Your search for youtube returned 219 results.

Marka Dünyasının “Anı Yaşa” Telaşı Neden?


 

Youtube reklamlarını anında geçenlerdenim ama bu öğlen Durex`i görünce durum değişti. İşleri, Türkiye olsun, yurtdışı olsun üst noktalara dokunduğundan durup sonuna kadar izledim. Kampanya “Connect” hashtag i ile –anı yaşa- mesajı veriyor. Pek çok markanın son dönemde sıkça yaptığı gibi. Altta link var, işin kalitesi bu kez konumuz değil. Yine de link aşağıda.

Mevzu: “Ne oldu bu hedef kitleye de tüketicilere de anı yaşamıyor, nasıl bu hale geldik, ihtiyacın hatta uyarının sebebi ne?” Cidden ne oldu bize?

Durex ReklamAnladığım kadarıyla durum ülkemize özel değil global olarak anı yaşa(ya)mıyoruz. Suçlu çoğunlukla sosyal hesaplar, akıllı telefonlar ve başkalarının hayatına duyulan merakın yüksek derecelerde gezmesi olarak gösteriliyor. Peki, bir yerde doğru. Ancak bu tespitle yine de derine inemiyoruz çünkü hayattan kopacak kadar sohbetler esnasında telefonlara dalıyorsak, stalkerlık olsun kim nerdecilik olsun oynuyorsak, kendi yaşam tarzımızda bir sorun olmalı ki oraya bakmak istemiyoruz.

Yani akıllı telefonlar, sosyal ağlar çok masum değil ama tam olarak suçlu da sayılmaz. İşsizlik ayrı bir sorunken, çalışanlar vaktim yok, yoğunum bahanesini neredeyse gururla sevdiklerine sunuyor. Herkes yoğun, marifet iş çıkışı bir saat de olsa çevrenizdekilere vakit ayırmak. Hem o kadar yorgunsanız, böyle bir yerde oturamayacak kadar, zaten işinizi sevmiyor olabilirsiniz. Ülkemizde zor tabii işini sevmek, ben o konuda şanslı olanlardanım. Yoksa marketing işi yapan çok mühendis tanıyorum. Yine de bir cesaret sevdiğiniz işin peşinden gidebilirsiniz, Bir saniyelik cesaret. O cesaretle engellere de gülerek yaklaşabilirsiniz.

Hayat bir dakika içerisinde değişiyor diye boşa demiyorlar. Ama işte bu kadar basit, tamamen kendine bağlı bir şeyi çoğu kişi yapmıyor, sadece söylenmek ve kendini yıpratan söylemler var ortada. E markalar durur mu? Anı yaşayın diyerek hoş bir uyarıyla ürününe sempati bile duydurur. Sonuçta gözlem o yönde.

Hayat zaten sıkıntılı, sürprizli, bir öyle bir böyle… Anı yaşa derken, evde kitap okurken, hiçbir şey yapmama keyfi yaşarken bile huzur kastediliyor. Büyük güzellikler de olur ama kötülükler de. Hayatın size kastı yok. Elinizde olan şeyler için harekete geçin, elinizde olmayan bir şeyse bırakın üzülün. Geçecek sonunda, hep geçti, unutmayın, hatırlayın.

Coca-Cola olsun, Durex olsun boşa konuşmuyor. Tamam amaç ürünü satmak elbette. Fakat bu kadar marka aynı anda farklı yollarla aynı şeyi söylüyorsa sorun markada değil hedef kitlede. Onlar sadece büyük ihtiyaca oynuyor.

Yazıyı bitirirken size Queen’in Under Pressure’nı armağan ediyorum. Keyifli ve mesaj kaygısı taşıyor ;)

Halı Sahada Collina’nın Yönetiminde Maç Yapmak


 

Pierre Luigi Collina - Mastercard Yıl 2001, o dönemde Ordu`da yaşıyorum. Babamın köyünün futbol takımı ile başka bir ilçenin takımı Amatör 1. lige çıkmak için final maçı oynayacaklar. Statta yerimizi aldık. Sahaya çıkan takımları izlerken bir anda gözler hakeme takıldı. Hakem, o dönemlerde birinci ligin meşhur hakemlerinden Ali Aydın. Herkes inanılmaz heyecanlandı resimler çekildi vs. Sonuç olarak bizim takım kazandı ve Amatör 1. lige çıktı ancak akıllarda Ali Aydın`ın yönettiği maç olarak kaldı.

