Your search for pazarlama stratejisi returned 31 results.

Pamuk Eller Ceplerden Ekranlara, Dikkatler Square ve Jack Dorsey’e


 

İster ATM’den, ister kredi kartıyla, ister nakit; ödeme sıkıcı olmaya kolayca yakınsayabilecek bir konsept.

Mobil ödeme, geleneksel ödeme seçeneklerine göre daha hızlı, pratik ve güvenli olmaya aday. Pamuk eller cepler yerine ekranlara gitmeyi sıklaştırdıkça, mobil ödeme hararetleniyor.

Artan talep, artan hacim ve rekabet; mobil ödemeyi ”Geleceğin Yıldızı, Bugünün Haşarı Çocuğu” olmaktan çıkarıp, büyümeye yaklaştırıyor.

Peki alametler?

Visa, 2020’de ödemelerin yarısının mobilden geçeceğini duyurdu.

Gartner, mobil ödemenin 2012 hacmini 172 milyar dolar olarak ölçümledi.

Google, açık mobil ödeme sistemi Google Wallet’a televizyon reklamı çekti.

Facebook, 2011 gelirleri içinde %15e denk gelen Facebook credits satışlarını arttırmak için gerekli revizyonlara başladı.

Ve Starbucks, küçük işletmelerin ve bireylerin kredi kartına ihtiyaç duymadan, mobil cihazlarıyla ödeme yapmalarını ve almalarını mümkün kılan Square’e 25 milyon dolar yatırım yaptı.

Hatta eski Twitter kurucusu yeni Square CEO’su Jack Dorsey, Twitter hesabından Starbucks CEO’su Howard Schultz’la el sıkıştığı anı bizzat paylaştı.

Jack Dorsey, Twitter’la bloglara yaptığını Square’le kredi kartına yapmak istiyor.

Hikayede değişen bir şey yok: İhtiyacı belirle, parçalara ayır, bariyerleri ortadan kaldır ve kitleselleştir.

Ya hikaye anlatımı? Geleneksel medya, geleneksel medyanın web yansımaları ve kullanıcı kaynaklı içerik blogları gözlerini ve eylemlerini içeriğin sıradaki adımına çevirmişken, Jack Dorsey ve Twitter’ın ortalığı sallayışı hafızalarımızda taze.

Hikaye anlatımında değişen bir şey yok: Bankalar, mobil operatörler ve perakende zincirleri gözlerini ve eylemlerini mobil ödemeye çevirmişken ortalığı sallayan yine Jack Dorsey ve Square.

Bugünlerde geleneksel pazarlama stratejisi ve pazarlama iletişimi yaklaşımlarının çalışmadığı Harvard Business Review seviyelerinde konuşulabiliyor.

Hal böyleyken, sektörleri ve kullanıcı deneyimlerini değiştirmeye aday girişimlerin hikayeleri, iletişimleri ve yolculukları yakın gelecekte standart haline gelebilecek pazarlama stratejileri için hepimize önemli ipuçları veriyor olabilir.

Ne de olsa Jack Dorsey’in Wired’ın kapağına taşındığı makalenin yayın tarihi 22 Haziran 2012, sıradaki hedefinin bankalar olduğunu konu alan Wired makalesinin yayın tarihi 5 Temmuz 2012, Square’in Starbucks’tan aldığı yatırımın tarihiyse 8 Ağustos 2012.

İçimdeki Patron; Akbank’la Kur & Yönet


 

Facebook sayesinde kimimiz çiftçi olduk, kimimiz şehirler kurduk, ve sonunda patron koltuğuna da oturduk. Benim bir oyuna bağımlı olmama isteğime rağmen, Facebook’ta oyun oynamak tabularım, Akbank Kur & Yönet ile yıkıldı. Peki nedir Akbank Kur & Yönet?

Akbank Kur & Yönet sayesinde 4 farklı sektörden birini seçip, bir de isim bulunca şirketinize, artık siz de bir patronsunuz, ve size verilen süre içerisinde, fabrikanızı geliştirip, verilen görevleri yapıp, siparişleri sevk edip, ekibi de unutmadıkça puan topluyorsunuz. Kobiler için gerekli olan bankacılık işlemleri de tabii ki Akbank tarafından sağlanıyor. Kimi zaman Akbank’tan gerekli olan krediyi çekmeniz, kimi zaman da akreditif ya da teminat mektubu almanız için size uyarı geliyor. Dilediğiniz zaman bunları fabrikanızı geliştirmek için kullanıyorsunuz, ve puan topluyorsunuz. Oyunun süresi kendi içinde aylar geçse de, bizim için 8 gün. Yani başarılı bir patron olmanız için 8 gününüz var.

