Your search for internette reklam returned 30 results.

İnternetten Alışveriş Akıllı İşi mi Deli İşi mi?


 

morhipo, Boynerin online alışveriş sitesi ve başta markafoni olmak üzere diğer ciddi rakipleriyle arkasındaki bu mağazacılık geçmişi ve stoklama avantajıyla mücadele ediyor. Ancak son yayınlanan TV reklamları bu stratejiye nasıl hizmet ediyor bir bakalım:

morhipo mania sloganları:

* 40 bedenken 36 beden kıyafet almak

* doğmamış çocuğun tüm gardırobunu almak

* olmayan erkek arkadaşa hediyeler almak

* psikologa gitmek yerine kıyafet almak…

Hedef kitlesi özellikle çalışan kadınlar olan, mağaza gezmeye vakit bulamayarak ofisteki boş zamanlarını bu sitelerde geçiren kadınlar olan bir e-ticaret sitesi birçok farklı strateji izleyebilirdi. Örneğin morhipo”nun (oldukça başarısız bulduğum) çıkış reklamları dev bir hipopotam eşliğinde “akıllı” alışverişte çok iddialı olduğunu belirten reklamlardı.

İrrasyonel- duygusal – hızlı alışveriş mi yoksa mağza gezseniz o fiyata o çeşitte kapınıza kadar getirilen ürün bulamayacağınız için rasyonel – hesaplı – akıllı alışveriş mi? İrrasyonel hızlı mantıksızca harcamaların (impulse-dürtüsel satınalma) öne çıkarıldığı bu reklamlarla akıllı tüketici hedef kitlesini kaybetmek mümkün. morhipo, ya mania stratejsinde devam edecek ya da daha geniş bir kitle için alternatif iletişimler kuracak…

Online Reklam Offline Reklamı Döver mi?


 

Geleneksel reklam (offline reklam/marketing) ölüyor mu, yoksa yerini online (dijital reklam/marketing) reklamları mı bırakıyor, aman tanrım sosyal medya ajansları kuruluyor derken dijital reklamların outdoor un önüne geçtiği haberleri yayıldı bile.

Tabletler, akıllı telefonlar, kolay internet erişimiyle hızını alamayan dijital marketing, yeni nesilin ilgisiyle yükseliyor yükselmesine ama Türkiye’de hala hiç internet kullanmayan insanlar olduğunu, internet kullanımının büyük şehirlere dağıldığını hepimiz biliyoruz. İşte bu nokta dijitalin kör noktası ve burada hala milyonlar harcanan televizyon reklamları kral.

Dergilere gelince asla dokunularak okunan kuşe kağıt keyfini online dergilerden alamıyoruz. Tabii stratejik olarak ta örneğin A+ Rolex reklamı kuşe kağıda yakışıyor, bir tıkla çevrilen sayfalara değil…

Facebook, Twitter ve Friendfeed in oluşturduğu sosyal medya reklamcılığıyla imaj, kurumsal kimlik yaratmak ise çok zor. Özenle hazırlanan offline kampanyalara ancak destek olabiliyorlar.
Aslında online çoğu zaman offline dan destek alıyor. Profilo’nun güçlü reklamları, sağlam imajı olmasa o sevimli viral kampanyalar anlamsız görünebilirdi.

Bir de hala internetten hatta bilgisayardan anlamayan ve marketlerden alışveriş yapan anneler var. İşte bu kitle de istemeden offlinecı. Online genç annelere, yeni nesile kalıyor gibi.

Dijital harcamalar offline a göre ucuz maliyetli olsa da (acaba popülerlik sebebi biraz da bu mu:) bence hala offline daha doğru, geniş ve özel bir kitleyi yakalıyor.

Kısacası anında tepki, hemen katılım, aksiyon diyorsanız, dijital; ağır başlı, güçlü bir imaja sahip A+,B+ iseniz ağırlıklı olarak geleneksel, katkı olarak dijital.

Esas olay televizyon ve internetin birleştiği noktada başlar :) Bakalım neler olacak…

Takipçi Reklamlarla Yeniden Hedefleme


 

Sabah”ın New York Times ekinde uzun süredir şikayetçi olduğum ancak bir türlü tam sözcüklere dökemediğim bir durumun eleştirisi yapılmış, konu: internette bizi takip eden reklamlar olgusu. Birçok tüketici bu mekanizmayı ve ardında kullanılan algoritmaları bilmediğinden dolayı tesadüf olarak yorumlasa da “kişiselleştirilmiş yeniden hedefleme” denen internet reklamcılığı stratejisi ile internette alışveriş yapmaya bir nevi zorlanıyoruz.

kaynak: webanalysis.blogspot.com

Biraz detaylandıracak olursak, vikipedi”nin tanımına göre daha önce ziyaret ettiğiniz ancak alışveriş gibi somut bir adımla sonuçlandırmadığınız site ziyaretleri belli cookieler vasıtasıyla takip ediliyor ve girdiğiniz diğer sitelerde reklama ayrılan kısımlarda o sitenin, hatta daha önce incelediğiniz belli bir ürünün reklamları size gösteriliyor ve bu sayede çevrimiçi alışveriş siteleri, vitrinine bakan müşteriyi defalarca içeri çağırabilmiş oluyor. ebay, gittigidiyor vs gibi çevrimiçi ticaret veya satış yapan birçok firma için böyle bir uygulamanın getirisi paha biçilemez. Çevrimiçi reklam ve pazarlamada yenilikçilik, innovasyon elbette gerekli  fakat madalyonun diğer yüzünü de unutmamak gerek.