Mastercard, bu hissiyatın gücünün belli ki farkında ve bu tecrübeyi yaşatarak markasını futbol ile daha da bağdaştırmak için (dipnot: Mastercard Şampiyonlar Ligi`nin ana sponsorlarından biri), dünyanın en ünlü hakemlerinden, artık emekli olmuş Pierre Luigi Collina ile çok benzer bir deneyimi İstanbul`da rasgele bir halı sahada yaşatmış. Bu tarz sürprizler farklı markalar tarafından defalarca kez yapıldı ve ben de Marketoloji`de en beğendiğim örneklerinden Heineken`in çalışmasını paylaşmıştım (http://www.marketoloji.com/?p=825) ancak ülke Türkiye, mekan halı saha, hakem Collina olunca, Mastercard benim de duygularıma başarılı bir şekilde dokunmuş oldu :) İzleyelim:

iPhone Uyguamamız Yayında!


 

Availaible on App Storeİlk adımını Blogger`da atan, sonrasında WordPress`e taşınan Marketoloji`nin artık bir iPhone uygulaması var :) Dilerseniz buradan indirebilirsiniz: https://itunes.apple.com/ie/app/marketoloji/id967809676.

Mobilin ne kadar hızlı bir şekilde hayatımızın büyük bir parçası olduğu artık aşikar. Bu sebeple geçen seneden beri mobil uygulama konusunda çabalarım sürüyordu. Eskiden Asp.Net (visual basic) ile websiteleri geliştiriyordum ancak uygulama geliştirme dünyasına geçişim çok kolay olmadı. Her ne kadar temel mantığı biliyor olsam da, iki dil arasında büyük farklılıklar olduğu gibi, mobil uygulama ile web konseptleri arasındaki yapısal farklar ilk mobil uygulamamı yayına almamı oldukça uzattı. İlgilenenler için, öğrenme sürecinde bir çok makale, blog yazısı, Youtube videosu dışında ana öğrenme kaynaklarım Udemy ve StackOverFlow’du.

Benedict Evans’in mobilin ne denli önemli hale geldiğinden bahsettigi “Mobile is eating the world”* başlıklı sunumundan en etkileyici bulduğum slaytlardan birisi;

Dünyada online olan kişilerin ne kadarı akıllı telefona sahip olacak?

Toplam online olan insan sayısı & Toplam akıllı telefon sayısı

Mobilde ise insanların uygulamalarda, mobil webe göre çok daha fazla vakit geçirdiğini de hesaba katarsak mobil uygulama dünyasına girmemiz şart olmuştu, artık oradayız :)

*Sunumun tamamına buradan ulaşabilirsiniz:
http://ben-evans.com/benedictevans/2014/10/28/presentation-mobile-is-eating-the-world

“Kız Gibi”sin! #likeagirl


 

“Ben hiç kız gibi değilim”, “kızlarla değil erkeklerle daha iyi anlaşıyorum”, “kız gibi giyinmem, erkek gibi yerim” tadında kızlığı reddeden ifadeler tüm dünyada yaygın olsa gerek ki, P&G Always markası (Türkiye’nin jenerik ped markası Orkid) için #likeagirl adı altında gayet güzel bir kampanya hazırlamış.

Özellikle yeni yeni Always dönemine giren kızlar bu durumu daha derin yaşıyor. Tam da Always/Orkid markasıyla ilişki kurmaya başlarken farklılığı anlıyorsunuz. Belki de o yaş grubundaki kızlar tarafından güçsüzlük olarak görülen bir durum. “Niye ki?” diye karşılanan, tuhaf bir duygu hali. O yüzden kampanya nokta atışı.

