Your search for açıkhava reklam returned 19 results.

Açıkhava Reklamcılığında Nelere Önem Verilmeli?


 

Yolda yürürken, durakta beklerken ya da arabayla işe yetişmeye çalışırken kırmızı ışıkta durduğunuzda, etrafa bakmaya başlarsınız, zaman geçsin diye. İşte bu noktada açıkhava reklamcılığı (outdoor advertising) sizin için çalışır. Açıkhava reklamcılığının en eğlenceli yanı ‘Gerilla Pazarlama’ ile birleşince ortaya çıkıyor. Ummadığınız yerde, ummadığınız bir şekilde karşınıza çıkıyor, aklınızda kalıyor. Hem açıkhava reklamcılığı hem de gerilla pazarlama daha önce diğer yazar arkadaşlarımız tarafından anlatılmıştı. Benim bu konuda yazmak istediğim ise okuduğum bir makale ile ilgili.
Makale, ‘Lex Van Meurs’ ve ‘Mandy Aristoff’ tarafından yazılmış, ve BrandAge dergisinin Ekim sayısının ‘Out of Home Branding’ ekinde dikkatimi çekti. Açıkhava reklamcılığı ile ilgili ilginç tespitlerle dolu bir makale. Mesela, kesinlikle marka ya da ürün bilgisi sağ alt köşeye konulmamalı deniyor, çünkü en son dikkat edilen yermiş orası. Bu yüzden göz hizasına veya üste konmalı diye öneriliyor.

Özellikle dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta olarak ise vurgulamayı yazmışlar. Koyu vurguyla, ‘YENİ’ başlığıyla bir ürünün ilk sunumunun etkisini arttırabilirsiniz. ‘YENİ’ yazısını görünce ilginiz olmayan bir tabelayı bile incelemeye başlarsınız. Aslında duraklarda ürünle ilgili ayrıntılı bilgiler de bulunabilir, sonuçta insanlar beklerken buna zaman ayırıp, okurlar diye düşünüyorum. Yakın plan fotoğraflar, hele tüketiciyle göz teması kuruyorsa, reklam ve tüketici arasında bir bağ oluşturduğu da destekleniyor yazıda.

Hem tanıtayım markamı hem de çekici bir reklam olsun dediğimizde ise, bu iki amacın, birbiriyle ters orantılı olduğu söyleniyor. Markadan bahsetmek, tanınmasını hızlandırıyor, fakat çekiciliği azaltıyor ya da insan figürü kullanmak çekiciliği arttırırken, tanınırlığı azaltıyor.

Sonuç olarak bir açıkhava reklam kampanyasının başarılı olabilmesi için, kısa ve öz bilgi olmalı, fotoğraf (insan figürlü olması ilgiyi arttırır) ve dikkat çekici renklerde olmalı.

Örnek olarak bir kampanya göstermek istedim. Uluslararası Af Örgütünün yaptığı çalışmada, kişi panoya baktığında, mutlu bir aile varken, kişi kafasını başka bir yöne çevirdiğinde şiddet ortaya çıkıyor. Zaten yazdıkları cümleyle de bunu dile getirmişler. ‘It happens when nobody is watching’. Gerçekten anlamlı olmuş bence!

Not: Makalenin devamına buradan ya da BrandAge dergisinin Ekim sayısından ulaşabilirsiniz.

*Lex Van Meurs and Mandy Aristoff ‘What makes outdoor advertising work?’

BMW’den 3D Açıkhava Reklamı, Fantastik!


 

BMW‘nin birçok reklam çalışmasını Marketoloji’de inceledik. Sanırım BMW reklam dünyası konusunda içeriğimizi sürekli güncel tutacak. Çok başarılı bir reklam çalışmasını açıkhavada gerçekleştirmişler. Singapur’da iş merkezlerinin bulunduğu bir bölgede arasından yol geçen iki binanın geniş yüzeyleri üzerine kurulan dijital billboardlarda yapılan görsel şölen, orada bulunanlar tarafından kameraya bile çekildi. Dijital billboardların pencereler de düşünülerek monte edilmesi müthiş bir gerçeklik katmış. Verilen mesaj ise “work work work if it gives you joy joy joy” (çalışın çalışın çalışın eğer size keyif keyif keyif veriyorsa).

“Joy is success”, isnt it? (keyif başarıdır, değil mi?)

Get the Flash Player to see this content.

*credits go to Truly Deeply and Seda :)

Açıkhava Reklamcılık Nedir? Nelere Dikkat Edilmelidir?


 

Açıkhava reklamcılık (outdoor adverting), ev dışında yapılan reklam çeşidi olarak daha önceleri tanımlanmış olsa da, gerilla pazarlama kavramıyla birlikte aslında belirli formatlarda yapılan ev dışı reklamcılık olarak daha doğru tanımlanabilir.

