandığına emin olmalı. Facebook Sayfaları herkese açıktır ve bu sayfada kullanıcıların yaptıkları yorumları, duvar gönderilerini herkes görebilir. Bu bakımdan sayfanın bir nevi müşteri ilişkileri işlevi görmesi gerekir. Bunu yapmak için ajans belli bir işgücünün ayrılması gerektiğini markaya anlatmalıdır.

Ajans, marka için bir iletişim takvimi oluşturmalıdır, en azından tavsiyelerde bulunmalıdır. İçerik, önceden planlandığında hazırlık yapılabilir ve ona göre strateji belirlenebilir. Yapılan tüm paylaşımların istatistikleri yeni sayfa istatistikleri ile ölçümlenmelidir. Hangi tür ve içerikteki gönderilerin, hangi günlerde ve saatlerde daha başarılı olduğu düzenli olarak takip edildiği takdirde, bir süre sonra doğru iletişim stratejisini bulmak kolaylaşacaktır. Oluşturulacak iletişim takviminde tür olarak link mi, fotoğraf albümü mü, soru mu, video mu seçileceği tüm bu çalışmalar sonucunda belirlenmelidir.

Kuraldışı yöntemler
Kuraldışı yöntemlerle hayran artışı konusunda sosyal medya ajansları oldukça dikkatli olmalıdır. Aksi takdirde markaya açıklayamayacakları durumlarla karşılaşabilirler. Facebook, tüm bu çalışmaları dikkatli bir şekilde takip ediyor ve gerekli önlemleri alıyor. Eğer bir sosyal medya ajansının bu tarz çalışmalar yaptığı ortaya çıkarsa, bu durum sektördeki itibarlarını oldukça olumsuz yönde etkiler ve buna bağlı olarak markalardan alacakları işler konusunda ciddi sıkıntı yaşayabilirler.

2) Facebook Reklamları

Farklı formatlar
Ajansın farklı reklam ve pazarlama formatlarını bilmesi gerekir. Premium reklam, standart reklam, Sponsorlu Haberler nedir bilmeli, aralarındaki farkı markaya anlatabilecek kadar detayına hakim olmalıdır. Tüm bu formatları anlatan ingilizce ve türkçe dökümanlar Facebook’un pazarlama sayfalarında mevcut, rahatlıkla erişilebilir ve detayları öğrenilebilir (Premium reklam hariç). – Facebook Marketing Türkiye

Facebook’un pazarlama profesyonellerine yönelik etkinliği fMC’de tanıtılan yeni tasarım ve ürünler kapsamında, Facebook’taki ana içerik merkezin Facebook Sayfası olduğu bilinmelidir. Bu merkezden yapılacak paylaşımların, markanın hayranlarının, yani markanın en iyi müşterilerinin ne kadarlık kısmına ulaştığı sürekli olarak takip edilmelidir ve bu oranı arttırmaya yönelik reklam çalışmaları yapılmalıdır (bkz: sayfa gönderisi reklamları). Ayrıca aynı içeriğin hayranların arkadaşlarına ağızdan ağıza pazarlamanın gücü ile daha etkili bir şekilde aktarılabileceğini bilerek, markanın reklam çalışmasına bu önemli stratejiyi de eklemelidir.

Optimizasyon
Ajans, reklamdan en iyi verimi nasıl alacağını bilmelidir. Bu konuyla ilgili yine Facebook pazarlama sayfalarında dökümanlar bulunmakla birlikte geçtiğimiz aylarda benim de dahil olduğum :) bir webinar Facebook Marketing Türkiye sayfasında yayınlandı. Bu webinarı izleyerek sosyal medya ajansları optimizasyon konusunda daha detaylı bilgi sahibi olabilir. Böylelikle marka, sadece Facebook’taki mevcudiyetini değil, bütçesini de ajansa emanet etmiş olur ve bu bütçeden en iyi dönüş alacağını bilir.

