iPad

Mobil, Sosyal Medya İçin Neden Vazgeçilmez Bir Mecra?


 

Sosyal medya hayatımızın her alanında derken ciddiydik. Yediğimiz yemekleri, içtiğimiz içkileri, gittiğimiz yerleri, gözümüzün o an gördüğünü anında paylaşıyoruz ve arkadaş çevremize bildiriyoruz. Bunun için çeşit çeşit sosyal ağdan uygulamaya kadar pek çok araca sahibiz. Tüm bu paylaşımları da yaptığımız en önemli mecra mobil. Pek çok alışkanlığımız sahip olduğumuz akıllı telefonlar ve tabletler sayesinde değişti.

Facebook’un 3. çeyrek raporunda açıkladığı rakamlarda mobil kullanımın artması dikkat çekici. Detaylar ve diğer bilgiler için blogumuzdaki ilgili yazıya bakabilirsiniz. Değişen alışkanlıklar ve rakamlar da gösteriyor ki, Timeline’ında yaşadığımız Facebook gerçekten de mobili merkeze koymalı ve kullanıcılara en güzel mobil deneyimi sunmalı.

Sayın Erkurt, Neden Mobil?

Doğduğumuz güne ait fotoğraf ekleyebildiğimiz, öldüğümüzde sevenlerimize sosyal hesaplarımızdan mesaj bırakabildiğimiz şu günlerde, hayatımız artık başta Facebook olmak üzere diğer sosyal ağlarda. Instagram satın alması ile Facebook hem mobile yatırım yaptı hem de fotoğraf paylaşımının gücünü Instagram’la perçinlemek istedi. Ekim 2005’te çıkardığı Fotoğraflar uygulaması ile sosyalin gücünden çok iyi yararlandı. Son rakamlara göre Facebook fotoğraf paylaşımı konusunda diğer siteleri katlamış durumda. Burada da en büyük avantajı, hem fotoğraf eyleminin hem de “mevzunun” sosyal olması (arkadaşların içerisinde olduğu) ve mobilden bunu kolay bir şekilde yapıyor oluşumuz. Son iOS uygulaması güncellemesi ile de fotoğraflara filtre eklenebiliyor.

Facebook’un en çok eleştirildiği konulardan biri mobildi. Bu eleştirilere de 3. çeyrekte açıkladığı rakamlarla biraz cevap vermiş oldu. Fakat rakamlar kullanıcı deneyimini daha da iyileştirme ve mobili Facebook kullanıcılar için vazgeçilmez bir mecra yapmaya tabii ki mazeret olamaz. Mobile verdiği önem konusunda şirketten açıklamalar duyuyoruz.

Google, Google+ için iPad uygulamasını çıkardığında pek çok kullanıcı iyi bir mobil uygulamanın ne olduğuna şahit olduğunu anlatan paylaşımlar yaptı. LinkedIn iPad uygulaması ile çok daha kullanışlı oldu.

Dergi ve gazete okuma alışkanlığı mobille şekil değiştirdi. Lojistik maliyetin ortadan kalktığı, yayına girdiği anda cihazlara indirebildiğimiz yeni sayılarıyla basılı yayıncılık resmen evrim geçiriyor. Newsweek yeni yılda basılı edisyondan vazgeçerek sadece dijital baskı ile yayın yapacak. E-kitap, dergi ve gazete mevzusu başlı başına ayrı bir yazı konusu.

Instagram sadece akıllı telefonlardan erişilebilir derken web profillerinin geldiği haberini aldık. Bu haberle birlikte biz mobilken bizi masa başında takip eden kullanıcılar için profilimize erişilebilir bir ortam sunacak. Instagram yine mobil, Instagram yine Facebook’un. Belki de yakın zamanda karşımıza çok daha sosyal, çok daha iyi bir mobil deneyimle çıkacak.

Hayat = Mobil

Hayat bilgisayar başında değilken çok daha paylaşılır şeylerle dolu. Bu noktada en yakın dostumuz mobil cihazımız. Sıkışık trafikte sarıldığımız, yolculukta ağlayan bebeği şikayet ettiğimiz, bekleme salonunda sayfalarını karıştırmak yerine az önce yeni sayısını indirdiğimiz dergimiz, takip ettiğimiz kişilerden oluşan dünyamıza baktığımız, siparişini verdiğimiz yemeği anında paylaştığımız şey mobil. Kısacası hayat = mobil. Sadece uygulama özelinde değil, mobil site anlamında yayına giren ve optimize edilen sitelere hepimiz şahit olduk. Akıllı telefonlara yüklediğimiz uygulamalarla hayatı akıl dolu, ihtiyacımıza yönelik çözümler sunan bir halde yaşamaya devam ediyoruz. Yeni çıkan telefonlarla birlikte NFC, mobil ödeme, mobil alışveriş gibi konulara da giderek aşina oluyoruz. Hayat ciddi anlamda giderek mobilleşiyor. Her sabah uyandığımızda gördüğümüz ilk şey kimi zaman sevgilimiz, eşimiz değil; akıllı telefonumuz oluyor.

Markalar ve Mobil Uygulamalar

Değişen alışkanlıklarla birlikte değişen tüketim ve pazarlama anlayışı da mobilde hayat buluyor. E-ticaret sitelerinden hızlı tüketim ürünlerine, lüks markalardan müzik dinleme servislerine kadar pek çok marka mobil uygulamalar sayesinde (akıllı telefon ve tablet) kullanıcıları hayatlarının her alanında yakalama ve satışlarını katlama, farkındalığı artırma amacında. Bu yönüyle bakınca tüketici olarak biz de bu uygulamalara ve markalara daha bağımlı hale geliyoruz. Facebook’un Open Graph’i sayesinde mobilde yaptığımızı profilimizde paylaşabiliyoruz.

