Sosyal Medya

Newsweek Olayı ve Dijital Yayıncılığa Geçiş


 

1995 yılında Newsweek’te internetin geleceğinin olmayacağı ve bir balon olduğu ile ilgili bir yazı vardı. The Internet? Bah! başlıklı yazıda internetin günlük hayatta daha çok yer kaplamasının çok mümkün olmayacağından, hiçbir online veritabanının günlük gazetelerin yerini alamayacağından, hiçbir CD-ROM’un işin ehli öğretmenlerin yerine geçemeyeceğinden, hiçbir ağın devlet işlerini değiştiremeyeceğinden bahsediliyordu. Kitapları ve gazeteleri internetten alacağımız günlerle ilgili görüşler de çok ciddiye alınmıyordu. Tüm bu dalga geçmenin ve interneti küçümsemenin sonucu, yazı yayınlandıktan tam 18 yıl sonra Newsweek’in basılı edisyonu bırakıp tamamen dijital yayına geçmesi ile sonuçlandı. İronik değil mi?

İnternet, mobil hayat ve teknoloji ile birlikte değişmeyen davranışımız yok. Okumadan satın almaya, yeme-içmeden gelecek planlarına kadar her şeyimiz değişiyor. Hayat = Mobil. Tüm bu değişikliğe ayak uydurmak da zorunlu hale geliyor.

Newsweek gibi haberciliğin en önemli markalarından birinin 17 Şubat 1933’te çıkardığı ilk basılı sayısı, 31 Aralık 2012’de son basılı sayıya kadar ne haberler yaptı, kimleri, ne olayları kapağına taşıdı. İşte bu son basılı sayı (#LastPrintIssue) bu 79 yıllık yolculuğun özeti niteliğinde bir seçki olarak yayımlandı. İçerisinde Newsweek’te çalışanların en önemli haberlerinin, kapakların yer aldığı bu son sayı, bir veda sayısı olarak son kez mürekkebini parmak uçlarımıza bulaştırdı ve tamamen dijital edisyona geçti.

 

Kapakta #LASTPRINTISSUE şeklinde hashtag kullanmak bile çok büyük bir yeniliğin ve değişimin habercisiydi. Dergide yazdığına göre basılı edisyona son verme fikri ilk kez 2010 yılında ortaya çıkmış. Çok sıkı ve yoğun toplantıların ardından böyle bir karar verilmiş.

Editörün yazısı son sayı olması nedeniyle epey uzundu ve bir maceranın son bölümünü anlatır gibiydi. Önceki yıllarda kapakta yer alan Robert De Niro gibi ünlü isimler de kapak hikayelerini anlatmışlar. Onların da o dönemki duygularını aktarması ve hatırlaması açısından etkileyici bir bölüm olmuş.

Dergide mevcut abonelerin dijitale geçişi ile ilgili bilgiler de eklenmiş. Yeni bir devrin başlangıcı olarak okurların bu geçişi en sancısız şekilde atlatması için Newsweek ekibi elinden geleni yapmış. Derginin son kısmı reklamlara ayrılmış. Her sayfanın altında da reklam departmanının bilgileri vardı. Bu sayede reklamverenle bağ korunmak istenmiş.

Basılı yayıncılığın evrimini konuştuğumuz şu günlerde Newsweek inanılmaz cesur bir adım atarak dijitale geçişte öncü oldu. Bu geçişin artıları ve eksilerini hep beraber yakın zamanda göreceğiz. Bu arada okur olarak biz de tabletlerden, akıllı telefonlardan okumaya daha da alışıyoruz. Öte yandan bu konu okurlar arasında basılı-dijital için her zaman bir tartışma konusu oldu ve olmaya devam edecek. Çünkü sayfaya dokunmadan, o kokuyu hissetmeden okuyamayan, o alışkanlıktan vazgeçemeyen okur için dijital yayıncılık bir tabu olarak kalabilir.

Teknoloji ve okuma alışkanlıklarımızdaki değişimin takipçisiyiz. Siz basılı ve dijital edisyon konusunda neler düşünüyorsunuz?

