Facebook

Online Reklam Kanallarınızı Nasıl Daha Doğru Ölçümleyebilirsiniz?


 

Ölçümleme konusu özellikle iş modeli tümüyle online olan şirketler için hayati önem taşıyor. Sebebi ise doğru ölçümlemenin pazarlama bütçesinin en etkin şekilde kullanılmasını sağlaması ve şirketin gidişatı konusunda önemli ipuçları vermesi.

Öncelikle iş modeli tümüyle online olan şirketlere bazı örnekler verelim. Bu şirketler, tüm operasyonları online olan eticaret şirketleri de olabilir, çeşitli hizmet odaklı şirketler de olabilir, örneğin online oyun, müzik veya film şirketleri gibi. Tüm bu iş modellerinin arkasında büyük oranda tek bir amaç var; doğru yatırımla en kısa sürede şirketin karlı duruma geçmesi ve karlılığını sürekli olarak arttırması. Gelir modeli ne olursa olsun, tüm bu şirketlerin ölçümlemeyi doğru yapması çok önemli. Bu yüzden, birçok farklı yazılım, modelleme kullanarak, farklı ölçümleme teknikleriyle en iyi dönüşüm aldıkları kanalları tespit ediyorlar, en azından etmeleri gerekiyor.

Hali hazırda iki temel ölçümleme tekniği bulunuyor. Birincisi Last-Click Attribution denilen, son tıklama odaklı ölçümleme tekniği; ikincisi Multi-Channel (touch) Attribution denilen, farklı reklam kanallarının etkilerini daha net bir şekilde ölçümleme tekniği. Last-click modelinin mantığı aslında oldukça basit, dönüşüm gerçekleşmeden önce kullanıcı hangi kanaldan gelmişse dönüşümün tamamını bu kanalın sağladığını varsaymak. Dönüşümden kastımız, örneğin eticaret şirketleri için ürün satışı veya üyelik, oyun şirketleri için oyuncu, film şirketleri için aylık abone olan üyeler diyebiliriz.

Multi-channel attribution model ise biraz daha karışık, ancak daha doğru bir ölçümleme yöntemi. Eğer 3 farklı kanalda reklam veriyorsanız ve kullanıcılar bu kanalların her birisinde farklı aksiyonlar alıyorsa -reklam görüntüleme, tıklama gibi- dönüşüm gerçekleşmeden önceki her aksiyonun bir değeri var demektir ve multi-channel attribution model bu değerlemeyi en net şekilde ortaya koymaya çalışmaktadır.

Örneğin, bir sosyal medya sitesinde, bir arama motorunda ve bir reklam ağında reklamlar veriyorsunuz. Tüm bu reklamların boyutları, yerleşimleri, formatları farklı. Facebook’ta haber kaynağı (newsfeed) reklamı verdiğimizi, reklamın tek resimli sayfa gönderisi olduğunu, Google’da Adwords’te reklam verdiğimizi ve reklam ağında da flash 300×250 boyutlarında banner reklamı verdiğimizi düşünelim. Tüm bu kanalların, formatların ve büyüklüklerin kullanıcı üzerinde ayrı ayrı etkisi bulunuyor. Örneğin bir kullanıcı, Facebook newsfeed’de reklamınızı gördü, resimdeki ürününüzü çok beğendi ancak o anda bu ürünün detaylarını incelemeye vakti olmadığı için linke tıklamadı ve sitenize gelmedi. Sonraki gün, kullanıcı banner reklamınızı gördü, ürününüzü veya markanızı hatırladı ve reklama tıkladı, sitenize geldi. Ancak o anda yanında kredi kartı yoktu, veya kredi kartında limit yoktu, ürünü satın alamadı. Ertesi hafta, kredi kartında limiti olduğunda ve kredi kartını yanında bulundurduğu anda aklına geldi ve Google’a ürünü ve sitenizin adını yazdı, sizi Adwords’te buldu ve reklama tıkladı, ürünü satın aldı.

