Your search for starbucks returned 18 results.

Starbucks Bardağınızı Canlandırın!


 

Augmented Reality (AR) konusunda çok fazla örnekle son zamanlarda karşılaşmamıştık. Hatırlarsanız Danino’nun AR uygulaması ile ilgili yazımda konuya detaylı olarak değinmiştim.

Bu kez Starbucks güzel bir AR uygulaması ile karşımızda. Ancak Danino ve Lego örneklerine kıyasla biraz daha başarılı bir yöntem ile: iPhone kullanarak. AR uygulaması için iPhone’un tercih edilmesi mobil olması açısından önemli. Daha önceki AR örneklerinde genelde webcam yardımıyla bilgisayar üzerinde bu uygulamalar yapılıyordu.

Bu başarılı AR çalışmasının, Starbucks’ın lovemark olmasına da büyük katkıda bulunduğunu düşünüyorum.

Starbucks: Daha Yakın, Daha Bağlı, Daha Sadık


 

Dijitalin günlük hayata iyiden iyiye entegre olması pek çok şeyi değiştirdi. Geçmişte ‘ekstra’ olarak algılayabileceklerimiz, yakın geçmişten itibaren ‘standart’ halini aldı. Kendimize benzetebileceğimiz insanlarla sürekli irtibat halinde kalmak ve düzenli/planlı medya tüketimi yeni standartların en meşhurlarından.

Benzer zevklere ve alışkanlıklara sahip insanları bir araya toplamanın ne denli mühim olduğu malumunuz. ”Kalabalık”lardan ”kabilelere” geçişimizi olabildiğince net ve ilham verici bir üslupla izah eden Seth Godin algoritmasına yakınlaşırsak: Starbucks, kahveyi keşfetmedi. İnsanların iyi dekore edilmiş bir ortamda, titiz servis eşliğinde, kendilerini andıran insanlarla kahve içmek isteyebileceğini ilk aklına getiren de Starbucks değil. Ancak Starbucks, inkar edemeyeceğiniz kadar kudretli ”kabile”ler kurmayı başardı. Ve Starbucks, kabilelerinin ihtiyaçlarına karşı hep duyarlı oldu.

Tüm bunlara paralel olarak Starbucks geçtiğimiz günlerde (öncelikli olarak ABD’de) Starbucks Digital Network(SDN)’ü aktive etti.

SDN temel olarak müdavimlerin Starbucks’tayken kullanabileceği bir platform. Haberler, Eğlence, Sağlık, Kariyer, Çevre ve Starbucks olmak üzere 6 kategoriden oluşuyor. Kategorilere içerik sağlanırken The New York Times, The Wall Street Journal, LinkedIn, Men’s Health, Women’s Health, Foursquare, Facebook, Twitter gibi kallavi ortaklarla çalışılmış. Daha rahat bir tabirle Starbucks’ta kahvenizi yudumlarken, yakın çevreniz ve size yakın olması muhtemel ikincil dairenizle ortak ilgi alanlarınızı takip edebileceğiniz, iletişim kurabileceğiniz bir tür birleştirici.

Dijitalin, pazarlama/pazarlama iletişimi açısından ‘ekstra’ olmaktan sıyrılıp, ‘standart’laştığı bir dönemde Starbucks epey öngörülü bir tavır takınıyor: Sosyal medyada var olmaya ve dijitalde iletişimde kalmaya müdavimlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir platform yaratmayı ekliyor. SDN yardımıyla tüketici tercihlerinin, etkileşimlerinin ve ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabileceği aşikar. Bu durum yalnızca Starbucks’a daha iyi bir iletişim sunmakla kalmayabilir: SDN’ye içerik sağlayan diğerleri de Starbucks kabilelerini tam manasıyla analiz edebilirler ve benzer modeller için tecrübe sahibi olabilirler. Pazarlama ve medya tüketiminin gittikçe içiçe geçtiği bir zaman diliminde, şirketlerin kendi medyalarını oluşturmalarını ve içerik üretmelerini ikna edici bulmaya başlayan benim içinse, gelişme tam manasıyla ilham verici.

