Your search for burger king returned 11 results.

Krizde Reklam mı, PR mı?


 

Son dönemde hepimizi sarsan Burger King ve McDonald’s’a hastalıklı etler satıldı haberi, reklam ve pazarlama savunmasıyla aklanmaya çalışılıyor.

Taze marul yaprakları, kaliteli et, hijyen ortamı, dolgun domates görsellerinin ve “biz sağlıklıyız” ses tonunun kullanan dış sesin hakim olduğu fast food reklamları dikkatinizi çekmiştir.

Ama bu kadar haber çıkmışken, bir de Burger King -et hastalıklı olsa da pişme derecesinde tüm bakteriler yok olur- gibi saçma bir açıklama yapmışken reklam kampanyasının sırası mı sizce?

Bence önce güçlü PR desteğiyle tüketici güveni kazanmak gerekiyordu. Olumlu haberler, tesislere basın gezisi düzenlenmesi, hijyenik ortamda çalışıldığını belgelerle kanıtlayacak CEO röportajları gibi… Sonra reklam düşünülebilirdi. Çünkü bu şekilde savunmaya geçen haksız insan psikolojisini reklamlarda, bir marka kimliği üzerinden izliyoruz. Üstelik elle tutulur hiçbir şey söylemeyen kampanyalarda marulların, etlerin resmi geçit törenini seyrediyoruz.

Hazır ben de çok sevdiğim Whopper’dan vazgeçmişken, hastalıklı et imajının iyi bir kriz yönetimi sürecinden geçemediğini farkettim. Bu tarz bir kriz basın toplantısı bile gerektirebilirdi. Ama yok!

Reklam bu gibi durumlarda, itici gözükebilir ve tüketici markadan fazlasıyla soğuyabilir. Ne yazık ki reklam bizi kandırır algısı hala etkin. “Amann yalan söylüyorlar” diye zaplanmaya mahkum olacağı da kesin!

Halbuki haber güvenilir bir kaynaktır. Tabi koskoca markalar bunu bilmiyor mu, biliyor. Yalnızca fazla kişiye bir anda ulaşma hatasına düştüklerine inanıyorum. Kim uğraşır PR’ın uzun vadeli sonuçlarıyla, değil mi?

80’li yıllarda içeriğinde siyanür çıkan ve 3 kişinin ölümüne yol açan Tylenol krizini hepimiz hatırlarız. Işi ilk güvenlikli ilaç kapağını geliştirerek ve basın yoluyla özür dileyerek kurtardılar. Kesinlikle reklamla değil! Hatta bu krizden sonra satışları bile arttı.

Markaları kişi olarak ele alırsak daha iyi anlarız. Örneğin bir arkadaşınızın bulaşıcı bir hastalığı olduğunu öğreniyorsunuz ve size kaslarını, pembe yanaklarını göstererek sağlıklı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Oturup uzun uzun hasta olmadığını anlatsa, güveninizi kazansa ve gerekirse doktora birlikte gitmeyi önerse daha iyi olmaz mı? Hangisi sizi daha fazla etkilerdi? Işte fast food-hastalıklı et paradoksu da böyle bir şey.

PR gereken yerde zamansız reklam kullanmanın acısı bakalım bu iki markadan çıkacak mı? Hep birlkte göreceğiz.

Vodafone’dan ‘1 YTL Fazla Ver, Sınırsız Konuş’ Kampanyası


 

Bu kampanya son günlerde televizyon, açıkhava ve internette yoğun reklam çalışmalarıyla destekleniyor. Güzel sarışınların Burger King’teki maceralarına Şafak Sezer de ekleniyor ve kampanya tanıtılıyor; “Burger King’te bir menü alıp, üstüne 1 YTL veren herkes gün içinde Vodafonelularla sınırsız konuşuyor!“.

Son aylarda, ‘sınırsız’lı kampanyalar GSM operatörleri tarafından çok sevildi. Benim de aklıma ilk gelen, menü aldıktan sonra 1 YTL vererek sahip olduğumuz günlük sınırsızımızın normalde aylık fiyatı ne kadar? Cevabı Vodafone’da, 35 YTL. Zaten ayda 35 lira vererek ulaşabildiğiniz sınırsızlığı Vodafone size Burger King menü alıp, üstüne 1 YTL verdiğinizde sunuyor. Biraz garip geldi. Sonra Gnçtrkcll’nin McDonald’sta bir menü alana bir menü bedava kampanyası aklıma geldi.

