Your search for sosyal medya returned 146 results.

Van Depremi: ”Sosyal Medya”da Ana Sallantı ve Artçılar


 

Çin, İran, Mısır, Tunus ve Libya’nın aksine Türkiye, Sosyal Medya’nın öncelikli iletişim seçeneği haline geldiği toplumsal bir krizle karşılaşmadı. Hepimizi üzüntüye boğan Van depremi ve takip eden gelişmeler, Türkiye’de Sosyal Medya’nın etkisinin süreç boyunca gözlemlenebileceği en somut örneklerden.

Twitter’ın süreç boyunca Facebook’tan daha anlık etki gösterdiğini, gündemi belirlemekte daha kıvrak bir mecra işlevi gördüğünü söylemek mümkün. Facebook, en azından deprem ve benzeri toplumsal etki gösteren süreçlerde, Twitter’da belirlenen gündemin büyütülmesi ve kesinleştirilmesi için daha uygun.

1. Başlangıç: Bilgi Penetrasyonu: Sallantının gerçekleştiği andan itibaren sallantının büyüklüğü, merkezi, ilk etkileri hızlıca Twitter’da paylaşıldı. Tweet’lerin saf bilgi içerdiği, yoruma/fikre fazla yer bırakmadığı ve kullanıcıların, başlangıçta, öncelikle bilgilendirme amacı güttüğünü söylemek mümkün.

2. Başlangıç: Fikir Beyanı Sallantının gerçekliğinden emin olunduktan ve feed’lerde dikkat çekilecek kadar bilgi biriktikten sonra devreye girdi. Bilgilendirmeden bir adım sonrası denilebilir. Tweet’ler görüş/tepki içermeye başladı. Kullanıcıların, diğer kullanıcıları görüşleri paralelinde etki altında bırakmak istedikleri ilk anlardan söz ediyoruz.

3. Düğüm: Görüş Kamplaşması Tweet içerikleri tam anlamıyla ikiye bölündü. Kibarca ”Schadenfreude” (Diğerlerinin acısından keyif almak) ekseninde toparlanabilecek görüşler ve bu görüşe tepki olarak, şiddetini ve etki alanını giderek genişletecek diğer dalga.

4. Düğüm: Zirve Her iki kampın da ileti sıklığını ve içerik yoğunluğunu arttırdığı safha. Tartışmanın bu noktada Facebook iletileri, Facebook’ta paylaşılan görseller ve görüş event’leriyle Facebook tarafında daha fazla yer bulduğunu söylemek mümkün.

5. Çözülme: Aksiyon Arzusu Yardım hareketlerinin ve yardım yapma yöntemlerinin tartışılmaya başlandığı nokta. Tipping Point’i 23 Ekim Pazar olarak işaretleyebiliriz. 23 Ekim Pazar gece yarısı, ortak kanı paralelinde alınması gereken aksiyonlar planlanmaya başlamıştı. Haftabaşında, Sosyal Medya yönlendirmesi ve desteğiyle hayat bulan pek çok fikrin, eyleme geçebildiğini söyleyebiliriz.

6. Çözülme: Aksiyon Takibi Sosyal Medya’da hakim görüşün önerileri aksiyona çevirildikten sonra, bu aksiyonların takip edilmesi, büyütülmesi ve bağırılması olarak özetlenebilir. Aynı zamanda geleneksel medyanın, alacağı aksiyonları kesinleştirdiği evre. Başlangıç safhasında geleneksel medya, tepki vermekte ağır davranırken, kullanıcılar aksiyon takibine geçtikten ve aksiyon almayanları aksiyon almaya zorlamaya başladıktan sonra geleneksel medyanın tepkileri sıklaştı ve netleşti. Ortak kanıya uymayanların ve ortak kanı göz önünde bulundurulduğunda, riskli sayılabilecek davranış gösterenlerin kelimenin tam anlamıyla linç edildiği safha.