Sosyal medyada bunları görmeye alıştık artık, ama bankacılık sektörünün de sosyal medyayı kullanarak, hizmetlerinden aktif bir şekilde bahsedilmesi, bunun bir de oyunla pekiştiriliyor olması başarılı bir pazarlama stratejisidir. Akbank ayrıca Facebook hesabında 500 bin’e yakın takipçisiyle, bu işi iyi yönetiyor gözüküyor. Oyun çoğu kişinin içindeki patron’u ortaya çıkarmış olacak ki, ilk 5 gün içinde, 10 bin’in üzerinde kişinin oyunu oynadığını okumuştum.

Bu arada oyun sonunda en yüksek puan alan 3 kişiye de ödül var. 8 Ağustos tarihinde son bulacak bu oyun için, hala şansınız var, ve denemek isterseniz bu link‘i ve kobiler sizin için adresini kullanabilirsiniz.

Markayı Ünlülerle Tanıtım Modelleri


 

Önce bir hafızamızı yoklayalım. Seda Sayan “Pepsi”, Mehmet Ali Alabora “İş Bankası”, Kate Moss “Longchamp”, Kıvanç Tatlıtuğ “Mavi” hatta sonrasında “Yedigün”, Beren Saat “Rexona”, Rihanna “Nivea”, Hazal Kaya “Beymen Club” liste böyle uzar gider… Belirli dönemlerde, bir markanın hatta bazen iki markanın birden, belirli bir periyotta, ürün lansmanında, ya da yeni bir pazarlama stratejisinde rol alan kişilerdir, marka yüzleri. Konusu geçen ürünün farkındalığını arttırmak, söz ettirmek için markalar tarafından ya tüketicinin güven duyacağı kişiler seçilir ya da o dönemde kendi farkındalıklarını arttıran ünlüler.

Peki marka elçileri kimdir diyecek olursanız, marka yüzlerinden daha uzun vadeli, temsil ettiği markayı aynı zamanda duruşuna ve hayat tarzına adapte edebilen kişilerdir. Mesela Ebru Şallı, işi ve yaşam tarzı dolayısıyla casino online marka yüzü değil, marka elçisidir Puma”nın. Marka elçisi ile ilgili bir yazıyı daha önce Ezgi yazmıştı. O yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bu kısa tanımları yaptıktan sonra, sizinle paylaşmak istediğim konu ise TheBrandAge dergisinin Temmuz sayısında yer verilen makalede bahsedilen marka tanıtımında ünlüler kullanılırken ele alınan faktörler. “Markalamada Ünlülerle Tanıtım Modelleri” başlıklı Martin Roll”a ait makalede Martin Roll marka tanıtımında 3 temel modelden bahseder.

“Çekiciliğe dayanan model”de ünlü kişinin fiziksel özellikleri, hayat tarzıyla markanın akılda kalıcılığının artacağından bahseder Martin Roll. Kaldı ki bunun etkili bir yol olduğunu hepimiz biliyoruz. “Güvene dayalı model”de eğer kişi tanıtacağı üründe bir uzmanlığa ve güvenilirliğe sahipse bu tarz modelin başarılı olacağıdır. Son olarakta “anlama dayalı model”de direkt ünlüyle ürünü eşleştiriyorsun. Anlama dayalı model”in etkisini Martin Roll şu cümleyle açıklar: “… ünlü kişi hedef kitlenin gittiği yere önceden ulaşmış “süper tüketici” rolünü üstlenir.” Bir diğer manada, o kişi denemiştir, hedefine ulaşmıştır, sıra artık bizdedir.

Yukarıda bahsettiğim üç modelde bilerek ya da bilmeyerek uygulanır. Ama önemli olan ürün için hangi yöntemin daha etkili olacağı ve bununla birlikte verilmesi gereken marka mesajıdır.

Nesfit 14 Gün ve Sosyal Medya


 


Uzun zamandır havaların ısınmasını beklerken, bir anda baharı yaşamadan yaza atlamış olduk. Bayanların da sürekli ertelediği kilo verme stratejileri hız kazanmaya başladı. Selülit kremleri, haplar, ve kilo verme üzerine çeşitli yazı dizileri dönerken yazılı basında, Nestle Nesfit viralimsi stratejileri kullanarak ağını genişletmeyi düşünmüş.

