Your search for pazar araştırması returned 12 results.

Pazar Araştırması Rafa Çıktı!


 

Pazar araştırmaları; yoğun çalışma temposu, sıkı bir süreç, iyi hedef kitle seçimi gibi birçok zahmetli süreç gerektirir. Düşünün ki bizlerin iki dakikada yanıtladığı hatta bazen yüzüne bakmadığı anketlerin bile değerli bir zaman ve ayrıştırma ekseni bulunuyor.

İşte bu süreci daha az sancılı hale getirmek ve net sonuçlar almak için Barcelona- İspanya’da hizmet veren “Es Lo Ultimo” adlı market, tüm ürünlerini bedava satıyor. Evet, yanlış okumadınız. 60 farklı ürünü bedava satın almak sadece Es Lo Ultimo’nun web sitesine 5 Euro ya kayıt olmaya ve markete gitmeye bakıyor.

Yeni ürünler piyasaya sürülmeden önce bu markete verilirken, hangi kitleyi hangi ürün çekiyor, bir ürün satar mı yoksa kimse yüzüne bile bakmaz mı, hepsini canlı gözlem ve kesin sonuçlarla öğrenebiliyorsunuz. Üstelik markette Pepsi’den HP’ye tüm tanınmış markaların test ürünlerini bulabilme rahatlığının tüketim alışkanlıklarını yükseltmesi kaçınılmaz. Hele hızlı tüketim ürünleri için.

Daha önce Tokyo’da da denenen sistem Avrupa’ya farklı bir pazar araştırma ekolü sunmaya hazırlanıyor. Uzun zaman harcamalar, saha araştırması, şehir şehir gezmek, rank order surveyler, focus gruplar… Tüm bunlar bu sistemle tarih olabilir.

Tabi ki markalar klasik araştırma yöntemlerine her daim ihtiyaç duyacak ama yine de markette canlı canlı ve sıcağı sıcağına tepkileri almak bir başka güzel.

Özellikle Türkiye gibi bütçe sorunu nedeniyle araştırma yapmadan reklam ve pazarlama aktivitelerini sürdüren ülkelerin markaları için bu sistem faydalı bir yol çizebilir.

Markalar için daha az maliyetli olacağı kesinlik kazanan bu devrim bakalım Avrupa’ya oradan ülkemize de yayılacak mı? Bence yakındır…

Nedir bu Mobil Pazarlama?


 

Pazarlama, ticari aktivitelerin merkezinde konumlanmıştır ve organizasyonlarda, finans ve operasyon ile birlikte en temel üçlüyü oluşturur. Basılı medya reklamcılığından, radyo ve TV reklamcılığına, daha sonra da dijital pazarlama gibi kavramların uygulamaya geçmesiyle, değişik evrimlerden geçmiştir. En eski pazarlama yöntemleri hala markalar tarafından uygulanıyor olsa da, bilgisayarların yaygınlaşması ve internet kullanımındaki artış, dijital pazarlama gibi yeni pazarlama kavramlarını hayatımıza soktu. Yeni uygulamaların kişiselleştirilebilir olması, doğrudan pazarlama yöntemlerinin gelişmesine imkan tanıdı. Teknolojinin dur durak bilmez gelişimi sayesinde, hayatımızda vazgeçilmez yeri olan cep telefonları gün geçtikçe daha da güzel ve kullanışlı özelliklerle donandılar. 3G ve internete bağlanabilme özellikleri sayesinde de, artık cep telefonları küçük birer bilgisayar haline geldi. Pazarlama bu gelişime kayıtsız kalmadı ve mobil pazarlama uygulamaları hem markaların hem de tüketicilerin hayatında yerini aldı.

Peki tam olarak nedir bu mobil pazarlama? Mobil Pazarlama Derneği’nin (Mobile Marketing Association – MMA) tanımına göre “Mobil pazarlama, örgütlerin hedef kitleleri ile mobil cihazlar üzerinden iletişime geçmek amacıyla gerçekleştirdikleri bir dizi interaktif uygulamaya denir”. Mobil cihazların kullanımının ve kalifikasyonlarının yaygınlaşması, mobil pazarlamanın popüleritesinin artmasının en temel sebeplerinden birisi. Yayınlanan bir makalede*, mobil pazarlama ile marka bilinirliğini arttırmanın, marka imajını değiştirmenin, marka bağlılığı oluşturmanın, satış promosyonları gerçekleştirmenin ya da müşteri veritabanı oluşturmanın mümkün olduğu vurgulanmış. Başka bir yayında** ise, tüketicilerin mobil pazarlama uygulamalarına yaklaşımında; yaşın, cinsiyetin ve eğitim seviyesinin etkili olduğu üzerinde durulmuş.

Pazarlama aktiviteleri arasında, mobil pazarlamanın yerini vazgeçilmez olacağı konusunda hiç şüphem yok. Yapılan tahminler ve istatistikler de bunu destekler yönde. Coda Research‘e göre, mobil reklam hacminin 2010 yılında 1 milyar $ olması, 2015 yılında ise 4 milyar $’a çıkması öngörülüyor. Tech Crunch‘ta yayınlanan Kelsey Grubu‘nun benzer bir araştırmasına göre ise, 2008 yılında 160 milyon $ olan mobil reklam pazarının, 2013 yılında 3,1 milyar $’a kadar çıkacağı öngörülüyor.