İnfografik: 2012 Sosyal Televizyon Raporu


 

2012, izleyiciler olarak televizyon deneyimini daha sosyal geçirdiğimiz bir yıl oldu. Programlar öncesinde, sırasında ve sonrasında paylaşımlar yaptık, arkadaşlarımızla tartıştık. Televizyon ve sosyal medya entegrasyonuna oradaburada ve şurada değindik. 2012, internete ek olarak televizyonun da sosyal geçtiği bir yıl oldu. Peki, 2012’de hangi programlar, hangi medya kuruluşları en sosyal unvanlara ulaştı? Konuyla ilgili Trendrr‘in hazırladığı rapora bir göz atalım.

Rapora göre Trendrr, 2012 boyunca televizyon etrafında gerçekleşen 800 milyondan fazla sosyal etkileşimi ölçtü. Bu ölçüm atılan tweet’lerden, Facebook sayfaları ve profillerindeki paylaşımlardan, Get Glue ve Viggle gibi uygulamalardan gelen verilerden oluşuyor. Bu etkileşimlere programın yayınlandığı günkü veriler dahil. Yayın dışı paylaşımlarla birlikte etkileşim sayısının milyarı geçeceği belirtilmiş.

2012’nin en sosyal medya kuruluşu (top network) NBC olmuş. 120 milyardan fazla paylaşıma sahip olan NBC’yi 60 milyardan fazla etkileşimle ABC takip ediyor. Üçüncü sırada FOX yer alıyor.

Program özelinde NBC’de yayınlanan Sünger Bob (Sponge Bob SquarePants) birinci sırada. İkinci sırada FOX’ta yayınlanan The X Factor var. Üçüncü sırada yine NBC’de yayınlanan The Voice yer alıyor. Sünger Bob’un bölüm başı aldığı etkileşim 80 bin civarıyken,  The X Factor’de bu rakam 615 bine çıkıyor. The X Factor izleyicilerinin programa daha çok katılım sağladığına şüphe yok.

Ay bazında yapılan paylaşımlara baktığımızda Ocak ayında Altın Küre Ödül Töreni ile ilgili çok fazla paylaşım yapılmamış. Şubat ayındaki Super Bowl ile paylaşımlar artmış ve yıl içinde en çok paylaşım yapılan ay olarak ikinci sıraya yerleşmiş. MTV Müzik Ödülleri ile birlikte Eylül ayı yılın en çok paylaşım yapılan ayı olmuş.

Program türlerinde spor programları %31’lik oranla en çok paylaşım yapılan kategori. Cihaz kullanımına baktığımızda %52 ile iPhone paylaşımın en çok yapıldığı cihaz olmuş.

Rakamlar da gösteriyor ki, Amerika’da televizyon giderek sosyalleşiyor. İzleyiciler televizyon izlediği sırada sosyal etkileşime geçmeye çok daha hazır. Arkadaş çevresi, diğer izleyiciler, programlar ve kanallarla paylaşıma daha meyilliler. Bakalım 2013 yılında televizyonda sosyallik konusunda bizi ne tür haberler bekliyor.

Raporun infografiği ve diğer detayları aşağıda:

Sosyal Televizyonda Yeni Dönem: Nielsen ve Twitter Anlaşması


 

Nielsen, Twitter’la yaptığı anlaşma sonucu Amerika’daki televizyon reytinglerini ölçebileceği yeni metriği Nielsen Twitter TV Rating‘i duyurdu. Bu metrikle birlikte toplanan verinin tamamı Twitter’daki paylaşımlardan oluşacak ve sosyal televizyon dediğimiz şeyi biraz daha anlamamıza yardımcı olacak. Yeni metrik reyting ölçümlemesine nasıl yeni bir soluk getirebilir?