Hayat mobildeyken ve sosyal medyada paylaşımlar hayatın her anını kapsıyorken, mobilin neden önemli olduğunu bir kez daha düşünün. Mobilin sosyal medya için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz ama aslında hayatımız için vazgeçilmez bir noktaya doğru gidiyor. Akıllı telefon ve tablet gibi mobil cihaz kullanımının her gün katlandığı bir dönemde yapılabilecekleri ve potansiyeli hayal etmek bile heyecan veriyor.

Apple 622 Milyar Dolar Değerlemeyle Neleri Değiştirdi?


 

Apple, 622 milyar dolara varan piyasa değeriyle tarihin en büyük Amerikan şirketi. Teknoloji, telekom, medya sektörlerini ve dolayısıyla günlük yaşantımızı yeniden şekillendiren Apple’ın 1 trilyon dolar seviyesinden değerlenen ilk şirket olması bekleniyor.

Somutlaştırmak adına, konuyla ilgili rastladığım dikkate değer noktaları toparlıyorum:

- Apple hisselerinin değeri Ocak 2009‘dan bu yana 3 kez iki katına çıktı.

- Apple’ın en yakın rakibi Exxon Mobil‘le arasında 200 milyar dolarlık bir fark var. Bir başka deyişle, Apple ve takipçisi Exxon Mobil arasındaki fark, Google‘ın piyasa değeri kadar.

- Apple’ın piyasa değeri geçtiğimiz yıla göre 300 milyar dolar artış gösterdi.

- Apple’ın ‘daha büyük ekranlı’ yeni iPhone, ‘küçük’ iPad ve ‘yenilenmiş’ Apple TV ürünlerinin yarattığı beklenti, Haziran’dan bu yana Apple hisselerini %16 oranında daha değerli kıldı.

- Apple, 622 milyar dolarlık piyasa değeriyle Microsoft’un 1999 yılındaki 619 milyar dolar rekorunu geride bıraktı.

- 1999 yılında Apple’ın piyasa değeri 9 milyar dolardı. Microsoft’un 1999 değerlemesinin 60’ta biri. Dell’in 1999 değerlemesinin 10’da biri.

- Microsoft bir önceki rekora 1999’da ulaştığında Nokia, 200 milyar dolarlık piyasa değeriyle 9. sıradaydı. Nokia’nın bugünkü piyasa değeri 8 milyar dolar.

- Geçtiğimiz günlerde Google‘dan gerçekleştirdiği Marissa Mayer transferiyle yeniden gündeme gelen Yahoo’nun 1999 yılındaki piyasa değeri 100 milyar dolardı. Yahoo’nun bugünkü piyasa değeri 18 milyar dolar.

Odaklanma yetisiyle meşhur birinin, dikkat döngülerini tümüyle değiştiren ürünleri kitleselleştirmesi yeterince garipken sayılar gerçek bir çılgınlığa işaret ediyor.

Ekim Ayı Mobil Platformlar ve Uygulamalar Raporu


 

Distimo her ay mobil dünyada olup bitenleri derlediği oldukça faydalı bir rapor yayınlıyor. Daha önceki sayılarının detaylarını Marketoloji’de de zaman zaman paylaştığımız bu raporda, hangi mobil işletim sistemi ne durumda, hangi mobil mağaza daha aktif, hangi uygulamalar daha popüler gibi önemli analizler yer alıyor.

Distimo’nun Ekim 2011 raporuna göre dünyanın en büyük markalarının %91’inin popüler işletim sistemlerinde uygulamaları bulunuyor. 18 ay önce bu oran, lisanslı uygulamaya sahip olma kriterine göre bile, %51’di. Markalar artık farklı uygulama mağazalarında uygulamalarının yer almasının öneminin farkına vardı. Rapora göre özellikle medya, iş dünyasına dayalı hizmetler ve otomotiv endüstrisi mobil uygulamaları en yaygın kullanan sektörler.

En büyük 100 global marka için halen açık ara en popüler uygulama mağazası Apple App Store. Ayrıca, markalar artık Symbian/Java destekleyen Nokia platformunda yer almaya sıcak bakmıyolar. Markaların çok büyük kısmı uygulamalarını ücretsiz olarak yayınlıyorlar. Amaçları uygulamalardan para kazanmak değil, marka bilinirliği çok daha önemli. Disney 636 uygulaması ile en fazla uygulaması olan marka, ikinci 285 uygulama ile Sony, üçüncü BMW. Uygulama sayısına göre ise platformlar arasında Apple iPhone pazarda lider. İkinci durumda yine bir Apple platformu iPad bulunuyor. Geçtiğimiz yıla göre büyük bir sıçrama yapan Android ise üçüncü durumda ve iPad ile arasındaki farklı kapatıyor.

Raporun tamamını buradan indirebilirsiniz.

Mashable Media Summit: Sosyal Medya 2012 Trendleri


 

Mashable Media Summit, 4 Kasım 2011″de gerçekleşti.

Mashable kurucusu ve CEO”su Pete Cashmore tarafında her şey hızlı: 4 yıllık sürecin sonunda Cashmore ve Mashable; dijital kültür, Sosyal Medya ve teknoloji içeriğinde piramidin en üstünde. Cashmore, Time”ın geleneksel “”En Etkili 100 İnsan”” listesine 2010″da girmeyi başarmıştı.

Cashmore sunumundan, 2012″de Sosyal Medya ve dijital habitatı yönlendirecek 8 trend.

Touch: Steve Jobs”ın Xerox çalışmaları arasından mouse ve imleci ayrıştırması, Steve Jobs biyografisi vesilesiyle gündemde. Yine bu günlerde, mouse ve klavyeye veda etmeye başlamış olabiliriz.

Sürecin uzunluğu ve içeriği henüz belirsiz ancak akıllı cihaz tabletlerin dokunmayı, imlece önceliklendirdiğini ve kullanıcı tarafında tecrübeyi değiştirdiğini söylemek yerinde.

