Your search for reklam returned 404 results.

2012’nin En İyi Reklamları ve Viralleri


 

TheDrum.com ekibi 2012’nin en iyi tasarım, reklam, websitelerini seçmiş. Aralarında daha önce görmediklerim de var. En çok dikkatimi çeken çalışmalar şu şekilde:

Lego – Imagine

Sadece Lego küplerini kullanarak, anlatmak istediğinizi en basit şekilde nasıl ifade edersiniz? İşte Simpsons.

Pepsi Max – Uncle Drew

NBA’de geçtiğimiz yıl, yılın çaylağı seçilen Kyrie Irving’in başarılı bir makyaj sonucu karşımıza Uncle Drew olarak çıktığı videoda, aslında Pepsi tam olarak ne demek istediğini pek belli etmemiş. Sporla ilgilenen insanları mı, aslında gencisi yaşlısı herkes Pepsi içer mi, bilemedim. Ama önemli olan da bu değil, videonun izleyenleri etkilemesi, hoşuna gitmesi önemli, ve bu da videoyu başarılı bir viral haline getirdi. Videoyu izleyen herkes Pepsi’yi en azından başında ve sonunda gördü. Video şu ana dek Youtube’da 18 milyondan fazla izlenmiş.

Sainsbury – Tiger Bread isim değişikliği

3.5 yaşındaki Lily, Sainsbury’ye bir mektup yazar ve Tiger Bread markalarının aslında Giraffe Bread olması gerektiğini söyler. Sainsbury bu mektubu dikkate alır, fikri beğenir ve markanın isminin değiştirilmesine karar verir. Lily’ye de bir teşekkür mektubu yazar, yanına da hediye çeki ekler. Güzel bir marka iletişimiyle birlikte de bu olay başarılı bir virale dönüşür.

TheDrum’ın 2012’de başarılı bulduğu tüm çalışmaları buradan inceleyebilirsiniz.

Yılların Yasağı Kalkıyor ama Ne Kadar Gerideyiz? Türkiye’de İlaç Reklamları


 

Türkiye’de yıllarca eczane vitrinlerinden öteye gidemeyen, yaratıcılıktan uzak bir ilaç reklam sektörü gördük. Yapmacık PR çalışmaları, ilgi çekmeyen web siteleri zaman zaman karşımıza çıktı ama yetmedi. Çünkü ilaç reklamları ülkemizde yasaktı. Şimdi bu tabu yıkılyor, yasak kalkmak üzere. Her türlü yasağa karşıyım fakat diğer ülkeler bu konuda oldukça antremanlıyken bakalım biz neler yapacağız?

Yeni kanun düzenlemeleri içeren taslak, ilaçların eczane dışında da satılmasının önünü açıyor ve reklamlar serbest kalıyor. Önce taslağın maddelerine bir göz atalım…

Yeni Kanun Taslağı Kısaca Neleri Değiştirecek?
– Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu kurulacak.
– İlaç Kurumu tıbbi ürünler, özel ürünler, kozmetikler ve tıbbi cihazların üretimi, ithalatı, ihracatı, piyasaya arzı, hizmete sunulması için her türlü düzenlemeyi yapmak ve denetlemekle görevli kılınacak.
– Sağlık Bakanlığı’nın ilaç fiyatlarını belirleme yetkisi sona erecek.
– İlaçların eczane dışında satılmasının önü açılacak.
– İlaçlar için uygulanan reklam yasağı kaldırılacak.

Böylece eğer yasa geçerse hem ilaç marketleri hem de ilaç reklamlarını bolca etrafımızda görebileceğimizi anlıyoruz. Ancak diğer ülkeler bu konuda almış başını giderken biz çok uzun yıllardır bu konuda kılımızı dahi kıpırdatmadık. Şimdi Pfizer’in yaratıcı reklamını ve Abdi İbrahim’in güven vermeyen korkunç reklamını arka arkaya izleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

