Peki Bundan Sonrası: Yeni Medya Düzeni Konferansı


 

Merakla beklediğim Yeni Medya Düzeni Konferansı, 26 Ekim’de gerçekleşti.

Türkiye’de geleneksel medyanın en kallavi oyuncularından birinin yeni nesil medyayı, değişimin liderleri eşliğinde okumaya çalışması çok değerli. Medya tüketiminin yaşadığı değişime sırt çevirmek, karşı gelmek, ciddiye almamak ve belki de en mantık çerçevesi dışındaki haliyle geleneksel medya aygıtlarından biri olarak algılamaya çalışmak şu ana kadar karşılaştığımız reflekslerdi. Duruma buradan baktığımızda Chris Anderson, Cenk Uygur ve Seth Godin gibi isimlerin konu hakkındaki fikirlerinin ve öngörülerinin takip edildiği bir konferans düzenlemek, kesinlikle Türkiye sınırları içerisinde konuyla ilgili yapılabilecek en iyi şey.

Konuşmaların/tartışmaların içerikleri kendilerine has olduğu için, ayrı başlıklarda ve takip edilebilir notlar halinde devam etmenin algımızı berraklaştıracağını düşünüyorum.

Chris Anderson

- Wired Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson’ın sunumu esnasında en çok hoşuma giden detay, kendisinin dergiyi bir ürün olarak algıladığının net olmasıydı. Ürünün içeriği, vaat ettikleri, paketlenmesi, dağıtımı, rafta verdiği mücadele,kullanıcıya yaşattığı tecrübe ve tecrübenin ortama göre değişimi Chris Anderson sunumunda düşünceyi şekillendiren ve ilerleten parametrelerdi. Bu eşlemenin, Chris Anderson’ın yarattığı farkı açıkladığı kanaatindeyim.

- Chris Anderson; Iphone, Kindle ve Cloud Computing’in kullanıcı alışkanlıklarını şekillendirdiğini belirtti. Kullanıcının ekrandan daha fazla okuma yapmaya alıştığını ve mobilleştiğini ekledi.

- Wired’ın habitatlarından en değerlisini rahatça Ipad olarak ilan etti.

- Netbook ve Ipad tecrübeleri hususunda yaptığı kıyas keyifliydi: Ipad’in rahatlamaya, oynamaya, maruz kalmaya ve daha uzun süreli medya tüketimine daha müsait olduğunu söyledi.

- Ürünün en rahat olduğu mecrayı dillendirdikten sonra, ürünü tanımlamaya geçti.

- Bir derginin vaat ettiği tecrübeyi tamamlayan en önemli unsur olarak paketlemeyi öne sürdü Chris Anderson. Doğru içeriği, doğru tasarımla birleştirerek deneyimi toparlamanın dergiyi tanımladığını söyledi.

- Ve Wired’ın webde paketlemeyi yitirdiği gerçeğiyle sürdürdü sözlerini: Wired’ın harika bir websitesi olmayı başardığını ( Kullanıcı kaynaklı içerik, trafik ve kitle başlıklarında Wired performansı ortada) ancak dergi tecrübesini webe taşımak hususunda yetersiz kaldığını ifade etti. Yine de kendisinin eklediği gibi, webde dağıtımın ne kadar harikulade yöntemleri olabileceğini göz ardı etmek mümkün değil.

- Sunumun tansiyonu burada yükseldi. Başka deyişle Chris Anderson, yeni nesil medya araçlarına dair derin gözlem ve yorumlarını bu noktadan itibaren paylaşmaya başladı.

- Ortalama olarak basılı formatın 60, Iphone’un 55, webin 3 dakikalık okuma süreleri vaat ettiği bir evrende Ipad 100 dakikalık dikkat vaat ediyordu.

- En kritik soru geldi takiben: Gelenekseli dijitale nasıl taşıyabiliriz? Sorunun cevabı görüldüğü üzere web değildi.

- Sunumun başından beri, Chris Anderson’ın Ipad’e yoğunlaşmasının sebepleri görünüre çıktı. Takip edebildiğim, geçmişteki kısa süreli Ipad tecrübelerimden hatırlayabildiğim ve kendisinin argümanlarıyla birleştirebildiğim kadarıyla Ipad, geleneksel medya tecrübesi ve web arasında yepyeni ve akıl almaz verimlilikte bir alan yaratmayı başarmış.