Slacktivisim, zikretmemiz gerekenlerden. Slacker(işe yaramayan kişi) ve Activism kelimelerinin bir birleşimi. Mealen: Sosyal Medya’da yaratılmaya çalışılan akımları boş vakit fazlalığı, görüş belirtme kolaylığı ve aksiyon alma ihtiyacı duyulmaması gibi sebeplerle açıklıyor. Van Depremi’nde, Düğüm olarak özetlediğim sürecin, kamplardan biri tarafından aksiyona dönüştürülme isteği, Sosyal Medya’da genellikle görmeye alışık olduğumuz Slacktivism belirtilerini ortadan kaldırdı.

Clay Shirky, How Social Media Can Make History başlıklı TED konuşmasında, benzer bir yayılım ve süreci, İran özelinde incelemişti.

Malcolm Gladwell, Sosyal Medya’da yaratılan gündemin, ”insani ve gerçek dokunuşlardan”, aksiyon çağrısından ve aksiyona geçmekten her daim mahrum kalacağını düşünenlerden. İlgili makalesi, Revolution Will Not Be Tweeted.

Van depremi, Türkiye Genel Seçimi öncesinde tanık olduğumuz Cumhuriyet Yürüyüşleri ve sansür karşıtı akımdan sonra, Sosyal Medya’da gürültüyü takiben ortak kanı oluşmasına ve bu paralelde aksiyon alınmasına çok somut bir örnek. Sonuçları sevindirici. Bilginin yayılımı, görüş piyasası ve çözülme gibi adımlarla da Sosyal Medya’da akım yaratma hususunda pek çok ders barındırıyor.

Nesfit 14 Gün ve Sosyal Medya


 


Uzun zamandır havaların ısınmasını beklerken, bir anda baharı yaşamadan yaza atlamış olduk. Bayanların da sürekli ertelediği kilo verme stratejileri hız kazanmaya başladı. Selülit kremleri, haplar, ve kilo verme üzerine çeşitli yazı dizileri dönerken yazılı basında, Nestle Nesfit viralimsi stratejileri kullanarak ağını genişletmeyi düşünmüş.

Nestle Nesfit”i bilirsiniz, kilo vermek isteyenlerin imdadına koşan, 14 günlük süre sonunda da kilo vereceğimizi düşünerek yediğimiz kahvaltılık gevrekler. Yaklaşık olarak 1 ay önce de marka yüzü olarak Tülin Şahin”i seçtiğini okumuştuk yazılı basında. Tülin Şahin”in diyet konusunda kitaplarının ve bu konuda göz önünde olan birisi olduğunu düşünürsek doğru bir seçim olduğunu düşünüyorum.

Moda bloggerlarını, dergilerden, sosyal www.atoledo.com medyadan ya da bloglarından takip edenleriniz vardır. Markalar da ürünlerini, yaşayan kişiler üstünde, deneyimlerin paylaşılarak gösterilmesinde etkili olduğunu düşünerek, moda bloggerları ile sürekli iletişim halinde. Direkt ilk ağızdan sanki deneyen bir arkadaşınızmış gibi, güvenerek okuyorsunuz yazıları ve yorumları bloglarda. Nesfit”te binlerce takipçisi olan, 14 blogger kızıyla böyle bir yola girmiş ve benim de takip ettiğim bir kaç blogger sürekli twitter yoluyla deneyimlerini #nesfit14gün ile paylaşıyorlar.

Bloggerlar, olayla ilgili hiç ön yazı yazmadan, kendi yaşamlarındaki sorunlarıyla birleştirdikleri için #nesfit14gün programını tweetlerinde, viral etkisi yüksekti bu kampanyanın. Sosyal medyayı pazarlama stratejisine dahil etme yöntemidir bu Nesfit için. Eğer siz de bu süreci takip etmek istiyorsanız Nesfit”in sitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Web 2.0 Bitmedi, Gelişti, Sosyal Medya Oldu!


 

Son 15 yıllık dönem içinde, internet dünyası evrim geçirdi. Bu evrimin bazı ana aşamaları oldu ve bu aşamalara bazı isimler verildi. Eskisi kadar dillere pelesenk olmasa da Web 2.0, bu aşamalardan 1Z0-474 examsen ünlüsü belki de.