Cashmore, dokunmayı tüm trendlerin üzerinde konumlanacak bir şemsiyeye benzetiyor ve Windows 8 tasarımının dokunma eylemine yaklaşması örneğiyle trendi somutlaştırıyor.

Read,Watch,Listen: f8de medya tüketiminin sosyalleşeceğinin ilanı sonrasında, dokunma deneyimi etrafına örülen dijital deneyim, öncelikli olarak bu üç eylemle zenginleşecek.

1. News Aggregation Apps (Haber Birleştirme Uygulamaları)

Tablet kullanıcıları, Flipboard liderliğinde dijital içerik tüketiminin geçirdiği dönüşümü bir süredir takip ediyor. Flipboard, Facebook Twitter hesaplarınızda yakın çevrenizin paylaştıklarını deyimi yerindeyse “tablet dergisi” formatında toparlamanın yanı sıra, içerik üreticilerine yine Flipboard arayüzü ve tasarımıyla ulaşmanızı mümkün kılıyor. PC”de websiteleri ve linkler üzerinden ayrı ayrı takip edilen içerik kaynaklarını tek bir arayüz tasarım ve uygulamada toparlıyor ve ilgi alanlarınıza göre kategorize ediyor.

Flipboard”un yarattığı alandaki diğer güçlü oyunculardan biri Zite. Flipboard”dan farklılaşmak adına Zite”da rehberinizin ilgi alanlarınız olduğunun altı çizili, içerik üreticilerinin kendi aralarındaki kategorizasyonu ikincil. Cashmore sunum esnasında diğer oyuncuları da zikrediyor (Editions,Livestand) Her üç uygulamayı da kullanan biri olarak Flipboard, Pulse ve Zite arasındaki mücadelenin pazarı tanımlayacağı kanısındayım.

2. Magazine Apps (Dergi Uygulamaları)

Tablet ve akıllı cihazlarda Haber Birleştirme Uygulamaları”nın içerik tüketimini yönlendirmesi, içerik üreticileri adına sahiplenemedikleri raflarda, rakipleriyle aynı uygulama aracılığıyla kullanıcıya ulaşmaları anlamına geliyor. Tahmin edeceğiniz gibi, içeriği farklılaştırmak ve özel kılmak, abonelik üzerinden ciddi bir akış yaratmak için bu noktada vazgeçilmez hale geliyor.

2012″de, Wired örneğiyle seneler önce deneyimlediğimizin, çok daha fazla dergi tarafından kotarıldığı bir yıl yaşayacağız: Dergiler, içerik ve iletişimlerini, sahiplenecekleri uygulamalar aracılığıyla casino online yapmak isteyecek.

3. Beyond iPad (iPad”in Ötesinde)

iPad”e yeni rakipler. En güçlüsü, Kindle Fire.

Kindle Fire: iPhone-killer rüyasına en çok yaklaşabilen, Samsung Galaxy S serisi oldu. Amazon”un Kindle Fire hususunda iPad-killer rüyası var mıdır bilinmez ancak özel yazılımı ve sağlıklı-zengin içerik habitatıyla Kindle Fire”ın ciddi bir rakip olduğunu fark etmek şart. Amazon, yıllar önce fiziksel formattaki medya için e-ticaret aracılığıyla yaptığını bu kez dijital medya için bizzat kendi tabletiyle yapmak istiyor. Kindle Fire”ın iPad karşısında fiyat kırdığını da notlara ekleyelim.

4. Social Gestures

f8de duyurulan “”Frictionless Sharing”” etrafında, webde yapılan herhangi bir eylemin Facebook tarafında eş zamanlı olarak paylaşılması. Kısaca, “”paylaşma””yı senkronize ve refleksif hale getirmek.

Facebook News Feed”lerinizde Social Reader”ları fark etmişsinizdir. Social Reader, herhangi bir haber/makale okuduğunuzda, otomatik olarak eylemi akışa dahil ediyor.

5. TV Everywhere (TV, Her Yerde)

“”TV öldü”” çığlıkları, beklenenden daha kısa sürede geçersiz hale geldi. Evlerimizde alıştığımız haliyle değil belki ancak TV içeriği için altın çağ başlıyor, denebilir.

Time Warner Comcast, Disney Youtube, Netflix Facebook ortaklıkları, dijitalde TV film içeriğini daha sık göreceğimizin ve içerik paylaşımına TV”yi dahil edeceğimizin en belirgin göstergeleri.

Kablolu yayın sağlayıcıları, içerik ileticisi olarak bu noktada önceliklenirken, şaşırmayacağınız bir haber: Google”ın yakın gelecekte kablolu yayın yatırımı yapabileceği söylentileri yükseliyor.

6. Second Screen Experiences (İkinci Ekran Deneyimleri)

Birden fazla ekranla yaşadığımız, gerçek ve yüksek ihtimalle kullanıcı tarafındaki en güçlü içgörülerden. Televizyon izlerken bilgisayar başında olmak, mobil internet/SMS kullanmak örnekleri tanıdık gelecektir.

Cashmore”un sunumda üstünde durduğu, biraz daha farklı: Seyrettiğiniz içeriğe, görsel ve metni de dahil ederek, deneyimi zenginleştirme üzerine kurulu.

MTV Watchwith iPad uygulaması özelinde: MTV programlarını izlerken, isteğinize bağlı olarak görsel ve metinlere de eş zamanlı olarak ulaşabiliyorsunuz.

7. TV Movie Marketing Apps (TV ve Film Pazarlama Uygulamaları)

Uygulamalar, özel bir kitleye, özel bir mecrada, özel bir etkileşimle ulaşmaya devam ettikçe, TV içeriği ve filmler için uygun iletişim mecraları haline geliyorlar.

Angry Birds Rio ve Super 8 uygulamaları, Cashmore”un fikri somutlaştırırken kullandığı örnekler.

Fikren, akıllı cihazlar ve tabletler özelinde webin yerini uygulamalara bıraktığı düşüncesi gittikçe güçlenirken, pazarlama aksiyonları da kullanıcı mecrayı takip ediyor.