- Ipad tecrübesinde webdeki dağınıklık yok. ”Paket”i oluşturan elementleri ayrı ayrı deneyimlemek mümkün. İstediğiniz takdirde yine mevzubahis elementlerin bütünleşerek ortaya çıkardığını da öyle. Basım, web ve Ipad için Wired’ın ayrı tasarımlara sahip olması kast ettiğimi somutlaştıracaktır.

- Tüketicinin beklentileriyse, baskıdan Ipad’e geçildiğinde değişiyordu. Derginin basılı haline abone olan kullanıcıların, Ipad için kendilerini ”yeniden ödeme yapmış” gibi hissetmeleri, fiyatlarda indirim beklentisi, buglar ve daha ”akıl uçurucu”, yenilikçi beklentiler yeni nesil medya kullanıcısı hususunda size fikir verebilir.

- Wired’ın Ipad deneyimlerini toparlama kısmına Chris Anderson, yine bayıldığım bir alıntıyla başladı: ”The whole is greater than the sum of it’s parts.”

- Paketin bölünmemesi, kapak, tasarım, hiyerarşi (içeriğin girişi, gelişmesi ve sonuçlanması), periyodik yayın imkanı, ”etkinlik” mertebesine yakınlığı gibi geleneksel dergiyi tanımlayan tecrübelerin yanında Ipad müzik, video, animasyon, interaktivite, sosyal medya katmanı gibi yeni nesil unsurları tamamlayıcı olarak kullanıyor. Bilgisayar oyunlarına has ”ödül kazanma”, ”başarı”, ”fark edilemeyeni bulmak(mystery eggs)” gibi mevzuların da Ipad tecrübesini zenginleştirdiğini sözlerine ekledi Chris Anderson.

- Kullanıcının takipçiliği, daha rahat/hızlı tepki verebileceği bir ortamda medya tüketmesinin yakın gelecekte Wired’a kullanıcıları tamamiyle analiz etme şansı vereceğini söyledi Chris Anderson. Hali hazırda ideal içeriğe ulaşmak için bunun ne kadar kritik olduğunun hepimiz farkındayız.

- Genel hatlarıyla Chris Anderson sunumunun Ipad sunumuna yakınlaştığı başlangıçta benim de aklıma gelen ve organizasyon esnasında havada en çok salınan cümleydi. Kağıt üzerinde belki de böyle.

- Daha etraflıca düşündüğümüzde, Chris Anderson içeriğin barınabileceği tüm ortamlar arasında en verimlisinden ve yönlendirdiği içeriğin bu ortamdaki tecrübelerinden bahsetti. Bu yüzden, sunumdaki Ipad odaklanmasını mantıksız bulmadım.

- Chris Anderson sunumu doğru datanın, farklı mecralarda, farklı fonksiyonlar eşliğinde, zengin bir vizyon ve bolca öngörü eşliğinde okunmasıydı. Fena halde yararlı olduğunu inkar edemem.

- Tabletlerin geçmiş zamanlardaki dini fonksiyonlarını hatırıma getirdiğimde, Chris Anderson’ın yakın gelecekte modern dinlerden medyada yaşanacak değişimleri kutsal ”tablet”ten interpret ettiğini hayal ederek gülümsedim.

Arthur Sulzberger

- The New York Times Yönetim Kurulu Başkanı Arthur Sulzberger’in sunumu, kanaatimce etkinliğin en düşük/kuvvetsiz noktasıydı.

- Tüm dünyanın içerik üretebildiği bir ortamda, güvenilir içerik üretiminin ”Premium Ürün” olmaya yakınsadığını algılamak güç değil.

- Yine kendisinin belirttiği gibi, kullanıcıda güvenilirlik sağlamak yeni nesil medya araçlarında (ve zaten halihazırda pazarlamada) çok önemli.

- The New York Times’ın eli mevzubahis noktalarda çok güçlü, bunun da farkındayız. Keza kendisi de ”Quality Journalism-Quality Readership- Quality Advertising” minvalini dilinden düşürmedi; NY Times’ın ”Premium Ürün” algısının altını gayretlice çizdi, segmenti de yüksek tanımladı.

