Your search for mark zuckerberg returned 13 results.

Mark’tan Mektup: Bölgesel Ağları Kaldırıyoruz


 

Facebook’u farklı kılan birçok unsurdan birisi de kişilerin belli ağlara üye olması ve bu ağlardaki insanlara özel, profilinde istediği bilgileri paylaşmasıydı. Önce okullar, üniversiteler için başladı, sonra işin içinde işyerleri ve diğer kurumlar girdi. Artık tüm global şirketlerin (ve birçok yerel şirketin), kâr amacı gütmeyen kurumların birer ağı var Facebook üzerinde. Bu ağlara, bölgesel ağlar da dahildi geçtiğimiz günlere kadar. Kişiler ülkelerin, şehirlerin, eyaletlerin ağlarına üye olabiliyordu. Ancak bu ağların bazılarının üye sayısının milyonları bulması sıkıntılara yol açtı ve Facebook (Mark Zuckerberg’in Facebook blogda yayınladığı mektuba istinaden) bu uygulamayı kaldırmaya karar verdi. Yerinde bir değişiklik olduğunu düşünüyorum çünkü bölgesel ağlardaki insanların, o ağ içindeki herkesin profillerinin belli bir kısmını görebildiğinden haberi yoktu (aksi bir ayar yapılmadığı takdirde). Kaldı ki, herhangi bir bölgenin ağında olan kişinin gerçekten o bölge ile bir bağlantısının olup olmadığı da kontrol edilemiyordu. Ancak okul, üniversite, işyeri gibi ağlara, ilgili kurumların e-mail adresleriyle üye olunabildiği için sınırları daha net olarak çizilebiliyor. Mark’ın mektubunun bir diğer önemli noktası, artık kişilerin Facebook üzerinde paylaşacağı her içerik için ayrı bir gizlilik ayarı yapabileceği. Bu da çok çok önemli ve başarılı bir yenilik olacak çünkü halihazırdaki sistemde paylaşımların, grup olarak (Resim, Video, Status vs.) gizlilik ayarlarını değiştirebiliyorken, artık tüm içeriğin kontrolü elimizde olacak.

Bu yeniliklerin özellikle kullanıcılardan gelen talepler doğrultusunda yapılması ayrı bir güzellik. Demek ki, kullanıcının sesi boşlukta yankılanmıyor. Ancak Facebook’un artık reklam konusunda ciddi bir atılım yapması gerekiyor. Olayın Facebook için maddi gelirinden çok, reklam kalitesizliği ve özensizliği ciddi bir problem olarak görülüyor. Facebook, büyük abisi Google’dan daha çok şey öğrenecek (ya da öğrenmesi gerekiyor) anlaşılan.

Facebook Aslında Bir Mobil Şirket


 

Facebook 2004’te kuruldu. 2006’da Amerika’nın seçkin üniversitelerinde yayılımını tamamladı. Kurucusu Mark Zuckerberg’in Time dergisi tarafından ”Yılın İnsanı” seçildiği 2010 yılında öncelikle 1. Dünya Ülkeleri (ABD, Kanada, İngiltere, Batı Avrupa) ve takiben gelişmekte olan ülkeler (Brezilya, Türkiye, Hindistan) taraflarında penetrasyonu maksimum seviyelere yaklaştı. 2011’de gelirlerini 1 milyar dolar seviyesi ve yukarısına kadar arttırdı; Zynga gibi platformu fırsata çevirmeyi bilen örnekler yarattı ve nihayet 2012’de hisse başına 38 dolarlık yüksek bir değerlemeyle halka açıldı.

İlk iPhone piyasaya çıktığında ve akıllı cihaz pazarını yarattığında yıl 2007’di. Bugün 234 milyon mobil abone barındıran ABD’de akıllı telefon penetrasyonu yüzde 50 dolaylarında. Batı Avrupa ve gelişmekte olan ülkeler tarafında ABD’yle kıyaslanacak bir orandan söz etmek mümkün olmasa da penetrasyonun artmayı sürdürdüğünü ve sürdüreceğini biliyoruz.

iOS ve Android ekosistemlerinde en çok indirilen uygulama, Facebook. Sahi, desktop ve laptoplardan erişmeye alıştığımız internete ‘Sosyal Medya’ dememize de büyük ölçüde Facebook neden olmamış mıydı?