Televizyonun yaygın olmadığı yıllarda mahalledeki tek televizyon sahibi evde 3-5 aile tek televizyonun başında toplanır, haberler (o dönem “ajans”) böyle izlenirdi (Gerçek sosyal televizyon deneyimi bu olsa gerek). Şimdi pek çok evde en az 2 televizyon var. Üstelik televizyonları artık cep telefonlarımızdan da izleyebiliyoruz. Hal böyle olunca televizyon izleme alışkanlığımız evrim geçirerek sosyal bir deneyime dönüşüyor.

Campaign Türkiye’de çıkan yazımda televizyon ve sosyal medya entegrasyonundan bahsetmiştim. Türkiye’de özellikle futbol maçları ve diziler özelinde Twitter’da paylaşım sayılarında gözle görülür artış olurken, Trending Topics’te (En Çok Konuşulanlar/Gündem) ilgili #etiketler yer alıyor. Yine bu entegrasyon dahilinde Twitter’ın televizyon sektörünü resmen desteklediği bölümü de her geçen gün yeni örneklerle karşımıza çıkıyor.

Televizyon ölçümlemede çok sağlam bir yeri olan Nielsen, yeni metrikle birlikte markalara da pek güzel veriler sunacak. Çünkü kullanıcıların Twitter’da yaptığı paylaşımlara, izleme deneyimlerine dair verileri canlı canlı, program özelinde toplayacak. Bu sayede sosyal televizyon deneyimi verilerle desteklenecek. Markalar da bu kapsamda yaratıcı çalışmalara imza atacak.

Sadece Twitter’dan değil, GetGlue benzeri izlenilen programlara check-in yaptığımız uygulamalarla da ölçümleme konuşuluyor. Twitter’ın kullanıcı sayısı, kullanım kolaylığı, televizyon izlerkenki kullanım alışkanlığı göz önüne alındığında ölçümleme konusunda daha geniş kitlelere ulaşma ve sağlıklı veriler sunma avantajını da belirtmekte fayda var.

Yeni metrikle birlikte -şimdilik Amerika özelinde bile olsa- reyting tartışmaları sosyal medyaya kayarak çok daha önemli hale geliyor. Başta kanallar olmak üzere televizyonun tüm vazgeçilmez unsurları daha çok izlenmek için sosyal medyayı vazgeçilmez bir mecra olarak konumlayacak.

Peki siz televizyonu nasıl izliyorsunuz? Siz de televizyonu Twitter’dan izleyenlerden misiniz?

Why Do We Retweet Bruce?


 

Twitter’da daha çok tık alma gibi konularda Twitter paylaşımlarını analiz edip çarpıcı sonuçlara ulaşan Dan Zarrella, yeni araştırmasında retweet edilen içerikleri ve tıklanma oranlarını incelemiş. Analiz edilen 2.7 milyondan fazla tweet gösteriyor ki, retweet edilme ve tıklama arasında bir korelasyon bulunmuyor. Hatta bu tweet’lerin %14.64’ü hiç tık almamış, %16.12’si tıklanmadan çok retweet edilmiş. Bu da pek çok kullanıcının aslında linklere tıklamadan tweet’leri retweet ettiğine işaret ediyor.

İçerisinde retweet geçen tweet’ler tıklanmadan çok retweet alırken, @ (mention) simgesi geçen tweet’ler retweet’ten çok tıklanma almış. Yine Dan Zarrella’nın daha önce yaptığı bir araştırmada iletide “please RT, retweet” gibi eyleme geçirici kelimeler yazan kullanıcıların tweet’lerinin daha çok tıklandığını biliyoruz. Araştırmaya ait detayları aşağıda görebilirsiniz.

Peki sizde durum nedir? Tweet’leri linklere tıkladıktan sonra mı yoksa tıklamadan mı retweet ediyorsunuz?

gnçtrkcll Temsilciliği


 

Turkcell Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri ve özellikle de 2005 yılında Vodafone’un Telsim’i satın almasından beri de pazarlamaya büyük önem veriyor. 2005 öncesi dönem incelendiği zaman, Turkcell’in daha çok teknik gücüne yatırım yaptığı görülürken, 2004-2005 dönemlerinde önce Aycell ve Aria’nın birleşmesi, sonrasında Vodafone’un Türkiye pazarına girmesi, telekomünikasyon sektöründe Turkcell’i, tıpkı rakipleri gibi, çok daha agresif ve yoğun bir pazarlama anlayışına yöneltti. Bu durumun ilk meyveleri de 2005 yılında gencturkcell oluşumuyla kendini gösterdi.

