Your search for ipod returned 14 results.

Apple Mucizesi: iPod’un Mac’e Etkisi


 

İlk kez Mac’i sanırım bir televizyon reklamında görmüştüm. Reklamda arkası renkli bir monitör, klavyesi ve işletim sistemi değişik bir bilgisayar vardı. Bu bilgisayarın sadece görünüm olarak değil, içerik ve tarz olarak da farklı olduğunu çok sonraları öğrenecektim.

Apple Mac’ler kullanıcıları için her zaman farklıydı ve özeldi. Bu kitle, özellikle Türkiye’de çok azdı. Amerika’da her zaman bir Apple varlığı hissediliyordu ancak Türkiye bu trendin içinde değildi. Ta ki, iPod’a kadar.

Türkiye’deki tüketici kitlesi Apple ile iPod sayesinde tanıştı. Bu ufak, sevimli ve işlevsel cihaz herkesin beğenisini kazandı, tıpkı dünyada yükselen populeritesi gibi. iPod gün geçtikçe discmanlerin, walkmanlerin, ilk mp3 çalarların yerini aldı ve pazar liderliğini ezici üstünlükle ele geçirdi. iPod’un bu yükselişi ve populeritesi, Apple’a olan ilgiyi arttırdı ve iPod, Apple için bir milattı. Mac ile oluşturulan sadık ve özel kullanıcı kitlesi, iPod ile hızla büyüdü, genişledi ve sınırların çok ötesine vardı. Steve Jobs bu fırsatı iyi değerlendirdi ve önce iPhone’u sonra iTouch’ı piyasaya sürdü. Artık Apple’ın tüketici elektroniği ürünleri dokunmatikti. Bu dokunmatik ürünlerden, iPhone büyük başarı elde etti ve cep telefonu piyasasının tabir-i caizse kuralları değiştirdi.

Bu gelişmeler devam ederken, Mac hiç ön plana çıkartılmadı, en azından iPod veya iPhone kadar (bir ara Airbook’la ilgili çok konuşuldu). Ancak Mac satışları rekorlar kırarak son yılların en yüksek rakamlarına ulaştı ve bu gelişmeler Mac’in popülerliğini bir anda değiştirdi. Apple bir bilgisayar markası olarak ortaya çıktı ve kalite açısından hala standart bilgisayarlardan daha iyi olduğu da düşünülürse, geç de olsa hakettiği popülerliği yakaladı. Ürünlerin fiyatları özellikle ülkemizde çok yüksek iken, bilgisayar tercihinde ilk akla gelen tercihlerden birisi oldu.

Aşağıdaki grafiklerle yazıyı bitirelim;

iPod satış grafiği


Mac Satış Grafiği

*iPod ile Mac’in satışları arasındaki korelasyona dikkat


Apple’ın NASDAQ’ta işlem gören hisse senedi fiyatının yıllar içindeki değişimi

Söylenecek tek şey, Apple mucizesi. Ya da “i” mucizesi mi desek?

Spotify, Deezer, Rdio ve Müzik Endüstrisi


 

Plaklara yetişemedim ama küçüklüğümde kasetler hayatımın önemli bir parçasıydı. Kasette istediğim şarkıyı dinlemek için kalemle bant çevirmeye çalıştığım günleri hatırlarım. O günlerden bugünlere birçok alanda olduğu gibi müzikte de çok şey değişti. Kasetler, kasetçalarlar, farklı cihazlara, boyutlara, formatlara büründüler ve sonunda iPod/iPhone’un büyük oranda hakim olduğu, telif haklarına saygı gösterilen, online olarak belli bedeller ödenerek dinlenen veye edinilen parçalarla bambaşka bir dünya haline geldi.

Bu dönemde farklı sıkıntılar yaşandı. Kullanıcılar, bedava mp3 bulmak uğruna bilgisayarlarına yüzlerce virüs indirdiler, çalışmayan hoparlörlerinden bezdiler, müzik paylaşırken yakalanmaktan korktular, kaset doldurmanın yerini CD doldurma aldı. Diğer yandan, şarkıcılar, yayıncılar içeriklerinin herhangi bir bedel ödenmeden tüketilmesine isyan etti, farklı yaptırımlar uygulanmak zorunda kalındı.