Açıkhava reklamcılık denince akla ilk gelen reklam formatı billboard sanırım. Billboardlar yatay dikdörtgen ve genel olarak duvara monte edilmiş reklam

Vodafone’un Billboard’da canlı manken ile yaptığı 3G reklamı

üniteleridir. Raketler ise dikey dikdörtgen olarak kaldırımlarda bulunan reklam üniteleridir. Duraklarda da bulunan raketler, genel olarak görünürlüğü en az billboardlar kadar yüksek ünitelerdir. Megalightlar dev billboardlar olarak tanımlanabilir, ve genelde yol kenarlarına konumlandırılmıştır. Bu standart reklam formatlarının dışında, metrolarda, elektrik direklerinde, duvarlarda bulunan farklı boyutlarda açıkhava reklamlarına da denk gelmiştirsiniz. Ayrıca otobüs kaplama ile yapılan reklamlar da özellikle İstanbul’da oldukça popüler. Otobüslerin sadece arkası, sadece şerit şeklinde yan bölgesi, tek katlı ve çift katlı otobüslerin tamamı reklam alanı olarak kullanılabiliyor.

İstanbul’daki billboardların tamamı Ströer tarafından satılıyor. Durak ve raketlerde ise denge durumu söz konusu. Wall’in merkezi yerlerde ama az, Clear Channel’in

TTNet’in 3D durak reklamı

merkezi yerlerde az ama genel olarak İstanbul’un genelinde yoğun durak&raket reklam üniteleri bulunuyor. Ayrıca bu şirketlerin tümü ve diğer bazı irili ufaklı şirketler megalight satışı yapıyor. İstanbul’daki otobüs üzeri reklam alanlarının tamamı ise Clear Channel tarafından satılıyor.

Mecra olarak bilinçli kullanıldığında çok etkili olabiliyor açıkhava. Örneğin, doğru hedef kitlenizin olduğu bölgeleri yoğunlukla seçebileceğiniz billboard, megalight ve durak&raket network ü (durak&raket’ler belli adetlerde paket olarak satılırlar ve bu paketlere “network” adı verilir) kullanarak etkin marka iletişimi sağlanılabilir.

Kendi gözlemlerime de biraz yer vermek istiyorum. Ara sıra, gördüğüm bazı reklamları sizinle Marketoloji üzerinden paylaşıyorum. Bu reklamlar ve diğerleri düşünüldüğünde açıkhavada yapılan reklamlarda bazı sıkıntılar olabiliyor. Örneğin, görsel o kadar büyük kullanılıyor ki, ne marka ne de mesaj algılanmıyor. Bu durumun iyi bir dengeye oturtulması gerekiyor reklam içeriğinde. Aksi takdirde sadece resim görünebiliyor veya sadece sıkıcı yazı kümesi oluşabiliyor. Görselin ön planda, mesajın arka planda olduğu reklamların aksine, mesaj doğru yerde, doğru font büyüklüğünde konumlanmalı ve görsel ile “destek”lenmeli diye düşünüyorum. Şu sıralar Nokia’nın “Dokun” temalı bir açıkhava reklam kampanyası var (Bir türlü resmini çekemedim). Özellikle Taksim Metrosu’nun Osmanbey çıkışında sürekli gördüğüm bir raketin içine tüyler kullanarak reklam içeriği yapmışlar. Kesinlikle dokunma hissi uyanırıyor ve vermek istediği mesajı doğrudan veriyor. Bu ve benzeri kampanyalarla markalar açıkhava reklamcılığı çok etkin kullanılabilir. Açıkhavanın en büyük sıkıntısı da ölçümlenememesi.

Yaratıcı Açık Hava Reklamı: Chang Soda’dan “Fizzy Billboard”


 

Tayland’da gerçekleştirilen bu yaratıcı açıkhava reklamı ile piyasada bilinirliği oldukça düşük olan Chang Soda, hem bilinirliğini hem de rekabeti arttırmayı başarmış.

İzleyeceğiniz videoda, tek marka tarafından domine edilmekte olan bir soda pazarında başka marka sodanın da var olduğunu gösterebilmek için yaptıkları bu “Fizzy Billboard” ile bir ay boyunca ilgi çekmeyi başarmış. Sodanın köpüren özelliğini öne çıkararak, reklamdaki ürünün ne olduğu ile ilgili gerekli imajı tüketicinin zihninde oluştumuşlar. Hem daha önce denememiş tüketicilere ulaşmış, hem de piyasada tek olduğuna inanan Singh Soda’yı rekabet içerisine çekmeyi başarmışlar.

Uzun uzadıya yapılacak PR çalışmaları, dergilere verilen dikkat çekmeyen reklamlar, gereksiz harcanan paralar yerine çok yaratıcı bir çözüm ile kısa sürede etkili sonuç alan bu çalışmayı çok beğendim. PR için en ufak ekstra çaba harcamalarına gerek kalmadığı gibi, istedikleri WOM (Word of Mouth)’a ulaşmışlar, satışta sonuçlarını bile görüntüleyebilmişler. Bence: Harika!

[HTML2]

Tüm Şehir Markalar için Bir Sahne Olursa


 

Havaların ısınmasıyla beraber açıkhava reklamcılığında da yaratıcı girişimler göreceğiz gibi görünüyor.