İnternet dünyasıyla iyice haşır neşir olmaya başladığımız 1990’larda, 1Z0-478 exams web dünyası yayıncılar ve okuyuculardan oluşuyordu. İki taraf birbirinden hemen hemen tümüyle bağımsızdı ve okuyucular sadece kendilerine sunulan içerik arasından seçtiklerini tüketiyorlardı. Özellikle portalların doğduğu ve hızla büyüdüğü, gazetelerin iyiden iyiye internette varlık göstermeye başladığı bir dönemdi.

Teknik sınırlar da aşılmaya başlandıkça, internet evrilmeye başladı. Bir anda web sitelerinin sayısı arttı, paylaşılan içeriğin kalitesi yükseldi ve daha da önemlisi okuyucular artık pasif değil, aktif olarak webde yer almaya başladılar. Bu dönem, forumların, Wikipedia’nın, Delicious’un, Youtube’un, Digg’in, Blogger’ın doğduğu ve parladığı dönemdi. Bu döneme genel olarak Web 2.0 adı verildi. Web 2.0 felsefesi içinde, kullanıcıların kolay kullanabildiği bir web dünyası vardı ve bu dünya içinde kullanıcılar yorum yapabiliyordu, şikayet edebiliyordu, içerik yükleyebiliyordu, kendi varlığını büyük ölçüde sanal dünyaya aktarabiliyordu – ama rumuzlar ve farklı kimliklerle.

Daha sonra Web 3.0’ın ne olacağı konuşuldu. semantik web diyenler de vardı, cloud computingden bahseden de. Belki de her ikisi de kısa zaman içinde hayatımızın bir parçası olacak. Ama bence Web 2.0 devri kapanmadı, hatta daha da büyüyerek ve gelişerek devam ediyor.

Daha önce, internette rumuzlarımız ile yer alıyorken, artık kendi kimliklerimiz ile yer alıyoruz. Bundan eskisi gibi çekinmiyoruz. Twitter’da, Facebook’ta, Friendfeed’de içeriği hızla dolduruyoruz, büyütüyoruz, geliştiriyoruz ve bunu kendimiz olarak yapıyoruz. Bizim artık internette gizlemediğimiz bir adımız, soyadımız, cinsiyetimiz, yaşımız ve resmimiz var; tıpkı gerçek hayatta sokaktaki herhangi bir insanın bizi görebileceği gibi varız internette. İşte sadece bu yüzden bile, Web 2.0 bitmedi, gelişti ve adı Sosyal Medya kondu.

Kişisel not: Uzun zaman olmuş Web 2.0 ve internet konusunda yazmayalı :) Eski yazılarım için Mert.me‘yi ziyaret edeblirsiniz.

Yeni Satış Yolu: ‘Sosyal Medya’


 

Sosyal medyanın artı ve eksi yönleri tartışılıp, bir yandan bu konuda yazılı medyada sürekli makaleler yayınlanırken, çoğu markalar için pazarlama işlevinde de kullanılmasından öte, yeni bir satış yolu olmaya da başladı. Daha önce Engin’in paylaştığı Youtube aracılığıyla French Connection’ın sunduğu Youtique ilk gördüğümüz örneklerden biriydi.

Lager bira kategorisinde, bilinen bir Hollanda markası olan Heineken, global pazarlama stratejisine sosyal medyayı dahil ederek yeni sisteme ilk adımını atıyor. Aslında amaçlanan sadece ürün satmak değil, sosyal medyayı da etkili bir şekilde kullanarak, tüketicilerinin gerçekten ne istediğini ölçmek. Bunu da Heineken’in Dijital Medya Müdürü, ‘Why not give them the chance to decide what they want to buy?’ sözleriyle özetliyor aslında. Yani artık müşterilerini pazarlama sürecine direkt dahil etmeye (doğrudan geri bildirim alarak) başlıyorlar, ve onların yönlendirmeleriyle de sunacakları ürünleri belirlemeyi amaçlıyorlar.