Uzun uzadıya gnctrkcll’nin 6-7 yıllık serüvenini anlatmaya gerek yok; ancak “gnçtrkcll temsilcileri” odaklı düzenlenen süreç, bence -en azından şu ana kadar- başarılı bir pazarlama projesi olarak dikkat çekiyor. En temel haliyle gnçtrkcll temsilcilikleri ülkenin farklı üniversitelerinden seçilmiş 5 farklı üniversite öğrencisinin tarife, teknoloji, kariyer, etkinlik, alışveriş kategorilerinde markanın yüzü olması şeklinde düşünülebilir. Bu konuda Turkcell’in esas başarısı ise, “gnçtkcll temsilcisini arıyor” sloganı ile başlayan ve 20 bine yakın gencin aday olduğu başvuru süreci.

Bu sürecin sayısal dataları, Turkcell’in sitesinde şu şekilde belirtiliyor: “Bu tür bir kampanyada “sosyal mülakat” yöntemi Türkiye’de ilk kez uygulandı ve 500 bin civarı genç sürece dahil olarak kendilerini temsil edecek gençleri belirledi. Facebook sistemi içerisinde dünyada ilk defa 7 farklı sosyal medya kanalı (Facebook, Twitter, Foursquare, Linkedin, Instagram, Tumblr, Blog) birbirine bağlandı ve buradaki aktiviteler analiz edildi. GNCSKOR adı verilen sosyal medya puanı hesaplaması yapıldı. “gnçtrkcll temsilcisini arıyor” 23 gün içinde 1.146.723 kişiye ulaştı, 504.269 kişi uygulamaya girdi. Finalist adaylar 7.242.329 beğeninin sonucunda belirlendi. Yoğun katılım, gnçtrkcll’lerin gerçek isteklerini adresleyen doğru ve doğal sonuçları beraberinde getirdi.”

Bir aydan kısa sürede ulaşılan değerler muazzam; fakat tabii ki sürpriz değil. Bu başarının bazı geçerli sebepleri var:

  1. Proje sadece bir Facebook uygulamasından oluşmasına rağmen, sosyal medyanın tüm ayakları çok efektif biçimde kullanıldı. Bu şekilde, genç turkcell, hedef kitlesinde yer alan binlerce genç hakkında inanılmaz boyutlarda dataya ulaştı. Gençler nerelerde çalışıyor, ne tarz projeler yapıyorlar, neler giyiyorlar, bloglarında neler yazıp, nerelere gidiyorlar gibi çok geniş piyasa araştırması gereken konularda tüketicilerin bizzat kendilerinin bu bilgileri vermesi sağlandı.
  2. Paylaşım atmosferi oluşturuldu. Proje dinamikleri gereği, temsilci adayları, beğeni almak ve dikkat çekmek için sık sık sosyal medyayı kullandı ve viral etkinin doğması sağlandı.
  3. Profesyonel kariyer hedefleyenler için ayrı, teknoloji sevenler için ayrı, alışveriş tutkunları için ayrı ödüller konularak, farklı zevklere sahip kullanıcıların da sürece dahil edilmesi sağlandı.
  4. Başvuru sürecini komplike hale getiren şeylerden ve kullanıcılara ek iş yüklemekten kaçınıldı. İnsanların “Eğer başarırsam çok iyi, olmazsa da denemekten zarar gelmez” şeklinde düşünmesi sayesinde binlerce adaylık ve çok daha fazla miktarda data girişi alındı.
  5. Tanıtım reklamlarının Turkcell Plaza’da çekilmesi, Turkcell çalışanlarının rol alması, kullanılan samimi dil ve doğallık, projenin çok daha organik bir proje olarak algılanmasını ve kullanıcılarda “Bu organizasyona katılabilirim” düşüncesinin oluşmasını sağladı.

