e-ticaret

Analiz: Facebook Koleksiyonlar’ın Sosyal Ticarete Etkisi


 

F-ticaret ile çokça eleştirilen Facebook, şimdi de Collections ile sosyal ticareti iyice sahiplenmeye niyetli gibi görünüyor. Collections sayesinde şu an 7 perakende markası (Fab, Victoria’s Secret, Pottery Barn gibi) yeni özelliği kullanabiliyor ve sınırlı sayıda kullanıcı bu özelliğe erişebiliyor. Peki koleksiyonların Facebook’a gelmesi ne anlama geliyor?

Facebook’ta markaların ürünlerini sadece beğenmek değil, onları istemek ve onlara sahip olmak da kullanıcı olarak bizlerin istediği şeylerin başında geliyor. Neredeyse günlük tüm internet deneyimimizi Facebook’ta geçirdiğimizi düşünürsek, sevdiğimiz ürünleri Facebook üzerinden satın almak da bir ihtiyaç haline geliyor. Şimdilerde tıpkı Beğen butonunda olduğu gibi web sitelerine İste butonunun da gelmesi ile işler daha da keyifli hale gelebilir.

Facebook’un Collections özelliğini devreye sokması, markaların ürünlerini albüm olarak tanıtması sonucu ortaya çıkmış. Markaların sayfalarında bu tür paylaşımlar yapması ile Collections, News Feed’de görülebilecek ve kullanıcılar koleksiyonlarda yer alan ürünleri beğenip kendi koleksiyonlarına ekleyebilecek ve satın alabilecek. Satıştan Facebook henüz bir komisyon ya da ortaklık bedeli almıyor ancak bunun yerine Collections’ı daha görünür kılmak için reklam kullanımına yönlendirme yapabilir.

Koleksiyon içerisinde yer alan ürünü istediğinizde Timeline’da bir Wishlist oluşuyor, koleksiyona ekle dediğinizde Ürünler bölümü açılıyor. Bu sayede arkadaşlarınız da koleksiyonlarla olan etkileşiminizi görebiliyor.

Facebook’un attığı bu adım hemen Pinterest’le kıyaslandı ve aynı şekilde bir özellik sunduğu yönünde eleştirildi. Koleksiyonlar’ın  benzer olmadığı söyleniyor. Fakat Pinterest’e rakip olabilecek bir özellik. Facebook üzerinden satın alma yönüyle -şu aşamada- Pinterest’ten ayrıştığı kesin ama koleksiyona ekleme, isteme gibi özellikler ile -bire bir aynı olmasa da- Pinterest’teki beğenme ve “repin” özelliklerini andırmıyor değil.

Sosyal ticaret açısından baktığımızda, koleksiyonlar markalar için çok önemli bir araç olabilir. Koleksiyonlarla olan etkileşimim arkadaşlarım tarafından görüleceği için wishlist karşılaştırma, paylaşım yapma, koleksiyondaki ürünleri beğenme gibi sosyal kurgularla da arkadaş etkisi ön planda olacak. Çünkü benim istediğim ve listeme eklediğim ürünü arkadaşlarım görecek ve bu sayede belki bana doğum günü hediyesi alabilecek, belki de benim çok sevdiğim tişörtü benden önce kendisi için satın alabilecek. Daha da özele inersek, Victoria’s Secret’ta wishlist’i bulunan kız arkadaşa sürpriz yapmak da Koleksiyonlar sayesinde mümkün. Nasıl, heyecan verici değil mi?

Bakalım Facebook f-ticaret ile ilgili aldığı eleştirilere Koleksiyonlar ile cevap verebilecek mi? Sosyalleşmeye ek olarak alışveriş deneyimimiz de Facebook’a taşınarak Facebook hayatımızda daha da vazgeçilmez bir hale gelecek mi? Kısa vadede cevaplarını bulamasak da orta vadede alışkanlıklarımızın değişeceğine hiç şüphe yok.

Ajda Pekkan ile E-Ticaret Deneyimi: ajdamoda.com


 

E-Ticaret sektörü sürekli değişim ve büyüme halinde. Zamandan tasarruf etmemiz, daha uygun fiyatlara bulmamız, ürünlerin herkes için ulaşılabilir olması bu sektörü destekledi. Artıları kadar, eksilerinin de olduğunu ve bu siteleri günlük takip edenler kadar, daha alışveriş bile yapmamış olanları da biliyorum. Private shopping dediğimiz alışveriş siteleri, daha da özel dikey alışveriş siteleri, markaların kendi e-ticaret siteleri, ünlülerle işbirliği yaparak “onun seçtikleri” diye ürünlerin sunulması ve daha birçok olayın içerisindeyiz.