3) Facebook Uygulamaları

Yaratıcılığın en fazla ortaya çıktığı ürün Facebook Uygulamaları’dır. Bunlar ilginç, eğlenceli, komik, mücadele odaklı oyunlar olabileceği gibi işlevsel uygulamalar da olabilirler. Ancak tüm bu özellikler tek bir prensip üzerine inşa edilmelidir: tasarım olarak sosyal (social by design). Tasarım olarak sosyal, temelde uygulamanın sosyal bağlantıların gücünü kullanabilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin, Zynga’nın tüm oyunları sosyaldir, çünkü arkadaşlarımızı davet ederek oynarız, onlarla rekabet ederiz, veya onlara hediyeler göndeririz. Bu prensip Facebook’un sunduğu en önemli özelliklerden birisi olan ‘sosyal’liği üst düzeye çıkarır ve uygulamanın kalitesini, kullanılırlığını, viralitesini arttırır. Facebook Studio, dünya üzerindeki ajansların Facebook üzerinde yaptıkları çalışmaların sergilendiği bir platformdur. Sosyal medya ajansları bu örnekleri dikkatle incelemeli ve bu uygulamalarda markaların ne gibi yaratıcı çözümler ürettiğini, marka imajına nasıl katkı sağladıklarını gözlemlemelidir.

Open Graph
Yeni Open Graph ile birlikte artık kullanıcıların bir uygulamayı zaman tünellerine ekleyebilmeleri ve farklı aksiyonlar paylaşmaları mümkün. Misal, daha önce webdeki içerikler üzerinde sadece “beğen” ve “tavsiye et” aksiyonları alınabiliyor ve bu yönde Facebook’ta paylaşımlar yapılabiliyorken, artık “okuma”, “izleme”, “dinleme” gibi farklı aksiyonlar tanımlanabiliyor. Markalar açısından burada oldukça önemli bir fırsat var. Sosyal medya ajanslarının bu yeniliği hızla öğrenmeleri ve neler yapmaları gerektiğini belirlemeleri gerekiyor. Şu anda Türkiye’de bu aksiyonların onay süreci henüz başlamamış olsa bile orta vade planlarına bu yeniliklerin dahil edilmesi, markanın doğru şekilde bilgilendirilmesi oldukça önemli.

Sosyal medya ajansları reklam ve pazarlama sektörünün bir anda yükselen oyuncuları haline geldiler. Markalar için sosyal medya yönetiminin henüz emekleme aşamalarında olduğunu düşünürsek, bu farklı dünyaya daha iyi adapte olabilen, kendisini daha iyi yetiştiren ajanslar bir adım daha ön plana çıkacaktır.

Katkılarından dolayı Serhad Bolukcu’ya teşekkürler.

Facebook Sayfaları: “Bunun Hakkında Konuşanlar” Nedir?


 

Sahip olunan medya (ing:owned media) Forrester tarafından markanın kontrol ettiği medya olarak tanımlanmış. Bir markanın ürünlerinin bulunduğu raflar veya mağazaları, web sitesi, mobil sitesi birer sahip olunan medyadır. Ancak günümüzde oldukça önemli hale gelen bir başka sahip olunan medya var: Facebook Sayfaları.

800 milyondan fazla kullanıcıya sahip Facebook, artık markalar için de büyük önem taşıyor. Müşterileri veya potansiyel müşterileriyle etkileşime (dikkat! iletişim değil etkileşime) geçebilecekleri, çok büyük kitlelere ulaşabilecekleri, ağızdan ağıza pazarlamanın gücünü kullanabilecekleri bir mecra artık Facebook.

Facebook Sayfaları, bu noktada markalar için kritik önem taşıyor. Facebook Sayfaları üzerinden hayran kitlelerini büyüten ve hayranlarıyla etkileşime geçen markalar artık Facebook’ta kendilerinden daha da fazla söz ettirmek istiyorlar. Facebook’un yeni parametresi “Bunun hakkında konuşanlar (ing:people talking about this)” da artık markaların hedeflerinin sadece hayran kitlesini büyütmek olmaması gerektiğini, kendileri hakkında Facebook’ta konuşulmasının en az hayran sayısı kadar önemli olduğunu gösteriyor. “Bunun hakkında konuşanlar” marka ile ilgili son 1 haftada haber yaratan herkesi içeriyor. Bu haberler, kişinin markanın sayfasını beğenmesi, sayfadaki bir gönderiyi beğenmesi, gönderiye yorum yapması, bir fotoğrafta sayfayı etiketlemesi, markanın bir mağazasında yer bildirimi yapması gibi marka ile ilgili tüm haberleri kapsıyor.