8. Social Music (Sosyal Müzik)

Facebook Spotify ortaklığı Amerika”da ciddi bir titreşim yarattı. Sosyal uygulamaların viral etkisine en somut örnek.

Cashmore sunumunda, iş modelinde, iTunes”un yerleştiği alışkanlıklar düşünülünce, abonelik sistemiyle ilgili soru işaretlerinin varlığı gündeme geliyor. Bu noktada, kullanıcıya istediği zaman ulaşabileceği zengin bir içerik sağlamanın yanında, editöryal içerik kullanımının iş modeline yardımcı olacağını söylemek mümkün. Müzik henüz fiziksel formattayken, benzer bir sorun Best of albümleriyle rahatlıkla aşılmıştı.

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=zhOwWeS7FT8

AT&T, iPad’i 1993’te Müjdelemiş!


 

1993 yılında yayınlanan bir dizi televizyon reklam filminde AT&T; tablet, GPS, mobil ödeme, görüntülü konuşma, stream gibi pek çok yeniliği müjdeliyor ve sahipleniyor. ”You will” sloganı etrafına örülen isabetli öngörüler, AT&T’nin kullanıcıya yenilikleri bizzat getireceği vurgusuyla sonlanıyor.

AT&T’nin 90’larda sahiplenmeye çalıştığı yeniliklerin her birinin bir başkası tarafından gerçekleştirilmiş olması, dikkat çekici. Uygulamaya inanmak, en az fikirlere ve vizyona duyulan aşk kadar önemli.

Peki Bundan Sonrası: Yeni Medya Düzeni Konferansı


 

Merakla beklediğim Yeni Medya Düzeni Konferansı, 26 Ekim’de gerçekleşti.

Türkiye’de geleneksel medyanın en kallavi oyuncularından birinin yeni nesil medyayı, değişimin liderleri eşliğinde okumaya çalışması çok değerli. Medya tüketiminin yaşadığı değişime sırt çevirmek, karşı gelmek, ciddiye almamak ve belki de en mantık çerçevesi dışındaki haliyle geleneksel medya aygıtlarından biri olarak algılamaya çalışmak şu ana kadar karşılaştığımız reflekslerdi. Duruma buradan baktığımızda Chris Anderson, Cenk Uygur ve Seth Godin gibi isimlerin konu hakkındaki fikirlerinin ve öngörülerinin takip edildiği bir konferans düzenlemek, kesinlikle Türkiye sınırları içerisinde konuyla ilgili yapılabilecek en iyi şey.

Konuşmaların/tartışmaların içerikleri kendilerine has olduğu için, ayrı başlıklarda ve takip edilebilir notlar halinde devam etmenin algımızı berraklaştıracağını düşünüyorum.

Chris Anderson

- Wired Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson’ın sunumu esnasında en çok hoşuma giden detay, kendisinin dergiyi bir ürün olarak algıladığının net olmasıydı. Ürünün içeriği, vaat ettikleri, paketlenmesi, dağıtımı, rafta verdiği mücadele,kullanıcıya yaşattığı tecrübe ve tecrübenin ortama göre değişimi Chris Anderson sunumunda düşünceyi şekillendiren ve ilerleten parametrelerdi. Bu eşlemenin, Chris Anderson’ın yarattığı farkı açıkladığı kanaatindeyim.

- Chris Anderson; Iphone, Kindle ve Cloud Computing’in kullanıcı alışkanlıklarını şekillendirdiğini belirtti. Kullanıcının ekrandan daha fazla okuma yapmaya alıştığını ve mobilleştiğini ekledi.

- Wired’ın habitatlarından en değerlisini rahatça Ipad olarak ilan etti.

- Netbook ve Ipad tecrübeleri hususunda yaptığı kıyas keyifliydi: Ipad’in rahatlamaya, oynamaya, maruz kalmaya ve daha uzun süreli medya tüketimine daha müsait olduğunu söyledi.

- Ürünün en rahat olduğu mecrayı dillendirdikten sonra, ürünü tanımlamaya geçti.

- Bir derginin vaat ettiği tecrübeyi tamamlayan en önemli unsur olarak paketlemeyi öne sürdü Chris Anderson. Doğru içeriği, doğru tasarımla birleştirerek deneyimi toparlamanın dergiyi tanımladığını söyledi.

- Ve Wired’ın webde paketlemeyi yitirdiği gerçeğiyle sürdürdü sözlerini: Wired’ın harika bir websitesi olmayı başardığını ( Kullanıcı kaynaklı içerik, trafik ve kitle başlıklarında Wired performansı ortada) ancak dergi tecrübesini webe taşımak hususunda yetersiz kaldığını ifade etti. Yine de kendisinin eklediği gibi, webde dağıtımın ne kadar harikulade yöntemleri olabileceğini göz ardı etmek mümkün değil.

- Sunumun tansiyonu burada yükseldi. Başka deyişle Chris Anderson, yeni nesil medya araçlarına dair derin gözlem ve yorumlarını bu noktadan itibaren paylaşmaya başladı.

- Ortalama olarak basılı formatın 60, Iphone’un 55, webin 3 dakikalık okuma süreleri vaat ettiği bir evrende Ipad 100 dakikalık dikkat vaat ediyordu.

- En kritik soru geldi takiben: Gelenekseli dijitale nasıl taşıyabiliriz? Sorunun cevabı görüldüğü üzere web değildi.

- Sunumun başından beri, Chris Anderson’ın Ipad’e yoğunlaşmasının sebepleri görünüre çıktı. Takip edebildiğim, geçmişteki kısa süreli Ipad tecrübelerimden hatırlayabildiğim ve kendisinin argümanlarıyla birleştirebildiğim kadarıyla Ipad, geleneksel medya tecrübesi ve web arasında yepyeni ve akıl almaz verimlilikte bir alan yaratmayı başarmış.

