Your search for audi returned 10 results.

Audi Reklamı; Friendly Competition


 

Geçen hafta Hyundai’nin Mercedes’le olan rekabetini baz alan bu Super Bowl reklamı hakkında yazmıştım ve Mert’in aylar önce yazdığı ve BMW – Audi Rekabetini anlatan bu yazının da linkini vermeyi unutmamıştım. Yine bir BMW – Audi çekişmesi, ve bu kez Audi tarafından yapılan bir reklam filmi var. Asıl mesaj gelmeden önce de ufak dostça çekişmeler çok güzel bir şekilde vurgulanmış. BMW’nin bu reklama cevabı da gecikmez herhalde…

Ve Pazarlamanın Elli Tonu!


 

Christian Grey fenomenini duymayan kalmamıştır. Yakışıklı, ukala, zengin ve başarılı iş adamı hayali sapkın cinsel isteklerle birleşince Grinin Elli Tonu üçlemesinin bestseller olması çok normal. Dikkat çekici bir konu olduğu kesin, ancak kitabın pek çok sektöre yaptığı zincirleme pazarlama etkisi daha ilginç.

E. L. James’in yazdığı Grinin Elli Tonu’ (Fifty Shades of Grey) üçlemesi, marttan bu yana Amerika’da 20 milyon, dünyada 50 milyon satış rakamına ulaştı. Muhafazakar ve kitap okumaya gönülsüz ülkemizdeyse ilk satış günü 10 bin gibi müthiş bir satış rakamı karşımıza çıktı.

Üçlemeyi henüz bitirmiş biri olarak, tek kitapta her şey olup bitebilirmiş, edebi değer zaten sıfır diyebilirim. Kitabın başrollerini ise Audi, Agent Provocateur ve Versace paylaşıyor! Bir yere kadar ürün yerleştirme çok normal ama gerçek bir abartı söz konusu.

Şimdi gelelim “bu kitap niye yazıldı ve satış rekoru kırdı?” konusuna…

Bana göre bu kitap baştan beri sadece pazarlama, satış için yazıldı hatta kitabı Audi’nin yazdırdığına dair şüphelerim var :) Kitap satışında ilk etki ise elbette WOM (word of mouth/ ağızdan ağıza pazarlama). Kitap ilk önce, ABD’de, e-kitap olarak yayınlandı. İkinci nedene gelince; sıkılan, sıradan ve renksiz çiftlerin hayatına kattığı renk. Kim bilir kaç arkadaşımı kitapta yer alan seks oyun ve oyuncaklarını deneme heyecanıyla gördüm. Amaç kocayı, sevgiliyi mutlu etmekti… Sonuçta Grey hayallerin eşi, eve gelince çoraplarını fırlatmıyor, mandalina yemiyor ve televizyon izlemiyor ve her işi için bir hizmetlisi var. Burada okuyucuyu kitaba çeken nokta Ana’nın sıradan bir yaşam süren, normal bir kız olması. Rüyaların zirve yaptığı nokta.

Kaçınılmaz nedenlerden biriyse “seks satar” olgusu. İşin içine erotik oyuncaklar yerleştirmek, oyun odası, cezalandırma gibi şeyler girince olay farklı bir boyut kazanıyor. Ancak kitapta bulunan seks sahneleri gittikçe normale doğru ilerliyor ve Grey’in tabiriyle vanilya ilişkiye sonra da evliliğe dönüşüyor. Ancak kitap esas satışı nedeni cinsellikte bile gerçekliği yakalayamamış. Sado-mazo yaşam tarzını benimseyenlerin, itaatkar-efendi temasının bu derece yumuşak ve anlayışlı olamayacağını biraz araştırınca görebilirsiniz. Araya sıkıştırılan sosyal mesaj kaygısı işte burda yatıyor. Emniyet kemeri takmalar, sarhoşluktan ölünse cinsel ilişki esnasında korunmalar… Peki, sado-mazo Grey’e ne oldu? E pazarlama telaşıyla bir yere kadar tabi.

Gerçeklerden adeta bir fantastik eser kadar uzak olan kitabımsı Grinin Elli Tonu, kapaklarının birinde kravat, birinde kelepçe, diğerinde maskeyle karşımıza çıkıyor. Daha kapakta gizem başlıyor.