Biraz da mobil pazarlamanın geleceği hakkında uzmanların ne dediğinden bahsetmek istiyorum. Morgan Stanley, mobilin masaüstü internetinden daha hızlı büyüdüğünü ve yapılan tahminlerden daha büyük bir hacme ulaşacağını söylüyor. Morgan Stanley’den Mary Meeker ise internete mobil cihazları ile bağlananların sayısının, masaüstü bilgisayarlarından bağlananların sayısını 5 yıl içinde geçeceğini tahmin ediyor. Whitepages.com‘dan Kevin Nakao ise, şirketlerin mobil ortamda olmasının büyümelerinden çok daha önemli olduğunun üzerinden duruyor.

Türk insanının teknolojiye, özellikle de cep telefonlarına olan merakı sebebiyle, Türkiye’de faaliyet gösteren markalar için de mobil pazarlama vazgeçilmez. Türkiye’de gerçekleştirilmiş mobil pazarlama uygulamalarına sonraki yazılarımda yer vereceğim. Yurt dışından ödüllü pek çok başarılı uygulamanın olduğunu söylemeden de geçmek istemiyorum. Ayrıca, Mobil Pazarlama Derneği’nin Kasım 2009’da Türkiye Ofisini kurması, mobil pazarlamanın gelişimi açısından çok önemli olduğuna inanıyorum.

*Pousttchi, K. & Wiedemann, D. G. (n.d.). A Contribution to Theory Building for Mobile Marketing: Categorizing Mobile Marketing Campaigns through Case Study Research.

**Ktoridou, D., Epaminonda, E. & Kaufmann, H. R. (2008). Technological Challenges and Consumer Perceptions of the Use of Mobile Marketing: Evidence From Cyprus. International Journal of Mobile Marketing, 3:2, 34-43.

ABD için 2009-2014 İnteraktif Pazarlama Tahminleri


 

İnteraktifin sözlük anlamı “etkileşim”. Markalar artık tüketiciye daha yakın, tek taraflı iletişimden çok karşılıklı iletişim (etkileşim) içinde olmak istiyorlar. Son yıllarda teknolojinin gelişimi markaların bu isteklerine fazlasıyla cevap vermeye başladı. Önce cep telefonu sonra internet, en son olarak da akıllı
telefonlar son 10-15 yılın kilometretaşları olarak ön plana çıktı.

Forrester’ın yayınladığı “US Interactive Marketing Forecast 2009 to 2014″ araştırması bize Amerika’da önümüzdeki 5 yıl içinde interaktif pazarlamanın geleceği hakkında önemli ipucular veriyor. Türkiye, Amerika’yı genelde 2-3 sene geriden takip ediyor ancak özellikle internet kullanımının önümüzdeki 5 senelik süreçte nitelik ve nicelik olarak artacağı düşünüldüğünde bu makasın daralacağını düşünüyorum. Kısacası, trend olarak Amerika’daki gelişimi izlemek Türkiye’deki gelişimi öngörebilmek adına faydalı.

Araştırma geniş çaplı olarak yürütülmüş ve birçok endüstride 200’den fazla çalışanı olan şirketlerin 204 pazarlama yöneticisi ile görüşülmüş. Yöneticilerin %60’ı “Şirketinizin interaktif pazarlama bütçesini nasıl arttırmayı planlıyorsunuz?” sorusuna “geleneksel pazarlama yöntemlerinden kısıntıya giderek” cevabını vermiş. Bu cevabı verenlere ise “İnteraktif pazarlama bütçesini arttırmak için hangi geleneksel pazarlama bütçesinden kısıntıya gitmeyi planlıyorsunuz” sorusu yöneltilmiş. %40’ı Adrese yapılan posta ile pazarlama faaliyeti cevabı verirken, %35’i gazete, %28’i dergi şeklinde yanıtlamış.

Yöneticilere “Önümüzdeki 3 sene içerisinde hangi pazarlama yönteminin etkisinin artacağını, hangisinin aynı kalacağını, hangisinin düşeceğini düşünüyorsunuz” sorusu sorularak, pazarlama yöntemlerinin (interaktif veya geleneksel) kısa vadede nasıl bir trend izleyeceği belirlenmeye çalışılmış. Yaratıcı Sosyal Medya bu alanda en çok gelecek vaad eden alan olarak belirlenmiş. Yaratıcı Sosyal Medyayı Online Video izlerken, Arama Motoru Optimizasyonu üçüncü, Mobil Pazarlama dördüncü en çok gelecek vaad eden yöntem olarak ön plana çıkmış. En büyük düşüş ise Sarı Sayfalar, Gazeteler, Radyo ve Telemarketing alanlarında bekleniyor. E-mail marketing (E-posta pazarlama) ise ilginç bir şekilde gelecek vaad eden interaktif pazarlama yöntemlerinden birisi olarak gösterilmiş, ankete katılan yöneticiler tarafından. E-mail marketing, özellikle yıllarca spamin ve özensiz e-mail lerin altında can çekişirken, bu alan için böyle bir beklenti oluşması biraz ilginç geldi. Açıklama kısmında genel olarak, yeşil pazarlamanın bir parçası olarak e-mailın doğa dostu olmasından biraz bahsedilmiş ve maliyetinin düşük olması ön plana çıkarılmış. O zaman benden bir tavsiye; e-posta izinli pazarlama ve kalite ile birleştirildiğinde en cost-effective (maliyeti düşünüldüğünden en faydalı) araçlardan birisi. Bu aracın tüketiciler tarafından kullanımının arttırılması için, her gönderilen e-mailın içine sadece o e-mail için geçerli olacak promosyon veya indirimler eklenmeli. Hali hazırda var mı bilmiyorum, ben pek raslamadım. Yemeksepeti’nin e-maillarında indirim çok vurgulanır ama bu indirimler zaten halihazırda olan indirimler olduğu için pek bir anlam ifade etmiyor bana göre.