- Ipad tecrübesinde webdeki dağınıklık yok. ”Paket”i oluşturan elementleri ayrı ayrı deneyimlemek mümkün. İstediğiniz takdirde yine mevzubahis elementlerin bütünleşerek ortaya çıkardığını da öyle. Basım, web ve Ipad için Wired’ın ayrı tasarımlara sahip olması kast ettiğimi somutlaştıracaktır.

- Tüketicinin beklentileriyse, baskıdan Ipad’e geçildiğinde değişiyordu. Derginin basılı haline abone olan kullanıcıların, Ipad için kendilerini ”yeniden ödeme yapmış” gibi hissetmeleri, fiyatlarda indirim beklentisi, buglar ve daha ”akıl uçurucu”, yenilikçi beklentiler yeni nesil medya kullanıcısı hususunda size fikir verebilir.

- Wired’ın Ipad deneyimlerini toparlama kısmına Chris Anderson, yine bayıldığım bir alıntıyla başladı: ”The whole is greater than the sum of it’s parts.”

- Paketin bölünmemesi, kapak, tasarım, hiyerarşi (içeriğin girişi, gelişmesi ve sonuçlanması), periyodik yayın imkanı, ”etkinlik” mertebesine yakınlığı gibi geleneksel dergiyi tanımlayan tecrübelerin yanında Ipad müzik, video, animasyon, interaktivite, sosyal medya katmanı gibi yeni nesil unsurları tamamlayıcı olarak kullanıyor. Bilgisayar oyunlarına has ”ödül kazanma”, ”başarı”, ”fark edilemeyeni bulmak(mystery eggs)” gibi mevzuların da Ipad tecrübesini zenginleştirdiğini sözlerine ekledi Chris Anderson.

- Kullanıcının takipçiliği, daha rahat/hızlı tepki verebileceği bir ortamda medya tüketmesinin yakın gelecekte Wired’a kullanıcıları tamamiyle analiz etme şansı vereceğini söyledi Chris Anderson. Hali hazırda ideal içeriğe ulaşmak için bunun ne kadar kritik olduğunun hepimiz farkındayız.

- Genel hatlarıyla Chris Anderson sunumunun Ipad sunumuna yakınlaştığı başlangıçta benim de aklıma gelen ve organizasyon esnasında havada en çok salınan cümleydi. Kağıt üzerinde belki de böyle.

- Daha etraflıca düşündüğümüzde, Chris Anderson içeriğin barınabileceği tüm ortamlar arasında en verimlisinden ve yönlendirdiği içeriğin bu ortamdaki tecrübelerinden bahsetti. Bu yüzden, sunumdaki Ipad odaklanmasını mantıksız bulmadım.

- Chris Anderson sunumu doğru datanın, farklı mecralarda, farklı fonksiyonlar eşliğinde, zengin bir vizyon ve bolca öngörü eşliğinde okunmasıydı. Fena halde yararlı olduğunu inkar edemem.

- Tabletlerin geçmiş zamanlardaki dini fonksiyonlarını hatırıma getirdiğimde, Chris Anderson’ın yakın gelecekte modern dinlerden medyada yaşanacak değişimleri kutsal ”tablet”ten interpret ettiğini hayal ederek gülümsedim.

Arthur Sulzberger

- The New York Times Yönetim Kurulu Başkanı Arthur Sulzberger’in sunumu, kanaatimce etkinliğin en düşük/kuvvetsiz noktasıydı.

- Tüm dünyanın içerik üretebildiği bir ortamda, güvenilir içerik üretiminin ”Premium Ürün” olmaya yakınsadığını algılamak güç değil.

- Yine kendisinin belirttiği gibi, kullanıcıda güvenilirlik sağlamak yeni nesil medya araçlarında (ve zaten halihazırda pazarlamada) çok önemli.

- The New York Times’ın eli mevzubahis noktalarda çok güçlü, bunun da farkındayız. Keza kendisi de ”Quality Journalism-Quality Readership- Quality Advertising” minvalini dilinden düşürmedi; NY Times’ın ”Premium Ürün” algısının altını gayretlice çizdi, segmenti de yüksek tanımladı.

- Ancak Sulzberger’in sunumunun The New York Times’ın 2011’den itibaren paylaştığı içeriği kısıtlayacağına, kullanıcının kaliteli içerik için para harcamaya ikna olduğuna ve NY Times’ın ücretli aboneliğe geçeceğine dayandığını hesaba katınca, bu konuşmayı kendisinin tavırlarıyla ”Yeni Medya Düzeni Konferansı” başlıklı bir etkinlikte dinlemek ironiye bulandı.

- Facebook, Twitter gibi enstrümanların informasyonun dağıtımında ne kadar önemli olduklarının farkında olduğunu, ”NY Times Dünya’da en fazla retweetlenen informasyon dağıtıcısıdır.” şeklinde somutlaştırmaya çalışsa da mevzu aslında Facebook Uluslararası iş Geliştirme Başkanı Christian Hernandez’in sonradan belirteceği gibi bambaşkaydı: ” Share is the new search.” Umarım kendisi, içeriği limitlediği zaman webde bilgi dağıtımının en etkili yollarından birinden kendi insiyatifiyle vazgeçeceğinin farkındadır.

- NY Times’ın segment algısı ve ürün olarak konumlanması, bildiğim kadarıyla yalnızca kendilerini ve abonelerini ilgilendiriyor, yeni nesil medya aygıtlarını ve işleyişlerini değil. Kaldı ki NY Times’ın Premium olarak konumlanmaya karar verdiği bir ortamdaki rakipleri Amerika’daki diğer geleneksel medya devleri değil; Twitter, Facebook ve müstakbel diğerleri. İçerikte limite takılan bir kullanıcının ”Paywall” tabiriyle karşılaşmaktan memnun kalacağını düşünmüyorum. Konseptten ziyade kelimeyi korkutucu bulduğumu da ekliyorum.