http://www.youtube.com/watch?v=1jyME7rdWJw

Türk reklamcılarının benim düşünceme göre dikkat etmesi gereken nokta, ürün eğer Viagra gibi espriye yatkın bir ürün değilse, duygusal, güven veren bir ton kullanmak. Buna gerek görmüyorlarsa informatif bir dille tüketiciye ulaşmak. Ki bu noktada ilaç reklamları diğer reklamlardan ayrılıyor çünkü karşınızda yer alan tüketici değil hasta. Hastanın sorununa birebir çözüm sunduğunuzu empati kurarak anlatmalısınız ve markayla arasında bir anne-çocuk bağı kurmalısınız. Sonuçta daha iyi bir kot değil daha iyi bir yaşam, sağlık vaad ediyorsunuz. Markanız bu kez tüketicinin yardımcısı, kurtarıcısı. Size en iyi biz bakarız mesajını duygularla ya da bilgiyle vermelisiniz. Eğer Abdi İbrahim gibi bir sosyal bilinçlendirme kampanyasına girdiyseniz komik olmaya çalışmak, sizi komik duruma düşürecektir. Ciddi, otoriter ton veya biraz korkutma, empati yolları en iyisi.

Peki eczanelere ne olacak, ilaç marketlere güvenebilecek miyiz? Eczanelere aile hekimi gibi davranan bir toplumdayız ve bu geleneği değiştirmek en zoru gibi gözüküyor. PR ve online ortama ayrılan bütçeler küçülecek mi? Tüm bunları merak ve heyecanla bekliyoruz. Yaşasın artık bizim de ilaç reklamlarımız olacak :)

“Atıyorum, Öyleyse Reklamcıyım”


 

Reklam kampanya yaratım süreçlerinde, upuzun masalarda, koca koca adamlar-kadınlar tarafından en çok kullanılan kelime “atıyorum”dur. Elbette pazarlamaya dair bilgi birikimi, bilinçaltı kültür öğeleri ve hedef kitle isteklerine göre fikir bulunuyor. Aslında kimse atmıyor. Bu sadece cesaret meselesi. İlk fikir hep insana saçma gelir ve onay alma ihtiyacı duyar. Bu yüzden atıyoruz. İşte en güzel fikirler de bu atıyorumdan çıkar. Şimdi bakalım nasıl atıyoruz? Yani nasıl fikir buluyoruz :)

İlk önce müşteriyi, hedef kitleyi tanımak gerekiyor. Daha sonra, atıyorum (!) bu bir peynir markasıysa; kimler yer, nerelerde satılır, pahalı mı, ucuz mu, ambalaj tasarımı nasıl, biz (mutlaka) denedik, peki beğendik mi, hangi kuruluşa ait bir marka, bu markanın algısı nasıl, rakipler kim, ne durumdalar gibi uzun bir liste olan basit detayları incelemeliyiz. Hiçbir ayrıntıyı atlamadan… O markayı kendiniz kadar iyi tanımadan ifade etmeniz olanaksız.

İkincil olarak müşterinizle iletişime geçerek ne istediğini, kampanya sonucu nasıl bir beklentisi olduğunu öğrenmeliyiz. Bizim peynir markamız, rakip peynir markasının önüne mi geçsin istiyoruz, ses mi getirmek istiyoruz, bu ürünü çocuklar mı alsın istiyoruz. Ton eğlenceli mi, duygusal mı olsun gibi sorularla müşteri kadar bilgi edinmelisiniz. O artık sizin de markanız. Burada genelde müşteri ne istediğini bilmez, anlatamıyor gibi yanlış bir algı vardır. Eğer anlatamıyorsa müşterinizi sorularla yönlendirirek, eğitim sürecine sokmalısınız. Anlatamıyor dediğiniz müşteri, o markayla 7/24 ilişki içerisinde, bunu unutmayın.

Tüm bu bilgileri, marka hakkında insanların ne düşündüğünü öğrenmek için blog, ekşi sözlük gibi kendi imkanlarınızla yapacağınız araştırmalarınızdan sonra rahat bırakın. Yani zihninizi serbest bırakın. O bilgiler oraya yerleşti, marka artık sizin canınız. Fikir en olmadık yerde sizi yakalayabilir!

Şimdi gelelim işin eğlenceli kısmına; zaman zaman beğendiğiniz zaman zaman nefret ettiğiniz o reklamlar nasıl ortaya çıkıyor, sürecin sonu ve karar mekanizması nasıl işliyor.

Herkes çalışmalarını yaptı ve atıp-tutma zamanı geldi! Burada Leo Burnett’in dediği gibi yeni ve eskiyi birleştirmek en güzel yöntemdir. Tıpkı “Arko Adam Gibi Bakım” reklamında olduğu gibi.