Fark var.

Vodafone Romanya’nın "İyi Niyetli Hırsızlar"ı


 

Vodafone ile McCann Erickson tarafından Romanya’da ilginç bir reklam kampanyası. Kiraladıkları profesyonel yankesiciler, önceden hazırlanmış flyerları insanların telefonlarının üzerine, çantalarının ve ceplerinin içerisine atıyorlar. Bu çalışmanın amacı insanları telefonlarını Vodafone tarafından sigortalatmaları için ikna etmek. Hazırlanan görsel de “Romanya’da her iki dakikada bir telefon çalınıyor” şeklinde başlıyor. Flyer’ların üzerine de benzer yazılar yerleştirilmiş.

Açıkçası bana bu tür reklamlar biraz riskli geliyor. Kesinlikle çok akılda kalıcı bir çalışma, ama yine de insanları ikna etmek için onları rahatsız edici bir şekilde onların özeline girmek çok da akıl karı değil. Ayrıca 2. ve 3. resimlerde aynı kişi kullanılmış. En azından farklı kişiler ve kareler kullanılsaydı daha iyi olurdu.

Hazır yan kesicili reklamlardan söz etmeye başlamışken 2008 yazında Burger King’in İspanya’da başlattığı “Reverse Pickpocket” isimli reklam kampanyasını da hatırlatmak istedim. İnanılmaz eğlenceli bir çalışma olmuş bence. Reklamı buradan izleyebilirsiniz.

Macca’s – Mek – Mc Donald’s


 

Starbucks, Sony, Mc Donald’s gibi küresel markaların her hareketi haberlere ve makalelere konu olur. Gündemdeki yeni değişim ise yıllardır her yerde her ülkede bilinen Mc Donald’sın 26 Ocak tarihinden itibaren Avustralya’daki bazı restoranlarında Macca’s adını kullanacak olması. Kültürel yerelleştirme mantığının bir gereği olarak, markaların bazı ülkelerde isim değiştirmesi yeni bir şey değil. Örneğin Unilever, ülkemizdeki Elidor‘u birçok ülkede farklı isimlerle sunmakta, örneğin bir klasik olan Chanel no.5, 5 rakamı Japonya’da ölüm anlamına geldiği için Chanel no.4 olarak lanse ediliyor.

Mc Donald’s da yerelleştirme (localization) adına hamleler yapan, damak tadına göre farklı ülkelerde farklı birkaç burger çeşidi sunan ve oturma düzenini adapte eden bir markaydı. Ancak alamet-i farikası altın M harfini (golden arch) ve tabiki Mc Donald’s adını hep korumuştu, ta ki Avustralya’da halkın çoğunluğu Mc yerine Macca’s denmesine kayıtsız kalmayıncaya kadar. Şüphesiz daha çok sevilmek için yapılan bu hamle küre-yerelleşme (glocalization) başarısı olarak mı hatırlanacak yoksa zararlı mı olacak zamanla göreceğiz. Örneğin ben haberleri okurken Mecca yani Mekke şehrine odaklanmaktan kendimi alamadım.

Bu örneğin tam tersi ise bambaşka bir strateji gerektirir. Mc Donald’s globalden yerele bir çizgi izlerken, yerelden globale bir çizgi izlediğimizde daha radikal davranmak gerekebilir. En önemli marka stratejilerinden biri: yeniden markalama – rebranding dir ve doğru kullanıldığında satış ve bilinirlik üzerinde oldukça faydalıdır. Türk örneklerinden ilk akla gelen Çarşı‘nın boyner‘e dönüşümüdür. Klasik, eski, uzun veya telaffuzu zor bir marka adının basit ve global bir isimle değiştirilmesi buna örnek olabileceği gibi farklı ürün grupları katılan veya el değiştiren şirketler de bu yolu seçebilir.

*Konuyla ilgili haberler için: TIME dergisi, Chicago Tribune 
Utku Uygur'a teşekkürler
« Previous Page Scroll to top