Şimdi sıkıcı hayatlar için hayal pazarlayan bu kitap, erotik shoplar, seksi iç çamaşırları ve (alabilenler için) araba satışlarında domino etkisi yaratacak. Kelepçe, kırbaç normale indirgenecek, bu yüzden özellikle Türkiye’de sakatlananlar dahi olabilir :)

Sıra filmde, gişe rekoru kıracağı kesin. Ancak size tavsiyem bu gerçek üstü kitabı okumayın, ciddi anlamda -cinsellik de buna dahil- hiçbir şey anlatmıyor, tuzak gibi. Bildiğiniz pazarlama tuzağı.

Pepsi’nin Coca-Cola’lı Reklamındaki İnanılmaz Mantık Hatası


 

Türkiye’de rekabetten dolayı karşılaştırmalı reklam yapılamıyor bildiğiniz gibi. Amerika’da ise markalar rakiplerini yerden yere vuruyor. Hal böyle olunca tüketici olarak biz bu tür reklamları izlediğimizde “vay be, adamlar ne laf çakmış!” diyoruz. Bunun örneklerini Audi’de ve BMW’de görmüştük.

Bu reklamı “laf çakma” yönünden izleyince evet, böylesi güzel ama Pepsi’nin bu reklamında inanılmaz bir pazarlama (veya mantık) hatası var.

Önce reklamı (tekrar) izleyelim:

Reklam, fikir olarak güzel. Rakibe saldırısı dozunda ve etkili bir şekilde kullanılmış. “Coca-Cola’yı Pepsi’ye uzanmak için alırım” denmiş. Fakat işin perde arkasına baktığımızda satışa bağlamada stratejik bir problem var:

1 Pepsi satılana kadar 2 Coca-Cola satılıyor. Yani 1 Pepsi almak için 2 Coca-Cola alman gerekiyor.

Bu reklamı hiç bu yönüyle düşünmüş müydünüz?

Not: Bu konuda zihnimi açtığı için Kerem Başar’a teşekkür ederim.

Reklamlarda Saldırganlık – Rekabet Dönemi mi Geldi?


 

Markaların reklam hazırlarken seçebilecekleri bir çok strateji vardır. Bunlardan bazıları bilglendirme, bazıları marka adını öğretme ve hatırlatma, bazıları ise üstünlük göstermektir. Bu sonuncu stratejiye kıyaslamalı reklam (comparative advertising) denmektedir, yani kendi yaptığınız reklamda dolaylı veya direk olarak rakibinize referans verir ve ondan farkınızı ve üstünlüğünüzü gösterirsiniz. Kıyaslamalı reklamların esprili yönüyle çok fazla dikkat topladığı bir gerçek ancak araştırmalara göre bu reklamların işe yaraması, yani algı ve satışta reklam sahibine yaraması için tüketicilerin reklamın doğruluğuna inanmaları, yani gerçekten rakibinden daha iyi olduğunun gösterilmiş olması gerekiyor.

Son zamanlarda özellikle cep telefonu operatörlerimizin reklamlarında görebileceğimiz rekabet ve birbirinin markasını kişiselleştirip dalga geçme stratejisi çok yaygınlaştı. Bu stratejinin son halkası ise şimdilik bakıldığında oldukça negatif tepki toplayan, Coca Cola markasının mutlu kutup ayılarıyla dalga geçen, Şafak Sezer’in seslendirdiği halktan ve samimi yalnız kutup ayılı Pepsi reklamı oldu. Bu güncel reklam konusunda da söylenenler söylendi, peki aklımızda kalan ve blogumuzda da sık yer verdiğimiz diğer marka mücadeleleri hangileriydi, bu yazıda çok kısa bir özet vermek istiyoruz:

* Blackberry v. Apple


 

 

 

 

 

 

 

 

 

* Audi v. Mercedes


 

 

 

 

 

 

ve yurtdışından diğer örnekler:

İki Reklam: Apple vs. Blackberry!


 

Çoğu pazarda rekabet eden markaları düşünelim: Coca Cola-Pepsi, BMW-Audi, easyJet-Ryanair, son zamanlarda en çok sözü edilenlerden Google-Facebook. Peki telefon pazarına baktığımızda çoğumuzun aklına ilk gelecek olan nedir? Tabi ki Apple-Blackberry.