Gençturkcell Temsilciliği projesi ilerleyen zamanlarda nasıl devam edecek ve basit bir marka elçiliği kavramından ne tarz farklılıklar gösterecek göreceğiz. Fakat özellikle başvuru süreci oluşturduğu viral etki, kullanıcılara kazanabileceklerini hissettirebilmesi ve hedef kitlesinden edindiği detaylı veriler sayesinde ilerde de pek çok case çalışmasına konu olacak gibime geliyor.

Mobil, Sosyal Medya İçin Neden Vazgeçilmez Bir Mecra?


 

Sosyal medya hayatımızın her alanında derken ciddiydik. Yediğimiz yemekleri, içtiğimiz içkileri, gittiğimiz yerleri, gözümüzün o an gördüğünü anında paylaşıyoruz ve arkadaş çevremize bildiriyoruz. Bunun için çeşit çeşit sosyal ağdan uygulamaya kadar pek çok araca sahibiz. Tüm bu paylaşımları da yaptığımız en önemli mecra mobil. Pek çok alışkanlığımız sahip olduğumuz akıllı telefonlar ve tabletler sayesinde değişti.

Facebook’un 3. çeyrek raporunda açıkladığı rakamlarda mobil kullanımın artması dikkat çekici. Detaylar ve diğer bilgiler için blogumuzdaki ilgili yazıya bakabilirsiniz. Değişen alışkanlıklar ve rakamlar da gösteriyor ki, Timeline’ında yaşadığımız Facebook gerçekten de mobili merkeze koymalı ve kullanıcılara en güzel mobil deneyimi sunmalı.

Sayın Erkurt, Neden Mobil?

Doğduğumuz güne ait fotoğraf ekleyebildiğimiz, öldüğümüzde sevenlerimize sosyal hesaplarımızdan mesaj bırakabildiğimiz şu günlerde, hayatımız artık başta Facebook olmak üzere diğer sosyal ağlarda. Instagram satın alması ile Facebook hem mobile yatırım yaptı hem de fotoğraf paylaşımının gücünü Instagram’la perçinlemek istedi. Ekim 2005’te çıkardığı Fotoğraflar uygulaması ile sosyalin gücünden çok iyi yararlandı. Son rakamlara göre Facebook fotoğraf paylaşımı konusunda diğer siteleri katlamış durumda. Burada da en büyük avantajı, hem fotoğraf eyleminin hem de “mevzunun” sosyal olması (arkadaşların içerisinde olduğu) ve mobilden bunu kolay bir şekilde yapıyor oluşumuz. Son iOS uygulaması güncellemesi ile de fotoğraflara filtre eklenebiliyor.

Facebook’un en çok eleştirildiği konulardan biri mobildi. Bu eleştirilere de 3. çeyrekte açıkladığı rakamlarla biraz cevap vermiş oldu. Fakat rakamlar kullanıcı deneyimini daha da iyileştirme ve mobili Facebook kullanıcılar için vazgeçilmez bir mecra yapmaya tabii ki mazeret olamaz. Mobile verdiği önem konusunda şirketten açıklamalar duyuyoruz.

Google, Google+ için iPad uygulamasını çıkardığında pek çok kullanıcı iyi bir mobil uygulamanın ne olduğuna şahit olduğunu anlatan paylaşımlar yaptı. LinkedIn iPad uygulaması ile çok daha kullanışlı oldu.

Dergi ve gazete okuma alışkanlığı mobille şekil değiştirdi. Lojistik maliyetin ortadan kalktığı, yayına girdiği anda cihazlara indirebildiğimiz yeni sayılarıyla basılı yayıncılık resmen evrim geçiriyor. Newsweek yeni yılda basılı edisyondan vazgeçerek sadece dijital baskı ile yayın yapacak. E-kitap, dergi ve gazete mevzusu başlı başına ayrı bir yazı konusu.

