Your search for reklam returned 404 results.

Reklamlarda Çocuk Kullanımı: Mantık Hatası mı Strateji mi?


 

Teknoloji aletlerin hayatımızdaki yeri gittikçe büyür büyür ve büyürken, iki reklamdan biri de cep telefonu, operatör, bilgisayar veya televizyon reklamı oldu. Bu karmaşa içinde, fütüristik görüntüler ve akıp giden mavi bilgi demetlerine boğulmuşken, özellikle Vestel gibi domestik kullanıma uygun teknoloji ürünleri ve beyaz eşyaların reklamında aile ve çocuk kavramı öne çıktı.

Şimdi Vestel’in çifte ekranlı TV reklamını inceleyelim.

Daha önceki başarılı reklamlarda aile boyu TV başında oturan, çocuklarının fotoğraflarına bakan aile veya annesine yemek hazırlayan çocuklar temaları vardı. Ancak gittikçe toplumda çocukların tabletlere terkedilmesi, telefon ve televizyon ekranlarımıza sevdiklerimizin yüzlerinden fazla bakıyor olmamız reklamlara da yansıdı. Vestel çifte ekranlı teknolojide de anne ve baba yanyana kanepede hipnotize bir şekilde – birlikte ama yalnız – kendi dizi ve maçını gözlükleriyle seyrederken, küçük – ve muhtemelen bakıma muhtaç – yaştaki çocukları hayret içinde onları seyrediyor. Neresinden bakarsanız bakın aile, çocuk hatta teknolojinin bize hizmet etmesi kavramlarına aykırı bir konsept. Şahsen ben bu reklamı izledikten sonra, “nasıl televizyon almam, nasıl televizyona dalıp gitmem ve sevdiklerimi unutmam” doğrultusunda düşündüm, “bu televizyona nasıl sahip olurum” doğrultusunda değil.

Reklam yapımcılarının teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, özellikle reklamlarının duygusal yönüne her zaman hakim olmaları gerekiyor. Özellikle de bu kadar stratejik sonuçları olabilecekse.

Clash of Clans’ın ilk TV reklamı


 

Marketoloji satırlarında çok kez anlattığımız gibi sosyal oyunlar, özellikle mobilin de etkisiyle son yılların en hızlı büyüyen sektörlerinden birisi haline geldi. Zynga, King.com gibi büyük oyuncuların arasına artık yenileri eklenmeye başladı bile. Bu şirketlerden birisi de Supercell, dünyaca ünlü Clash of Clans’ın yaratıcısı. Haziran 2010’da kurulan şirketin %51 hissesi Ekim 2013’te Japon Softbank şirketi tarafından tam 1.5 milyar dolara satın alındı. Yani, şirket yaklaşık 3 sene içinde 3 milyar dolardan daha değerli hale geldi. Nisan ayında Supercell, Clash of Clans oyunundan günde 2.4 milyon dolar gelir elde ediyordu. Bu rakamın şu sıralarda çok daha yukarılarda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Supercell, sonunda oyunun TV reklamını da yayına aldı:

Reklam Camiasının Beklediği O Büyük An Geldi: “Türkiye’de Karşılaştırmalı Reklamlar Artık Serbest!


 

Karşılaştırmalı reklamların serbest kaldığı Resmi Gazete’de yayınlanınca ben de dahil olmak üzere bütün reklamcıları büyük bir heyecan sardı. “vs” reklam kampanyaları hazırlamak için sabırsızlanıyoruz. Peki ama niye?

Çünkü yaratıcılığımızı daha özgür sınırlarda kullanma imkanına sahip olduk. İma etmek zorunda değiliz direk söyleyebiliriz, marka adı verebiliriz, çok ince esprili göndermeler yapabiliriz. Bu yüzden hep gördüğümüz McDonald’s vs Burger King, Ferrari vs Porche reklamlarına özenmişizdir. Karşılaştırmalı reklamlar yapısı itibariyle zeki ve yaratıcıdır.

Daha doğrusu zeki ve yaratıcı olmak zorundadır ki itici olmasın. Bir kere gerçeklik daha fazla ön plana çıkıyor, iddianız doğru olmalı. Hangi üründe seçeceğinize dikkat etmelisiniz. Mesela parfüm reklamında böyle bir reklam tercih ederseniz pek uygun olmaz. Narin kadınlar buna kırılabilir. Potansiyel tüketiciniz kampanyayı itici bulursa, alışkanlıklarına saldırılmış hissederse kaçar, küser.