Ajda Pekkan, Türkiye”nin Süperstarı. Çoğu kişinin imrendiği, idol benimsediği, şarkılarıyla hala hayatımızın içerisinde, kendisini yenilemeyi durduramamış bir isim. Bunun dışında yaklaşık 2 senedir, Twist markası ile bir işbirliği içerisinde casino online ve moda kavramına da yakın. Twist için belirli ürünler hazırlıyor ve “Ajda Pekkan for Twist” markasıyla, markanın fiyat aralığından biraz daha yüksekte satılıyor. Bugün (05.07.2012) Hürriyet gazetesinde okuduğum habere göre ise, Ajda Pekkan e-ticaret”e de el atıyor. Herhangi bir site ya da marka için Ajda”nın seçtiklerinden öte, ajdamoda.com ile yakında kendi sitesini oluşturacak. Sadece kendisinin seçtiği ürünlerin olacağı sitede, Ajda Pekkan özellikle “herhangi bir markanın tanıtımını yapmayacağını” söylüyor, her çeşit marka, Twist için hazırladığı koleksiyon ve kendi özel koleksiyonu “Ajda Pekkan Private Collection” ürünleri de satılacak.

E-Ticaret sitelerinin ünlülerle işbirliği yapmasından farklı olarak, burada kontrol markanın değil, Ajda Pekkanın elinde ve aldığı bu aksiyon bakalım ilerde e-ticaret sektörünü nasıl farklı yönlendirecek, ve idollerden bununla birlikte yeni girişimler görecek miyiz.

E-Ticarete Dokunamayanlar


 

Orijinal adı “Electronic Commerce”. İnternetin hayatımızdan önemli zamanlar almasıyla başladı her şey… Online ayakkabı satın alan kadınlar göreceğime inanmazdım, denemeden ve rafta görmeden, hissetmeden. Mağazaların sanallaşması süreci o kadar hızlı ilerledi ki bize seyretmek kaldı.

Türkiye e-ticarete GittiGidiyor.com ile giriş yaptı diyebiliriz. Online dükkanlar, açık arttırma sistemi, Türkiye’de olmayan, taaa Çin’deki ürünleri satın alma şansı derken, site dünyaca ünlü “ebay” hükmü altına girdi ve değeri arttı. Daha sonra Markafoni ve Trendyol mağazada 400 TL’ye gördüğümüz bir elbiseyi bize (sözde) 200 TL’ye alma şansı sundu. Sabah sabah ürünler tükenmeden Markafoni’den alışveriş yapan arkadaşlarımı çok gördüm. Boşuna saat 10.00 olmadan tükenmiyor o ürünler!

Sonra Darty, Medimarkt gibi teknoloji firmaları online teknoloji satışına başladı, web indirimleri, avantajlarıyla tabi… Kitapyurdu, Amazon gibi kitap, CD satan siteleri de unutmamak lazım.

Böylece yeni bir meslek grubu bile doğdu: E-Ticaret uzmanları, müdürleri ve v.s leri. Ülkece yeni meslekler yaratmaya bayılırız zaten, pek bilmeden, uzmanlaşmadan ama, bu çok önemli!

Sıra geldi benim gibi dokunmadan almayan, denemeden kullanmayan, mağazanın havasını yakalayamadan alışveriş yapamayan bir kitleye. Ben az buz olmadığımıza inanıyorum. Kızlar bilir, vitrinde çok güzel duran bir elbise üzerinize yakışmayabilir, HOTİÇ’te ayağınız 37 iken Nine West’te ayağınız 38 numaraya çıkabilir, kalıplar değişiktir. Tamam online siteler değişim yapıyor ama beklemek bir kadını öldürebilir, biz hemen istediğimiz ille de olsun deriz! Önceden mağazada deneyip indirime girmesini beklemek te bir seçenek. İşte yine beklemek devreye giriyor, zaman kaybedeceğime oracıkta alıveririm beğendiğimi. ‘Time is money’ ne de olsa.