Otobüs durağı dayama döşeme trendinden sonra (bu yazıda bulabilirsiniz), bina cephelerini oyun alanı olarak kullanmak, hatta “advergaming” için kullanmak yükselen trend. Geçtiğimiz günlerde alelade bir binayı değil, yüzlerce yıllık tarihi olan Rumeli Hisarı’nı dijital oyununa sahne yaptı 8×4 deodorantları.
Daha önce de Galata Kulesi’ni aynı amaçla kullanan firma, yeni çıkan iki farklı ürünü Güzel ve Çirkin – (Beauty & Beast) ‘in adına uygun olarak tasarladığı bu gösteriyi, bloggerlar ve davetlilerin katılımıyla hisarda gerçekleştirmiş. Görsel olarak çok etkileyici olmuş ama en basit pazarlama iletişimi kuralı olan bütünlük, entegrasyon yakalanamamış.

  • Gösterinin anlık olması nedeniyle izleyici sayısı sınırlı.
  • Viral etki göstermesi için bloggerlar çağrılmış ancak internetteki haberlerin hepsi aynı, birebir basın bülteninden alınıp yapıştırılmış.
  • Hazırlanan videonun viral bir özelliği yok, ne müziği ne hikayesi bizi paylaşmaya itmiyor.

Bu noktada markaya önerilerim bütçeleri dahilinde ünlü (celebrity) kullanımı ve bu kişinin Hisar’da bu gösteriyle karşılaşması gibi viral bir video hazırlamaları veya bütçeleri dahilinde bu gösterimi televizyon reklamıyla desteklemeleri olurdu. Nivea’yı da yöneten Beiersdorf firmasının bütçe yaratabileceği açık. Gençler sevdikleri dizinin reklam arasında bu görsellikle karşılaşsalardı ertesi gün gider üründen alırlardı eminim.
Yani advergame (veya bu spesifik adıyla projection mapping) uygulamamız çok güçlü değilse (her gün Taksim’in ortasında tekrarlayamıyorsak) mutlaka geniş hedef kitleye ulaşabilecek diğer yollarla desteklenmeli. Aksi halde ajansın başarı panosundan ileriye geçemez.

Diesel’in Aptalları


 

Diesel geçtiğimiz sezon “Be Stupid!” temalı kampanyasıyla büyük ses getirmişti. Plansız yaşayan, risk alan, geniş bir ilgi alanı olan ve kısacası hayatı doyasıya yaşayabilmek için herşeyi akıllılar kadar çok düşünmeyen bir kitlenin markası olduğunu başarılı bir şekilde anlattı.

Görsel olarak da özellikle basılı medyada ve açıkhava reklamcılığında oldukça ilgi gören bu kampanya zaman zaman eleştirilse de ses getirdiği bir gerçek.

Bu başarılı kampanya arkasından Diesel “stupid” akımını devam ettirdi ve yeni bir devam kampanyası ile yine olumlu olumsuz birçok tepki alacağa benziyor. Görseller şimdiden bloglarda paylaşılmaya ve konuşulmaya başlandı. Peki Diesel bu iletişim tarzını neden benimsedi?

Özellikle “markanın kişiliği” ve “marka kimliği” denen kavramlar adına önemli bir yatırım bunlar. Markanın kişiliği literatürde bir markayla ilişkilendirilen insani özellikler olarak tanımlanıyor*. Gerçekten de bu kampanyalardan sonra Diesel bir insan olsa nasıl olurdu sorusuna net bir şekilde cevap verebiliyoruz. Yazının sonunda paylaştığım linkten yeni kampanya görsellerini de incelediğimizde yanıtımız Diesel’in aptal, cesur, fazla düşünmeyen, anı yaşayan, çılgın vs bir karakter olduğu oluyor. Ki bu da verilmek istenen imajı karşılıyor diye düşünüyorum.

Etik olarak verilen mesajların doğruluğu elbette tartışılabilir. Örneğin “Patronunuzla daha yakın olursunuz!” “Evet ölebilirsiniz ama en azından sıkıntıdan değil!” gibi mesajlar uzun uzadıya tartışılabilir ancak Diesel’in hitap ettiği kitle zaten normalin biraz dışında bir çizgi çizen genç bir kitle. Ayrıca artık televizyonda ya da reklamlarda gördüğümüz şeyleri hemen gidip yapmadığımızı, tüketicilerin gittikçe bilinçlendiğini tartışmanın da anlamı yok. Ayrıca Diesel’in seçtiği mecralar oldukça yüksek ve farklı bir kesime hitap ediyor. Elbette mesajlar yumuşatılabilir, yaratıcılık gibi yönler daha çok vurgulanabilirdi ancak kampanya o zaman bu kadar ses getirebilir miydi bilinmez.

Merak edenler için Diesel’in Aptallık Manifestosu ve yeni kampanya görselleri bu linklerde.

* Aaker, J. L. (1997), “Dimensions of Brand Personality,” Journal of Marketing Research, 34, pp.347-56.

Next Page » Scroll to top