Bu, olabilecek binlerce farklı senaryodan bir tanesi ve eğer Last-click ölçümlemesi kullanıyorsanız, dönüşümü tek başına Google’ın yarattığını varsayacaksınız. Ancak multi-channel attribution kullanarak Facebook’un ve banner reklamının ne kadar etkisinin olduğunu ölçebilir, reklam kanallarınız arasında daha doğru bir değerlendirme yapabilirsiniz. Bu durumun tam tersi de olabilirdi, örneğin kullanıcı Google Adwords’ten gelip, ürünü satın almayıp, banner reklamını görüp, yine ürünü satın almayıp, en son Facebook’ta gördükten sonra kararını verip ürünü satın alabilirdi. Bu şekilde last-click ile yine doğru bir değerlendirme yapmıyor olacaktınız.

Multi-channel attribution modelini kullanabileceğiniz üçüncü parti yazılımlar mevcut. Bildiğim kadarıyla Google Analytics’in ücretsiz versiyonu bu modellemeyi belli bir düzeye kadar destekliyor ancak premium ile birlikte tüm modellemeyi Google Analytics üzerinde kurabiliyorsunuz. Google Analytics dışında, birçok farklı araç kullanarak en doğru modellemeyi yapmanız mümkün.

Bu modellemede en önemli soru, kullanıcının dönüşümü gerçekleştirmeden önce aldığı aksiyonların hangisine ne kadar ağırlık verilmesi gerektiği. Misal, kullanıcının aldığı ilk aksiyon, ikinci aksiyon, üçüncü aksiyon vs ve sonuncu aksiyon arasında dönüşümün dağılımı nasıl olmalı? Bu konuda farklı yaklaşımlar var. Son aksiyonları önceliklendiren ağırlıklandırmalar mevcutken, ilk ve son aksiyonları daha ağırlıklı yaparak, ara aksiyonları daha düşük ağırlıklandırmak da mümkün. Bu modellemeyi dinamik olarak düşünüp en doğru yaklaşımın belirlenmesi gerekiyor ki en fazla etkisi olan aksiyonlar doğrultusunda reklam kanallarınızı en doğru şekilde değerlendirin.


Google Attribution Playbook’ta açıklanan farklı ağırlıklandırma yöntemleri

Yazımı bu konudaki güzel bir benzetmeyle sonlandırayım: eğer last-click modeli kullanırsanız, aslında bir futbol maçındaki forvetin golü tek başına attığını varsaymış olursunuz. Multi-channel attribution sahadaki tüm futbolcuların gole ve galibiyete katkısını ölçümlemeye benzer.

Candy Crush Saga’ya Canımız Feda!


 

Yıllardır görmediğiniz ilkokul arkadaşınız, anneniz, Ayşe Teyzeniz hatta öğretmeniniz size bir can veriyor, sizden bir can istiyor. Facebook’un Candy Crush Saga oyunu bizi sıkı bir bağ ile birbirimize bağlıyor. Bakalım şahsi gözlemlerime göre bu oyunun bu denli başarılı olma sebebi ne?

Öncelikle oyundan biraz bahsedelim. Bölüm bölüm ilerlenen Candy Crush, ilk başladığınızda size 5 can veriyor. Levelı geçemezseniz canlarınız bitiyor ve tekrar bir can almanız için yarım saat beklemeniz gerekiyor. Her yarım saatte bir can alıyorsunuz. Ancak sınırınız 5, fazlasını alamıyorsunuz. Tam bu noktada devreye arkadaşlarınız giriyor, bu oyunu oynayan kişilerden can isteyebiliyorsunuz. Eğer can sayınız doluysa ve verilen cana onaya verirseniz arkadaşınızın verdiği can boşa gidiyor. Bölümleri geçmek için ise 3 arkadaşınızın size bilet vermesi gerekiyor. Siz istediğiniz kadar kişiden bilet talep edebilirsiniz ancak 3 bilet gönderildiğinde bölümü geçiyorsunuz ve diğer biletler boşa gidiyor.

Candy Crush’ı diğer oyunlardan farklı kılan bu etkileşim. Levellar gittikçe zorlaşıyor, görevleri tamamlamak zorundasınız, arkadaşınız size ekstra hamle yolluyor, can veriyor, can istiyor derken, şeker dünyasında duygu dolu anlar yaşıyoruz :) Bu arada bir güzellik daha akıllı telefonunuz ve bilgisayarınızda oyun senkronize ediliyor. İkisinde ayrı ayrı 5 canınız var ama levelı geçtiğinizde iki tarafta da ilerliyorsunuz.