Instagram sadece akıllı telefonlardan erişilebilir derken web profillerinin geldiği haberini aldık. Bu haberle birlikte biz mobilken bizi masa başında takip eden kullanıcılar için profilimize erişilebilir bir ortam sunacak. Instagram yine mobil, Instagram yine Facebook’un. Belki de yakın zamanda karşımıza çok daha sosyal, çok daha iyi bir mobil deneyimle çıkacak.

Hayat = Mobil

Hayat bilgisayar başında değilken çok daha paylaşılır şeylerle dolu. Bu noktada en yakın dostumuz mobil cihazımız. Sıkışık trafikte sarıldığımız, yolculukta ağlayan bebeği şikayet ettiğimiz, bekleme salonunda sayfalarını karıştırmak yerine az önce yeni sayısını indirdiğimiz dergimiz, takip ettiğimiz kişilerden oluşan dünyamıza baktığımız, siparişini verdiğimiz yemeği anında paylaştığımız şey mobil. Kısacası hayat = mobil. Sadece uygulama özelinde değil, mobil site anlamında yayına giren ve optimize edilen sitelere hepimiz şahit olduk. Akıllı telefonlara yüklediğimiz uygulamalarla hayatı akıl dolu, ihtiyacımıza yönelik çözümler sunan bir halde yaşamaya devam ediyoruz. Yeni çıkan telefonlarla birlikte NFC, mobil ödeme, mobil alışveriş gibi konulara da giderek aşina oluyoruz. Hayat ciddi anlamda giderek mobilleşiyor. Her sabah uyandığımızda gördüğümüz ilk şey kimi zaman sevgilimiz, eşimiz değil; akıllı telefonumuz oluyor.

Markalar ve Mobil Uygulamalar

Değişen alışkanlıklarla birlikte değişen tüketim ve pazarlama anlayışı da mobilde hayat buluyor. E-ticaret sitelerinden hızlı tüketim ürünlerine, lüks markalardan müzik dinleme servislerine kadar pek çok marka mobil uygulamalar sayesinde (akıllı telefon ve tablet) kullanıcıları hayatlarının her alanında yakalama ve satışlarını katlama, farkındalığı artırma amacında. Bu yönüyle bakınca tüketici olarak biz de bu uygulamalara ve markalara daha bağımlı hale geliyoruz. Facebook’un Open Graph’i sayesinde mobilde yaptığımızı profilimizde paylaşabiliyoruz.

Hayat mobildeyken ve sosyal medyada paylaşımlar hayatın her anını kapsıyorken, mobilin neden önemli olduğunu bir kez daha düşünün. Mobilin sosyal medya için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz ama aslında hayatımız için vazgeçilmez bir noktaya doğru gidiyor. Akıllı telefon ve tablet gibi mobil cihaz kullanımının her gün katlandığı bir dönemde yapılabilecekleri ve potansiyeli hayal etmek bile heyecan veriyor.

Arkadaş Etkisi: Sosyal Grafik ve Algoritma


 

Günlük hayatı bile belli algoritmaların içerisinde yaşıyoruz. Hiç tanımadığımız birisiyle bile mutlaka ortak bir noktamız oluyor. İşte bu ortak noktalar ve ortak ilgi alanları sayesinde dijital dünyada ayak izleri bırakıyoruz. Bu ayak izleri de bu ilgi alanları aracılığıyla tıpkı örümcek ağı gibi, dünyanın bir ucundaki kullanıcıyı diğerine bağlıyor. Sosyal medya ile birlikte bu sosyal ağlar tam bir örümcek ağı görevi görüyor. Bu grafiklerin de ilgi alanlarına bağlı olarak birçok çeşidi bulunuyor. Kısacası; social graph: connecting people.