Geldiğimiz noktada, artık Spotify, Rdio, Deezer gibi girişimler, tüm bu telif konusunu halletmiş durumdalar ancak bunun bir bedeli var. Örneğin, bu alanda dünyanın şu anda en popüler servisi olan Spotify’ın halen kar edip etmediği tartışma konusu. The Verge’de çıkan , globalde toplam 20 milyon üyeye ve ücretli servisini kullanan 5 milyon üyeye sahip Spotify elde ettiği gelirin büyük kısmı telif haklarına veriyor (bazı ülkelerde şarkıların arasında reklam da dinlettiğini ekleyelim). Tahminlere göre gelirin kalan kısmı tanıtıma, kalan da Spotifyın teknolojisine gidiyor. Bu telif maliyetleri, Spotify gibi servislerin belini büyük oranda büküyor, ancak müzik şirketlerinin geri adım atmaya hiç niyeti yok, çünkü çoğu büyük holdinglerin bir parçası ve müzik endüstrisi bu holdingler için tabir-i caizse para makinesi.

Tüm bu sorunların arasında, bu servisleri kullanarak istediğimiz şarkıları istediğimiz zaman ya bedelsiz ya da ufak bedellerle dinleyebiliyor olmamız sevindirici. Türkiye’de benzer servisler mevcut ancak henüz bu global oyuncularla yarışabilecek bir girişimimiz yok maalesef (Fizy?). (Not: Bu servislerin hiçbirisi henüz Türkiye’de aktif değil)

Kapanışı Spotify’ın Amerika’da yayına aldığı televizyon reklamı ile yapalım. Spotify gözünden müzik:

Steve Jobs'ın Biyografisi ve Çıkarılması Gereken Dersler


 

Steve Jobs..Bu satırlarda kendisi hakkında o kadar çok yazı yazdık, yaptıklarını o kadar övdük ki, aslında tüm bunlara ek olarak söylenebilecek herşey sanırım ancak biyografisini okuduktan sonra söylenebilir.

Çok sıkı bir kitap okuyucusu değilim, itiraf etmem gerekir. Ancak son yıllarda seçtiğim kitapların tümüyle gerçekleri yansıttığına emin olmaya özen gösteririm. Bu bakımdan, tarihi kitaplar, araştırmalar ve biyografiler çok daha fazla ilgimi çekiyor. Bu kitaplardan en sonuncusu, Steve Jobs”ın biyografisiydi. Uzun zaman önce edindiğim kitabı ancak bitirme fırsatım oldu ve kesinlikle büyülendiğimi söylemeliyim.

Steve Jobs”ı aslında keynotelarından veya röportajlarından tanıdığımızı zannediyorduk, ta ki bu biyografi yazılıp, vefatının ardından yayımlanana kadar. Kendisi bizzat Walter Isaacson”dan bu kitabı yazmasını istemiş, sebebi de herkesin, özellikle de çocuklarının, onun da bir zamanlar genç olduğunu ve hayatında neler yaşadığını objektif bir gözle öğrenmesini istemesi.

Steve Jobs, insanlık tarihinde yerini aldı. Kanserin aramızdan alıp götürdüğü bu dahi adam sayesinde, muhteşem ürünler kullanmaya ve harika bir kültürün parçası olma şansına eriştik. Çağının Thomas Edison”u ve Henry Ford”u olarak gösterilen Jobs, yarattığı ürünler ile hayat tarzımızı değiştirmemizi sağladı.

Steve Jobs”ın hayatından benim özellikle ders çıkardığım noktaları paylaşmak istiyorum:

Pes etme: Herhalde tüm hayat hikayesi boyunca Steve Jobs”ın Apple için yaptıklarından çıkarılabilecek en iyi sonuçlardan bir tanesi, kesinlikle pes etmemek. Apple I ile başlayan elektronik dünyaya adım atışı, hızlı yükselişi, zenginlik ile ilk tanışma, Microsoft ve IBM”in pc dünyasını yaratması, Apple”ı devre dışı bırakması, sonraki Apple bilgisayarlarında yaşanan hüsranlar, Steve Jobs”ın kovulması, Next”i kurması, başarısız olması, Pixar ile tekrar yükselişe geçişi, Pixar”ı dünyanın en iyi animasyon film yapımcısı yapması, Apple”a dönüşü, iMac, iPod, iPhone, iPad derken Apple”ın dünyanın en büyük teknoloji şirketi olması. Her bir adımı büyük deneyim ve kritik kararlarla dolu bu inişli çıkışlı serüven, Jobs”ın hiç bir zaman pes etmediğini, ürününe, fikirlerine olan bağlılığını ve sonuna kadar şansını zorlayışını da bize gösteriyor.