Şu anda 25 milyar dolar civarında olan interaktif pazarlama harcamalarının 2014 yılında 55 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Önümüzdeki 5 yıl içinde interaktif pazarlama yöntemlerinden Sosyal Medya’nın yılda ortalama %34, Mobil Pazarlama’nın yılda ortalama %27, Email Marketing’in yılda ortalama %11, Display Reklamcılığın (banner ve online video) yılda ortalama %17, Arama Motoru Pazarlamanın yılda ortalama %15 büyümesi öngörülüyor. Bu pastanın en büyük payı şu anda 15 milyar dolarlık büyüklüğüyle Arama Motoru Pazarlama‘nın. 2014’te ise bu rakamın 31,5 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Özellikle, Sosyal Medya ve Mobil Pazarlama üzerinde duruluyor. Sosyal Medyanın Twitter ve Facebook ile en parlak günlerini yaşadığı ve bu trendin uzun süre devam edeceğinin ortada olması, pazarlamacıları bu mecrayı çok daha etkin kullanmaya zorluyor. Mobil Pazarlamanın ise çekiciliği akıllı telefonların yaygınlaşmasından geliyor. Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde önümüzdeki 2-3 yıl içinde tüm cep telefonu kullanıcılarının akıllı telefon (iPhone, Blackberry gibi) kullanacağı belirtiliyordu. Akıllı telefonlarla gelen kesintisiz internet, görsellik ve genişletilmiş işletim sistemi özellikleri, mobil dünyanın yer (location) ve hitap edilen kitlenin demografik özelliklerinin belirlenebilmesi gibi hiçbir mecrada olmayan özelliklerinin çok daha verimli kullanılabilmesine olanak tanıdı.

Sonuç kısa ve öz aslında. Özellikle krizin de etkileriyle birlikte, interaktif pazarlamanın maliyet konusundaki faydaları, bu zamana kadar bu mecrayı hiç kullanmamış reklamverenleri de bir şekilde interaktif pazarlama dünyasıyla tanıştırdı. Amerika’daki pazarlama yöneticilerinin de hemfikir olduğu şekliyle, görünen o ki kitlelerin daha kolay hedeflenebilmesi, etkileşim sağlanabilmesi ve maliyet konusundaki avantajlarıyla interaktif pazarlama önümüzdeki 5 senede pazarlama dünyasının en popüler alanı olacak.

“Gizli Müşteri” Nedir?


 

Gizli Müşteri kavramı 2-3 yıldan bu yana ilgimi çekiyor. Vikipedi’de Gizli müşteri veya daha doğru bir tanımla gizli denetçi şu şekilde tanımlanmış; özellikle özel sektörde müşteriye doğrudan hizmet veren çok şubeli firma şubelerine sıradan bir müşteri olarak girerek hizmet kalitesini değerlendiren görevli. Gizli denetçiler denetledikleri birimde firmanın öngördüğü düzeyde hizmet verilip verilmediğini, müşteri ile ilgilenilip ilgilenilmediğini araştırarak durumu bağlı bulundukları merkeze raporlarlar.

Gizli müşteri sisteminin ilk adımı için bir şirketin kendi şubelerindeki müşteri memnuniyetini ölçümleme kararı alması gerekiyor. Bu kararı aldıktan sonraki adım müşteri memnuniyeti ölçümüne yaparken gizli müşteri yöntemini kullanmaya başvurmak olmalı. Müşteri memnuniyeti anketleri ve benzeri çalışmaların da aynı soruya farklı yöntemlerle cevap bulmak için kullanıldığını unutmamak gerekiyor. Gizli müşteri yöntemini kullanmaya karar veren şirket için bir sonraki adım gizli müşterileri bulmak olacaktır. Bunu bazı danışmanlık şirketlerine outsource etmek en kolay ve güvenilir yöntem olarak ön plana çıkıyor. Sadece bu iş için kurulmuş pazar araştırması şirketlerini Türkiye’de de bulmak gayet kolay açıkçası. Google‘da gizli müşteri yazarak arama yaptığınızda sisteme kayıt olmak gayet kolay. Gizli müşteri veritabanında yer almak isteyenlerden ne tür bilgiler istendiğini görmek için International Service Check isimli şirketin formunu doldurdum. Çoğu doldurulması zorunlu olmayan çokça bilgi isteniyor bu formda. Fiziksel özelliklerden tutun da evcil hayvanınızın olup olmadığına varan sorular açıkçası biraz yorucu olabiliyor. Ayrıca gözüme çarpan diğer gizli müşteri şirketlerinden bazıları da Piramit Danışmanlık ve Yeni Bir İş üzerinden ilan veren şirketler.

Peki bu tür bir hizmet almayı isteyen şirketlerin beklentileri neler? Her ne kadar denetlenmek isteyen şirketlerin her birinin beklentileri bir bakıma değişik olsa da, Wikipedia‘da olay aslında çok güzel bir şekilde özetlenmiş:

  • Mağazanın girişindeki insan sayısı
  • Gizli müşteriyi selamlamalarının aldığı zaman
  • Çalışan veya çalışanların isimleri
  • Selamlamanın güleryüzlü bir şekilde olup olmadığı
  • Gizli müşterinin isteklerine uygun bir ürünü bulabilmek adına çalışanın sorduğu sorular
  • Gösterilen ürünlerin türleri
  • Satışı tamamlandırmak için çalışanın çabaları
  • Çalışanın müşteriyi mağazaya gelmeye tekrar davet edip etmemesi
  • Mağazanın ve çalışanlarının temizliği
  • Hizmet hızı
  • Hizmet, mağaza görünüşü ve prezentasyon konusunda şirket standartlarına uygunluk

müşterilerin çoğu zaman ara sıra yaşanacak olan durumlara karşı çalışanların vereceği tepkileri ölçmeleri de beklenir. Bir restoranda laktoza alerjisi olan biri gibi, bir mağazada satın aldığı ürünü geri getiren zor bir müşteri gibi, veya sorduğu sorularla çalışanların sabrını zorlayan biri gibi davranabilir bir gizli müşteri. Ayrıca, gizli müşterilerden süre tutmaları, fotograflar çekmeleri, ses ve video kaydı tutmaları beklenebilir. Belli bir zaman diliminde gizli müşteriden mağazada bulunan ve orada satış yapan insanların sayısını öğrenmesini bekleyebilir şirketler. Bu ziyaretlerin sonucunda bilgilendirici bir formun doldurulması ve gerekli tüm verilerin de attach edilmesi beklenir gizli müşteriden. Bu nedenle gizli müşteri olacak kişinin hafızasının da kuvvetli olması ve belli sektörler için kayıt olduğu pazar araştırması şirketi tarafından eğitilmesi gerekmektedir.

Türkiye’de çok fazla ilgi gösterilmeyen bu alanın gelişmesi müşteri memnuniyeti açısından mağaza çalışanları üzerinde yaratacağı pozitif etki nedeniyle bir ilerlemeye neden olacaktır diye tahmin ediyorum. Haftasonunu bu şekilde değerlendirecek insanları Türkiye’de bulmak çok zor olmaz muhtemelen. Gelir modelinin direk günlük ücret veya satın alınan ürünler üzerinden yapılan ciddi indirim oranları olduğunu okudum. Her iki gelir modelinin de insanlara cazip geleceğine inanıyorum.

Vodafone’a Tavsiyeler


 

Vodafone, Telsim’i satın alıp Türkiye pazarına girdiği zaman sevinmiştim. GSM pazarına yeni bir vizyon getireceğini ve rekabetin kızışacağını, bu durumun da biz müşterileri memnun edeceğini düşünmüştüm.

Şu ana kadarki durum düşünüldüğünde yanıldığımı söyleyebilirim. Vodafone, Türkiye pazarında Turkcell gibi en geniş kapsama alanı veya kaliteli hizmet odaklı bir GSM operatörü olmadığı gibi, Avea gibi ucuzluğu ön plana çıkarmış bir operatör de değil, henüz. Yani rakiplerinden birisi kaliteyi ön plana çıkararak nispeten daha yüksek konuşma ücretleriyle çalışırken, diğeri kalite konusunda sıkıntı yaşabileceğinin farkında olup düşük konuşma ücretlerine odaklanmış durumda. Peki Vodafone bu üçgenin hangi köşesinde? Ben henüz cevabını bulamadım.

Yapılan reklam kampanyalarında zaman zaman fiyatı, zaman zaman uluslararası konuşma avantajını, son dönemde de global tecrübesini kalitesine yansıttığını (veya yansıtmayı düşündüğünü) vurguluyor. Ancak henüz Türk insanın kafasında oturmuş bir Vodafone imajının olduğunu düşünmüyorum. Ortada bir kaos var ve Vodafone nerede olduğunu bize yansıtamıyor gibi bir algı oluştu bende.

Madem başlıkta “tavsiye” dedik, o zaman nacizane tavsiyemi söyleyeyim. Bir pazar araştırması, analizi konusu açıldı mı Türkiye’deki genç nüfustan sıkça dem vurulur, ki gerçekten de öneminin farkına varılması gerekir. Turkcell, GençTurkcell’i güzel adapte etti. Avea Patlican konusunda ciddi çalışmalar yaptı ve gençlere verdiği önemi bir şekilde hissettirdi. Vodafone böyle bir açılım yaptı mı, ne yalan söyleyeyim bilmiyorum. Yaptıysa ben duymadım, görmedim (medyadan çok mu uzağım ne?). Genç nüfus cep telefonunu hayatının bir parçası haline çoktan getirdi bile. Onlara ulaşmak, ulaşmaya çalışmak, kalplerini, sadakatini kazanmak Vodafone için Türkiye pazarında etkinliğini arttırmak adına önemli bir adım olacaktır.

gnçtrkcll Temsilciliği


 

Turkcell Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri ve özellikle de 2005 yılında Vodafone’un Telsim’i satın almasından beri de pazarlamaya büyük önem veriyor. 2005 öncesi dönem incelendiği zaman, Turkcell’in daha çok teknik gücüne yatırım yaptığı görülürken, 2004-2005 dönemlerinde önce Aycell ve Aria’nın birleşmesi, sonrasında Vodafone’un Türkiye pazarına girmesi, telekomünikasyon sektöründe Turkcell’i, tıpkı rakipleri gibi, çok daha agresif ve yoğun bir pazarlama anlayışına yöneltti. Bu durumun ilk meyveleri de 2005 yılında gencturkcell oluşumuyla kendini gösterdi.

Uzun uzadıya gnctrkcll’nin 6-7 yıllık serüvenini anlatmaya gerek yok; ancak “gnçtrkcll temsilcileri” odaklı düzenlenen süreç, bence -en azından şu ana kadar- başarılı bir pazarlama projesi olarak dikkat çekiyor. En temel haliyle gnçtrkcll temsilcilikleri ülkenin farklı üniversitelerinden seçilmiş 5 farklı üniversite öğrencisinin tarife, teknoloji, kariyer, etkinlik, alışveriş kategorilerinde markanın yüzü olması şeklinde düşünülebilir. Bu konuda Turkcell’in esas başarısı ise, “gnçtkcll temsilcisini arıyor” sloganı ile başlayan ve 20 bine yakın gencin aday olduğu başvuru süreci.