- Konuşmanın başlığının ”Dijital Çağda Vatandaşlık” civarlarında olması ve böyle bir başlık altında kendisinin 20. yüzyıl ortalarından itibaren tekrarlanan fikirleri, yeni ortaya çıkmış gibi savunması gerçekten şaşırtıcıydı. En azından konuşmanın başlığı bende internetteki komüniteler hakkında bir şeyler duyma beklentisi yaratmıştı; heyecanımı henüz konuşmanın başında yitirdim, diyebilirim.

Panel: Chris Anderson, Christian Hernandez, Levent Erden

- Ağırlıklı olarak sosyal medyanın tartışıldığı bir panelde, Chris Anderson’ın ‘’sosyal medya’’ kavramını bilinçli olarak tırnak içine alması manidardı.

- Yeni nesil medya araçlarının, geleneksel televizyona etkilerinin tartışıldığı esnada yine Chris Anderson benzer bir yaklaşımla, televizyonu yeniden tanımlamaya gerek duyulduğunu belirtti: ‘’Which one of those is television?’’

- Evde, çocuklarının televizyon tecrübesiyle, bildiğimiz YouTube tecrübesini kıyasladı Chris Anderson ve ikisinin kesinlikle aynı bakış açısıyla irdelenemeyeceğini söyledi.

- YouTube ve webde video izlememize olanak sağlayan portallarla, geleneksel televizyon mukayesesi esnasındaysa Chris Anderson, yaklaşımıyla şablonu çizdi: ‘’What if YouTube is the snack and television is the meal?’’ Levent Erden’in bu husustaki argümanı, gündelik yaşamda insanların her zamankinden daha az vakit sahibi oldukları ve eğlenceyi maksimize etmek istedikleri yönündeydi.

- Tartışma aklıma basılı formattaki kitaplar ve e-book karşılaşmasını getirdiğinde, iki içeriğin farklılaşabildiğini ve farklı tecrübeler vaat ettiğinin altını çizen Chris Anderson, benim adıma tartışmayı sonuçlandırdı.

- ‘’Sosyal medya’’ mefhumuna Levent Erden’in yaklaşımı gerçekten ilgi çekiciydi. İsmine zıtlık oluşturacak şekilde, sosyal medya tecrübesinin asosyal olduğunun altını çizdi Erden: ‘’You are connected to people, not with people.’’ Erden’in ‘’Yalnızlığın Kabulü’’ ve ‘’Tekil Sosyallik’’ olarak da adlandırdığı sosyal medya kullanımına yaklaşımı içgörü dolu ve besleyiciydi.

- Yine Levent Erden, dünyada gözlenen trendler ve Türkiye’deki trendler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini argüman olarak kullandı. Türkiye’de değişimin bir sürece ait olmaktan ziyade, aniden /birdenbire gerçekleştiğine, Türk insanının zihninde ‘’uzun vade’’nin bir aydan ibaret olabileceğini eklediğinde, neden bahsettiğini daha iyi anlamış olduk.

- Reklamcılığın değişmesi gerektiği, yaşanan onca değişime karşın reklamcılığın yarım asırdır aynı algıyla ilerlerdiğini belirtti Levent Erden.

- Konferansın tamamı boyunca aklıma takılan konulardan bir başkası, pazarlama ve medyanın birbirlerine hiç olmadığı kadar yakınlaşmalarıydı. Bu paralelde Levent Erden, pazarlamanın tamamen medya tarafından yapılabileceği fikrini seslendirdiğinde şaşırmadım: Gazeteciliği, müziği ve sahne sanatlarını geriye alınamayacak şekilde değiştiren Yeni Medya’nın bir sonra dokunacağı nokta kanımca reklamcılık. (Yine aynı fikri, Seth Godin’in farklı bir algoritmayla okuyarak, pazarlamanın kendi medyasını yaratması gerekliliğinden dem vurmasıysa bana daha ikna edici geliyor.)

- Christian Hernandez’in söyledikleriyse, gerçekten yeni şeyler değildi. ‘’We just gave you the platform, you turned it into a phenomenon.’’ Time’ın geleneksel ‘’Yılın İnsanı’’ seçimlerinin kapağına ‘’You’’ olarak yansıyan bu kavramdan epeydir haberdarız.

- Pepsi’nin bu yıl, normal şartlar altında Superbowl’a ayıracağı 20 milyon dolarlık bütçeyi sosyal medyaya transfer etmesiyse, Christian Hernandez’in olayın ciddiyetini vurgularken kullandığı somut bir argümandı.

- Facebook’ta markaların varlığı hakkındaysa, kanımca hala birilerinin duyması gereken bir şeyden söz etti Christian Hernandez: Ürününüzden/hizmetinizden değil, ürünün/hizmetin tecrübesinden ve tecrübeyi yaşatan ortamlardan söz etmek. Bu bağlamda P&G’ın Pampers hakkında annelerle kurmayı başardığı iletişim de çok yerinde bir örnekti.

David Goodman

- İnternet radyoculuğu ve Last.fm etrafında dönen David Goodman sunumu, bildiklerimizi verimli bir şekilde toparladı. Yeni bir şeyler söyleyebilmekten ya da vizyon paylaşmaktan ziyade, halihazırda kullanılan sistemlerin iyi bir özeti gibiydi.

- Radyonun, geçmişte sosyal medyanın etkisine benzer bir etki bıraktığını duymak yararlıydı. Sosyal medyanın vaat ettiği tecrübenin radyoya kıyasla çok daha zengin olması bir yana, temel parametrelerin yine aynı kaldığını algılamak şaşırtıcı.

- İnternet üzerinden müzik tüketiminin hiç olmadığı kadar yükselmesi, sunumda üzerinde durulan noktalardan biriydi. Burada Ipod’u hatırlamak gerekiyor belki de: Müzik tüketimini ciddi manada gündelik hayata/dijitale eklemlemesi, görmezden gelinecek gibi değil.