Gelelim sözde kocaman indirimlere. Hedef kitleniz markanın en eski ücra koleksiyonunu indirimli diye satmaya çalıştığınızın farkında. Bunu en çok yapan da Steve Madden. Farketmedik mi sandınız? O, 2011 yaz koleksiyonu değil bildiğimiz 2009 yaz koleksiyonu! Fazla geri sarmışsınız. Bu eski sezonlar bir marka için de zararlı. Sadece o siteye bakanlar, sizi çağ dışı, modayı, trendleri takip edemeyen bir kimlikle tanıyor. İyi mi?

Bu siteler, bilinmeyen markalar için iyi bir fırsat, bir mağazada yüzüne bakılmayacak ürünler, 29 TL’ye görülünce kadınların saldırısına uğruyor, düşünmeyen Türk milleti rolünü burada da güzel benimsedi. O markayı daha önce neden duymadığını, kalitesiz olabileceğini düşünen, taşınan yok, fırsat ya al gitsin!

İnternetten kitap almak, baskıları olmayan eserleri bulmak için harika. Ama raflarda gezinmenin, arka kapağı okumanın hazzını bana Kitapyurdu.com veremez ki.

Teknoloji siteleri gerçekten zaman zaman iyi indirimler yapıyor. Fakat eksik tanıtım ve uzmanlıkla. Çünkü dünün klasik pazarlama müdürleri, şimdinin e-commerce müdürleri. Acele gelen meslek grupları. Aslında eğitim şart.

Gelelim yakala.co, Grupanya gibi fırsat sitelerine. Bu siteler kaliteli markaları mı bize sunsun, görünce hayal kırıklığına uğrayacağımız fırsatları mı bir türlü karar veremediler. Cihangir Yoga, Coco Clementine gibi kaliteli aktivite şansları yakaladığımız oluyor. Ama hiçbir işe yaramayan kıyı köşe bir resim kursu, at binme gibi kötü tecrübeler yaşandığı da deneyimlendi. Yalnız bu sitelerde yer alan indirimler gerçek. Bu siteler bir güzelliği de firmalara çabasız, çok para harcamadan iyi reklam şansı vermesi.

E-ticarette bir de kredi kartı güven durumu var. Aslında güvenlik sistemi başarılı ama kredi kartı numarasını hala online ortamda vermek istemeyen bir kitle mevcut. Bu noktada Kitapyurdu gibi kapıda nakit ödeme seçeneğiyle satışlar artabilir.

Uçak biletlerimizi bile online aldığımız bir dönemde, yerinden kalkmadan alışveriş yapmayı soğuk bulan bir kitle yaşıyor. Ben onlardan biriyim. Belki fazla geleneksel bir bakış açısı ama azınlık olmadığımıza inanıyorum. Yıl 2012 ve ben asla online olarak ayakkabı almam, e-ticaret uzmanları çare bulabiliyorlarsa, çözümü bekliyorum :)

Facebook 2025’te Nerede Olacak? [INFOGRAFIK]


 

Bilimkurgudan ayrıştırılamayan gelecek tahminlerinin aksine, Facebook‘un 2025’e dek yapabilecekleriyle ilgili tahminlerin paylaşıldığı infografiğin ciddi bir kısmı, gerçek olmaya çok yakın.

2012, Arama: İçeriğin Facebook kullanıcı etkileşimleriyle çok daha anlamlı hale geldiğini, yakın geçmişte hayat bulan pek çok büyük içerik platformunun Facebook entegre çalıştığını hesaba katalım.

2013, Ödeme Sistemleri: Facebook’un PayPal‘la yakın münasebetini hesaba katalım.

2014, Sadakat Programları: Her alışverişinizin ardından elinize tutuşturdukları kuponlardan ne kadar yararlanabiliyorsunuz? Hepsini tek bir karttan takip etmek istemez miydiniz?

2016, E-Ticaret: E-Ticaret’in geleceğinin Sosyal Ticaret‘te olduğunu biliyoruz. Geriye ”Nasıl”ı cevaplamak kaldı.

Infografiğin 2016’dan sonrası Facebook’u kimlik olarak kullanırsak, nelerin mümkün olduğuna değiniyor.

Tahminler güzel. Daha güzeli, doğruluklarını beraber gözlemleyebileceğiz.

Görsele tıklayın, büyütün.

E-ticaret Sektörü Facebook Kullanımında Nerede?