Artık görüşmediğiniz, alakanız olmayan insanlara bile minnet duymanızı sağlayan Candy Crush, bildiğimiz saadet zinciri. Arkadaşlarınız olmadan bu oyunda bir hiçsiniz. Oyunun amacı, stratejisi de bu olmalı. Canlarınız sınırlı ve saatli ki can isteyin, onlar sizden istediğinde anlayışla hemen yollayın. Diğer oyun istekleri sizi sinirden çıldırtabilir ama burda durum farklı herkes kardeş, hoşgörülü.

Yalnız herkes belli bir leveldan sonra sıkılıyor, sinirleniyor ve oyuna bir süre ara veriyor. Özellikle geçilmesi çok zor belli levellar var, 10 gün aynı levelda mahsur kaldıktan sonra bir gün ansızın bitiriveriyorsunuz. Tabi bu da bir taktik. Bitmez dediğiniz şey bir anda bitiyor, Candy Crush size bir güzellik yapıyor ki oyuna devam edin, sıkılıp kaçmayın. Genellikle bu zor levelların sonrasında bir-iki level çok kolay oluyor ve kendinizi iyi hissediyorsunuz.

Oyunu bitiren biriyle henüz tanışmadım mesela, artık çok zor noktalarda terk ediliyor işimiz gücümüz var sonuçta.

Candy Crush’ın sosyal paylaşım alanlarında da konuşulma oranı yüksek. Bu oyunla ilgili tweetler bile atılıyor. O derece bir çılgınlık, şimdi biraz gözden düşse de pazarlama strateji konusunda büyük başarı, Facebook’un amacına güzel hizmet ediyor. Tabi bir de Candy Crush çok sevimli, şeker bu canınız çekiyor ;)

Fab.com: Tarz, Sosyal Ticaret & Şeffaflık


 

Fab.com denince aklıma ilk olarak bu üç kavram geliyor: tarz ürünler, sosyal ticareti en iyi uygulayan sitelerden birisi ve özellikle CEO’su Jason Goldberg’un bilgi şeffaflığı.

Hepsine tek tek kısaca değinelim.

Fab.com, tarz ve şık ürün satışı yapan bir e-ticaret sitesi. Ürünlerin kalitesi, farklılığı, orijinalliği, sitenin kalitesi, yalınlığı, sosyalliği ile birleşince muazzam güzellikte bir yapı ortaya çıktı. Hızla artan üye sayısı ve satış hacmi, Fab.com’u farklı pazarlara açılmaya motive etti ve artık yavaş yavaş Fab.com’un dünyanın sayılı e-ticaret şirketlerinden birisi olmaya başladığını söyleyebiliriz.

Sosyal ticaret kavramı, sektördeki birçok kişi tarafından Facebook’ta bir sekme açarak satış yapmaktan öteye gitmezken, Fab.com’a organik olarak dahil olmuş durumda. Facebook ile giriş yapabildiğimiz sitede, Feed uygulaması sayesinde hangi Fab kullanıcısının (dolayısıyla hangi arkadaşımızın) hangi ürünü satın aldığı, favorilerine eklediğini görebiliyoruz. Ürünleri inceleyebiliyor, favorilerimize ekleyebiliyor ve arkadaşlarımızla paylaşabiliyoruz. CEO Jason Goldberg, blogunda yaptığı paylaşımda sosyal kanalları kullanan kullanıcılarının ortalama bir kullancıya göre 2 kat daha fazla ‘lifetime value’ya sahip olduğunu belirtti.

Jason Goldberg, bilgi şeffaflığı konusunda da oldukça kararlı. Blogu, Betashop.com‘da Fab.com’un paylaşılabilecek tüm istatistiklerini düzenli olarak paylaşıyor ve bir nevi müşterilerine güven, rakiplerine göz dağı veriyor. Paylaştığı Ocak 2013 istatistikleri şöyle:

* Geçtiğimiz yılın Ocak ayına göre satışlar %300 arttı
* Ocak 2013 en fazla satış yaptıkları üçüncü aydı. Tatil olmayan ayların ortalamasından %40 daha fazlaydı
* Ocak 2013’de 1 milyon yeni üye kazandı ve dünyadaki üye sayısı 11 milyona ulaştı. Ocak 2012’de bu rakam 1.5 milyondu
* Fab’ın artık İngiltere’de 1 milyon kullanıcısı var ve Avrupa’daki toplam satışların %40’ı İngiltere’den geliyor. Bu yönüyle Amerika dışında en hızlı büyüyen pazar İngiltere
* Düzenli müşteriler günlük satışlarının %67’sini oluşturuyor
* Günlük satışlarının ortalama %33’ü mobilden geliyor
* Ocak 2013’te Fab’e yapılan girişlerin %8’si satın alma ile sonuçlandı
* Ve Techcrunch’ın düzenlediği Crunchies ödüllerinde 2012 yılının en iyi e-ticaret şirketi seçildiler