- Ancak Sulzberger’in sunumunun The New York Times’ın 2011’den itibaren paylaştığı içeriği kısıtlayacağına, kullanıcının kaliteli içerik için para harcamaya ikna olduğuna ve NY Times’ın ücretli aboneliğe geçeceğine dayandığını hesaba katınca, bu konuşmayı kendisinin tavırlarıyla ”Yeni Medya Düzeni Konferansı” başlıklı bir etkinlikte dinlemek ironiye bulandı.

- Facebook, Twitter gibi enstrümanların informasyonun dağıtımında ne kadar önemli olduklarının farkında olduğunu, ”NY Times Dünya’da en fazla retweetlenen informasyon dağıtıcısıdır.” şeklinde somutlaştırmaya çalışsa da mevzu aslında Facebook Uluslararası iş Geliştirme Başkanı Christian Hernandez’in sonradan belirteceği gibi bambaşkaydı: ” Share is the new search.” Umarım kendisi, içeriği limitlediği zaman webde bilgi dağıtımının en etkili yollarından birinden kendi insiyatifiyle vazgeçeceğinin farkındadır.

- NY Times’ın segment algısı ve ürün olarak konumlanması, bildiğim kadarıyla yalnızca kendilerini ve abonelerini ilgilendiriyor, yeni nesil medya aygıtlarını ve işleyişlerini değil. Kaldı ki NY Times’ın Premium olarak konumlanmaya karar verdiği bir ortamdaki rakipleri Amerika’daki diğer geleneksel medya devleri değil; Twitter, Facebook ve müstakbel diğerleri. İçerikte limite takılan bir kullanıcının ”Paywall” tabiriyle karşılaşmaktan memnun kalacağını düşünmüyorum. Konseptten ziyade kelimeyi korkutucu bulduğumu da ekliyorum.

- Konuşmanın başlığının ”Dijital Çağda Vatandaşlık” civarlarında olması ve böyle bir başlık altında kendisinin 20. yüzyıl ortalarından itibaren tekrarlanan fikirleri, yeni ortaya çıkmış gibi savunması gerçekten şaşırtıcıydı. En azından konuşmanın başlığı bende internetteki komüniteler hakkında bir şeyler duyma beklentisi yaratmıştı; heyecanımı henüz konuşmanın başında yitirdim, diyebilirim.

Panel: Chris Anderson, Christian Hernandez, Levent Erden

- Ağırlıklı olarak sosyal medyanın tartışıldığı bir panelde, Chris Anderson’ın ‘’sosyal medya’’ kavramını bilinçli olarak tırnak içine alması manidardı.

- Yeni nesil medya araçlarının, geleneksel televizyona etkilerinin tartışıldığı esnada yine Chris Anderson benzer bir yaklaşımla, televizyonu yeniden tanımlamaya gerek duyulduğunu belirtti: ‘’Which one of those is television?’’

- Evde, çocuklarının televizyon tecrübesiyle, bildiğimiz YouTube tecrübesini kıyasladı Chris Anderson ve ikisinin kesinlikle aynı bakış açısıyla irdelenemeyeceğini söyledi.

- YouTube ve webde video izlememize olanak sağlayan portallarla, geleneksel televizyon mukayesesi esnasındaysa Chris Anderson, yaklaşımıyla şablonu çizdi: ‘’What if YouTube is the snack and television is the meal?’’ Levent Erden’in bu husustaki argümanı, gündelik yaşamda insanların her zamankinden daha az vakit sahibi oldukları ve eğlenceyi maksimize etmek istedikleri yönündeydi.

- Tartışma aklıma basılı formattaki kitaplar ve e-book karşılaşmasını getirdiğinde, iki içeriğin farklılaşabildiğini ve farklı tecrübeler vaat ettiğinin altını çizen Chris Anderson, benim adıma tartışmayı sonuçlandırdı.