Bu sürecin sayısal dataları, Turkcell’in sitesinde şu şekilde belirtiliyor: “Bu tür bir kampanyada “sosyal mülakat” yöntemi Türkiye’de ilk kez uygulandı ve 500 bin civarı genç sürece dahil olarak kendilerini temsil edecek gençleri belirledi. Facebook sistemi içerisinde dünyada ilk defa 7 farklı sosyal medya kanalı (Facebook, Twitter, Foursquare, Linkedin, Instagram, Tumblr, Blog) birbirine bağlandı ve buradaki aktiviteler analiz edildi. GNCSKOR adı verilen sosyal medya puanı hesaplaması yapıldı. “gnçtrkcll temsilcisini arıyor” 23 gün içinde 1.146.723 kişiye ulaştı, 504.269 kişi uygulamaya girdi. Finalist adaylar 7.242.329 beğeninin sonucunda belirlendi. Yoğun katılım, gnçtrkcll’lerin gerçek isteklerini adresleyen doğru ve doğal sonuçları beraberinde getirdi.”

Bir aydan kısa sürede ulaşılan değerler muazzam; fakat tabii ki sürpriz değil. Bu başarının bazı geçerli sebepleri var:

  1. Proje sadece bir Facebook uygulamasından oluşmasına rağmen, sosyal medyanın tüm ayakları çok efektif biçimde kullanıldı. Bu şekilde, genç turkcell, hedef kitlesinde yer alan binlerce genç hakkında inanılmaz boyutlarda dataya ulaştı. Gençler nerelerde çalışıyor, ne tarz projeler yapıyorlar, neler giyiyorlar, bloglarında neler yazıp, nerelere gidiyorlar gibi çok geniş piyasa araştırması gereken konularda tüketicilerin bizzat kendilerinin bu bilgileri vermesi sağlandı.
  2. Paylaşım atmosferi oluşturuldu. Proje dinamikleri gereği, temsilci adayları, beğeni almak ve dikkat çekmek için sık sık sosyal medyayı kullandı ve viral etkinin doğması sağlandı.
  3. Profesyonel kariyer hedefleyenler için ayrı, teknoloji sevenler için ayrı, alışveriş tutkunları için ayrı ödüller konularak, farklı zevklere sahip kullanıcıların da sürece dahil edilmesi sağlandı.
  4. Başvuru sürecini komplike hale getiren şeylerden ve kullanıcılara ek iş yüklemekten kaçınıldı. İnsanların “Eğer başarırsam çok iyi, olmazsa da denemekten zarar gelmez” şeklinde düşünmesi sayesinde binlerce adaylık ve çok daha fazla miktarda data girişi alındı.
  5. Tanıtım reklamlarının Turkcell Plaza’da çekilmesi, Turkcell çalışanlarının rol alması, kullanılan samimi dil ve doğallık, projenin çok daha organik bir proje olarak algılanmasını ve kullanıcılarda “Bu organizasyona katılabilirim” düşüncesinin oluşmasını sağladı.

Gençturkcell Temsilciliği projesi ilerleyen zamanlarda nasıl devam edecek ve basit bir marka elçiliği kavramından ne tarz farklılıklar gösterecek göreceğiz. Fakat özellikle başvuru süreci oluşturduğu viral etki, kullanıcılara kazanabileceklerini hissettirebilmesi ve hedef kitlesinden edindiği detaylı veriler sayesinde ilerde de pek çok case çalışmasına konu olacak gibime geliyor.

Dikkat! Yeni Medya Düzeni Konferansı II


 


Yeni Medya Düzeni Konferansı, ilkine oranla çok daha yoğun bir ilgi ve kalabalık eşliğinde, bu yıl yine Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’ndeydi.

İlk konferansla ilgili notlarım için, buradan.

İlgi çekme/ilham verme sıralamasıyla, konuşmacılar.

1. Tom Chatfield (Yazar, Oyun ve Teknoloji Kuramcısı, TED, TEDx Konuşmacısı)

Your attention, please.

- ”Multitasking” ve ”convergence of media” (Mecraların birbirlerine yaklaşması, birbirinin içine geçmesi) kavramlarının yükselişiyle birlikte bu yıl Tom Chatfield eşliğinde salonu dolduran kalabalığın büyük bir kısmı, ”Yeni Medya Düzeni” şemsiyesi altında toplananın ”Sosyal Medya”dan çok daha fazlası olduğunu idrak etme şansına erişti.

- Dikkat! Bilinirlik, etki ve şöhretin en değerli araçlara, dikkatin en geçerli para birimi olmaya yaklaştığı bir dönemdeyiz.

- 8-18 yaş grubu, Medya Tüketimi araştırması. 1999: Günde ortalama 6 saat 21 dakika. 2009: Günde ortalama 10 saat 45 dakika (Farklı mecralar, farklı cihazlar, farklı deneyimler, multitasking)

- Tom Chatfield’a göre ”dikkat”i anlamak için 10 anahtar var.

1. Emotion (Duygu)

- Sayılarla ölçümlenebilir, analizlerle okunabilir hale getirdiklerimizin haricinde, Yeni Medya Düzeni’nde kullanıcıyı ve davranışlarını anlamlandırabilmenin en değerli yolu, birbiri üzerinde katmanlar halinde yer alan ve hareket eden duyguları anlamak. Ölçümlemek, grafiklere dökmek ve trendleri belirlemek için veri okumasından çok daha fazlasına, doğru etkileşime ihtiyaç var.