Noel sonrası düşük seyreden Ocak ayını Fab.com’un bu kadar muazzam başarılarla kapatması elbette tesadüf değil. İzlenen strateji, sitenin işleyişi, sadeliği, sosyalliği ve tüm yeniliklere hızla adapte olması (özellikle mobilde) Fab.com’u hızla en tepeye taşıyor.

Facebook pazarlama çözümlerini kullanmanın faydasını da her defasında tekrarlıyorlar. Kapanışı, Facebook’un Fab.com video case study’si ile yapalım:

H&M’den Deneme Kabini Uygulaması


 

İsveç merkezli H&M, globalde tekstil sektöründeki en büyük oyunculardan biri. İki yıl önce Türkiye pazarına giren H&M, Türk tüketicilerin de oldukça yoğun ilgisini görüyor.

H&M’in web sitesini incelerken deneme kabini uygulamalarına denk geldim. Her zaman hayal ettiğim ‘hangi pantolon, hangi gömlekle daha iyi gider’ sorusuna en kolay cevabı veriyorlar. Uygulamanın çok başarılı çalıştığını söylemeliyim. Birçok farklı model ürünün bulunduğu katalogdan istediğiniz kıyafetleri seçerek erkek veya bayan modelin üzerinde deneyebiliyorsunuz. Uygulamanın görsel bölümü, katmanlara bölündüğü için örneğin gömleğin altına t-shirt veya üstüne mont eklediğinizde gömleğin monttan nasıl taştığını veya t-shirt’in gömleğin içinde nasıl göründüğünü net bir şekilde inceleyebiliyorsunuz. Ürünlerin fiyatları ve detaylarına da kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz.

Ancak uygulamanın iki büyük eksiği var. Birincisi bu ürünleri online satın alamıyoruz. Tüm bu kombinasyonu sepete eklemek gibi bir lüksünüz yok veya ürünleri tek tek de sipariş edemiyorsunuz. Özellikle e-ticaretin bu kadar hızlı büyüdüğü bir dönemde online satın almayı es geçmiş olmaları büyük eksiklik. Güzel haber ise İngiltere dahil olmak üzere diğer bazı ülkelerdeki H&M sitelerinde denediğiniz bu ürünlerin tamamını sepete ekleyip online olarak satın alabiliyorsunuz. Bu demektir ki, Türkiye’de de önümüzdeki dönemde online satışa geçilecek (en azından öyle ümit ediyorum). İkinci sorun ise paylaşım ile ilgili. Oluşturduğumuz bu kombinasyonu Facebook’ta arkadaşlarımızla paylaşmak istediğimizde ortaya çıkan pop-up’ta sorun var, ufak görselde kombinasyonumuz görünmüyor. Ayrıca paylaşım içeriği de doğru bir şekilde kurgulanmamış. Open Graph kullanarak çok başarılı bir paylaşım seçeneği sunabilirlermiş.

Bu iki eksiğe rağmen uygulamayı çok beğendim. Keşke kıyafet satışı yapan tüm e-ticaret siteleri bu uygulamayı kullansa ve biz de tüm bu kombinasyonları deneyerek en beğendiklerimizi satın alsak.

Mobil, Sosyal Medya İçin Neden Vazgeçilmez Bir Mecra?


 

Sosyal medya hayatımızın her alanında derken ciddiydik. Yediğimiz yemekleri, içtiğimiz içkileri, gittiğimiz yerleri, gözümüzün o an gördüğünü anında paylaşıyoruz ve arkadaş çevremize bildiriyoruz. Bunun için çeşit çeşit sosyal ağdan uygulamaya kadar pek çok araca sahibiz. Tüm bu paylaşımları da yaptığımız en önemli mecra mobil. Pek çok alışkanlığımız sahip olduğumuz akıllı telefonlar ve tabletler sayesinde değişti.