İşin kötüsü; “ben kızları sevmem, hiç kız gibi olmadım, onlar gibi giyinmem” tarzında 25-30 yaş grubunda kadın yorumlarına şahit oluyorum. Travma olarak kayıt altına alınmış, erkek güçlü figür ve bu en güzel kadınlık dönemine yansımış, yazık olmuş. Twitter’da sanırım etkileyici durduğuna inanılarak çok açıkça küfür eden kadınlar görüyorum, ama her dakika. Ben de arkadaş arasında süper terbiyeli biri olarak bilinmem ama orası herkese açık bir alan ve siz istemeseniz de tümden bir imaj yaratıyor. Ve bu imajın altında kadınlığı tamamen inkar etmek, ondan utanmak var. İşte Always’in anlattığı durumun ileri yaşa yansıyan korkunç yüzü. Gerçek olmayan zorlama erkeksi davranışlar. Burada Freud’a da danışalım derim ama iş uzar ☺

Fiziksel güç, kültürel baskılar, erkeksin sen alt yapısı dışında, bazı kızların da çok fazla kız gibi davranması da bu durumda söz sahibi. Lisedeyken erkek arkadaşa ayıcık hediye etmeye dayanan empati yoksunu eğilimlerin yıllar ilerledikçe evlenmeye programlanmışlıktan öteye geçemeyen hali mesela.

Tabi ki neyseniz o olun ama tam da bunu yaptığınız anda kendiniz olamıyorsunuz, e çünkü kadınsınız. Elbette kafanıza top geldiğinde ağlayın, iş dünyasında duygusal tepkiler verin demiyorum sadece Orkid’in dediği gibi “kadın olmak çok güzel” diyorum. Kültüre, fiziksel güce bakmayın ve kız gibi dövüşün kızlar! Türkiye’de bazen Muhammed Ali gibi dövüşmeniz gerekebilir tabi, ayarlarsınız, ayarlarız ;)

Artık kadınlar; sporda, yöneticilikte, iş dünyasında “erkek gibi” olgusuna ihtiyaç duymayacak konumda. Cinsiyet ayrımı yapmak gereksiz hale geldi. Çivi de çakarız, spor reklamı da yazarız, hiç sorun değil. Psikolojik ön yargılar devam etse de biz kendimize fazlasıyla yer açtık. Always’i, tebrik ediyor, gelecek nesillere bu konunun dahi saçma gelmesini diliyor ve #likeagirl diyoruz. Doğallıkla…

Reklamlarda Çocuk Kullanımı: Mantık Hatası mı Strateji mi?


 

Teknoloji aletlerin hayatımızdaki yeri gittikçe büyür büyür ve büyürken, iki reklamdan biri de cep telefonu, operatör, bilgisayar veya televizyon reklamı oldu. Bu karmaşa içinde, fütüristik görüntüler ve akıp giden mavi bilgi demetlerine boğulmuşken, özellikle Vestel gibi domestik kullanıma uygun teknoloji ürünleri ve beyaz eşyaların reklamında aile ve çocuk kavramı öne çıktı.

Şimdi Vestel’in çifte ekranlı TV reklamını inceleyelim.

Daha önceki başarılı reklamlarda aile boyu TV başında oturan, çocuklarının fotoğraflarına bakan aile veya annesine yemek hazırlayan çocuklar temaları vardı. Ancak gittikçe toplumda çocukların tabletlere terkedilmesi, telefon ve televizyon ekranlarımıza sevdiklerimizin yüzlerinden fazla bakıyor olmamız reklamlara da yansıdı. Vestel çifte ekranlı teknolojide de anne ve baba yanyana kanepede hipnotize bir şekilde – birlikte ama yalnız – kendi dizi ve maçını gözlükleriyle seyrederken, küçük – ve muhtemelen bakıma muhtaç – yaştaki çocukları hayret içinde onları seyrediyor. Neresinden bakarsanız bakın aile, çocuk hatta teknolojinin bize hizmet etmesi kavramlarına aykırı bir konsept. Şahsen ben bu reklamı izledikten sonra, “nasıl televizyon almam, nasıl televizyona dalıp gitmem ve sevdiklerimi unutmam” doğrultusunda düşündüm, “bu televizyona nasıl sahip olurum” doğrultusunda değil.