- Akıllı cihazlar ve tabletleri kullanırken, kullanıcının yüzünde sayısız duyguyu gözlemlemek mümkün: Sevinç, heyecan, öfke, umursamazlık…

- Hiçbir ürün etkileşiminde bu kadar katman, birbiri üzerinde bulunmamıştı.

2. The Journey (Yolculuk)

- Sosyolojide ”Hero’s Journey” olarak da anılan model.

- Interaktif medyada kullanıcının bıraktığı izler, aldığı yol, karşılaştığı ve üstesinden geldiği zorluklar, geride bıraktığı aşamalar, diğer insanları eyleme/tepki vermeye yönlendiren gelişmeler.

- Facebook Timeline‘ı hatırlatmama sanırım gerek yok.

3. Self-Expression (Kendini İfade)

- Eylemlerin özelleştirilip, kişiselleştirilerek diğer kullanıcıların dikkatini topladığı bir makine.

- Kullanıcının kendisini ifade etmesine olanak tanıyarak, kreatif ilişkiler geliştirmek interaktif medyada dikkat çekmenin olmazsa olmazlarından.

- Akılalmaz bir tasarım, kullanıcının ”katılmasına” izin veren bir mecra, kişiselleştirilebilir ve değiştirilebilir olduğunda, dikkat sizin.

4. Hedonic Economics (Keyif Ekonomisi)

- Kullanıcı/bağlantılarınız 1) Ne kadar dikkat ediyorlar? 2) Ne kadar heyecanlanıyorlar?

- Tom Chatfield’a göre bu iki soru+cevap, bağlantılı.

- Eğer ”keyif”çalışırsa, bir başka deyişle deneyim/kurgu kullanıcıyı heyecanlandırırsa ve kullanıcıya keyif verirse, paylaşım tetikleniyor.

- Tom Chatfield durumu Twitter döngüleriyle, retweet zincirleriyle örnekledi. Akla gelebilecek en temiz ve net örnek.

5. Collective Belief (Toplu Kanı)

- Facebook ve Twitter’da takip ettiğiniz feed’lerde, benzer bir konudan, benzer üsluplarla bahsedilmesinin ve günün sonunda ortak bir kanıya varılmasının, bir stadyum dolusu insanın aynı duygu/kanı etrafında birleşmesinden ne farkı var?

- Yeterli insan ve yeterli dikkatle, her gün, Sosyal Medya’da defalarca toplu bir kanıya varılıyor.

6. Uniqueness (Benzersizlik)

- Tom Chatfield, bu maddeyi Google ve Facebook üzerinden somutlaştırdı.

- Google yıllarca algoritmalar, trend okumaları, öğrenme habitatları, döngü ve modellerle kullanıcının aradığı içeriği belirlemeye çalıştı.

- Facebook, geldi ve en kolayını yaptı: Kullanıcıya ne istediğini sordu. Kullanıcının, gerçek bir kimlikle kendisini ifade etmesine olanak sağladı. Öykülerine izin verdi, öyküleri cesaretlendirdi.

- Tom Chatfield’a göre benzersizlik, gittikçe daha önemli hale geliyor ve kişisel kimliklerle birleştiriliyor.

- Bana göre, bir sonraki adımın semantik web olduğunu yinelemek için daha doğru bir zaman yok.

7. The Uncanny (Kandırılamayan/Dolandırılamayan)

- Yeni Medya aygıtlarının şeffaflığı yükselttiği ve yalanı zorlaştırdığını biliyoruz.

- Tom Chatfield, kullanıcıyı neyin kızdırdığını ve neyin rahatsız ettiğini bulmanın, iletişimi/etkileşimi kolaylaştıracağını düşünüyor.

- Etkileşim gittikçe, kullanıcıyı/diğerlerini nasıl yönlendirdiğinizden ziyade, ne istedikleriyle alakalı hale geliyor.

8. Less Is More (Daha Az, Daha Çoktur)

- Tom Chatfield, popüler kalıbı Nokia 8110’la somutlaştırdı.

- Nokia 8110, uzunca bir süre, yeryüzünde penetrasyonu en yüksek ve kullanım sahası en geniş dijital cihazdı.

- Dünya’yı Batı’dan ibaret sanma yanılgımız, cihazın Facebook, Twitter ve diğerlerinden önce SMS ve ses ağıyla Subsaharan Africa’yı Dünya’nın geri kalanına bağladığı gerçeğini gölgeliyor.

9. Nurture (Beslemek, Büyütmek)

- Tom Chatfield, profil ve avatarlarımızın, onlara yaptığımız yatırımın, onlara gösterdiğimiz ilginin, evcil hayvan beslemekten farkı olmadığı kanaatinde.

- Yeni Medya Düzeni’nde kanımca en sağlam içgörülerden.

- Kullanıcının, alternatif kimliklerinin beslendiğini, büyüdüğünü, değiştiğini görmesi ve onları fiziksel varlığı kadar önemsemesi, bir sonraki adımda mevzubahis kimliklerden yarar beklemesi anlamına gelecek.

10. Intimate Computing (Mahrem Bilişim)

- PC(Personal Computing) döneminin geride kaldığını kabullendik.

- Bir sonraki adım hakkında şu ana dek duyduğum en yerinde tanım.

- Akıllı cihaz ve tabletler, benliğimizin bir devamı. Etkileşimlerimizin, kişisel ve değerli saydığımız ne varsa, hepsinin depolandığı cihazlar.

- Ve biz, bu cihazları, çoğunlukla dokunarak kontrol ediyoruz.