- ‘’Sosyal medya’’ mefhumuna Levent Erden’in yaklaşımı gerçekten ilgi çekiciydi. İsmine zıtlık oluşturacak şekilde, sosyal medya tecrübesinin asosyal olduğunun altını çizdi Erden: ‘’You are connected to people, not with people.’’ Erden’in ‘’Yalnızlığın Kabulü’’ ve ‘’Tekil Sosyallik’’ olarak da adlandırdığı sosyal medya kullanımına yaklaşımı içgörü dolu ve besleyiciydi.

- Yine Levent Erden, dünyada gözlenen trendler ve Türkiye’deki trendler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini argüman olarak kullandı. Türkiye’de değişimin bir sürece ait olmaktan ziyade, aniden /birdenbire gerçekleştiğine, Türk insanının zihninde ‘’uzun vade’’nin bir aydan ibaret olabileceğini eklediğinde, neden bahsettiğini daha iyi anlamış olduk.

- Reklamcılığın değişmesi gerektiği, yaşanan onca değişime karşın reklamcılığın yarım asırdır aynı algıyla ilerlerdiğini belirtti Levent Erden.

- Konferansın tamamı boyunca aklıma takılan konulardan bir başkası, pazarlama ve medyanın birbirlerine hiç olmadığı kadar yakınlaşmalarıydı. Bu paralelde Levent Erden, pazarlamanın tamamen medya tarafından yapılabileceği fikrini seslendirdiğinde şaşırmadım: Gazeteciliği, müziği ve sahne sanatlarını geriye alınamayacak şekilde değiştiren Yeni Medya’nın bir sonra dokunacağı nokta kanımca reklamcılık. (Yine aynı fikri, Seth Godin’in farklı bir algoritmayla okuyarak, pazarlamanın kendi medyasını yaratması gerekliliğinden dem vurmasıysa bana daha ikna edici geliyor.)

- Christian Hernandez’in söyledikleriyse, gerçekten yeni şeyler değildi. ‘’We just gave you the platform, you turned it into a phenomenon.’’ Time’ın geleneksel ‘’Yılın İnsanı’’ seçimlerinin kapağına ‘’You’’ olarak yansıyan bu kavramdan epeydir haberdarız.

- Pepsi’nin bu yıl, normal şartlar altında Superbowl’a ayıracağı 20 milyon dolarlık bütçeyi sosyal medyaya transfer etmesiyse, Christian Hernandez’in olayın ciddiyetini vurgularken kullandığı somut bir argümandı.

- Facebook’ta markaların varlığı hakkındaysa, kanımca hala birilerinin duyması gereken bir şeyden söz etti Christian Hernandez: Ürününüzden/hizmetinizden değil, ürünün/hizmetin tecrübesinden ve tecrübeyi yaşatan ortamlardan söz etmek. Bu bağlamda P&G’ın Pampers hakkında annelerle kurmayı başardığı iletişim de çok yerinde bir örnekti.

David Goodman

- İnternet radyoculuğu ve Last.fm etrafında dönen David Goodman sunumu, bildiklerimizi verimli bir şekilde toparladı. Yeni bir şeyler söyleyebilmekten ya da vizyon paylaşmaktan ziyade, halihazırda kullanılan sistemlerin iyi bir özeti gibiydi.

- Radyonun, geçmişte sosyal medyanın etkisine benzer bir etki bıraktığını duymak yararlıydı. Sosyal medyanın vaat ettiği tecrübenin radyoya kıyasla çok daha zengin olması bir yana, temel parametrelerin yine aynı kaldığını algılamak şaşırtıcı.

- İnternet üzerinden müzik tüketiminin hiç olmadığı kadar yükselmesi, sunumda üzerinde durulan noktalardan biriydi. Burada Ipod’u hatırlamak gerekiyor belki de: Müzik tüketimini ciddi manada gündelik hayata/dijitale eklemlemesi, görmezden gelinecek gibi değil.

- Last.fm ve benzer modellerin zengin içerik, kullanıcılar arası etkileşim gibi sürücülerle halen ciddi bir dataya/trafiğe ve etkiye sahip olduğu, David Goodman sunumu sonrası akılda kalan en önemli derslerdi.

Cenk Uygur

- Young Turks kurucusu Cenk Uygur, organizasyon kalabalığına en yakından dokunabilen konuşmacılardan biri oldu.