Tabi Pepsi Cadılar Bayramı reklamına Coca-Cola’nın verdiği cevap gibi rezil de olabilirsiniz. Liderliğe, kimin patron, kahraman olduğuna iyi karar vermek gerekiyor.

Türkiye gibi sinirleri biraz bozuk bir ülkede saldırganlığı abartmazsak güzel işler çıkacaktır, dedim ya heyecanla bekliyoruz, yıllardır bekliyoruz. ☺

Bu arada Reklam Özdenetim Kurulu’nu ne yapacağız, şikayetler ne seviyelere gelir merak ediyorum, hep beraber çalışalım, izleyelim, görelim!

“Eğlence” Reklamı İzletir, Ürünü Sattırır. -Ana Bana Kar Yolla-


 

“Ana Bana Kar Yolla” türküsüyle izlenme rekorları kıran King Anneler Günü reklamı, eğlenceli işlerin hala izlenebileceğini gösterdi.

Tahminlerime göre bu reklam Anneler Günü alışverişinde King tercih edilmesinde büyük rol oynayacak. Reklam zaplanmıyor, çıksa da izlesek diye bekleniyor. Çok eğlenceli bir iş, gülümsetiyor, geleneklerimize de modernliğe de gönderme yapıyor. Kral bir kahvaltı için King alın, neşelenin, annenizi mutlu ederken siz de eğlenin mesajı veriyor. E, daha ne olsun? BÜRO Reklam Ajansı harika bir iş çıkarmış, kendilerini tebrik ediyorum :)

Mobil Reklamlar da Bizi Duyabilecek


 

Ses tanıma teknolojisi geliştiren bir şirket olan Nuance, artık diyalog kurulabilecek cep telefonu reklamları hazırlamaya hazır olduklarını açıkladı. Solganlarıysa: İnsanlar konuşur, markalar dinler. Örneğin prototip olarak geliştirilen “Alpha deodorant” cep telefonu reklamı, sorduğunuz sorulara cevap üreten bir sihirli 8 bilardo topu görüntüsünde.

Dövme yaptırsam mı? diye soran müşteriye Çince bir kelime öneren uygulama, arkasından da arkadaşça bir sohbetle yine de Alpha deodorant kullanmayı unutma! diyor.

Bu yenilikçi teknolojiye müşterilerin zaten hazır olduğunu vurgulayan şirket, Apple Siri ve Google Voice ile akıllı telefonlarıyla konuşmaya alışkın kitleyi hedefliyor. Şimdiden Leo Burnett gibi önemli reklam ve ölçüm şirketleriyle anlaşmalar yapan firma sayesinde bakalım mobil reklamlar boyut değiştirecek mi?

Online Reklam Kanallarınızı Nasıl Daha Doğru Ölçümleyebilirsiniz?


 

Ölçümleme konusu özellikle iş modeli tümüyle online olan şirketler için hayati önem taşıyor. Sebebi ise doğru ölçümlemenin pazarlama bütçesinin en etkin şekilde kullanılmasını sağlaması ve şirketin gidişatı konusunda önemli ipuçları vermesi.

Öncelikle iş modeli tümüyle online olan şirketlere bazı örnekler verelim. Bu şirketler, tüm operasyonları online olan eticaret şirketleri de olabilir, çeşitli hizmet odaklı şirketler de olabilir, örneğin online oyun, müzik veya film şirketleri gibi. Tüm bu iş modellerinin arkasında büyük oranda tek bir amaç var; doğru yatırımla en kısa sürede şirketin karlı duruma geçmesi ve karlılığını sürekli olarak arttırması. Gelir modeli ne olursa olsun, tüm bu şirketlerin ölçümlemeyi doğru yapması çok önemli. Bu yüzden, birçok farklı yazılım, modelleme kullanarak, farklı ölçümleme teknikleriyle en iyi dönüşüm aldıkları kanalları tespit ediyorlar, en azından etmeleri gerekiyor.