2. Jimmy Wales (Wikipedia Kurucusu)

- Jimmy Wales, bir ideali gerçek haline getirdi: Dünya üzerinde biriktirilen tüm bilgiyi, kalabalıkların katılımıyla ücretsiz ve ulaşılabilir kılmak.

- Wikipedia katılımcılarının (editörler) %87si erkek. Ortalama yaş 26. Doktora yapma olasılıkları, normalin iki katı.

- Jimmy Wales, bu durumu Intelligence (Zeka) + Obsession (Takıntı) + Free Time (Boş Zaman) kombinasyonu olarak açıklıyor.

- Wikipedia’nın 1) Ansiklopedi olma iddiası 2) Tarafsız bakış açısı 3) Teliflere saygı, intihal karşıtı 4) Medeni davranış 5) Tüm kuralları yok say – sabit kural yok, tavrının Ekşi Sözlük’ü hatırlatmadığını söylemek zor.

- Wikipedia topluluk kuralları: 1) Anarşi, yok 2) Fikir birliği, oylama yok 3) Demokrasi 4) Aristokrasi, her katılımcıya bir miktar kişisel özerklik 5) Monarşi, Jimmy Wales’in devreye girmesi ve sıradan bir üyeden daha fazla karar hakkına sahip olması

- Wikipedia henüz Çin ve Hindistan’a tam anlamıyla girebilmiş değil. Çin’de devlet kontrolü ve sansür ön plana çıkarken, Hindistan’daki farklı dil/lehçelere uyarlanmak, Jimmy Wales’ın deyişiyle bir sonraki adım.

- Wikia: Aklınıza gelebilecek herhangi bir konuda, değiştirilebilir-uyarlanabilir ve kişiselleştirilebilir Wikipedia’lar. Jimmy Wales konuşmasında gündeme gelen Lostpedia, en güzel örneği. Lostpedia, Lost hakkında aklınıza gelebilecek her şeyin kullanıcılar tarafından biriktirildiği ve paylaşıldığı mikro bir Wikipedia modeliydi. Senaristlerin Lostpedia’dan yararlandığı söylentisi, Jimmy Wales tarafından da dile getirildi.

- Yakın gelecekte, Wikia kullanımını arttırarak Jimmy Wales’in blog pazarına göz diktiğini ve webde metin halinde tutulan bilgiyi tamamiyle Wikipedia formatına uyarlamak istediğini söylemek mümkün.

- Jimmy Wales’e göre Crowdsourcing, berbat bir tabir. ”Yapılması gereken bir iş var. Gönüllüleri çağıralım ve para harcamadan bu işi halledelim.” Kendisine göre, Crowdsourcing, bundan çok daha fazlası.

- Jimmy Wales, konsepti tersine çevirmeyi öneriyor: Topluluğa yapılacak işi önermektense, topluluğun ne yapmak istediğini önemsiyor.

- Bu tavrı, Wikipedia’ları Wikia formatına getirmek ve akla gelebilecek her konuyla ilgili Wikipedia formatını kullanmak istemesiyle paralel. Jimmy Wales, toplulukların oluşturmak istedikleri mikro Wikipedia’ları onlara danışmaktan yana.

- Kalabalıktan gelen yerinde bir soru, konum bazlı servislerle Wikipedia’nın beraber kullanılıp, kullanılmayacağıyla ilgiliydi. Mealen, Eyfel Kulesi’ni akıllı cihazınızla görüntülediğinizde, ilgili bilgi ve yönlendirmeleri size getiren bir uygulama.

- Jimmy Wales’ın cevabı, yine görüşüyle paralel: ” Bilgi orada, veri orada, birileri bunu gerçekleştirmeli.”


3. Tim Draper (DFJ Global Network, Yatırımcı)

”Go after something that will always be the same. Post Office, Hotmail. Library, Google. Neighbourhood, Facebook.”

- Tim Draper’a göre globalleşme, kültür emperyalizmi paranoyalarından ya da uygunlaşan uçak bileti fiyatlarından fazlası: Teknoloji yayılıyor, kaynaklar globalleşiyor, iş yapma şeklimiz değişiyor. Kendisi Skype’la yürüttüğü dialoglar esnasında Estonya’dan birkaç kez bahsederken, muhtemelen bunun altını çiziyordu.

- Tim Draper, girişimcilik ve kaynak bulma hususunda Moore Kuralı’nın yeniden uygulanabileceği görüşünde: Girişimciler için her 14 ayda bir iki kat güçlü ya da yarı yarıya daha az masraflı yeni bir platform doğuyor.

- Tim Draper tavsiyeleriyle iyi bir girişim: 1) Kritik bir sorunu çözün. 2) Hep var olan bir yapının üstüne gidin. 3) Sıfır Dengesi’ne dikkat edin, iş modelinizin gider tarafına olabildiğince sıfır yerleştirin.

- ”İnanılmaz bir fikrim var! İş planı hazır! Yatırım lazım!”dan sonra, kendimize sormamız gereken 3 soru: 1) Fikir benzersiz mi? 2) Pazar yeterince büyük mü? 3) Tüm hayatım boyunca bunu yapabilir miyim? a) Pazarı tanıyor muyum? b) Rekabeti tanıyor muyum? c) Gelecekle ilgili vizyonum ne? d) Yeterince arzulu ve karizmatik miyim?

- Tim Draper incilerinden, en güzeli: Değer, paradan önemli. Değer yaratmanın birden fazla yolu var. Daha az görünür bir yolu: Kendiliğinden yayılacak, viral etki gösterecek bir pazarlama makinesi keşfetmek.