O halde: SDN Türkiye’de uygulanmaya başladığında görüşmek üzere!

(Gelişmenin detayları için: First Look: Starbucks Digital Network Is Here – Mashable)

Starbucks’tan Otizme Destek


 

Babamın çalıştığı işyeri olduğu için mi bilmiyorum ama Tohum Otizm ile ilgili tanıtım kampanyalarına çok sık rastlıyorum. Geçen sene Tohum Otizm için yapılan özel Beyaz Show gecesinde toplanan bağışlar daha fazla otistik öğrenciye burs verilerek bu öğrencilerin Tohum Otizm Vakfı’ndan eğitim alması için kullanıldı. Hatta büyümesini bizzat takip edebildiğim Tohum Otizm, Gümüşsuyu’ndaki bir handa küçük sınıflarda eğitim verirken, artık Mecidiyeköy’de daha büyük bir yere sahip. Üstelik yanına ek bina yapılıp, kontenjan da arttırıldı.

Tohum Otizm Vakfı düzenli olarak yardım geceleri düzenliyor ve merkezi yerlerde (genelde alışveriş merkezlerinde olmak üzere) standlar kuruyor. Bu standlarda satılmak üzere markalar Tohum Otizm’e ücretsiz ürünler gönderiyor. Bu şirketlerden birisi de Starbucks. Her ne kadar kahveleri muadillerinden daha pahalı olsa da Starbucks hiçbir zaman bağırarak marka iletişimi yapmadı. Sosyal yardım projelerinde yer alırken de bunu sessizce ve derinden yapıyor. Dün gittiğim Starbucks’ta aldığım kahvenin çevresini saran tutacak kartonda da Tohum Otizm Vakfı ile ilgili duyuruyu görünce hoşuma gitti. Tebrikler Starbucks.

Üçüncü Dalga Kahve – Pazarlama ve Tüketime Etkileri


 

Türkler olarak bir özelliğimiz de hiçbir şeyi kararında bırakmamak ve kaynayan kanımız nedeniyle çok kısa sürede ve çok yoğun olarak ilgimizi bazı şeylere yöneltmek. Günlük hayatımda ve tez konum gereği yaptığım cafe ziyaretlerinde de yine bunun güncel bir örneğini gözlemliyorum bu aralar: ben diyim hipster cafeler siz diyin third wave roastery & brewery. Bir iki sene içinde en popüler semtlerde camcama duracak şekilde brewery shoplar açıldı, özellikle Moda, Karaköy ve Cihangir bu yeni akımın iliğimize kadar işlediği semtler oldu. Kronotrop, Coffee Sapiens her Pazarın vazgeçilmez durakları olurken check-inler kahve dükkanları ile doldu. Belçika işi soğuk kahve setleri, kese kağıtlarında birbirinden minimalist çekilmiş – çekirdek kahveler ve mutfaklarda bunlara ayrılan köşeler işin yan ekonomisi olarak kendini gösterdi.IMG_1649

İtalyada yaşadığım zamanlardan kahve dünyasına aşina olmakla beraber üçüncü dalga kahve benim için de yeni bir kavramdı ve Avrupa bazlı teknikler, Amerika temelli dekorasyon şekli ve farklı kıtalardan çekirdeklerle çok eklektik bir kültür olması dikkatimi çekti. Kısa bir araştırmayla, wikipedia’da üç kahve dalgasının neler olduğunu öğrenebiliyoruz. 2002’de ilk defa kullanılan üçüncü dalga tabiri, 2008’de yeme içme yazarı Jonathan Gold tarafından benim yorumlarımla şöyle açıklanmış:

1. dalga:  kahvenin paketlenmiş bir market ürünü olarak pazara çıkması. Satın alma ve tüketim hızlı tüketim malları mantığına göre işlerken, işin servis boyutu düşünülmüyor bile. Amerikan kültürünün vazgeçilmez parçası promosyon, indirim, raf düzeni ve kuponlar bu kategoride de önemli.