 

Bu soruyu bana önceki gün iş arkadaşım, sunumu için yardım almak amacıyla bana yöneltti. Ucuzu.com’un Türkiye’de ofisi olsa da, ben şirketin genel merkezinin bulunduğu Budapeşte ofisindeyim. Macaristan fiyat karşılaştırma sitesi olan Arukereso.com’da ve genel olarak Macaristan’da şirketler Facebook kullanımında çok istekli ve kullanıcılar da son derece interaktif. En sıradan postları bile onlarca kişi beğeniyor, yorumlar yazılıyor, resimler gönderiliyor vs. Ancak, aynı postları da göndersek Türkiye’de bu sinerjiyi yakalayamıyoruz. İşte iş arkadaşımın sorduğu soru aslında buydu; Türkiye’de Facebook kullanımı Macaristan’dan farklı diyebilir miyiz?

Evet dedim, kesinlikle diyebiliriz… Bu bence Türkiye’nin Facebook kullanımında olgunluk dönemine geçmiş olmasından kaynaklanıyor. Artık beğendiğimiz sayfalar, katıldığımız gruplar konusunda daha seçiciyiz, Facebook’ta gördüğümüz her renkli sayfaya, her eğlenceli oyuna balıklama atlamıyoruz. Her konunun altına yorumlar yazmıyoruz. 2008’den bu yana Facebook’taki en büyük 3-4 topluluktan bir tanesi olduğumuz için, yerel sosyal ağ sitesi olan iwiw’i bırakıp Facebook’a 7-8 aydan bu yana adapte olmuş Macaristan’dan farklıyız.

Inside Facebook’ta 12 Haziran 2011’de yayınlanan bu yazı aslında yukarıda anlattığım şeyi destekliyor. Yazıdan ilgi çekici birkaç paragraf ise şu şekilde; 

“Most of the new users continue to come from countries that are relatively late in adopting Facebook, as has been the trend for the past year.

“the United States lost nearly 6 million users, falling from 155.2 million at the start of May to 149.4 million at the end of it. This is the first time the country has lost users in the past year. Canada also fell significantly, by 1.52 million down to 16.6 million, although it has been fluctuating around that number for the past year. Meanwhile, the United Kingdom, Norway and Russia all posted losses of more than 100,000.”

Buna göre, Facebook’u daha önce kullanmaya başlayan ülkelerde geçen ay ilk kez düşüşler yaşanmaya başladı. Ancak, Facebook’a yeni yeni ısınan ülkeler sayesinde Facebook kullanıcı sayısını artırmayı sürdürmeyi başarıyor yine de. Bence bunun nedeni Facebook’un insanları artık yeteri kadar heyecanlandıramaması ve artık çok “kool” olmaması maalesef. Türkiye bu sıralamada doygunluğa ulaşmış ABD ile early adopter Macaristan’ın arasında yer alıyor.

E-ticaret konusunda ise durum şöyle; yaptığım ufak araştırmalar sonucunda gördüm ki şirketler Facebook’u kullanmaya çalışıyor, ancak kullanıcılar postlara ve içeriklere aldırmaksızın her yere sipariş numaralarını ve şikayetleri yapıştırıyor. Yani şirketler hala heyecanlı ama kullanıcılar değil. Hepsiburada.com’un Facebook sayfasından aldığım yukarıdaki resimde görüldüğü gibi, Hepsiburada.com post etmeye çalışırken aşağıdaki yorumların tamamı şikayet ve soru dolu. Bu sadece Hepsiburada.com için değil, bir çok e-ticaret şirketi için geçerli bir sorun ve bu sorun şirketlerden değil kullanıcılardan kaynaklanıyor. Tabi bu kanalı tamamen müşteri hizmetleri amacıyla kullanmak bu ve buna benzer durumlarda daha mantıklı olmaz mıydı bilemiyorum.

Boyner'den Bir E-Ticaret Girişimi mi?: MorHipo.com


 

Boyner Holding, mağazacılıktan online alışverişe geçişinin ilk adımını bence, lüks markaları bünyesinde bulunduran Beymen ile başlatmıştı kısa bir süre önce. Daha geniş kapsamlısını ise, hem Boyner Holding bünyesinde bulunan diğer markalarla hem de rakip markaların da ürünlerinin satılacağı yeni bir girişimle e-ticaret yoluna adım atıyor.