Facebook’un 3. çeyrek raporunda açıkladığı rakamlarda mobil kullanımın artması dikkat çekici. Detaylar ve diğer bilgiler için blogumuzdaki ilgili yazıya bakabilirsiniz. Değişen alışkanlıklar ve rakamlar da gösteriyor ki, Timeline’ında yaşadığımız Facebook gerçekten de mobili merkeze koymalı ve kullanıcılara en güzel mobil deneyimi sunmalı.

Sayın Erkurt, Neden Mobil?

Doğduğumuz güne ait fotoğraf ekleyebildiğimiz, öldüğümüzde sevenlerimize sosyal hesaplarımızdan mesaj bırakabildiğimiz şu günlerde, hayatımız artık başta Facebook olmak üzere diğer sosyal ağlarda. Instagram satın alması ile Facebook hem mobile yatırım yaptı hem de fotoğraf paylaşımının gücünü Instagram’la perçinlemek istedi. Ekim 2005’te çıkardığı Fotoğraflar uygulaması ile sosyalin gücünden çok iyi yararlandı. Son rakamlara göre Facebook fotoğraf paylaşımı konusunda diğer siteleri katlamış durumda. Burada da en büyük avantajı, hem fotoğraf eyleminin hem de “mevzunun” sosyal olması (arkadaşların içerisinde olduğu) ve mobilden bunu kolay bir şekilde yapıyor oluşumuz. Son iOS uygulaması güncellemesi ile de fotoğraflara filtre eklenebiliyor.

Facebook’un en çok eleştirildiği konulardan biri mobildi. Bu eleştirilere de 3. çeyrekte açıkladığı rakamlarla biraz cevap vermiş oldu. Fakat rakamlar kullanıcı deneyimini daha da iyileştirme ve mobili Facebook kullanıcılar için vazgeçilmez bir mecra yapmaya tabii ki mazeret olamaz. Mobile verdiği önem konusunda şirketten açıklamalar duyuyoruz.

Google, Google+ için iPad uygulamasını çıkardığında pek çok kullanıcı iyi bir mobil uygulamanın ne olduğuna şahit olduğunu anlatan paylaşımlar yaptı. LinkedIn iPad uygulaması ile çok daha kullanışlı oldu.

Dergi ve gazete okuma alışkanlığı mobille şekil değiştirdi. Lojistik maliyetin ortadan kalktığı, yayına girdiği anda cihazlara indirebildiğimiz yeni sayılarıyla basılı yayıncılık resmen evrim geçiriyor. Newsweek yeni yılda basılı edisyondan vazgeçerek sadece dijital baskı ile yayın yapacak. E-kitap, dergi ve gazete mevzusu başlı başına ayrı bir yazı konusu.

Instagram sadece akıllı telefonlardan erişilebilir derken web profillerinin geldiği haberini aldık. Bu haberle birlikte biz mobilken bizi masa başında takip eden kullanıcılar için profilimize erişilebilir bir ortam sunacak. Instagram yine mobil, Instagram yine Facebook’un. Belki de yakın zamanda karşımıza çok daha sosyal, çok daha iyi bir mobil deneyimle çıkacak.

Hayat = Mobil

Hayat bilgisayar başında değilken çok daha paylaşılır şeylerle dolu. Bu noktada en yakın dostumuz mobil cihazımız. Sıkışık trafikte sarıldığımız, yolculukta ağlayan bebeği şikayet ettiğimiz, bekleme salonunda sayfalarını karıştırmak yerine az önce yeni sayısını indirdiğimiz dergimiz, takip ettiğimiz kişilerden oluşan dünyamıza baktığımız, siparişini verdiğimiz yemeği anında paylaştığımız şey mobil. Kısacası hayat = mobil. Sadece uygulama özelinde değil, mobil site anlamında yayına giren ve optimize edilen sitelere hepimiz şahit olduk. Akıllı telefonlara yüklediğimiz uygulamalarla hayatı akıl dolu, ihtiyacımıza yönelik çözümler sunan bir halde yaşamaya devam ediyoruz. Yeni çıkan telefonlarla birlikte NFC, mobil ödeme, mobil alışveriş gibi konulara da giderek aşina oluyoruz. Hayat ciddi anlamda giderek mobilleşiyor. Her sabah uyandığımızda gördüğümüz ilk şey kimi zaman sevgilimiz, eşimiz değil; akıllı telefonumuz oluyor.