2. dalga: Amerika’da Peets ama global boyutta Starbucks ile temsil edilen dalga. Pazarlamada bir çığır açtığını karşıtlarının bile kabullendiği bir marka olan Starbucks ile ikinci dalgada, kahve artık bir ürün değil deneyim. Paketli mal değil bir hizmet. Ürün çeşitliliği oldukça artmış, yöresel espresso ya da güney Amerika çekirdekleri kategorilendirilmiş, tüketici bir çok seçimle karşı karşıya. Aynı zamanda hizmeti alan kişi pasif değil, şurubunu boyutunu sütünün tipini seçen aktif bir katılımcı. Bu döneme damga vuran en önemli pazarlama terimleri ise “deneyim” ve “zincir”. Seçeneklerin fazlalığı, fiyatların iki katından fazla yükselişini getirirken hizmet kalitesini tutturabilen ulusal zincirler bu dalgadan alnı açık çıktı. Zincir işletmelerle beraber standartlaşma ve ticarileşme ortaya çıktı. Starbuck kahve kültürü hem kendi kültürünü hem de onyıllar içinde karşı kültürünü yarattı yani…:

3. dalga: Kimi tanımlara göre bağımsız kahve, kimilerine göre ise kahve sanatı dönemine girmiş bulunuyoruz 2008 itibariyle. Starbucks’ın ve Caffe Nero’nun İtalyan kahve kültürü simgelerine oturttuğu kuruluş hikayelerine zıt olarak bu dalga İtalya’da kabul görmeyen, New York, Londra ve Melbourne gibi kozmopolit kentlerden yayılan bir dalga. Tüketicilerin içtiği kahveyi tanıması, üretim ve sunumun tüm aşamalarına hakim olarak çekirdeği tanıması, yöreleri birbirinden ayırması, sanat hatta zanaat olan filtreleme, çekme gibi işlemlere yakın olması amaçlanıyor. Latte art yani kahve üstüne konulan süt köpüğüyle şekiller yaratma, brewery artist yani kahvenizi sunan kahve sanatçınız sıkça duyduğumuz kavramlar.

ritualİşin tüketici tarafına bakarsak, ürünün değil deneyimin de değil ama bir kültürün fiyatlandığını görüyoruz artık. Kahvenin Türk, İtalyan ya da Amerikan kökenlerinden kopup her bölgenin ayrı ayrı özümsendiği daha geniş bir perspektif ve dolayısıyla daha fazla seçenek ürün gamında öne çıkıyor. Yan ekonomisini yaratan, kupalar, kahve makinaları, değirmenleri ve çekirdekleri ile evinizde de devam ettirebileceğiniz kahve ekonomisi, sosyal medyada ise tam bir fenomen oldu. Sırf kahve konulu paylaşımlar binlerce hesaba ilham kaynağı oldu, kış ve hipster kültürü ile özdeşleşti. Kahve sanatı bir ritüel olarak günlük hayata kabul edildi.

Bir diğer perakende temelli etkisi ise genellikle küçücük metrekarelere sıkışmış bu yerel işletmelerde mecburen müşterilerin ve sahiplerin içiçe olması, bu küçük metrekarelerde tanışan insanlar, paylaşılan ortak bir kültür ve satıcı ile müşteri arasında gittikçe şeffaflaşan sınırlar. Mahalle kültürünün bir bakıma geri gelişi ve fair trade’in yeniden gündeme gelmesi ise en sevindirici tarafları.

4. dalgada hangi yöne gideceğimizi bir tüketici davranışı analizcisi olarak şimdiden merakla bekliyorum…

Bazı kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Third_wave_of_coffee
http://www.themagger.com/ucuncu-dalga-kahve-istanbul-kahve-mekanlari/

 

Markalardan tüketiciye: “Ne güzelsin, senin adın ne bakayım”


 

“Bu marka da kesin benden hoşlanıyor, baksanıza adımı yazmış ☺” algısı yaratmak için Nutella ve Coca-Cola’nın başlattığı yeni uygulama; isimlerle ürün kişiselleştirme.