Yaklaşık 1 seneden fazla geçmişi olan video’yu izleyelim önce.

[HTML1]

Bu video’da açıkça iPhone’a karşı, dokunmatik ekran Blackberry ile bir meydan okuma var. ‘Biz daha iyisini yaptık’ der gibi.

Peki Apple’ın cevabı:

[HTML2]

‘Simple Facts’

İki farklı tüketici grubu oluşturup, getirdikleri yeniliklerle, bazı telefon markaları tarafından da takip edilen iki farklı marka Apple ve Blackberry. Telefonu eğlence unsuru olarak kullananlar iPhone, daha ofis olarak kullanacak olanların Blackberry’e yönelmesine sebep. Hatta hangi CEO’nun hangi markayı tercih ettiği bile yazılır oldu. Rekabet sürekli yerini korurken, Blackberry’nin dokunmatik ekran telefonunun Türkiye’deki reklamında ‘Blackberry artık dokunulmaz değil’ demesi, iPhone 4G lansmanıyla hemen hemen aynı zamana denk geldi.

Bu yazıya nokta olarak Steve Jobs’un aklıma gelen bir sözünü paylaşmak istiyorum: ‘Gelin evrene bir çentik atalım. Öyle önemli bir şey yapacağız ki bu evrende bir çentik olacak.’

‘Düzeltme: Okurumuzun uyarısı üzerine belirtmek isterim ki; videolar Apple ve Blackberry tarafından reklam amaçlı olarak yayınlanmamış, markalarla çalışmayan farklı kişiler tarafından yayınlanmıştır.’

Lüks Marka Algısı Yaratmak


 

Bir sosyal statü göstergesi olarak lüks markalar her zaman tüketicileri büyülemiştir. Bunu “büyü”yü yaratmak tabi ki kolay olmuyor. İnsanların almak için sırada beklediği ve kullanırken büyük keyif aldığı bu markalar marka iletişimi (yani reklam) konusunda çok hassas davranırlar, ki bu şekilde davranmak da zorundadırlar.

Bir çırpıda aklıma gelen lüks markalar: Porsche, Ferrari, Rolex, Lacoste, Gucci vs. Bu markaların ortak özelliği hem işlevselliğinin üst düzeyde olmaları hem de fiyat olarak muadillerinin çok üstünde satışa sunulmaları. Jee Han, Nunes ve Dréze’nin Journal of Marketing’in Temmuz sayısında yayınlanan “Signaling Status with Luxury Goods: The Role of Brand Prominence” başlıklı makalelerinde* aslında ilginç bir noktaya vurgu yapılıyor. Pazarlamacılar arasında genel kanı lüks markaların doğrudan hedef kitlelerine iletişim yapmaları gerektiği yönündeyken, makalede yazarlar markaların aslında herkese yönelik iletişim çalışması yapması gerektiğinden söz ediyorlar. Aksi takdirde toplum içinde bir sosyal statü göstergesi olamayacağından bahsediyorlar. Yani insanların bilmediği bir X markası, çok pahalı olup bu markayı alabilecek kitle tarafından bilinse de, toplum tarafından bilinmediğinde bir sosyal statü göstergesi olamayacağından, lüks marka imajında tutunamayacaktır. Yazıda aynı zamanda herkese yönelik yapılacak iletişim çalışmalarında işlevsellikten çok heyecan ve tutkunun vurgulanması gerektiğinden söz edilmiş.

Aşağıdaki örnekte lüks bir saat markası olan Maurice Lacroix’nun (masterpiece modellerine hasta olduğum :)) bir videosunu izleyebilirsiniz. Her izlediğimde büyüleyici buluyorum, belki de fiyatının 10 bin TL civarında olmasının nedeni budur :)

Get the Flash Player to see this content.

Bir marka iletişimi çalışması da Audi‘den. Hangi markaya gönderme yapıldığını anlamak çok zor olmasa gerek :)

*Jee Han, Y., Nunes, J. C. & Dréze, X. (2010). Signaling Status with Luxury Goods: The Role of Brand Prominence. Journal of Marketing. Vol 14, 15-30.

Next Page » Scroll to top