İnternette kısa bir araştırma yaptığınızda şirketler için yeniden hedefleme reklamcılığı yapan birçok ajansa ulaşabiliyoruz ancak Google ve Microsoft gibi şirketlerin bu alana girmesiyle büyüyen bir paranoyadan bahsediliyor makalede. Kişiselleştirilmiş yeniden hedefleme, davranışsal yeniden hedefleme gibi terimlerle adlandırılan bu stratejinin ziyaretçiler ve tüketiciler için ufak ufak bir korku yaratması kaçınılmaz. Bilinçli ve aynı zamanda teknik bilgiye sahip kullanıcıların geliştirilen bazı önlemlerle bu reklamlara maruz kalmaktan kurtulması mümkün. Ancak bence asıl soru bu uygulamaların ne kadar etik olduğu ve doğurabileceği psikolojik sonuçlar.

Tüm makaleye bu linkten ulaşılabilir.

Internet Reklam Harcamaları Eski Günlerine Dönüyor


 

Techcrunch’ın haberine göre IDC araştırması sonuçları Amerika’da internette reklam harcama büyüme oranlarının tekrar eski seviyelerine geldiğini gösteriyor. Özellikle kriz döneminde ciddi yara alan internet reklam harcamaları, büyüme oranlarında son yıllarda eksileri bile görmüştü (yani bu, bir önceki çeyreğe göre daha az reklam harcaması yapılması demek oluyor). İnternet reklam harcamaları 2010’un ikinci çeyreğinde %15’lik artış göstererek 7.2 milyar dolara ulaştı. Son iki senedir bu büyüme oranın çok uzağında olan rakamlar bizi biraz daha iyimser olmak için motive edebilir. Tabi Amerika’daki harcamaların Türkiye’deki harcamalarla ne kadar paralel olduğu tartışılır. Amerika’nın, krizi bizden daha keskin bir şekilde hissettiği için bu rakamlar onlar için çok daha fazlasını ifade ediyor. Yine de bu büyüme oranı, genel olarak reklam sektörü için gayet olumlu olarak karşılanmalı ve reklamverenlerin de krizi artık yavaş yavaş aşmaya başladığımızı görerek yatırımlarını bu alanda (özellikle internette) arttırmalı diye düşünüyorum.

Facebook İnternet Reklamcılığında Kuralları Değiştiriyor


 

Adage’de yayınlanan habere göre sosyal ağlarda yayınlanan reklamların maliyeti ortalama internet reklamlarının maliyetinin çok altında. İnternet reklamcılığının ortalama gösterim maliyeti $2.43 iken, sosyal ağlarda bu miktar 56 cente kadar düşüyor.

ComScore raporlarına göre Mayıs ayında Amerika’daki tüm reklam gösterimlerinin* %16.8’i Facebook tarafından yayınlandı. Facebook reklam gösterimleri konusunda birinciliği elde ederken, MySpace %6.3’lük payla ikinci oldu.

Yazıda Facebook’un çok daha fazla gösterim almasına rağmen Yahoo‘dan daha fazla para kazandığı anlamına gelmediğini bahsedilmiş ancak saçma bir tespit olmuş. Reklam gösterimleri arz olarak düşünürsek ve Facebook’un (veya daha genel anlamda sosyal ağların) bu arzı ciddi oranlarda arttırdığını göz önünde bulundurursak, bu durumun gösterim maliyetlerini belli oranlarda düşüreceğini söyleyebiliriz. Hatta, fazlasıyla geniş kitlelere hemen hemen hiçbir segmentasyon yapmadan gösterim yapan Yahoo ve diğer gösterim odaklı reklamcılığa yoğunlaşmış siteler, yaş, cinsiyet, lokasyon, ilgi alanları, eğitim gibi birçok demografik parametreye göre segmente edilebilen Facebook reklamları karşısında kısa sürede aciz kalınca, Yahoo’nun gösterim maliyetlerinin hangi seviyelere düşeceğini, Facebook reklamlarının da aynı oranda değerleneceğini ön görmek çok da zor değil. Reklamverenler, Facebook’un bu muazzam gücünü kullanmayı öğrendiklerinde, en doğru hedef kitleye en doğru mesajla ulaşmayı başaracaklar. Sadece ziyaretçi çekmekten çok öte, çekilen her ziyaretçinin niteliğinin daha iyi olduğu reklam kanalları çok daha değerlenecek. Tıpkı Google’ın gönderdiği organik trafiğin diğer reklam kanallarından gelenlere kıyasla çok daha kaliteli olduğu gibi. Tüm bunlar hesaba katıldığında Facebook, reklamverenlere kendini anlatmaya, ajanslar üzerinden onlara dokunmaya başladığında internet reklamcılığında maliyet ve segmentasyon (hedefleme) gibi kavramlar için standartlar değişecek.