Aslında ismini söyleyince tüketicinin markaya dönüp daha dikkatli baktığını, ondan karşılık bulduğunda mutlu olduğunu ve sadakatla bağlandığını ilk fark eden Starbucks’tır. Herkesin bildiği gibi Starbucks’ta isim sorarlar, üzerine yazarlar ve kahve daha çok sizin olur, iyi ve ait hissedersiniz.

Şimdi Coca-Cola ve Nutella da Merve’den Ahmet’e ürün ambalajlarının üzerine yazdıkları isimlerle tüketicinin kalbini kazanıyor. Bunlar hali hazırda çok sevilen, aşk duyulan markalar. Şimdi hedef kitlelerine biz de seni seviyoruz diyorlar. Sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında bu kişiselleştirme olayı sevildi. Herkes kendi ismini görünce seviniyor, paylaşıyor, mutlu oluyor. Yani satışlar da artmış olmalı. Duyulan aşkın platonik olmaması, karşılık bulması iyi bir strateji, güzel bir teşekkür.

Bunun pazarlamada karşılığı bir anlamda “debranding”, cesaret, maliyet ve sevgi isteyen bir iş. Ayrıca aşkım, sevgilim, babam gibi ambalajlarla paylaşım durumunu da yükseltiyor. Tabi dediğim gibi tüketiciniz de size aşıksa yapabileceğiniz bir uygulama. Pepsi’de belki işe yaramazdı, ne dersiniz?

Türkiye Mobil Ödeme Bahis Pazarı


 

Mobil ödeme globalde Square ve Starbucks gibi şöhretli isimler aracılığıyla kitlelerin hayatına dahil olurken, ülkemizde bankacılık hizmet ve servislerinden yararlanamayan kullanıcılar için güçlü bir kredi kartı alternatifi olmayı sürdürüyor. Üstelik görünüşe göre mobil ödeme, Türkiye’de tahmin edilenden daha fazla benimsenmiş durumda.

3pay|Mikro Ödeme‘nin paylaştığı özel bahis infografiği rakamlarına göre 2012 boyunca 250.000 tekil mobil abone, mobil ödemeyle bahis oynamış. Aylık olarak incelediğimizde ortalama 90.000 tekil mobil abonenin bahis için mobil ödemeyi tercih ettiğini söylemek mümkün. Kullanıcıların %60‘ı yılda 1‘den çok, %15‘i ayda 1‘den çok mobil ödeme işlemi gerçekleştiriyor. Rakamların işaret ettiğini görmemek zor: Kredi kartının regülasyona takıldığı bahis sektöründe mobil ödeme, kullanıcının benimsediği ve güvendiği bir servis haline gelmiş.

İçeriğin servise etkisi bir başka ilginç nokta. Süper Toto Türkiye 1.Ligi 2011 – 2012 sezonu 7. haftasında oynanan Fenerbahçe – Beşiktaş derbisi mobil ödeme haftaiçi trafiğini %84, mobil ödeme haftasonu trafiğini %41 arttırmış. Ligin 16. haftasındaki Galatasaray – Fenerbahçe derbisininse haftaiçi trafiğine etkisi %36, haftasonu trafiğine etkisi %41 olarak gerçekleşmiş.

Sanırım ürünün/servisin gücünü, en güçlü kullanıcıları daha net açıklıyor: Türkiye’nin En Büyük Mobil Ödeme Bahis Fanatiği, 2012 yılı boyunca 243 mobil ödeme işlemiyle 2.000 TL‘lik hacim yaratmış.

Internetin dokunabildiği her şeyi hızlıca değiştirdiğini yinelemek bile yersiz belki.

Oysa internet eşliğinde çoğu büyük değişim, yanıbaşımızda, küçük adımlarla gerçekleşiyor.

3pay|Mikro Ödeme’nin Türkiye mobil ödeme bahis pazarıyla ilgili özel infografiğini hemen aşağıda inceleyebilirsiniz.

Next Page » Scroll to top