Markalar ve Mobil Uygulamalar

Değişen alışkanlıklarla birlikte değişen tüketim ve pazarlama anlayışı da mobilde hayat buluyor. E-ticaret sitelerinden hızlı tüketim ürünlerine, lüks markalardan müzik dinleme servislerine kadar pek çok marka mobil uygulamalar sayesinde (akıllı telefon ve tablet) kullanıcıları hayatlarının her alanında yakalama ve satışlarını katlama, farkındalığı artırma amacında. Bu yönüyle bakınca tüketici olarak biz de bu uygulamalara ve markalara daha bağımlı hale geliyoruz. Facebook’un Open Graph’i sayesinde mobilde yaptığımızı profilimizde paylaşabiliyoruz.

Hayat mobildeyken ve sosyal medyada paylaşımlar hayatın her anını kapsıyorken, mobilin neden önemli olduğunu bir kez daha düşünün. Mobilin sosyal medya için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz ama aslında hayatımız için vazgeçilmez bir noktaya doğru gidiyor. Akıllı telefon ve tablet gibi mobil cihaz kullanımının her gün katlandığı bir dönemde yapılabilecekleri ve potansiyeli hayal etmek bile heyecan veriyor.

Facebook Aslında Bir Mobil Şirket


 

Facebook 2004’te kuruldu. 2006’da Amerika’nın seçkin üniversitelerinde yayılımını tamamladı. Kurucusu Mark Zuckerberg’in Time dergisi tarafından ”Yılın İnsanı” seçildiği 2010 yılında öncelikle 1. Dünya Ülkeleri (ABD, Kanada, İngiltere, Batı Avrupa) ve takiben gelişmekte olan ülkeler (Brezilya, Türkiye, Hindistan) taraflarında penetrasyonu maksimum seviyelere yaklaştı. 2011’de gelirlerini 1 milyar dolar seviyesi ve yukarısına kadar arttırdı; Zynga gibi platformu fırsata çevirmeyi bilen örnekler yarattı ve nihayet 2012’de hisse başına 38 dolarlık yüksek bir değerlemeyle halka açıldı.

İlk iPhone piyasaya çıktığında ve akıllı cihaz pazarını yarattığında yıl 2007’di. Bugün 234 milyon mobil abone barındıran ABD’de akıllı telefon penetrasyonu yüzde 50 dolaylarında. Batı Avrupa ve gelişmekte olan ülkeler tarafında ABD’yle kıyaslanacak bir orandan söz etmek mümkün olmasa da penetrasyonun artmayı sürdürdüğünü ve sürdüreceğini biliyoruz.

iOS ve Android ekosistemlerinde en çok indirilen uygulama, Facebook. Sahi, desktop ve laptoplardan erişmeye alıştığımız internete ‘Sosyal Medya’ dememize de büyük ölçüde Facebook neden olmamış mıydı?

Kullanıcılar desktop ve laptoplardan hızla mobile geçiyorlar. 1 milyar aylık aktif Facebook kullanıcısının 600 milyonu Facebook’a mobilden erişiyor. Üstelik mobilden Facebook’a erişen kullanıcıların yüzde 70’i Facebook’a her gün girerken, desktop kullanıcılarının yalnızca yüzde 40’ı Facebook’a her gün giriyorlar. Facebook, desktoptan mobile geçen kullanıcıları ciroya çevirme konusunda da hızlı ve güç bir mücadele verirken, kötü bir performans sergilediğini söylemek güç: 2012 3. çeyrek rakamlarına göre Facebook gelirlerinin yüzde 14’ü mobilden geliyor.

Peki büyük haber?

Facebook, mobil penetrasyonun yüksek olduğu bölgelerden daha fazla para kazanıyor.

Amerika ve Kanada’da ARPU (Kullanıcı Başına Ortalama Gelir) 3 dolar ve yukarısındayken, Avrupa tarafında 1.3 dolar seviyesinde. Asya ve geri kalan ülkelerdeyse 0.5 dolar.

Facebook gelirleri, karlılığı ve değerlemesiyle ilgili tartışmaların süreceği aşikar. Öte yandan, yakın gelecekte Amerika ve Kanada tarafında akıllı cihaz penetrasyonunun daha hızlı artacağını hesaba katınca, mobil tarafta gelir alternatiflerini zenginleştirdiği takdirde Facebook’un büyüme hızını arttıracağını söyleyebiliriz.