Erkekler, annelerinin, kız kardeşlerinin, sevgililerinin kremini kullanır, çaktırmazlar. Bu bildiğimiz bir şey. Ama bunu Arko ile birleştirmek yeni bir durum. O ürünle ilgili günlük detayları, anıları, anımsattıklarını düşündüğünüzde işiniz kolaylaşır.

Öncelikle deneyimler gerekse de bazen tetiği çok alakasız bir bağlam da ateşleyebilir. Çay getiren biri, ya da ofis boy. Çünkü onların bakış açısı daha net ve tarafsızdır. Bazen olayın dışından bakmak gerekiyor. Gerçek kişiler ürünü ne olursa alır? Burada reklam sektöründen olmayan, çarşı-pazar gezen insanlardan mutlaka yardım alın. Tabi bu arada siz de yaratıcı takımdaysanız, Etiler’den, Nişantaşı’ndan çıkın, biraz Beşiktaş’ı gezin, toplu taşıma araçlarına binin, gözlemle yakalayacaklarınıza inanamazsınız. Jack Foster’in “Fikir Nasıl Bulunur” kitabında eğlenceli ve detaylı bir şekilde anlattığı gibi gözlem çok önemli bir nokta.

Takımızla fikirde anlaştınız (atlamayın bu bir takım işi, domino taşı gibi herkes birbirini etkiliyor, fikir daha güzel hale geliyor, şekilleniyor) , hangi mecraların kullanılacağına karar verdiniz, sunum hazırlandı ve devreye ikna kabiliyeti girdi. O kadar çalıştınız, yoruldunuz, attınız :) Şimdi fikrinize inanın ve ilgi çekici bir sunumla bunu müşterinize satın. Sonuçta hepimiz markanın iyiliğini istiyoruz.

Tabi gerçekten atılan, kimseyi yakalamayan reklamlar var mı, var. İşte Ülker İçim’in alakasız ve üründen soğutan reklamı.

Basit fikirler her zaman en iyisidir ve düşünen araştıran her insan güzel bir reklam fikri bulabilir. Deneyin bence ;)

Facebook Exchange: Facebook, Reklam Gelirleri Konusunda Ciddi


 

Facebook gelirlerinin halen en ciddi kalemi reklamlar. Amerika’da 2011 için 12.4 milyar dolarlık display advertising (reklam gösterimi) pastasının yüzde 14‘ü Facebook’ta. 2012 yılı için Facebook’un pastadan alacağı dilimin yüzde 17 civarına denk geleceği tahmin ediliyor. Hal böyleyken, reklam gelirlerini sağlamlaştırabilecek yeni modeller ve eldeki modellerin gözden geçirilmesi Facebook tarafında öncelikleniyor.

Facebook Exchange, Facebook’un kullanıcılara daha ilgili ve daha isabetli reklam gösterme iddiasının son ürünü. Facebook Exchange, ekranın sağ tarafında görmeye alıştığımız reklamlardan farklı.

Temel olarak, kullanıcının Facebook dışında ziyaret ettiği sitelere cookie atıyor ve kullanıcının Facebook’a nereden geldiği bilgisine erişiyor.

Uygulama olarak, Türkiye’ye ilk kez gelen dünyaca ünlü bir grubun konseri için bilet fiyatlarını Biletix‘te kontrol ettikten sonra Facebook’ta Biletix’in konser için verdiği reklamları görüntülememiz anlamına geliyor.

Uygulama bir yerlerden tanıdık gelmiş olabilir. Google tarafında retargeting başlığı altında toparlanan reklamlar bir süredir çalışıyor. Sabah ilk iş olarak favori e-ticaret sitenizde ayakkabılar arasında bir tur attıktan sonra, bir başka websitesinde sabah göz gezdirdiğiniz ayakkabıları tekrar görmeniz anlamına geliyor.

Facebook’un yine geçtiğimiz günlerde arama barı için reklam ürününü duyurduğunu da hesaba katınca, şirketin 2012’de alternatif gelir modelleri üretme ve reklam gelirini arttırma hedefinin ciddiyeti görünür oluyor.

Dizi Arası Dizi Reklamı: Kurtlar Vadisi


 

Herşeyden habersiz bir şekilde TV karşısında otururken reklam kuşağında Kurtlar Vadisi dizisi izleyen bir genç görüyoruz. İlk aklımıza gelen soru “acaba hangi marka kendine Kurtlar Vadisi dizisi fanatiği genç erkekleri hedef kitle olarak almış ve reklam vermiş?” oluyor. Reklam oldukça uzun ve devam ediyor. Gencimiz askerliği sırasında, kızarkadaşıyla, dışişlerindeki görevi sırasında çöllerde ve yıllar sonra yuvasını kurup evinde otururken Kurtlar Vadisi izlemeye devam ediyor tüm ilgisiyle. Hikayenin moda tabirle oldukça “engaging”, merak uyandırıcı olduğunu söyleyebiliriz.