Kullanıcılar desktop ve laptoplardan hızla mobile geçiyorlar. 1 milyar aylık aktif Facebook kullanıcısının 600 milyonu Facebook’a mobilden erişiyor. Üstelik mobilden Facebook’a erişen kullanıcıların yüzde 70’i Facebook’a her gün girerken, desktop kullanıcılarının yalnızca yüzde 40’ı Facebook’a her gün giriyorlar. Facebook, desktoptan mobile geçen kullanıcıları ciroya çevirme konusunda da hızlı ve güç bir mücadele verirken, kötü bir performans sergilediğini söylemek güç: 2012 3. çeyrek rakamlarına göre Facebook gelirlerinin yüzde 14’ü mobilden geliyor.

Peki büyük haber?

Facebook, mobil penetrasyonun yüksek olduğu bölgelerden daha fazla para kazanıyor.

Amerika ve Kanada’da ARPU (Kullanıcı Başına Ortalama Gelir) 3 dolar ve yukarısındayken, Avrupa tarafında 1.3 dolar seviyesinde. Asya ve geri kalan ülkelerdeyse 0.5 dolar.

Facebook gelirleri, karlılığı ve değerlemesiyle ilgili tartışmaların süreceği aşikar. Öte yandan, yakın gelecekte Amerika ve Kanada tarafında akıllı cihaz penetrasyonunun daha hızlı artacağını hesaba katınca, mobil tarafta gelir alternatiflerini zenginleştirdiği takdirde Facebook’un büyüme hızını arttıracağını söyleyebiliriz.

Mobil tarafta tüm planların 2015’e göre yapıldığı bir gerçeklikte, Facebook’un 2015 yılına dek 2000 çalışandan 6600 çalışana kadar genişleyecek bir ekip için yepyeni bir kampüs planlaması eminim kimseyi şaşırtmayacaktır.

Facebook’un yeni yaşam alanının mobil olduğu fikrine hızla alışmamız gerekiyor.

Arkadaş Etkisi: Sosyal Grafik ve Algoritma


 

Günlük hayatı bile belli algoritmaların içerisinde yaşıyoruz. Hiç tanımadığımız birisiyle bile mutlaka ortak bir noktamız oluyor. İşte bu ortak noktalar ve ortak ilgi alanları sayesinde dijital dünyada ayak izleri bırakıyoruz. Bu ayak izleri de bu ilgi alanları aracılığıyla tıpkı örümcek ağı gibi, dünyanın bir ucundaki kullanıcıyı diğerine bağlıyor. Sosyal medya ile birlikte bu sosyal ağlar tam bir örümcek ağı görevi görüyor. Bu grafiklerin de ilgi alanlarına bağlı olarak birçok çeşidi bulunuyor. Kısacası; social graph: connecting people.

Sosyal medyanın sosyal etkisi ile birlikte paylaşımlarımızdaki artış, ortaya işlenebilecek (ve işlenmesi gereken) büyük veriyi çıkardı. Yaptığımız paylaşımlarla birlikte aslında nasıl bir insan olduğumuzu, sevdiğimiz şeylerle ve yaptığımız paylaşımlarla daha başka neleri sevip beğenebileceğimizi, bizimle aynı kafadaki insanları takip ederek onlarla tanışabileceğimizi gördük. Bu kimi zaman bizi “yok artık, bu kadarı da nasıl oluyor? Bu algoritma bu kadar şeyi nasıl biliyor?” sorularını sormaya itti. İşte bu sosyogram sayesinde herkes birbiriyle tanışık ve ilgili hale geldi.

“Social Graph” terimi 2007 yılında gerçekleşen Facebook”un f8 zirvesinde popüler hale geldi. Aynı gün Facebook Platform”unun da lansmanı vardı ve Platform”u daha anlaşılır halde anlatmak üzere social graph teriminden faydalanıldı. Terim için yapılan “the global mapping of everybody and how they”re related” tanımı bile aslında bu ağların birbirine nasıl bağlı olduğunu anlatır nitelikte.