*Reklam gösterimi (impression) derken 1000 gösterim başına maaliyet (CPM) reklamlarından bahsedilmektedir.

Ülker Kekstra Jölebol Reklamı


 

Son zamanlarda izlediğim en kötü reklamlardan biri olan Kekstra Jölebol reklamında başarısız bulduğum yönler şöyle;

1. Oyuncular ve oyunculuklar; Reklamın hedef kitlesini açık bir şekilde anlayabiliyoruz. Kaykaydan, hiphoptan vs. hoşlanan teenager’lara sesleniliyor. Daha önce de bir çok reklamda aynı yaş kitlesine seslenilmişti. Gürbüz ile Nazlı vardı, Nazlı okul birincisi olarak Gürbüz geldiğinde Kekstra’yı ters çevirmeyi akıl ederek Kekstra’sını Gürbüz ile paylaşmamıştı! Gürbüz ve Nazlı’nın olduğu reklamdan esinlenerek yapılan amatör benzer reklamları internetten rahatlıkla bulabilirsiniz :) Neyse, bu reklamdaki oyuncuların seçimine katılamıyorum. Yoyo gibi bir şeyle oynayan kızın reklamdan pek haberi yok gibi geldi bana.

2. Karakterlerle kek reklamının uyumsuzluğu; Türkiye’de bu tarzdaki gençlerin sayısında bir artış olduğu doğru olabilir, ama merak ediyorum acaba böyle giyinerek kek reklamı yapmak Kekstra’nın satışlarını artırırmı? Bu tarz karakterlerin meyveli bir kek reklamı yapması biraz uyumsuz gibi.

3. Jingle; Çok zorlama bir rap müziği ve “keke bak sen ke ke” ile başlayıp biten sözler yazılmış, ve sonucunda pek olmamış.

4. Genel olarak reklam çekici değil. Gençler, giyimler, mekanlar, müzikler bir araya gelince pek sevimli olmayan bir sonuç çıkmış ortaya.

5. Jölebol da çok güzel bir isim olmamış sanki. Kekstra’nın jölesi ile ön planda olan bir marka olmasına rağmen daha güzel bir isim bulunabilirmiş…

Outdoor Reklamlar İstanbul'u Kirletiyor mu?


 

Geçenlerde bir blogda 2007 yılında Sao Paolo şehrinin Belediye Başkanı Gilberto Kassab”ın uygulamaya soktuğu “Clean City” (Temiz Şehir) uygulamasını gördüm. 11 milyonluk şehir bir süre sonra tamamen önemli bir kısmı illegal olan dış mecra reklamlarının etkisine girmişti, ve sağ görüşe sahip Kassab da görsel kirliliğe savaş açmış, çıkarttığı bir kanunla şehirdeki bütün dış mecra reklamları yasaklamıştı. Buna karşı çıkan Clear Channel”ın kampanyaları ters tepmişti çünkü bu uygulama şehir sakinlerinin da beğenisini toplamıştı. Olay kesinlikle çok ütopik, yani bu kadarını da kimse beklememiştir. İşte bu noktadan sonra 20 milyona yakın nüfusuyla İstanbul”un bu ağır dış mecra reklam yüküne daha ne kadar dayanabileceğini düşündüm. Örneğin, vapurla Beşiktaş”tan Kadıköy”e geçerken de gözümün resimdeki The Marmara Taksim”in tepesindeki reklama takılmasını gerçekten sevmiyorum.

Tahmin ediyorum ki bu konuda yapılmış ya da yapılacak araştırmalar hala İstanbul”un dış mecra reklam kullanımı konusunda kapasitesinin yüzde bilmem kaçında olduğunu söyleyecektir ama bu konuda yapılacak araştırmalara fazla da güvenim yok açıkçası. Tarihi olarak büyük bir geçmişi olan, dünya kültür başkenti olan More Here! cheap justin bieber tickets groggily wakes up from a nap on a yacht during his downtime in Ibiza, Spain, on Friday afternoon (August 1). İstanbul”u reklam spotları altında silikleştirmek beni bazen üzmüyor değil. İnternette de sitelerdeki reklamlar bazen rahatsız edici oluyor, ama onlar birer İstanbul değil tabi ki. Belediye”nin önemli bir gelir kaleminin bu reklamlar olduğunu tahmin edebiliyorum, ama reklam verilen mecra sayısı artınca bir yerden sonra bu reklamları hayatımızın birer parçası olarak algılamaya başlıyoruz ve bu reklamlar dikkat çekiciliğini yitiriyor. Berna”nın yazdığı yazıdaki gibi bir durak giydirmesi olmalı ki normalden daha fazla dikkatimizi çeksin.

Sonuç olarak, ben İstanbul”un reklama boğulmasını istemiyorum, tabi reklamlar tamamen kaldırılsın demek gibi bir düşüncemin olduğunu da düşünenlerin çıkmasını istemiyorum…

Next Page » Scroll to top