Markaların, Sayfalarını hayranları için ilgi çekici hale getirmeleri gerekiyor. Nedeni çok basit, markalar kullanıcıların Facebook’taki haber kaynaklarında, kullanıcıların arkadaşları ile rekabet ediyorlar. Bu sebeple, en az arkadaşlarının oluşturdukları haberler kadar ilgi çekici gönderiler paylaşması ve hayranlarının bu gönderilerle etkileşime geçmesini sağlaması gerekiyor. Bu da hem gönderilerine olan ilgi, hem de ilginin ağızdan ağıza pazarlama ile yayılması açısından çok önemli.

Facebook’un markalar için Facebook Sayfaları ile ilgili paylaştığı 10 ipucunu buradan indirebilirsiniz. Döküman İngilizcedir.

Starbucks Bardağınızı Canlandırın!


 

Augmented Reality (AR) konusunda çok fazla örnekle son zamanlarda karşılaşmamıştık. Hatırlarsanız Danino’nun AR uygulaması ile ilgili yazımda konuya detaylı olarak değinmiştim.

Bu kez Starbucks güzel bir AR uygulaması ile karşımızda. Ancak Danino ve Lego örneklerine kıyasla biraz daha başarılı bir yöntem ile: iPhone kullanarak. AR uygulaması için iPhone’un tercih edilmesi mobil olması açısından önemli. Daha önceki AR örneklerinde genelde webcam yardımıyla bilgisayar üzerinde bu uygulamalar yapılıyordu.

Bu başarılı AR çalışmasının, Starbucks’ın lovemark olmasına da büyük katkıda bulunduğunu düşünüyorum.

Pazarlama Kokusu Sardı Dört Bir Yanımı…


 

İstinye Park’ı saran taze ekmek kokusu, tam da Starbucks’ın önünden geçerken bizi adeta hipnotize eden buram buram kahve esintileri…

Tabi ki tahmin ettiğiniz üzere bunların hiç biri tesadüf değil. Son yılların trendi koku pazarlamanın etrafımızı saran etkileri.

Bizi yıllar öncesine götürebilen koku hafızasının gücünü markaların keşfetmesiyle artık her markanın logosu gibi kendine has bir parfümü var. Turkcell TIM’lerin özgün kokusu hepimizin aklına gelmiştir. İşte koku pazarlamanın en iyi örneklerinden biri!

Geçmişimizi canlandırmanın en özel yolunun kokular olduğunu düşündüğümüzde markalar için bu pazarın ne kadar faydalı ve stratejik olduğunu anlayacaksınız. O kokuyu duyduğumuzda eski sevgilimizi hatırlar gibi markaları hatırlayacağız artık.

Fırınlar ekmek, kahve mağazaları kahve, Turkcell gibi markalar rahatlatıcı parfümlerle kendini ifade ederken müşterilerine inanılmaz bir haz yaşatıyor ve markaya olumlu duygularla yaklaşmamızı sağlıyor.

Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse; Almanya’da Nivea’nın güneş kremi reklamı sonrası sinema salonuna verdiği kokuyla satışları %500 artış gösteriyor.

Yeni araba kokusu da aslında bu pazara dahil çünkü arabanın yeni olduğunu bize hissettiren o tanıdık koku fabrika çıkışından önce arabaların içine sıkılıyor ve sonuç ortada! Bizim yeni araba kokusu sandığımız şey araba tutkunlarını fazlasıyla etkisi altına alıyor.