Nestle Nesfit”i bilirsiniz, kilo vermek isteyenlerin imdadına koşan, 14 günlük süre sonunda da kilo vereceğimizi düşünerek yediğimiz kahvaltılık gevrekler. Yaklaşık olarak 1 ay önce de marka yüzü olarak Tülin Şahin”i seçtiğini okumuştuk yazılı basında. Tülin Şahin”in diyet konusunda kitaplarının ve bu konuda göz önünde olan birisi olduğunu düşünürsek doğru bir seçim olduğunu düşünüyorum.

Moda bloggerlarını, dergilerden, sosyal www.atoledo.com medyadan ya da bloglarından takip edenleriniz vardır. Markalar da ürünlerini, yaşayan kişiler üstünde, deneyimlerin paylaşılarak gösterilmesinde etkili olduğunu düşünerek, moda bloggerları ile sürekli iletişim halinde. Direkt ilk ağızdan sanki deneyen bir arkadaşınızmış gibi, güvenerek okuyorsunuz yazıları ve yorumları bloglarda. Nesfit”te binlerce takipçisi olan, 14 blogger kızıyla böyle bir yola girmiş ve benim de takip ettiğim bir kaç blogger sürekli twitter yoluyla deneyimlerini #nesfit14gün ile paylaşıyorlar.

Bloggerlar, olayla ilgili hiç ön yazı yazmadan, kendi yaşamlarındaki sorunlarıyla birleştirdikleri için #nesfit14gün programını tweetlerinde, viral etkisi yüksekti bu kampanyanın. Sosyal medyayı pazarlama stratejisine dahil etme yöntemidir bu Nesfit için. Eğer siz de bu süreci takip etmek istiyorsanız Nesfit”in sitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

1 Whopper İçin 10 Arkadaştan Vazgeçer misiniz?


 


Sosyal medya araçlarından Facebook, hayatımızda büyük bir öneme sahip artık. Sabah kalkıp açıyoruz, akşam yatmadan önce Facebook’a bakıyoruz. E-posta göndermek için, sohbet etmek için bile Facebook’u kullanıyoruz. Markalar da bunu gördüğü için, bu platformda aktifleştirdikleri uygulama sayılarını arttırıyor. Bunlardan haberdar olmak isteyen bizler de, bu markaları ‘like’ ediyoruz. Bir de tabii ki, gün geçtikçe Facebook’ta arkadaş sayımız da artıyor. Verileri topladık, geriye kalan değişik bir pazarlama stratejisi mi? İşte bahsedeceğim pazarlama stratejisi Burger King’den geldi.

Burger King 1 adet Whopper için 10 nbso online casino arkadaşınızı listeden silmenizi söylüyor size, bunu gizli saklı yapamıyorsunuz yalnız, online casino profilinizde görülüyor. ‘Whopper Sacrifice’ uygulamasını yüklediğiniz andan itibaren, sildiğiniz her arkadaşınız profilinizdeki aktivitelerde görülüyor, ve 10 arkadaştan sonra da 1 adet bedava Whopper kuponu kazanıyorsunuz. Eskiden arkadaşlarımızı davet ederdik, bedava kupon alabilmek için, şimdi ise siliyoruz. Strateji diğerlerinden farklı, haliyle de kendinden söz ettirecek bir uygulamaya benziyor. Fakat 2009 yılında yapılan bu uygulama sadece ABD”de geçerliydi. Sizin kimi silebilirim diye, listedeki arkadaşlarınıza bakmanıza gerek kalmadan da, Facebook tarafından, kampanya kapsamında arkadaş sildirmek doğru olmayacağı için uygulamadan kaldırıldı. Düşününce markanın imajına vereceği zararı da göz önüne alırsak doğru bir karar. Bu da her zaman tartışılan bir konu olan pazarlama stratejilerinin etikliği konusunu aklıma getirdi. Peki ya sizce?

Red Bull’dan Dünyama Hoşgeldin Açılımı


 

Red Bull markası tek bir ürünü olmasına rağmen, marka bilinirliği ve prestiji konularında dev markalarla yarışabilecek güçte bir marka. Kampüs ekipleriyle gerilla pazarlama stratejisi izlemesi; Soap Box, Air Race gibi yeni sporlar icat edip halk katılımıyla kendi yarışmalarını düzenlemesi ve klasik çizgi reklamları ile Red Bull kanatlandırır sloganını yayması çok başarılı adımlardı.