Bu kadar private shopping sitesi varken, MorHipo.com, Cem Boyner”in ifade ettiği gibi, “perakendedeki servis, sunum, kalite standartlarını internet ortamına taşıma” misyonu ile bu dünyaya adım attı, avantajı ne olacak derseniz; bu avantajların bir kaçı gazetelerde ve basın bülteninde yazılana göre;

*Kargolar 24-72 saat içinde gerçekleşmezse, kargo ücreti alınmaması,
*Eğer ürünü beğenmezseniz, iade etmesi 30 gün içerisinde ve çok kolay,
*Farklı kampanyaların tek bir sepette bulunması, böylece her kampanya için ayrı bir ücret ödenmemesi,
*Alışveriş sonucunda %1- arasında HipoPara kazanılması,
*MorHipo Exclusive kısmında lüks markaların �”a varan indirimlerinin olacak olması,
*Müşteri hizmetleri arandığında, “arkadaşlarımız ilgileniyor”un ötesinde çözümler sunacak olmaları,

olarak listelenmiş.

Bu girişimde, alanında iyi firmaların desteği de alınmış; Yurtiçi Kargo, Ekol Lojistik, DorukNet, ve Back-Up. Bu işbirlikleri sağlarken, en büyük avantajı “müşteri memnuniyeti” noktasında yakalamak istemişler. Diğer sitelerden bir adım öne geçmek için, hedeflenenin tutturulması casino online yolunda, başarılı stratejik ortaklar bunlar.

Cem Boyner’in iddialı cümlelerini ve yukarıda yazdıklarımı okuyunca, siteye büyük bir hevesle girdim. Çoğu kişinin takıldığı nokta olan ismine bile, içerik olarak güçlü bir şey bulacağımı düşündüğüm için takılmamıştım. Fakat durum beklentilerimin altında kaldı. Dolayısıyla şüpheler oluşmaya başladı. Başlangıç için böyle hatalar olabilir demeyi isterdim, ama arkasındaki holdingi düşününce, teknik hatalar bana göz ardı edilebilir gelmedi açıkçası. Sanki lansmanı için acele edilmiş, bir şeyler eksik kalmış, ya da önem verilmemiş, “biz de bu avantajları sağlıyoruz nasıl olsa” mantığı yüklenmiş. E-ticarette de rekabet ortamı düşünüldüğünde, hedeflediklerini ne kadar sürede yakalarlar, ya da yakalarlar mı şu anda bir tahmin yürütmek zor. Fakat, Boyner Holding tecrübesini ve girişimlerini göz önüne alarak yine de bu sitenin daha iyi pozisyonlara geleceğini umuyorum.

Trendyol-Markafoni Rekabeti


 

Markafoni.com, aslında private shopping olarak da adlandırılan, müşterilerin ünlü markaların sınırlı sayıdaki ürünlerini büyük indirimlerle alabilmesine olanak tanıyan sistemi Türkiye’ye tanıtan, sektörü oluşturan ve büyüten bir e-ticaret sitesi oldu. Markafoni’nin bu başarısı birçok girişimciyi de harekete geçirdi ve kısa sürede birçok private shopping sitesi açıldı.

Markafoni’ye bir arkadaşınızın referansı olmadan üye olamıyorsunuz, bu nedenle bu tarz sitelere “özel alışveriş kulübü” de deniyor. Kulübe üye olan şanslı sayıda kişilerden birisiyseniz, seçkin markaların sınırlı sayıda ürünlerini büyük indirimlerle alabiliyorsunuz.

Trendyol.com, Markafoni’den çok sonra kurulmuş bir özel alışveriş kulübü olmasına rağmen kısa sürede çok yol kat ettiler. Geçtiğimiz aylarda aldıkları 10 milyon dolarlık yatırım ile birlikte daha da güçlenen Trendyol, Alexa istatistiklerine göre ziyaretçi sayısı bazında Markafoni ile sıkı bir yarışa girmiş bile. Bu istatistik beni çok şaşırttı açıkçası. Tabi ki, bu durumu ortaya çıkaran ve yorumlanırken hesaba katılması gereken farklı parametreler var. Bu parametrelerden ikisi çok önemli: Trendyol’un yaptığı reklam yatırımının Markafoni’ninkine göre farkı, ve tabi ki satın alma oranı (gelen ziyaretçinin ne kadarı aktif olarak alışveriş yapıyor). Bu iki parametreyi bilmemiz ve kıyaslamamız zor, ancak Trendyol’un şu anda en az Markafoni kadar kişiye ulaştığını söyleyebiliriz. Tahminim, hedeflediği büyüklükte kitleye şu anda ulaşmış görünen Trendyol, muhtemelen gelen ziyaretçileri aktif müşteri yapma konusunda yoğun çaba sarfediyordur.


 

Next Page » Scroll to top