Üstelik Vavana gibi markalar evler için de parfümler yaratıyor. Yani istediğimiz kokuyla evimize bile kimlik kazandırabiliyoruz. Arzu ederseniz okyanus rüzgarları, arzu ederseniz çiçeksi dokunuşlar…

Duyularımız işgal altında olsa da koku pazarlama temiz ve cezbedici bir pazar. Şimdi Chanel Egoist kokusu duyduğumuzda yıllar önce ki sevgilimizi hatırlamak yerine markaları hafızamızda canlandıracağız… Ve o tanıdık, güzel hisle başka bir markayı tercih etmek artık çok zor olsa gerek. Aldatmak gibi düşünün, başka bir koku duyduğunuzda yabancılık çeker, kötü hissedersiniz :) Koku dünyasına hoş geldiniz!

Starbucks: Daha Yakın, Daha Bağlı, Daha Sadık


 

Dijitalin günlük hayata iyiden iyiye entegre olması pek çok şeyi değiştirdi. Geçmişte ‘ekstra’ olarak algılayabileceklerimiz, yakın geçmişten itibaren ‘standart’ halini aldı. Kendimize benzetebileceğimiz insanlarla sürekli irtibat halinde kalmak ve düzenli/planlı medya tüketimi yeni standartların en meşhurlarından.

Benzer zevklere ve alışkanlıklara sahip insanları bir araya toplamanın ne denli mühim olduğu malumunuz. ”Kalabalık”lardan ”kabilelere” geçişimizi olabildiğince net ve ilham verici bir üslupla izah eden Seth Godin algoritmasına yakınlaşırsak: Starbucks, kahveyi keşfetmedi. İnsanların iyi dekore edilmiş bir ortamda, titiz servis eşliğinde, kendilerini andıran insanlarla kahve içmek isteyebileceğini ilk aklına getiren de Starbucks değil. Ancak Starbucks, inkar edemeyeceğiniz kadar kudretli ”kabile”ler kurmayı başardı. Ve Starbucks, kabilelerinin ihtiyaçlarına karşı hep duyarlı oldu.

Tüm bunlara paralel olarak Starbucks geçtiğimiz günlerde (öncelikli olarak ABD’de) Starbucks Digital Network(SDN)’ü aktive etti.

SDN temel olarak müdavimlerin Starbucks’tayken kullanabileceği bir platform. Haberler, Eğlence, Sağlık, Kariyer, Çevre ve Starbucks olmak üzere 6 kategoriden oluşuyor. Kategorilere içerik sağlanırken The New York Times, The Wall Street Journal, LinkedIn, Men’s Health, Women’s Health, Foursquare, Facebook, Twitter gibi kallavi ortaklarla çalışılmış. Daha rahat bir tabirle Starbucks’ta kahvenizi yudumlarken, yakın çevreniz ve size yakın olması muhtemel ikincil dairenizle ortak ilgi alanlarınızı takip edebileceğiniz, iletişim kurabileceğiniz bir tür birleştirici.

Dijitalin, pazarlama/pazarlama iletişimi açısından ‘ekstra’ olmaktan sıyrılıp, ‘standart’laştığı bir dönemde Starbucks epey öngörülü bir tavır takınıyor: Sosyal medyada var olmaya ve dijitalde iletişimde kalmaya müdavimlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir platform yaratmayı ekliyor. SDN yardımıyla tüketici tercihlerinin, etkileşimlerinin ve ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabileceği aşikar. Bu durum yalnızca Starbucks’a daha iyi bir iletişim sunmakla kalmayabilir: SDN’ye içerik sağlayan diğerleri de Starbucks kabilelerini tam manasıyla analiz edebilirler ve benzer modeller için tecrübe sahibi olabilirler. Pazarlama ve medya tüketiminin gittikçe içiçe geçtiği bir zaman diliminde, şirketlerin kendi medyalarını oluşturmalarını ve içerik üretmelerini ikna edici bulmaya başlayan benim içinse, gelişme tam manasıyla ilham verici.

O halde: SDN Türkiye’de uygulanmaya başladığında görüşmek üzere!

(Gelişmenin detayları için: First Look: Starbucks Digital Network Is Here – Mashable)

Next Page » Scroll to top