Ürüne odaklan, müşteri için en iyisini düşün, kontrolü elinde tut: Müşteri anketleri, pazar araştırmaları gibi ürün geliştirme sürecine katkıda bulunan girdiler, Apple için hiçbir zaman söz konusu olmadı. Jobs, ürünlerin tüm detaylarıyla (kullanılacak camın kalitesine, iç dizaynın mükemmeliyetine, cihazların rahatça açılıp açılamayacağna kadar) ilgilendi, her bir ürünü mükemmeliyete maksimum düzeyde yakınlaştırdı. Ürünü müşterinin eline alıp, sadece rahat ve üst düzey kullanımı tecrübesini istedi. Bunun için müşterinin düşüncelerine çoğu zaman ihtiyaç duymadı, çünkü kendisi de bir müşteriydi ve herkesten daha iyi öngörülere ve tespit yeteneğine sahipti. Jobs bu durumu şöyle özetledi: “Muhteşem ürünler üretmek istediğimiz için, kullanıcıyı önemsediğimiz için ve başka insanlar gibi berbat şeyler üretmek yerine deneyimin tamamının sorumluluğunu üstlenmekten hoşlandığımız için yapıyoruz…Onlar en iyi yaptıkları şeyleri yapmakla meşguller ve bizim de en iyi yaptığımız şeyi yapmamızı istiyorlar. Hayatları yoğun; bilgisayarlarıyla cihazlarını entegre etmekten başka yapacak bir sürü işleri var”

Yeri geldiğinde kendi ayağına ateş etmesini bileceksin: Jobs, iPod piyasaya sürüldükten sonra yakaladığı muazzam başarıya rağmen her zaman iPod”u neyin bitirebileceğini tahmin etmeye çalıştı. Kitapta yönetim kurulu üyesi Art Levinson şöyle der “Bizi neyin mahvedebileceğini düşünüp duruyordu sürekli” ve Jobs cevabı buldu: “Ekmeğimize kan doğrayabilecek cihaz cep telefonudur”. Bu karara vardığında biliyordu ki bir sonraki adımı telefon olmadıydı ancak telefona eklenebilecek iPod özellikleri iPod”un kendisini büyük oranda işlevsiz hale getirecekti. Ancak Jobs biliyordu ki, bu özelliği başka bir şirket, telefonlara entegre ettiğinde elinde ne iPod kalacaktı, ne de pazarı domine etmiş bir iPhone.

Jobs huysuzluğu, kabalığı, Apple dışındaki hemen herşeyi, herkesi umursamazlığı ile kendine has bir kişiliğe sahipti. Ancak herkeste hayranlık uyandıran bir karizması vardı ve çalışanlarının kitabın birkaç yerinde de vurguladığı gibi, onunla çalışmak çalışanları, mühendisleri için gerçekten çok zordu, ama onunla tahmin bile edemeyecekleri başarılar elde ettiler. Jobs”ın ikna etme yeteneği üst düzeydi, insanları imkansız gibi görünen birçok şeyi yapabileceklerine inandırmayı başardı yıllar boyunca, ve çalışanları bu imkansızları başararak insanlığa hayat tarzlarını değiştirebilecek ürünler armağan ettiler.

Kitapla ilgili anlatılabilecek çok şey var ama henüz okumamış okurlar için büyüsünü bozmak istemiyorum.

Son olarak, en çok merak edilen konulardan birisi, Apple ismi nereden geldi? İşte cevap:

“..Ertesi gün karar vermek için son günleriydi, çünkü Jobs gerekli belgeleri hazırlamaya başlamak istiyordu. Nihayet Jobs, Apple Computer adını önerdi. “Meyve diyetlerimden birindeydim” diye açıkladı. “Elma çiftliğinden yeni dönmüştüm. Rahatsız edici olmayan, eğlenceli, canlı bir isim gibi geldi. Apple (elma) sözcüğü, computer (bilgisayar) sözcüğünü yumuşatıyordu. Hem böylece telefon rehberinde Atari”den önde olacaktık.” Wozniak”a yarına kadar akıllarına daha iyi bir isim gelmezse Apple”ı kullanacağını söyledi. Ve onu kullandılar…”

Facebook, LinkedIn, Apple: Yeni Mezunlara Öğütler


 


Değişime adapte olmak bir yana, değişimi ifade etmek için bile hızlı davranmamız gereken zamanlardayız. Televizyon ve radyonun hızlı penetrasyonunun etkileri yıllarca tartışılırken; internet ve mobilin daha hızlı penetrasyonunu neredeyse eş zamanlı deneyimliyor, anlamaya ve yorumlamaya çalışıyoruz.