- Last.fm ve benzer modellerin zengin içerik, kullanıcılar arası etkileşim gibi sürücülerle halen ciddi bir dataya/trafiğe ve etkiye sahip olduğu, David Goodman sunumu sonrası akılda kalan en önemli derslerdi.

Cenk Uygur

- Young Turks kurucusu Cenk Uygur, organizasyon kalabalığına en yakından dokunabilen konuşmacılardan biri oldu.

- Tamamiyle sıfırdan başlattığı ve web üzerinden yayın yaptığı Young Turks, şu anda YouTube ortaklığında devam edecek kadar mühim.

- Cenk Uygur, bu başarı öyküsünün sebeplerini epey rahat bir biçimde sıralamaktan da geri durmadı: 1) Internete inanmak, başka kimse benzer bir formatı uygulamaya cesaret edemezken, fark yaratmak 2) Doğru içeriğin doğru kitleyi bulacağından emin olmak 3) Doğru içeriği verdiğinden emin olmak 4)Eğlendirmek 5)Internette alıştığımız manada ‘gatekeeper’ olmaması

- Geleneksel televizyonun ‘fake’ olması ve Young Turks’un kimsenin söylemeye cesaret edemediği her şeyi söyleyebilmesi Cenk Uygur’a göre, geleneksel medyanın kendini öldürmesini ve programının internetteki başarısını açıklıyor.

- Cenk Uygur’un kullanıcı tepkilerine karşı çok hassas olması ve içeriği tamamiyle geri besleme paralelinde şekillendirmesi, bir başka değerli farkındalık.

- Günün sonunda, Cenk Uygur’un farklılaşmış, özel ve cesur bir içerik yaratarak, internette içerik tüketimi alışkanlıklarına fena halde uygun bir proje aktive ettiğini söylemek mümkün. Daha önce telaffuz edilmeyenleri dile getiren bir projeyse, içerik namına pazarın talep ettiğine tam olarak dokunmak anlamına geliyor.

- Ve tabii, internet tabiatına uygun bir şekilde gerillavari alışkanlıklardan beslenen bir proje olarak Young Turks’un gittikçe palazlanması bir başka mevzu.

- Cenk Uygur, adeta gerçek devrimcilere yaraşan bir üslupla, ilk günkü tavırdan taviz vermeyeceğinin altını ısrarla çizmekten geri durmuyor.

Seth Godin

- Etkinlik kapsamında beni en heyecanlandıran konuşmacının Seth Godin olduğundan bahsetmeme belki de gerek yok.

- Seth Godin konuşmasına ‘’What time is it in Turkey?’’ diyerek başladı. Gelen cevaba binaen ‘’Of course you know what time is it, you are programmed to know it’’ diyerek devam etmesi ve sunumunu oluşturan içeriği tamemen bu fikir etrafına sarmallaması görülmeye değerdi. Kendisi tam bir hitabet uzmanı, daha net bir algıyla tam bir ‘mindcontroller’.

- Endüstri Devrimi’nden bu yana en esaslı değişimin tecrübe edildiğini söyledi Seth Godin. Böyle bir dönemde eski düzenin enstrümanlarıyla, yeni yaşam alanlarında başarı sağlamanın mümkün olmadığını ekledi.

- Meatballs and Sundae’den haberdar olanlar için fikir tanıdıktı ancak bu durum, Seth Godin içeriğini tanımlıyordu zaten: Kendisi konuşma süresince hemen hemen tüm kitaplarına, kitaplarının adını dahi zikrederek referans verdi (Linchpin, Purple Cow, Tribes, All Marketers Are Liars bir çırpıda aklıma getirebildiklerim). Bunun yanında, örneklemesi gerektiği zaman Malcolm Gladwell gibi zihnen yakın durabildiği insanlara dokunması da şaşırtıcı değildi. Gerçek bir kanaat önderinin neye benzemesi gerektiğini merak edenler için, eşi bulunmaz bir örnekti.

- Dünya’yı istediğimiz gibi değil, olduğu gibi görmek Seth Godin’in böylesi bir değişimi tarif ederken kullandığı en etkili tabirlerden biriydi. Tüm salonda bu sözün, ciddi bir rezonans yarattığına yemin edebilirim.

- Yeni Medya Düzeni’ni daha somut algılamak niyeti üzerine kurulu bir konferansta, bir yol haritası olmadığını ve haritanın yeniden oluşturulması gerektiğini zikrettiğinde, konferans boyunca duyduklarımızın doğru tecrübelerin, doğru data ve vizyonla yeniden okunması olduğunu tekrar fark ettim. Zihinleri aleve verecek öngörüleriyse, zaten kendisi paylaşıyordu.

- Uygulanan fikir ya da iş modeli ne olursa olsun, yüksek farkındalık ve yaratıcı dokunuşlarla işi ‘sanat’a çevirmenin fark yaratacağı, yine sunumda ısrarla üzerinde durduğu bir argümandı.

- Sosyal medya tabirini Seth Godin de kasıtlı olarak tırnak içine almak istedi. (Whatever that is)

- Pazarlamanın, medya üzerinde daha yakın bir kontrol sahibi olması gerektiğini ve içerik üretiminin ekstra olmaktan çıkıp, standartlaştığını belirtti. ‘’Ürününüz hakkında ilginç bir içerik oluşturun, ürününüz ilginç değilse de ilginç bir ürün tasarlayın.’’ civarları kesinlikle ikna ediciydi.

- Seth Godin algısı parçalara ayrıldığında değerinden bir şey kaybetmiyor keza parçalara ayırdığımızda daha özel dersler çıkarmak mümkün oluyor. Yine de sunumun tamamının, birbirlerine eklenen ve birbirlerini tetikleyen onlarca isabetli fikirden oluştuğunu hesaba katınca, ‘bütün’ü algılamanın değeri daha iyi anlaşılıyor.