Facebook”un 2007″deki f8″de “social graph” nosyonunu anlatmasından sonra işler değişti. Geçen seneki f8″de Open Graph çok daha güçlü hale geldi ve Timeline ile birlikte Timeline Apps ortaya çıktı. Bu uygulamalarla birlikte sosyal ilgi alanları çok daha etkileşimli hale geldi ve uygulamalara olan bağlılık arttı. Open Graph sayesinde dinlenen müziklerden okunan haberlere, yenen yemeklerden yapılan koşulara kadar ilgi alanları çeşitlendi. İlk sonuçlarla ilgili Nisan 2012″de şunu yazmıştım.

Tek ortak bir nesne ve etrafında dönen etkileşim çerçevesinde sosyal grafik, markalar açısından da önemli. Örneğin e-ticaret siteniz var ve bunu sosyalleştirmek istiyorsanız bu tür grafiklerden yararlanarak kullanıcıya uygun ürünü o kişinin karşısına çıkarabiliyor ve satışlarınızı artırabiliyorsunuz. Ya da en sevdiği müzik türü etrafında yepyeni gruplar keşfedilerek bir anda en çok dinlenen sanatçı olabiliyorsunuz.

Facebook Ads”in de gücü yine buradan geliyor. Kullanıcı olarak yaptığınız tek şey aslında bir sayfayı beğenmek. Fakat bu grafikler sayesinde algoritma bu beğeninin de ötesine geçerek arkadaş listenizi de bu sayfayı beğenmeye davet ediyor. Bu şekilde ortaya çıkan zincirle global bir harita ortaya çıkmış oluyor. LinkedIn”in de aynı türde reklam kullanacağı geçen sene konuşulmuştu. Twitter da Promoted Tweets altında o hesabı takip eden arkadaşları göstermeye başladı.

Benzer konu olduğu için ilgi grafiklerine de değinmek gerek. Pinterest şu sıralarda ilgi grafiğine verebileceğimiz en iyi örneklerden biri. Çünkü ilgi grafiği, sosyal grafikte olduğu gibi kimi tanıdığımızla değil, neyi sevdiğimizle ilgileniyor. Hal böyle olunca Pinterest”te yer alan görseller de aynı ilgi alanı etrafında toplanmış kullanıcılarla ilgili bir harita çıkarıyor.

Sosyal grafiklere ek olarak çeşit çeşit sosyograma ve grafiğe rastlamak mümkün. Sağlık, konum, tat ve ilgi grafikleri gibi yine aynı mantıkta verileri birleştirip öneriler sunan türde grafikler de mevcut. Bununla ilgili detaya ve örneklere ulaşabileceğiniz şu okuyabilirsiniz.

Bu grafikler beni son derece heyecanlandıran ve pazarlama açısından da fırsatlar barındıran bir alan. Sizce de işin içine algoritmaların da girmesiyle iş çok daha nefes kesen ve fayda sağlayan bir noktaya doğru gitmiyor mu?

iPhone’la Dünya Turu (Ve Camera+)


 

Lisa Bettany‘i daha önce Mashable CEO’su Pete Cashmore‘la paylaştığı Bahamalarda Bir Noel Hikayesi‘yle konu edinmiştik.

Kendisi şu sıralar iPhone’la Dünya turluyor ve tabii, kurucusu olduğu Camera+ uygulamasını hikayeden ayrı tutmuyor.

iPhone’la Dünya Turu’nu tutarlı ve bahsedilmeye değer kılan noktaları toparlayalım mı?

1) İşin başından beri akıllı telefonların en ilgi gören özelliği, fotoğraf çekmeleri. Akıllı telefonlara entegre fotoğraf makineleri standartlaşmadan kısa bir süre önce bu özellik hepimizi büyülüyordu, itiraf edelim.

Instagram’ın Twitter’ın -neredeyse- resmi fotoğraf uygulaması haline gelmesinin üzerinden de çok geçmedi. Fotoğraf uygulamaları halen fazlasıyla alakalı ve bu pazarın küçüleceğini söylemek mümkün değil.