Apple‘ın iPod, iPhone ve iPad’lerle geri dönüşüne, Facebook‘un doğumuna ve yükselişine, LinkedIn‘in varlığına şahit olan bir kuşak için değişimin en büyük oyuncularının tavsiyelerinden daha değerli çok az şey var.

Sherly Sandberg, teknoloji ve webin en etkili kadınlarından. Google’ın yükselişinde aldığı büyük sorumlulukların ardından, Facebook’un yükselişinde de göz önündeydi. Sherly Sandberg, 2012 Harvard MBA mezunlarına yaptığı mezuniyet konuşmasında geleneksel kariyer hiyerarşisinin kaybolmaya başladığını, liderlik tanımının değiştiğini ve gerçeği olduğu gibi duymanın neden önem kazandığını odağa alıyor.

Reid Hoffman, Wired’a göre Silikon Vadisi’nin en ‘bağlı’ insanı. Reid Hoffman, The Start-Up of You başlıklı kitabında somutlaştırdığı üzere, girişimcilik yetkinliklerinin yalnızca girişimciler için değil; herkes için vazgeçilmez olduğunu savunuyor. Reid Hoffman’ın odağında ağlar ve ağların birey üzerindeki etkisi var.

Steve Jobs’tan uzun uzadıya bahsetmeye tahmin ettiğim kadarıyla gerek yok. Öte yandan, Steve Jobs yaklaşımının ve Apple’ın uzun süre değişimin en büyük oyuncularından biri olacağı aşikar.

Karşımızda Play Station Vita


 

İflah olmaz bir konsol oyunu hastası olduğumdan oyun dünyasına nispeten yakınım. Her ne kadar tüm konsollarda, farklı onlarca, yüzlerce oyunu oynamamış olsam da, hatrı sayılır bir oyun geçmişim olduğu söylenebilir. PSOne ile başlayan konsol maceram, PS2, XBOX 360, Wii, PS3 sıralamasıyla devam etti. Şu anda tek yaptığım şey, PS3″de Fifa12 oynamak. Ancak bu dünya benim takip ettiğimden çok daha hızlı ilerliyor ve pazar gittikçe büyüyor. iPhone oyunlarının, Facebook”taki oyunların hızlı yükselişi, konsol oyunlarında teknolojinin sınır tanımayışı oyunların insanların hayatında ne kadar önemli olduğunu ispatlıyor. Sony, Play Station ile domine ettiği pazarı bir süre sonra XBOX ve Wii ile paylaşmaya başladı, hatta her ikisine de satış adetleri açısından geçildi. Sony”nin mobil dünyadaki performansı ise birçok başarı ve başarısızlıkla dolu. Walkman ile bir devre damga vurması ancak sonrasında pazarı iPod”a bırakması, PSP (Play Station Portable) ile mobil oyun oynama tecrübesine farklı bir boyut getirmesi ancak sonrasında yine pazarı başka bir Apple ürünü olan iPhone”a bırakması. iPhone oyunları PSP kadar güçlü değil tabi ki ancak en önemli özelliği iPhone”un tek başına bir oyun konsolu olmaması. İnsanların zaten yanında taşıdıkları ve temel özelliği olan iletişimin yanında akranlarına göre çok daha kaliteli oyun tecrübesi sunması iPhone”u bu pazarda güçlü kıldı. Sony, tüm gelişmelerin sonucundan PS Vita”yı çıkardı. PS Vita, PSP”nin dokunmatik olan yeni versiyonu, ancak bir telefon değil, yine bir mobil oyun konsolu. Kısacası, Sony Zynga olmak yerine Electronic Arts olmayı tercih etmiş.