Reklam yapımcılarının teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, özellikle reklamlarının duygusal yönüne her zaman hakim olmaları gerekiyor. Özellikle de bu kadar stratejik sonuçları olabilecekse.

Clash of Clans’ın ilk TV reklamı


 

Marketoloji satırlarında çok kez anlattığımız gibi sosyal oyunlar, özellikle mobilin de etkisiyle son yılların en hızlı büyüyen sektörlerinden birisi haline geldi. Zynga, King.com gibi büyük oyuncuların arasına artık yenileri eklenmeye başladı bile. Bu şirketlerden birisi de Supercell, dünyaca ünlü Clash of Clans’ın yaratıcısı. Haziran 2010’da kurulan şirketin %51 hissesi Ekim 2013’te Japon Softbank şirketi tarafından tam 1.5 milyar dolara satın alındı. Yani, şirket yaklaşık 3 sene içinde 3 milyar dolardan daha değerli hale geldi. Nisan ayında Supercell, Clash of Clans oyunundan günde 2.4 milyon dolar gelir elde ediyordu. Bu rakamın şu sıralarda çok daha yukarılarda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Supercell, sonunda oyunun TV reklamını da yayına aldı:

Yeni Nesil Akıllı Telefon Konsepti: Lego’dan Esinlenen Phonebloks


 

Günümüzde, artık bir fikriniz, tasarladığınız bir konseptiniz varsa, herhangi bir sermayeniz olmadan şirketinizi kurmak, ürünlerinizi üretmek mümkün. Bu süreci mümkün kılan en önemli sitelerden birisi Kickstarter. “Crowdfunding” adı verilen sistem ile çalışan Kickstarter’a projelerini gönderen fikir sahipleri, projelerine destek arıyor ve belli tutarlarda destek veren kişilere özel hediyeler sunuyorlar. Teknoloji dünyasında en çok ses getiren bu tarz projelerden birisi Pebble oldu. Pebble, bir akıllı saat olarak tasarlandı ve Kickstarter’da $100.000 hedefle yola çıkan proje yaklaşık 70 bin kişiden tam 10 milyon dolarlık destek aldı.

Bu ve benzer örnekler yaratıcı fikirlerin ve konsept ürünlerin hayata geçmesine büyük motivasyon sağladı. Bu yaratıcı fikirlerden birisi de Phonebloks. Akıllı telefonlar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ancak zamanla daha da fazla özelliğe sahip olan bu cihazların, herhangi bir parçası bozulduğunda ciddi maliyetlerle karşılaşılabiliyor, telefon değiştirilmek zorunda kalınıyor veya toptan çöpe atılıyor. Diğer yandan, bu telefonların hiç kullanmadığımız bazı özellikleri telefonda boşuna yer kaplıyor ve telefonun şarjından besleniyor. Phonebloks konseptiyle telefonunuza istediğiniz özelliği ekleyip, istediğinizi çıkarabiliyorsunuz. Dilerseniz telefonunuzun şarjı uzun süre dayanabilirken, hafızanız o kadar da fazla olmayabilir veya kameranızı daha büyük ve daha kaliteli yapabilirken, bluetooth özelliğini çıkarabilirsiniz. Konsept henüz çok yeni ancak çoktan büyük bir destekçi kitlesi yaratmış durumda. Konseptin aşağıdaki videosu 10 Eylül’de yayına alındı ve daha şimdiden 6.5 milyondan fazla izlenme oranına sahip. Projenin Thunderclap sayfasında (https://www.thunderclap.it/projects/2931-phonebloks) 250,000 destekçi hedefi çoktan tutturulmuş ve 300 bin destekçiyi geçmiş. Açıkçası benim de çok beğendiğim bu fikir, çevreye da oldukça duyarlı olacak. Umarım en kısa zamanda üretim aşamasına geçer.

« Previous Page - Next Page » Scroll to top