Açıkçası reklam aracının abartılması, virallerin reklamının yapılması da dizilerin reklamının yapılması kadar alışılmadık bir durum. Farklı bir mecrada değil (yani gazete, dergi veya internet reklamı değil TV’de) aynı mecrada yayınlanan reklam oluşu işleri biraz daha karıştırıyor. Sözkonusu dizinin takipçisi değilim ancak pazarlama açısından bakarsak maruz kaldığımız bu 2,5 dakikalık dizi tanıtım reklamı mesajı net veriyor mu? Veriyor: 10 yıldır Kurtlar Vadisi’nden gözünü ayırmayan bir kitle var ve onların yanında olmaya devam edeceğiz.

http://www.youtube.com/watch?v=NcwfRLYcrN0

Pepsi’nin Coca-Cola’lı Reklamındaki İnanılmaz Mantık Hatası


 

Türkiye’de rekabetten dolayı karşılaştırmalı reklam yapılamıyor bildiğiniz gibi. Amerika’da ise markalar rakiplerini yerden yere vuruyor. Hal böyle olunca tüketici olarak biz bu tür reklamları izlediğimizde “vay be, adamlar ne laf çakmış!” diyoruz. Bunun örneklerini Audi’de ve BMW’de görmüştük.

Bu reklamı “laf çakma” yönünden izleyince evet, böylesi güzel ama Pepsi’nin bu reklamında inanılmaz bir pazarlama (veya mantık) hatası var.

Önce reklamı (tekrar) izleyelim:

Reklam, fikir olarak güzel. Rakibe saldırısı dozunda ve etkili bir şekilde kullanılmış. “Coca-Cola’yı Pepsi’ye uzanmak için alırım” denmiş. Fakat işin perde arkasına baktığımızda satışa bağlamada stratejik bir problem var:

1 Pepsi satılana kadar 2 Coca-Cola satılıyor. Yani 1 Pepsi almak için 2 Coca-Cola alman gerekiyor.

Bu reklamı hiç bu yönüyle düşünmüş müydünüz?

Not: Bu konuda zihnimi açtığı için Kerem Başar’a teşekkür ederim.

Unutulmayan Reklamlar Dizisi 2: Apple 1984 Reklamı


 

Bu yazımda sizlere geçmişte çok etki bırakan bir reklamdan bahsetmek istiyorum..

Apple’in  ilk Macintosh kişisel bilgisayarını tanıtmak için ünlü yönetmen Ridley Scott’a yaptırdığı 1984 reklamı, televizyon reklamları tarihinin en temel taşlarından biri olarak görülmektedir. 1984 yılında Steve Jobs ve arkadaşları, IBM ‘in bilgisayar pazarındaki üstünlüğünü bitirmek için daha işlevsel  ve görsel dikkati uyandıran kişisel bilgisayar piyasaya sürmek için hazırlanıyorlardı. Bunun için tanıtım yapmaya ihtiyaç duydular. Önlerine George Orwell’in 1984 adlı kitabıyla bağlantı kurma teklifi geldi.Kitapta küçük kardeş Apple, büyük kardeş IBM’in yerini alıyordu.

1984 yılında mali sıkıntılardan dolayı sadece Amerikan Futbol maçı SuperBowl’da yayınlanabilen reklam, izleyenler üzerinde büyük etki bıraktı. Sosyal medyanın yaygın olmadığı o dönemlerde dahi bu reklamdan gazete ve televizyonlarda uzun süre bahsedildi.

Reklamın en sonunda ise ” On January 24th, Apple computer will introduce the Macintosh and you’ll see why 1984 won’t be like 1984″ sözü ilk Macintosh’un devrim yaratacağını, Apple’ın bilgisayar piyasasına yeni bir boyut getireceğini gösteriyordu.

Bugün Apple dünyanın en değerli teknoloji şirketi.Apple’i değerli yapan farklı düşünme ve çalışma potansiyelinin onun temellerinden geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

« Previous Page - Next Page » Scroll to top