Mobil tarafta tüm planların 2015’e göre yapıldığı bir gerçeklikte, Facebook’un 2015 yılına dek 2000 çalışandan 6600 çalışana kadar genişleyecek bir ekip için yepyeni bir kampüs planlaması eminim kimseyi şaşırtmayacaktır.

Facebook’un yeni yaşam alanının mobil olduğu fikrine hızla alışmamız gerekiyor.

Analiz: Facebook Koleksiyonlar’ın Sosyal Ticarete Etkisi


 

F-ticaret ile çokça eleştirilen Facebook, şimdi de Collections ile sosyal ticareti iyice sahiplenmeye niyetli gibi görünüyor. Collections sayesinde şu an 7 perakende markası (Fab, Victoria’s Secret, Pottery Barn gibi) yeni özelliği kullanabiliyor ve sınırlı sayıda kullanıcı bu özelliğe erişebiliyor. Peki koleksiyonların Facebook’a gelmesi ne anlama geliyor?

Facebook’ta markaların ürünlerini sadece beğenmek değil, onları istemek ve onlara sahip olmak da kullanıcı olarak bizlerin istediği şeylerin başında geliyor. Neredeyse günlük tüm internet deneyimimizi Facebook’ta geçirdiğimizi düşünürsek, sevdiğimiz ürünleri Facebook üzerinden satın almak da bir ihtiyaç haline geliyor. Şimdilerde tıpkı Beğen butonunda olduğu gibi web sitelerine İste butonunun da gelmesi ile işler daha da keyifli hale gelebilir.

Facebook’un Collections özelliğini devreye sokması, markaların ürünlerini albüm olarak tanıtması sonucu ortaya çıkmış. Markaların sayfalarında bu tür paylaşımlar yapması ile Collections, News Feed’de görülebilecek ve kullanıcılar koleksiyonlarda yer alan ürünleri beğenip kendi koleksiyonlarına ekleyebilecek ve satın alabilecek. Satıştan Facebook henüz bir komisyon ya da ortaklık bedeli almıyor ancak bunun yerine Collections’ı daha görünür kılmak için reklam kullanımına yönlendirme yapabilir.

Koleksiyon içerisinde yer alan ürünü istediğinizde Timeline’da bir Wishlist oluşuyor, koleksiyona ekle dediğinizde Ürünler bölümü açılıyor. Bu sayede arkadaşlarınız da koleksiyonlarla olan etkileşiminizi görebiliyor.

Facebook’un attığı bu adım hemen Pinterest’le kıyaslandı ve aynı şekilde bir özellik sunduğu yönünde eleştirildi. Koleksiyonlar’ın  benzer olmadığı söyleniyor. Fakat Pinterest’e rakip olabilecek bir özellik. Facebook üzerinden satın alma yönüyle -şu aşamada- Pinterest’ten ayrıştığı kesin ama koleksiyona ekleme, isteme gibi özellikler ile -bire bir aynı olmasa da- Pinterest’teki beğenme ve “repin” özelliklerini andırmıyor değil.

Sosyal ticaret açısından baktığımızda, koleksiyonlar markalar için çok önemli bir araç olabilir. Koleksiyonlarla olan etkileşimim arkadaşlarım tarafından görüleceği için wishlist karşılaştırma, paylaşım yapma, koleksiyondaki ürünleri beğenme gibi sosyal kurgularla da arkadaş etkisi ön planda olacak. Çünkü benim istediğim ve listeme eklediğim ürünü arkadaşlarım görecek ve bu sayede belki bana doğum günü hediyesi alabilecek, belki de benim çok sevdiğim tişörtü benden önce kendisi için satın alabilecek. Daha da özele inersek, Victoria’s Secret’ta wishlist’i bulunan kız arkadaşa sürpriz yapmak da Koleksiyonlar sayesinde mümkün. Nasıl, heyecan verici değil mi?

Bakalım Facebook f-ticaret ile ilgili aldığı eleştirilere Koleksiyonlar ile cevap verebilecek mi? Sosyalleşmeye ek olarak alışveriş deneyimimiz de Facebook’a taşınarak Facebook hayatımızda daha da vazgeçilmez bir hale gelecek mi? Kısa vadede cevaplarını bulamasak da orta vadede alışkanlıklarımızın değişeceğine hiç şüphe yok.

Next Page » Scroll to top