Apple Ekonomisi


 

Apple, geçtiğimiz günlere Microsoft“u geride bırakarak teknoloji dünyasının en büyük şirketi oldu. Bu gelişme Apple”in yerini daha da sağlamlaştırdığını gösteriyor kesinlikle. Apple ile ilgili Marketoloji”de birçok yazı yazıldı. Hatta geçen Kasım ayında yazdığım Apple Mucizesi: iPod”un Mac”e Etkisi başlıklı yazımda Apple”ın fark yaratan stratejilerinin nasıl başarıya ulaştığına vurgu yapmıştım.

Apple, iPhone ile cep telefonu pazarını ele geçirmekle kalmadı, yarattığı devasa ağ ile büyük bir monopol (tekel) gücünü de elde etti. Bu monopol, cihazlara yüklenmesine izin verilen yazılımlardan, oyunlarda, uygulamalarda dikkat edilmesi gereken hususlara, oyunların, uygulamaların satışından elde edilen gelirin belli bir kısmına ortak olmaktan, bu ağa özel reklam sistemlerine kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Kısacası, Apple ürünlerini satmakla kalmıyor, sattığı ürünlerden de para kazanmaya devam ediyor. Tıpkı, HP”nin yazıcısını sattıktan sonra, kartuşlardan kazanması gibi. Aradaki fark, Apple HP”ye göre daha az suya sabuna dokunuyor.

Mobile & Wireless Communications Group Information & Communication Technologies Industry Analyst”i (uzun bir ünvan açıklaması oldu farkındayım :)) Todd Day sunumunda Apple ile ilgili bazı bilgilere ve istatistiklere yer veriyor. Tüm uygulama mağazalarının kıyaslandığı tabloyu aşağıdan inceleyebilirsiniz.Konumuz Apple olduğu için Apple ile devam edelim. iPhone için uygulamalar iTunes ve App Store“dan satın alınıyor. Sunumda paylaşılan istatistikler ise şu şekilde;

  • Toplamda 151.000 uygulama
  • 2.7 milyar download
  • Uygulamalardan uygulama geliştiricilerin geliri 1.38 milyar dolar
  • Uygulamalardan Apple”ın geliri 589 milyon dolar
  • İndirilen ücretli uygulamaların toplamda indirilen uygulamalara oranı .5

2014 için beklentiler ise toplamda 628.000 uygulamanın olması, 11.2 milyar download ve 8.2 milyar dolar toplam uygulama geliri.

Biraz da farklı bir kaynaktan gidelim. Flurry“nin Mart ayında bazıları ise şu şekilde;

  • Amerika”daki video oyunu gelirlerine göre 2008″de iPhone”un pazardaki payı %1 iken 2009″da %5″e yükselmiş. Bu süreçte taşınabilir cihazlar için üretilen oyunların payı “den $”e yükselirken konsol oyunları y”dan q”e gerilemiş.
  • Flurry”nin tahminlerine göre iPhone oyunları 2008″de 115 milyon dolar kazandırırken, 2009″da bu rakam 500 milyon dolara yükselmiş.

Krizin etkilerinin bu rakamlar üzerinde değerlendirilmesi gerekiyor. Amerika”da oyun pazarı 2009″da daraldı. Bu süreçte iPhone”un pazar payını arttırması da konsol oyunlarının pahalı olmasıyla açıklanabilir. Rapora göre Apple”ın özellikle iPod Touch ile mobil oyun konusunda Sony PSP ve Nintendo”ya çok ciddi bir rakip olduğu, Apple”ın bu reklam ile mobil oyunda Sony ve Nintendo”nun yerini sarsmaya niyetliği olduğu vurgulanıyor. iPod Touch için yapılan oyunların PSP ve Nintendo DS”e göre çok daha ucuz olması sektörü yeniden şekillendirdi.

Uygulama mağazalarının analizi üzerine yoğunlaşmış olan Distimo da geçtiğimiz ay bir rapor yayınladı. Distimo raporunda iPad”e de yer vermiş. 3 Nisan”da satışa çıkan iPad için Nisan ayı itibariyle 4.870 uygulama geliştirilmiş. iPad için geliştirilen uygulamaların büyük çoğunluğunu 2″lik bir payla oyunlar oluşturuluyor. iPad için geliştirilen uygulamalardan özellikle Sağlık alanıyla ilgili olanlar en yüksek fiyatlarda satılıyor. Sağlığı sıralamada Finans takip ediyor. iPhone uygulamalarında ise en pahalı olanlar sırasıyla Sağlık, İş Dünyası ve Kitaplar. iPad”de en çok satılan ilk üç uygulama şu şekilde;

  1. Pages / Apple Inc. / $9.99
  2. GoodReader for iPad / Good.iWare Ltd. / $0.99
  3. Penultimate / Cocoa Box Design / $2.99

iPhone için ise bu sıralama şu şekilde;

  1. Doodle Jump / Lima Sky / $0.99
  2. RedLaser / Occipital / $0.99
  3. The Simpsons Arcade / Electronic Arts / $0.99

Bu rakamlar bize ne ifade ediyor? Aslında ilk paragrafta açıkladığım durumu özetliyor. Apple, iPod Touch, iPhone ve iPad ile mobil dünyada oyun ve uygulama monopolü oluşturdu ve cihazlardan elde ettiği kârın dışında cihazlarda kullanılan uygulamalardan da para kazanıyor. Apple”ın Microsoft”u geçmesinin nedenini de biraz aydınlatmış olduk böylece. Birer sanat eseri gibi üretilen Apple ürünlerinin, bir cihazdan öte tüm dünyaya yayılan geniş bir platform olduğu unutulmamalı. Apple”ın bu platform üzerine iPhone OS 4 (yeni iPhone işletim sistemi) ile kurmayı planladığı iAd“i de ayrıca başka bir yazıda inceleyeceğim.

Next Page » Scroll to top