2) Akıllı telefonlarımızla ne zaman fotoğraf çekiyoruz? Arkadaşlarınızın Erasmus ve yurtdışı gezileri için oluşturduğu Facebook albümlerini hatırlayın. Geziler için fotoğraf uygulamaları ve ”Sosyal Medya”da paylaşılan fotoğraf albümleri neredeyse standart.

3) Lisa’nın Camera+ uygulaması için marka yüzü aramaması, uygulamanın geliştiricilerinden biri olarak uygulamayı sahiplenmesi ve Dünya turuna bizzat çıkması, dolayısıyla öykünün baştan sona tutarlı hale gelmesi dikkatinizi çekiyor mu?

Tabii ki ortada bir kurgu ve promosyon planı/takvimi var. Öte yandan Lisa gerçek. Facebook hesabı gerçek. Blogu gerçek. Takipçilerine ulaşırken ”inandırıcılık” metriğiyle değerlendirme yapması gerekmiyor. Lisa direkt.

Birilerini hatırlatıyor mu? Steve Jobs? Mark Zuckerberg? Lady Gaga?

Erken adapte olanların farkındalık seviyeleri daha yüksek ve daha isabetli işler yapıyorlar. Doğruya doğru.

Flattr: İçerik İhya Oluyor!


 

İçerik üretimi uzun bir yolculuk geçiriyor. Time’ın 2010 yılının insanını Mark Zuckerberg olarak belirlemesi sizi yanıltmasın, o kapakta 2006 yılında siz vardınız.

Bireysel içerik üretimini mümkün kılan araçların yaygınlaşması, içeriğin yeşerebileceği sosyal ağlarla desteklendiğinde yeni tartışma şekillenmeye başladı. Arz arttı, talepte sorun yok ve ”niş” bir yemek çeşidi değil. Peki, içeriğin değerini nasıl ölçeceğiz ve içerik üreticileri nasıl para kazanacaklar?

Şu ana kadar ortaya atılan en harika fikirlerden birine geçmeden, Clay Shirky vizyonuna bir göz atmakta fayda var.

http://www.youtube.com/watch?v=qu7ZpWecIS8

Şu ana kadar ortaya atılan en harika fikirlerden biri, Flattr.

Flattr, tanım itibariyle bir sosyal mikro ödeme sistemi. Internette takip ettiğiniz içeriğe ödemek istediğinizi belirlemenize ve bunu beğendiğiniz içeriklere eşit olarak bölüştürmenize yarıyor.

Baştan çıkarıcı tanıtım videolarında özetledikleri gibi örneklersek: İçeriğe 10 dolar ayırmaya karar verdiniz. 10 ayrı içerik ”like” ettiniz. Her içerik üreticisi 1 dolar aldı. Likelarınız karar, takdir etme insiyatifiniz mutluluk oldu. Sayılar değiştirilebilir.

http://www.youtube.com/watch?v=9zrMlEEWBgY&feature=player_embedded

Geleneksel medyanın ” Basılı yayınımıza para veriyorsanız, dijitale de vereceksiniz! ” argümanını pek destekler görünmüyor. Flattr kurgusunda içerik üreticisi ayrımı yok.

Yakın gelecekteki içerik modelleri, heyecan verici.

Bana Güven, Bana Tıkla


 

Yahoo‘yu daha sık kullandığınız günleri hatırlıyor musunuz?

Flickr‘a yüklediğiniz onlarca fotoğrafı? Delicious‘tan keşfettiklerinizi?

Peki, Facebook‘un 16 Aralık’ta 1 saatten az bir süre için de olsa ‘down’ oluşunu?

Internete yansıttığımız hayatlarımız ve biriktirdiğimiz data yığını, mahremiyeti yeniden tanımladı. Webde bir canavara dönüşmekle, hayatta kalmaya çalışmak arasındaki fark artık net: Güven.

Yahoo, Delicious ve Flickr’ı kapatacağını duyurdu.

Evet: Yeni doğan çocuğunuzla çektirdiğiniz fotoğraflar, makinenizi aldıktan hemen sonra çektiğiniz manzara resimleri, Delicious yardımıyla takibe aldığınız linkler… Yahoo’nun pek umrunda değil. Bu tavırla Yahoo, Facebook’taki fotoğraflarınız ve ‘share’ refleksiyle baş edemeyen iki projesinden kendince haklı sebeplerle vazgeçmeyi göze aldı. Peki, mahreminiz ne olacak? Yahoo’ya güvenerek sakladığınız fotoğraflar? Yahoo mail kutunuzda biriken doğumgünü tebrikleri, aşk mektupları? Sıra bir gün onlara da gelir mi?