- Tim Draper’a göre webde hala iş yapabilecek büyük fikirler var ve bunlar 1) Dijital kimlikler arasındaki etkileşimlerle ilgili 2) Paranın yayılımıyla, para geçişleriyle ilgili


4. Julian Assange (Wikileaks kurucusu)

- Julian Assange, hastalıklı bulduğu bilgi dağıtım yapıları, bilgiyi demokratikleştirmesi ve dağıttığı bilgi adaleti konusunda, çoğunluğun aksine fanatik olmadığımı belirterek başlayayım.

- Julian Assange, kızın ya da sevin, iyi bir hatip değil. Berrak bir üslubu yok. Düşüncelerini aktarırken, zihnindeki düşünce bulutunu hemen hemen hiçbir işlemden geçirmeden paylaşıyor. Bu durum, kendisinin takip edilmesini, ifade ettiklerinin birbirinden ayrıştırılmasını ve sonuçlara varılmasını güçleştiriyor.

- Julian Assange, bilgi dağıtımı ve içerik üretimi konusunda, global oyuncuların yanında lokal oyuncuların, bilgi dağıtım sistemlerinin sağlığı için şart olduğu kanaatinde. ”Herkesin bir Hollywood’u olsun!” söylemi, tam olarak buna istinaden.

- Julian Assange, bilginin 1) Bireyler 2) Gönüllüler 3) Para-şöhret sevdalıları 4) Propaganda aygıtları tarafından üretilip, dağıtıldığını düşünüyor.

- Köşe yazarlarının, fikirlerini belirtirken bizzat isimleriyle yazdıklarını ”brand”lediklerini düşündüğünü söylersem, Julian Assange’ın bilginin saflığı ve doğruluğu konusunda tam bir ortodoks olduğunu aktarmam kolaylaşır.

- Julian Assange, bize intikal edenin ‘gerçek’ olmadığını ve gerçeğin, her zaman, tek başına yeterli olduğunu savunuyor.

- Jimmy Wales’in tarafsız bakış açısı ve topluluklar arasında görüş birliğine sadık kalışına benzer bir şekilde Julian Assange’ın tek önemsediği ve saygı duyduğu şey ‘gerçek’.

- Tek önemsediği ve saygı duyduğu şeyin, var olmadığını söyledikten sonra argümanları tutarlı hale getirmek, Don Kişot frekansından uzak kalmak ve somut çıktılar üzerinden hareket etmek, kanımca, kendisi adına zor.

- Julian Assange’a göre gazeteciler ”İkinci El Araba Satıcıları.” Söylediklerinin araştırılması zor. Yeterince şeffaf değil ve kullanılmış, yönlendirilmiş bir bilgiyi ikinci kez satıyorlar.

- Julian Assange, bilgi dağıtımında ”yalan” söylemenin, ekonomik olarak ”inefficient” hale getirilmesinin, saf doğruya ulaşmayı kolaylaştıracağı inancında. Bilgi dağıtıcılarının ilettikleri araştırılabilir ve başka kaynaklarla doğrulanabilir olursa, kimse ”yalan” söyleyemez.

- Günün sonunda, sermaye ve Medya’yı tamamiyle reddeden ve saf bilginin peşinde olduğunu söyleyen bir fikir liderinin, liderlik ettiği organizasyonu tamamen kendi hayatı, ismi ve üslubuyla ”brand”lediğinin ayrımına varmak, aklıma Yin ve Yang’den başkasını getirmiyor.


5. Brian Wong (alibaba.com)

- Brian Wong’un sahnede bulunduğu süre içerisinde dile getirdikleri arasında, dikkatimi en çok çeken: ”Future is now/Gelecek, şimdi.” Bir süre sonra gerçekleşeceğini düşündüğümüz pek çok şey, tam olarak şu anda mümkün.

- Brian Wong, alibaba.com’un yepyeni bir anlayışla iş yaptığını savunuyor: 1) Rakipler, partnerlere dönüşüyor. 2)Şeffaflık, yükseliyor.

- alibaba.com, iş modeli olarak makrodan ziyade mikroya yoğunlaşıyor. Küçük üreticiyi, küçük yatırımcıyla mikro düzeyde bir araya getiriyor.

- En nihayetinde, Tim Draper’ın önerisine varıyoruz: Webde, insanlar arası etkileşimler ve paranın el değiştirmesi konusunda hala iyi fikirler yaşayabilir.


6. Alan Chen (Perfect World Entertainment)

- Amerika’da 145 milyon aktif oyuncu var. Pazar, 22 milyar dolar büyüklüğünde. Sosyal ve mobil oyunlar pazarın yüzde 37′si.

- Alan Chen’i, diğer oyun yapımcılarından, diğer MMORPG(Massive Multiplayer Online Role Playing Game) efsanelerinden ayrıştıran: Free To Play. Kullanıcı oyunu ücretsiz edinebiliyor ve oynayabiliyor.

- Bir önceki Yeni Medya Düzeni Konferansı’nda mutlulukla izleme şansı bulduğumuz Wired editörü Chris Anderson’ın ”Free” modeli, halen, pek çok farklı alana uyarlanabiliyor.

- Free To Play modelindeki gelir kaynakları arasında reklam, başta gelenlerden. 1)Endüstriler arası 2) Oyun içi 3) Portal web sitesi 4) Download esnasında bekleme anları reklam için uygun alanlar.

- Levent Erden‘le gerçekleşen bölümde, Alan Chen pek oralı olmasa da 1) Oyun içi para birimleri 2) Celebrity olarak kullanılabilecek, yeterli bilinirlikteki oyun karakterleri pazarlamacılar için iştah açıcı.

Görseller: ntvmsnbc.com

Next Page » Scroll to top