Heineken ile ilgili Türkiyede aktif olmuş henüz bir Facebook satış servisi yok. Fakat Facebook üzerinden nasıl satış yapıldığını göstermek için, son zamanlarda en çok konuşulan sosyal sorumluluk kampanyalarından biri olan Greenpeace’in ‘Seninki Kaç Santim?’ ile Facebook sayfasını satış için kullanmasını örnek göstermek istiyorum.

Üstteki resimde gördüğünüz gibi, Greenpeace’in fan sayfasına girdiğinizde sağda online mağaza kısmı ve burada sergilenen çeşitli ürünler var. Bir ürünü seçip, sepete ekle dediğinizde ise farklı bir sayfa açılıyor.

Bu sayfada aslında ‘online satış’ imkanı sunan farklı bir site. Greenpeace’in ürünleri de bu sitede olan ürünlerin bazıları. Yani Facebooktan online mağazaya fark ettirilmeden yönlendiriliyorsunuz. Aslında baktığımızda sevdiğiniz markaların ürünlerini Facebooktan takip edebileceksiniz. Benim daha çok ilgimi çeken ise, firmaların online satış için kendi sitelerinden öte, sosyal medyayı da bir araç olarak, tüketiciyi yormadan kullanmaya başlaması.

Sosyal Medya’da ROI (Yatırımın Geri Dönüşü)


 

Sosyal medya üzerine yazılan yazıların içeriği zaman ilerledikçe daha tatmin edici olmaya başladı. Klasik pazarlamadan online pazarlamayı ayıran parametreler arasında her zaman ölçülebilirlik birinci sırada gelir. Peki sosyal medya ölçülebilir mi? Evet ölçülebilir. Facebook’taki fan sayınızı, twitter’daki follower sayınızı, tweetlerinizin retweetlenme sayısını, kaç bloga konu olduğunuzu, youtube’daki sayfanızın ve viral videolarınızın ne kadar tıklanıp paylaşıldığını… Ölçülebilen çok şey var ama ölçülebilen değerler de sosyal medya gibi çok yeni. Yani ölçülen değerleri klasik başarı kriterlerine çevirmek gerekince bir bocalama yaşanıyor. Digital reklam ajanslarının müşterilerine anlatmakta en büyük sıkıntıyı yaşadığı an da bu zaten. Sosyal medyanın ne olduğunu anlattıktan sonra bir de o mecradaki başarı kriterlerinin neler olduğunu anlatmaları gerekiyor karşılarındaki marka yöneticilerine. Sosyal medya satış artırıcı bir etkiye sahip midir, yoksa iş etiği gibi şirketlere doğrudan bir fayda sağlamadan destekleyici bir rol mü üstlenir? Aşağıdaki sunum aslında benim yukarıda değindiğim konuları ve çok daha fazlasını çok güzel bir şekilde kapsamış.

Bu sunumdan sonra aşağıdaki video da yukarıdaki sunumun tamamlayıcısı gibi. Sosyal medya kullanımı ile başarıya ulaşan şirket ve kişilerden örneklerin verildiği bu videoda aynı zamanda sosyal medyanın iyi iş etiğinin bir uzantısı gibi olduğu söyleniyor.

Sonuç olarak verilen örneklerden görülüyor ki sosyal medyada kampanyalar satışı artırmaya yönelik yapılabildiği gibi direk olarak sadakat, güven, iletişim veya marka bilinirliğini artırmak için de yapılabilir. Kampanya için yapılan yatırımın parasal anlamdaki geridönüşünü ölçmek de mümkün. Bunun için doğru bir strateji izleyerek sosyal medya başarı faktörlerini ve klasik başarı metriklerini doğru belirlemek gerekir.