Facebook, 20 ila 45 dakika arası ‘down’ olmayı bile an itibariyle muazzam bir şekilde yönetebiliyor. Bilgi dağıtıcılarına ve kanaat önderlerine açıklama yapıyor, onları konudan haberdar ediyor. Ve tam olarak bu yüzden, Facebook an itibariyle hayatımızı alakadar eden tüm detayları ‘güven’le paylaştığımız bir platform olmayı başarabiliyor. ‘Güven’in nasıl yönetileceğiniyse, beraber deneyimleyeceğiz.

İnsanların dijital ortamda gerçek kimlikleriyle bulunmayı standartlaştığı bir dönemde, eski devlerden birinin yaptığı kritik hatayı gözlemlemek dramatik.

Yahoo için ‘son’ çok uzakta olmasa gerek: Yahoo mail adresine sahip arkadaşlarınızı durumdan haber etmenin tam vakti belki de.

Gelişmeler:

Yahoo Delicios’u Kapatıyor Mu?
Delicious’u Kapatmak Neden Önemli?
Facebook: ‘Down’

Facebook Places Duyuruldu


 

Facebook hayatımızın her alanını sanallaştırma konusunda bir adım daha atarak lokasyon bazlı servisi Facebook Places’i duyurdu.

Akıllı telefonlar ile birlikte artan mobilite sayesinde hayatımıza giren Foursquare ve Turkcell tabanlı Gezenzi gibi bir çok yerel servis, sosyal medya faktörünü yaşam alanımıza taşıyor. Bu alanda atılım yapması beklenen Facebook, 18 Ağustos’ta Places servisini duyurdu.

Advertising Age‘e göre, Places 3 önemli özelliğe sahip olacak. Bunların ilki, kullanıcıların nerede olduklarını arkadaşları ile paylaşabilmeleri olacak. İkinci olarak, yakınlarda hangi arkadaşlarının olduğunu görebilecek olan kullanıcılar, aynı zamanda bu servis sayesinde çevrelerindeki yeni yerleri de keşfedebilecekler. Fotoğraf albümlerinin bir sonraki aşaması olan Places ile Facebook hikayelere odaklanıyor. Zaman ve mekan bağlantılarını arttırarak kullanıcılarını sabit birer profil sayfası olmaktan çıkarıyor.

Aslında bu konuda öncü değil. Fakat 500 milyonu aşan kullanıcı tabanı ile Facebook Places, bu alandaki uygulamalar için tehlike arz ediyor. Mashable‘ın canlı yayınladığı basın toplantısında bunun farkında olan Gowalla, Foursquare ve Yelp, şimdiden Places ile entegre olacaklarını açıklamışlar. Places servisinin Foursquare’den farkının ise kişilere çevrelerindeki yerleri sıralamaktan çok, zevklerine göre öneriler sunmak olacağı belirtilmiş. Bu aşamada yine kişiselleştirme oyuna giriyor.

Mark Zuckerberg açıklamasında henüz gelir modeline yer vermemesine rağmen, bunun geliştirileceğinin sinyalini de vermiş. Bir çok yerel işletme için çok iyi bir fırsat olacağına eminim. Şu anda Gezenzi’nin reklamları ile tanıtmakta ve insanların kullanımını arttırmakta olduğu yerel uygulamalar, Facebook’a yöneleceğe benziyor.

Güvenlik konusunda ağzı yanan Zuckerberg, servisi duyurduğu gibi bu konuda dikkatli davranacaklarını, servisi kapatma seçeneğinin her zaman yer alacağını ve güvenlik seçeneklerini özelleştirme şansının bulunacağını belirtti.

Kullanılmaya başladığı anda mekanların kaydolmuş olması ve servisin kullanılabilir olması istendiği için, ilk olarak ABD içerisinde hizmete girecek olan Places’i merakla bekliyorum.

Next Page » Scroll to top