Bu dönemde ise yeni reklam kampanyası ile televizyonda, sinemalarda ve birçok mecrada aktif olan Red Bull, yine kaliteli, kendi kimliğine uygun ve ürünün faydalarıyla örtüşür bir reklam dizisine imza atmış. Red Bull kanatlandırır sloganı hala kullanımda olsa da, artık yeni sloganları “Benim Dünyama Hoşgeldin, Red Bull Dünyasına”. Üstelik bu sözleri ekstrem ya da futbol gibi klasik olmayan sörfçü veya dansçılardan duyunca daha da etkili oluyor. Sörf, akrobatik uçuş, akrobatik motosiklet ve break dance’den oluşan 4 dizilik bu reklam serisinden bir kaç örnek:





 

Bağlardan Doğmuş Salkım Segmentler


 

Alkollü içki pazarında şarap için,ağır sofralara saklanmış, her ortamda içilemeyecek kadar özel, lezzetli olsun diye tazeyken değil aksine daha da olgunlaşması beklenen ve konumuna uygun haliyle biraz da lükse kaçan bir içki tanımlaması yapılabilir. Böyle bir tanımlamadan sonra haliyle çok köklü markaların bu sektörde tutunacağı akla gelir. Fakat ben biraz yukarıda bahsettiğim tanımın dışına çıkabilen, sadece 5 yıllık geçmişe sahip bir markanın nasıl farklı segmentlerdeki ürünlerine, farklı stratejiler oluşturduğuna değinmek istiyorum.

Kayra markası oluşturduğu farklı alt markalarıyla onlara marka kimlikleri yüklemiş ve buna göre pazarlama stratejisini belirleyen bir şarap markası. En çok dikkat çeken adımı, Cumartesi markasını oluşturmasıdır. Cumartesi fiyat bakımından daha ucuz, hafif ve eğlenceli olduğu için gençlerin daha çok tercih ettiği bira ve votka ile yarışmaya başladı. Bu kesim için de, onlara daha çabuk ulaşabilecekleri iletişimi seçen Kayra, üniversite organizasyonlarında ve gençlerin çoğunlukla aktif olduğu sosyal medyayı kullandı. Hatta ‘En Kral Staj’ projesi yürütmüştü, üniversite öğrencilerini staja kabul edip, stajın sonunda bir pazarlama stratejisi geliştirmesini istemiş, böylece marka deneyimine, hitap edilen kitlede dahil edilmişti.

Klasik, yöresel bir duruşu olan Buzbağ markası da daha çok 25-55 yaş grubuna hitap eden yerli bir şarap. Bunun yanında farklı bir alt markası da Kayra’nın, Terra. Terra ise biraz daha şarap kültürüne girmiş, sadece yerli değil, farklı ülkelerin de şaraplarını tatmak isteyenler için. İthal değil aslında, sadece üzümleri bölgesinde yetişen, Kayra kalitesiyle yurt dışında üretimi yapılan bir şarap. Premium segment için düşünülmüş Kayra Vintage, Kayra Imperial ve Cameo D’oro markaları da, fiyatını düşünmeden, özel zamanlarda içilebilecek şarap kategorisinde. Gençlikle sosyal medyadan iletişime geçti, bu markalar için ne yapıyor diyorsanız, Kayra Wine Center da şarap deneyimini şarap günlüğü’nde paylaşmalarını sağlıyor. Yani interaktif pazarlamayı, bu marka sonuna kadar, özellikle müşteri deneyimine önem vererek kullanıyor.

Yazıya başlarken yaptığım tanımdan çok uzaklaştım artık. Kayra sadece sabit bir şarap tanımlamasına karşı geliyor, birden fazla şarap tanımı yapmaya açık bir marka. Benim en çok beğendiğim, ve yazmak istememin sebebi ise kırmızı, beyaz, ve roze olarak bölmeden, her bir segmentini güzel tanımlayıp, her birine uygun marka stratejisi, ve pazarlama iletişimi geliştirebilmiş olmasıdır.

*Yararlanılan kaynak: BrandAge Kasım 2010

« Previous Page - Next Page » Scroll to top