Sosyal Medyanın Tatil Modu


 

Facebook’ta hepimizin, sürekli @Barcelona, @Bodrum statusleriyle meşhur arkadaşlarımız vardır veya sürekli elinde kokteyllerle veya yatlarda, teknelerde pozlarını yükleyenlerini takip ediyoruzdur… Ben de iş amacıyla da olsa 4 günlüğüne bir tatil beldesinde kaldım ve rutine binen sosyal medya paylaşımlarım bir anda boyut değiştirdi. Foursquare’de otel belirtmeler, havuz resimlerini Facebook’a yüklemeler, Twitter için kaynak tarayamama gibi sıkıntılar derken fazla mı paylaştım – fazla mı yokoldum gibi sorular belirdi. Mashable’da link verilen bir CNN yazısının bu sorunu biraz da olsa yola koyduğunu gördüm ve paylaşmak istedim.
Özetle bu yazıda, tatile gidenlerin iş arkadaşlarını veya akrabalarını kıskançlıktan çatlatmadan sosyal medyayı nasıl kullanacaklarına dair 3 ipucu verilmiş:

1. Yükleyeceğiniz fotoğrafları akıllıca seçin: Birbirinin aynısı onlarca fotoğrafı art arda yükleyerek antipatik olmayın.

2. Rehber niteliğinde konum paylaşın: Foursquare’de ufak ipuçlarıyla beraber lokasyonunuzu belirtmeniz gerekli havayı atmanız için yeterlidir…

3. İnsanlara gittiğinizi haber verin: “Bu hafta şehir dışındayım” gibi kısa bir tweet işinizi görecektir.

Bu öneriler tamamen işe yarar mı bilmem ama belki de en güzeli bu platformları tamamen kafamızdan çıkarabilecek kadar dinlenebilmek.

Arçelik'ten Konuşan Poğaça ile Sosyal Medya


 

İnteraktif Pazarlama son zamanların en çok konuşulan konularından biri. Bu kadar konuşulmasının en önemli nedeni de internetin hayatımızdaki yeri, sosyal medyanın etkisinin sürekli artması, firmalar için de bu tür pazarlamanın ‘ölçülebilir’ olmasıdır. Çünkü hem hedef kitlenizi oluşturabilir, hem de bu hedef kitlenin tepkisini öğrenebilirsiniz. Bir bakıma müşteri ile karşılıklı iletişimle, müşterinin tepkisi ölçülüyor ve bu tepkilere göre de kendilerini yenileyebiliyorlar.

Arçelik reklam kampanyalarında hepimizin bildiği sevimli robotumuz ‘Çelik’, bizden biri gibi çözümler bulmuştu sorunlarımıza. Şimdi ise Arçelik, yeni ankastre fırınını tanıtmak için konuşan poğaçayı kullanmış. Siteye girdiğinizde, karşınıza lezzetli bir poğaça çıkıyor, ve bu poğaçanın yönlendirmeleriyle, isterseniz isme özel şiir arkadaşınıza yollayabilirsiniz, isterseniz püf noktaları testine tabi tutulma ya da birbirinden farklı 5 tane tarifi deneme fırsatınız olabiliyor. Neden Den hoyeste utbetalingen i denne spesielle gratis spilleautomater er pa hele 320. bu fırını almalıyız derseniz de, görsellerle zenginleştirilmiş, ürün ve teknik özelliklerin anlatıldığı güzel bir tanıtım yer alıyor. Televizyonda dönen reklam filmini de eklemeyi unutmamışlar. Dilerseniz onu da izleyebiliyorsunuz. Ayrıca sosyal medyada da (ki ben twitter”dan öğrendim), yerini almış görünüyor bu poğaça.

Bu konuşan poğaça olayı, çoğu kişiye abartı gelebilir, ya da yaratıcı olalım derken, abartmışlar diye düşünenler olabilir. Bir fırının reklamı için, ve poğaça severliliğimiz de ön plana çıkınca yaratıcı bir pazarlama kampanyası ortaya çıkmış. Arçelik interaktif pazarlamayı etkili bir şekilde kullanmış. İlerleyen zamanlarda, daha ne gibi yaratıcı kampanyaların içinde olacak firmalarımız, kim bilir?

« Previous Page - Next Page » Scroll to top