Hali hazırda iki temel ölçümleme tekniği bulunuyor. Birincisi Last-Click Attribution denilen, son tıklama odaklı ölçümleme tekniği; ikincisi Multi-Channel (touch) Attribution denilen, farklı reklam kanallarının etkilerini daha net bir şekilde ölçümleme tekniği. Last-click modelinin mantığı aslında oldukça basit, dönüşüm gerçekleşmeden önce kullanıcı hangi kanaldan gelmişse dönüşümün tamamını bu kanalın sağladığını varsaymak. Dönüşümden kastımız, örneğin eticaret şirketleri için ürün satışı veya üyelik, oyun şirketleri için oyuncu, film şirketleri için aylık abone olan üyeler diyebiliriz.

Multi-channel attribution model ise biraz daha karışık, ancak daha doğru bir ölçümleme yöntemi. Eğer 3 farklı kanalda reklam veriyorsanız ve kullanıcılar bu kanalların her birisinde farklı aksiyonlar alıyorsa -reklam görüntüleme, tıklama gibi- dönüşüm gerçekleşmeden önceki her aksiyonun bir değeri var demektir ve multi-channel attribution model bu değerlemeyi en net şekilde ortaya koymaya çalışmaktadır.

Örneğin, bir sosyal medya sitesinde, bir arama motorunda ve bir reklam ağında reklamlar veriyorsunuz. Tüm bu reklamların boyutları, yerleşimleri, formatları farklı. Facebook’ta haber kaynağı (newsfeed) reklamı verdiğimizi, reklamın tek resimli sayfa gönderisi olduğunu, Google’da Adwords’te reklam verdiğimizi ve reklam ağında da flash 300×250 boyutlarında banner reklamı verdiğimizi düşünelim. Tüm bu kanalların, formatların ve büyüklüklerin kullanıcı üzerinde ayrı ayrı etkisi bulunuyor. Örneğin bir kullanıcı, Facebook newsfeed’de reklamınızı gördü, resimdeki ürününüzü çok beğendi ancak o anda bu ürünün detaylarını incelemeye vakti olmadığı için linke tıklamadı ve sitenize gelmedi. Sonraki gün, kullanıcı banner reklamınızı gördü, ürününüzü veya markanızı hatırladı ve reklama tıkladı, sitenize geldi. Ancak o anda yanında kredi kartı yoktu, veya kredi kartında limit yoktu, ürünü satın alamadı. Ertesi hafta, kredi kartında limiti olduğunda ve kredi kartını yanında bulundurduğu anda aklına geldi ve Google’a ürünü ve sitenizin adını yazdı, sizi Adwords’te buldu ve reklama tıkladı, ürünü satın aldı.

Bu, olabilecek binlerce farklı senaryodan bir tanesi ve eğer Last-click ölçümlemesi kullanıyorsanız, dönüşümü tek başına Google’ın yarattığını varsayacaksınız. Ancak multi-channel attribution kullanarak Facebook’un ve banner reklamının ne kadar etkisinin olduğunu ölçebilir, reklam kanallarınız arasında daha doğru bir değerlendirme yapabilirsiniz. Bu durumun tam tersi de olabilirdi, örneğin kullanıcı Google Adwords’ten gelip, ürünü satın almayıp, banner reklamını görüp, yine ürünü satın almayıp, en son Facebook’ta gördükten sonra kararını verip ürünü satın alabilirdi. Bu şekilde last-click ile yine doğru bir değerlendirme yapmıyor olacaktınız.

Multi-channel attribution modelini kullanabileceğiniz üçüncü parti yazılımlar mevcut. Bildiğim kadarıyla Google Analytics’in ücretsiz versiyonu bu modellemeyi belli bir düzeye kadar destekliyor ancak premium ile birlikte tüm modellemeyi Google Analytics üzerinde kurabiliyorsunuz. Google Analytics dışında, birçok farklı araç kullanarak en doğru modellemeyi yapmanız mümkün.

Bu modellemede en önemli soru, kullanıcının dönüşümü gerçekleştirmeden önce aldığı aksiyonların hangisine ne kadar ağırlık verilmesi gerektiği. Misal, kullanıcının aldığı ilk aksiyon, ikinci aksiyon, üçüncü aksiyon vs ve sonuncu aksiyon arasında dönüşümün dağılımı nasıl olmalı? Bu konuda farklı yaklaşımlar var. Son aksiyonları önceliklendiren ağırlıklandırmalar mevcutken, ilk ve son aksiyonları daha ağırlıklı yaparak, ara aksiyonları daha düşük ağırlıklandırmak da mümkün. Bu modellemeyi dinamik olarak düşünüp en doğru yaklaşımın belirlenmesi gerekiyor ki en fazla etkisi olan aksiyonlar doğrultusunda reklam kanallarınızı en doğru şekilde değerlendirin.