Reklamı ise muazzam olmuş:

Sony’den Xperia Play yani Playstation Phone


 

Başlıkta kısaca Sony dedim ama doğrusu Sony Ericsson. Marketoloji’yi yakından takip edenler, benim iflah olmaz bir Play Station hayranı olduğumu bilirler. Artık Play Station keyfi, telefonlara taşındı. Geç bir hamle oldu ama olması gerekiyordu. Tek başına Play Station telefonunun, diğer adıyla Xperia Play’in Sony Ericsson’u pazarda yeniden güçlü hale getireceğini sanmıyorum açıkçası. Halen akıllı telefon konusunda ciddi atılımlar yapmaları gerekiyor, ve daha da önemlisi ürettiklerini iyi pazarlamaları gerekiyor, ki bundan önceki başarısızlıklarının en temel nedeninin bu olduğunu düşünüyorum.

Play Station, Sony için özel bir ürün, çünkü bu ürün oyun dünyasında bir devrim ve alışkanlık yarattı. Walkman konseptini geliştirip, yerini sağlamlaştıramayan ve pazardaki güçlü yerini yeni nesil mp3 çalarlara, özellikle de iPod’a kaptıran Sony, umarım Play Station’ı da Walkman gibi statikleştirmez. Walkman’den daha iyi bir süreç işliyor gibi görünse de Sony’nin pazarlama konusunda ciddi sıkıntıları var, ürünlerine çok güveniyorlar ve gerisine pek kafa yormuyorlar gibi. Telefona entegre Play Station, Sony Ericsson’un telefon piyasasında elini nispeten güçlendirdi ama PSP (Play Station Portable) satışlarını da ciddi oranda etkileyeceğini düşünüyorum. Sony bir nevi kendi ayağına sıktı. Yine de, telefon pazarında daha çok güçlenmek için değer mi? Gerçekten bu ürünü iyi pazarlayıp, yeni akıllı telefonlarla pazara giriş yaparlarsa, evet değer.


Xperia Play Barcelona’da düzenlenen MWC (Mobile World Congress) 2011’de tanıtıldı.

 

Kanyon’da Hep Genç Hep Güzel


 

Birçok alışveriş merkezinin pazarlama departmanları olduğunu, veya en azından bu işle ilgilenen birkaç çalışanları olduğunu bilmemize rağmen, yine de alışveriş merkezlerinin iyi pazarlama stratejileri yürüttüklerini ve tutarlı bir şekilde imaj yönetimi, farklılaştırma vs yapabildiklerini söyleyemeyiz.

Örneğin hala hangi alışveriş merkezi kendisini neyle öne çıkarıyor, farkı ne, hedef kitlesi ne tam olarak belli değil. Bunu bir derece iyi yapabilen Kanyon alışveriş merkezi, kendini lüks, iyi tasarlanmış, kalburüstü mağazalar ve restoranların olduğu modern bir kompleks olarak konumlandırdı. Ziyaretçilere verilen önem, etkinlikler, mağaza seçimi vs genelde bu tutarlı çizgiyi izledi.

Ancak son tanıtım panolarını görenler bu stratejide biraz ileri gidildiğini farkedeceklerdir. Kanyon’un metro girişinde sağlı sollu olarak 5-6 çeşit görsel yerleştirilmiş. Bu görsellerde “Genç Güzel Herkes Her Şey Kanyon’da” söylemi bulunmakta. Ayrıca Starbucks kahvesi ve ipod gibi bazı ürünler de dev boyutlarda görsellere yerleştirilmiş.

Belki amaç bu olmayabilir ama öncelikle bunun ayrımcı bir söylem olduğunu düşünüyorum. Mesela Amerika’da muhtemelen bu sloganı kullanamazlardı çünkü birçok alanda yaşlılara yönelik ayrımcılık (ageism) suç sayılmakta. Hadi gençlikten kurtardık, girip dolaşmak için güzel olmak gerekliliği de ayrı bir konu.

Kabul etmek gerekir ki Kanyon, ziyaret eden insanların şık ve üst kesimden olması nedeniyle lüks bir imaj yakalamış durumda ve bu yanlış bir şey değil. Özellikle cafe kısımları atmosferin güzelliğinden dolayı bizim de tercih ettiğimiz yerler arasında. Ancak örneğin akşam yemeğine gelen yaşlı çiftler de azımsanmayacak kadar çok. Ve bu panoları gördüklerinde ne düşünürler bilmek isterdim.

Daha doğru hareket ne olmalıydı derseniz, Kanyon’un rakip merkezlere oranla “genç ve güzel” olarak kişiselleştirilmesi mümkündü. Yani ziyaretçilerin özelliklerinden değil de yapının gençliği, tasarımı ve popülerliği üzerinden tanıtım yapılabilirdi.

Next Page » Scroll to top