Sosyal medyanın sosyal etkisi ile birlikte paylaşımlarımızdaki artış, ortaya işlenebilecek (ve işlenmesi gereken) büyük veriyi çıkardı. Yaptığımız paylaşımlarla birlikte aslında nasıl bir insan olduğumuzu, sevdiğimiz şeylerle ve yaptığımız paylaşımlarla daha başka neleri sevip beğenebileceğimizi, bizimle aynı kafadaki insanları takip ederek onlarla tanışabileceğimizi gördük. Bu kimi zaman bizi “yok artık, bu kadarı da nasıl oluyor? Bu algoritma bu kadar şeyi nasıl biliyor?” sorularını sormaya itti. İşte bu sosyogram sayesinde herkes birbiriyle tanışık ve ilgili hale geldi.

“Social Graph” terimi 2007 yılında gerçekleşen Facebook”un f8 zirvesinde popüler hale geldi. Aynı gün Facebook Platform”unun da lansmanı vardı ve Platform”u daha anlaşılır halde anlatmak üzere social graph teriminden faydalanıldı. Terim için yapılan “the global mapping of everybody and how they”re related” tanımı bile aslında bu ağların birbirine nasıl bağlı olduğunu anlatır nitelikte.

Facebook”un 2007″deki f8″de “social graph” nosyonunu anlatmasından sonra işler değişti. Geçen seneki f8″de Open Graph çok daha güçlü hale geldi ve Timeline ile birlikte Timeline Apps ortaya çıktı. Bu uygulamalarla birlikte sosyal ilgi alanları çok daha etkileşimli hale geldi ve uygulamalara olan bağlılık arttı. Open Graph sayesinde dinlenen müziklerden okunan haberlere, yenen yemeklerden yapılan koşulara kadar ilgi alanları çeşitlendi. İlk sonuçlarla ilgili Nisan 2012″de şunu yazmıştım.

Tek ortak bir nesne ve etrafında dönen etkileşim çerçevesinde sosyal grafik, markalar açısından da önemli. Örneğin e-ticaret siteniz var ve bunu sosyalleştirmek istiyorsanız bu tür grafiklerden yararlanarak kullanıcıya uygun ürünü o kişinin karşısına çıkarabiliyor ve satışlarınızı artırabiliyorsunuz. Ya da en sevdiği müzik türü etrafında yepyeni gruplar keşfedilerek bir anda en çok dinlenen sanatçı olabiliyorsunuz.

Facebook Ads”in de gücü yine buradan geliyor. Kullanıcı olarak yaptığınız tek şey aslında bir sayfayı beğenmek. Fakat bu grafikler sayesinde algoritma bu beğeninin de ötesine geçerek arkadaş listenizi de bu sayfayı beğenmeye davet ediyor. Bu şekilde ortaya çıkan zincirle global bir harita ortaya çıkmış oluyor. LinkedIn”in de aynı türde reklam kullanacağı geçen sene konuşulmuştu. Twitter da Promoted Tweets altında o hesabı takip eden arkadaşları göstermeye başladı.

Benzer konu olduğu için ilgi grafiklerine de değinmek gerek. Pinterest şu sıralarda ilgi grafiğine verebileceğimiz en iyi örneklerden biri. Çünkü ilgi grafiği, sosyal grafikte olduğu gibi kimi tanıdığımızla değil, neyi sevdiğimizle ilgileniyor. Hal böyle olunca Pinterest”te yer alan görseller de aynı ilgi alanı etrafında toplanmış kullanıcılarla ilgili bir harita çıkarıyor.

Sosyal grafiklere ek olarak çeşit çeşit sosyograma ve grafiğe rastlamak mümkün. Sağlık, konum, tat ve ilgi grafikleri gibi yine aynı mantıkta verileri birleştirip öneriler sunan türde grafikler de mevcut. Bununla ilgili detaya ve örneklere ulaşabileceğiniz şu okuyabilirsiniz.

Bu grafikler beni son derece heyecanlandıran ve pazarlama açısından da fırsatlar barındıran bir alan. Sizce de işin içine algoritmaların da girmesiyle iş çok daha nefes kesen ve fayda sağlayan bir noktaya doğru gitmiyor mu?

Next Page » Scroll to top