Google Attribution Playbook’ta açıklanan farklı ağırlıklandırma yöntemleri

Yazımı bu konudaki güzel bir benzetmeyle sonlandırayım: eğer last-click modeli kullanırsanız, aslında bir futbol maçındaki forvetin golü tek başına attığını varsaymış olursunuz. Multi-channel attribution sahadaki tüm futbolcuların gole ve galibiyete katkısını ölçümlemeye benzer.

Bir Strateji Olarak Ciddi Konulara Komik Yaklaşmak: Prezervatif Reklamları ve Yaratıcılık


 

Global vizyondan baktığımızda cinsellik, arkadaş ortamlarında eğlenceli bir tavırla yaklaşılan, gülümseten yanıyla karşımıza çıkar. Bu cinselliğin sosyolojik durumu. Kişisel tecrübeye ve detaya indiğimizdeyse durum değişir. Çünkü aslında çok ciddi, tarzınızı ve yaşam biçiminizi yönlendirecek bir konuyla karşı karşıya olduğunuzu farkedersiniz. Kalabalık içerisinde bu derece gülmenizi, eğlenmenizi sağlayan şey büyük ölçüde mevzunun ciddiyeti ve hassasiyeti. İşte prezervatif reklamları da tüketiciyi bu sosyal ve bireysel psikoloji dilemmasıyla yakalıyor.

Yapılan araştırmalar pek çok çiftin, “prezervatifin olayın büyüsünü bozduğunu, hissi azalttığını, sevgiliyle araya giren bir engel olduğunu” düşündüğünü ortaya koyuyor. Yani çiftlerin prezervatife bakış açısı çok iç açıcı değil. Evli eşler ise genel anlamda, alışkanlık sonucu kondom kullanma gereği bile görmüyor. Tam bu noktada prezervatif reklamları devreye giriyor ve sıkıcı süreci eğlenceli bir hale getiriyor.

Kondom reklamlarının tarzı kendi arasında farklılaşabiliyor. Ülkelere, sosyal sorumluluğa ya da ürüne göre. Örneğin ürün large prezervatifse direk olaya atıfta bulunuluyor. Eğer işin ucunda sosyal mesaj kaygısı varsa HIV bir numaralı tema. Türkiye gibi ülkelerde ise “Bana bir şey olmaz” mantığı üzerine giden O.K gibi reklamlar. Tüm bu farklı stil kampanyalar ortak bir noktada buluşuyor; espri ve eğlence.

Durex’in yasaklı reklamını çoğunuz hatırlarsınız. Buluşmanın sonunda nereye bağlanacağını, erkeklerin genel mantığını esprili bir dille aktarmış. Yine komiklik bizimle. Düşündüğümüzde reklam filminde anlatılan erkek mantığı kızları sinirlendiren bir durum. Ama reklama gülüyoruz.

Prezervatif reklamları eğlenceyi ciddiyetin arkasına özendirme stratejisiyle saklıyor. Süsleyerek, çok başarılı bir cinsel yaşamınız olacağını vaad ediyor. Genellikle bu reklamlarda olaya gönderme yapılır, açık sahnelerden özenle kaçınılır. Bu da işin mahremiyet, yasak ve merak bölümü. Eğer prezervatif reklamları ciddi olsaydı, Amerika’da %40’larda, Avrupa’da %70’lerde seyreden kondom kullanım oranları bu denli yüksek olmazdı. Mesela Türkiye’de bu oran %8’lerde kalıyor. Ülkemizde çok sık kondom reklamı yayınlanmadığından, yasakçı zihniyetten, Türk markaların azlığından, belki de espri anlayışımız gelişmediğinden bu berbat oranlardayızdır…

Sonuçta yaratıcı prezervatif reklamları, rakamlara da baktığımızda toplum bilinci oluşturabiliyor. Zeki yaklaşımlar kitleler üzerinde etki yaratabiliyor. Türkiye’de de aynı performansı birgün göreceğimizi umuyorum.

Next Page » Scroll to top