marka

Amsterdam’da 1 Santimetrekareniz Olsun


 

Ülke ve şehirlerin markalaşma çalışmalarına daha önce şahit olmuşsunuzdur. Türkiye için de bu tarz çalışmalar yoğun olarak yapıldı/yapılıyor. Hazırlanan reklam filmleri uluslararası televizyon kanallarında gösteriliyor, Türkiye’yi tanıtan posterler yurtdışında outdoor reklam mecralarında sergileniyor. Turizm konusunda dünya pazarında Türkiye oldukça etkin bir rol oynuyor ve dünyada turizm gelirleri açısından 2008 rakamlarına göre 22 milyar dolar ile 9. sırada yer alıyoruz (Kaynak: Wikipedia/Tourism).

Bu pasta bu kadar büyük olunca, sadece ülkeler değil, şehirler de markalaşmaya çalışıyor. Amsterdam, bu şehirlerden birisi. İletişim çalışmalarını i amsterdam sloganı etrafında birleştiren Amsterdam pazarlamacıları, bu slogan ile Amsterdam’ı Amsterdam yapan değerin orayı benimseyen insanlar olduğunu vurgulamak istiyor. The Brand Age’in bu ayki sayısında incelenen Amsterdam’ın markalaşma çalışmalarından en çok dikkatimi çeken bir santimetrekare uygulaması. Bu uygulama ile birlikte talep eden kişilere Amsterdam’da bir santimetrekare veriliyor, hem de ücretsiz :) Bu bir santimetrekarenin nerede olduğunu görebiliyorsunuz ve sahip olduğunuz bu bir santimetrekare için sertifika da gönderiliyor. Ayrıca, size toprak, su, asfalt veya çimlerden birisi ile hazırlanmış bir anahtarlık gönderiyorlar. Bu muazzam uygulama ile kişilerin Amsterdam’a bağlılıkları arttırılmaya çalışılıyor. Detaylı bilgi için iamsterdam/onesquarecentimeter.

Anahtarlıkların nasıl hazırlandığı ile ilgili videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz;

[HTML1]

FAQ (Sıkça Sorulan Sorular) kısmında şu bölüme dikkat;

“Can I build something on my piece of property? A building for example?

As we mentioned earlier, no rights can be derived from ownership of the square centimetre. However, if you manage to draft plans to build something on 1cm2 we would love to hear your suggestions. E-mail them to info@amsterdaminbusiness.com.”

Açıklama; “Sahip olduğum alana birşey inşa edebilir miyim? Mesela bir bina?” cevapta bu tarz bir hakkın olmadığını belirtip “Eğer 1 santimetre kare üstüne birşey inşa etme konusunda hazır planlarınız varsa, önerilerinizi dinlemek isteriz” demeyi de ihmal etmemişler :)

Marka ve Kalite


 

Marka Nedir?

Philip Kotler”e göre marka “bir üreticinin veya satıcının ürününü veya hizmetini tanımlayan isim, tanım, işaret, sembol, tasarım veya tüm bunların kombinasyonudur.”

Marka, bir ürünü veya hizmeti diğer ürün ve hizmetlerden ayıran tüm özellikleridir. Bir ürünü tercih etmemizin birçok sebebi olabilir. Ürüne ulaşılabilirlik, paketin çekiciliği, satış sonrası hizmet gibi yan sebeplerden önce iki önemli faktör satın alma sürecine dahil olur. 1. Fiyat, 2. Kalite. Aslında bu iki sebebi pazarlamada sıkça kullanılan meşhur 4P”nin ikisinde görüyoruz; Price (fiyat) ve Product (kaliteyi kapsayacak şekilde genel olarak ürün).

Fiyat konusu belki de en karmaşık olanı çünkü fiyatı etkileyen çok fazla faktör var ve en stratejik kararlardan birisi olarak ön plana çıkıyor. Bu yazımda fiyatı değil, kaliteyi konuşmak istiyorum.

Bir ürünün kalitesi için aslında ürün ile ilgili tüm beklentilerimize tam ve doğru şekilde yanıt verebilmesi diyebiliriz. Her ne kadar “tam ve doğru şekilde yanıt verebilmesi” çok basit gibi görünse de birçok ürün için bu “yanıt verebilme” yetisi çok zor. Örneğin, bir içecek markası olduğunuzu düşünün. Öyle ki, her bireyin zevki farklı ve genel olarak tüm bireylerin beğenebileceği bir tat yaratmak zorundasınız. Bunu başarabilenler sektörde sivriliyor elbette ve bir şekilde kendilerini gösteriyorlar.

Kalite, bir ürün için olmazsa olmaz kriter. Kaliteli bir ürün her zaman oyuna bir adım online casino önde başlar. Marka olmak ise kalitenin hakettiği değeri bulması gibidir. İki örnek verelim ve yine içecek sektöründen gidelim. İlk örnek Ritmix. Ritmix bundan (yanlış hatırlamıyorsam) 4-5 sene öncesinde yoğun reklam ve pazarlama kampanyasıyla sektöre “alkolsüz malt içecek” kategorisi katmaya çalıştı. Tabi ki bu kategoriyi hem yaratan hem de yöneten olmak istedi. Marka iletişimi çalışmalarına harcanan yüksek meblalar pek işe yaramadı çünkü ürünün tadı beğenilmedi. Ben denemedim ancak çevremde deneyenlerin hiçbirisi bu tadı beğenmedi. Sonuç hüsran. İkinci örnek Uludağ Limonata. Özellikle üniversite öğrencileri arasında hızla yayılan bir trend haline geldi ve tadı çok beğenildi. Halbuki bundan birkaç ay öncesine kadar Uludağ Limonata”nın doğru düzgün reklam kampanyası bile yoktu. Ürünün kalitesi (tabi fiyatının ekonomik olmasını da eklemek gerekiyor) markayı kendiliğinden oluşturdu ve sektörde sağlam bir yer edindi.

Bu iki örneğin dışında hem kalite hem marka anlamında güçlü olan Coca Cola ve Pepsi, şu anda bilindiği gibi dünyada alkolsüz içecek pazarını domine etmiş durumda. Tüm bu örnekler aslında bize kalite ve marka ikilisinin birbirinden ayrılmayan, ayrılmaması gereken öğeler olduğunu gösteriyor. Tek başına marka, hiç bir şey ifade etmeyecek iken, markalaşamayan kalite ise hakettiği ilgiyi görmeyecektir.

« Previous Page Scroll to top