- Tamamiyle sıfırdan başlattığı ve web üzerinden yayın yaptığı Young Turks, şu anda YouTube ortaklığında devam edecek kadar mühim.

- Cenk Uygur, bu başarı öyküsünün sebeplerini epey rahat bir biçimde sıralamaktan da geri durmadı: 1) Internete inanmak, başka kimse benzer bir formatı uygulamaya cesaret edemezken, fark yaratmak 2) Doğru içeriğin doğru kitleyi bulacağından emin olmak 3) Doğru içeriği verdiğinden emin olmak 4)Eğlendirmek 5)Internette alıştığımız manada ‘gatekeeper’ olmaması

- Geleneksel televizyonun ‘fake’ olması ve Young Turks’un kimsenin söylemeye cesaret edemediği her şeyi söyleyebilmesi Cenk Uygur’a göre, geleneksel medyanın kendini öldürmesini ve programının internetteki başarısını açıklıyor.

- Cenk Uygur’un kullanıcı tepkilerine karşı çok hassas olması ve içeriği tamamiyle geri besleme paralelinde şekillendirmesi, bir başka değerli farkındalık.

- Günün sonunda, Cenk Uygur’un farklılaşmış, özel ve cesur bir içerik yaratarak, internette içerik tüketimi alışkanlıklarına fena halde uygun bir proje aktive ettiğini söylemek mümkün. Daha önce telaffuz edilmeyenleri dile getiren bir projeyse, içerik namına pazarın talep ettiğine tam olarak dokunmak anlamına geliyor.

- Ve tabii, internet tabiatına uygun bir şekilde gerillavari alışkanlıklardan beslenen bir proje olarak Young Turks’un gittikçe palazlanması bir başka mevzu.

- Cenk Uygur, adeta gerçek devrimcilere yaraşan bir üslupla, ilk günkü tavırdan taviz vermeyeceğinin altını ısrarla çizmekten geri durmuyor.

Seth Godin

- Etkinlik kapsamında beni en heyecanlandıran konuşmacının Seth Godin olduğundan bahsetmeme belki de gerek yok.

- Seth Godin konuşmasına ‘’What time is it in Turkey?’’ diyerek başladı. Gelen cevaba binaen ‘’Of course you know what time is it, you are programmed to know it’’ diyerek devam etmesi ve sunumunu oluşturan içeriği tamemen bu fikir etrafına sarmallaması görülmeye değerdi. Kendisi tam bir hitabet uzmanı, daha net bir algıyla tam bir ‘mindcontroller’.

- Endüstri Devrimi’nden bu yana en esaslı değişimin tecrübe edildiğini söyledi Seth Godin. Böyle bir dönemde eski düzenin enstrümanlarıyla, yeni yaşam alanlarında başarı sağlamanın mümkün olmadığını ekledi.

- Meatballs and Sundae’den haberdar olanlar için fikir tanıdıktı ancak bu durum, Seth Godin içeriğini tanımlıyordu zaten: Kendisi konuşma süresince hemen hemen tüm kitaplarına, kitaplarının adını dahi zikrederek referans verdi (Linchpin, Purple Cow, Tribes, All Marketers Are Liars bir çırpıda aklıma getirebildiklerim). Bunun yanında, örneklemesi gerektiği zaman Malcolm Gladwell gibi zihnen yakın durabildiği insanlara dokunması da şaşırtıcı değildi. Gerçek bir kanaat önderinin neye benzemesi gerektiğini merak edenler için, eşi bulunmaz bir örnekti.

- Dünya’yı istediğimiz gibi değil, olduğu gibi görmek Seth Godin’in böylesi bir değişimi tarif ederken kullandığı en etkili tabirlerden biriydi. Tüm salonda bu sözün, ciddi bir rezonans yarattığına yemin edebilirim.

- Yeni Medya Düzeni’ni daha somut algılamak niyeti üzerine kurulu bir konferansta, bir yol haritası olmadığını ve haritanın yeniden oluşturulması gerektiğini zikrettiğinde, konferans boyunca duyduklarımızın doğru tecrübelerin, doğru data ve vizyonla yeniden okunması olduğunu tekrar fark ettim. Zihinleri aleve verecek öngörüleriyse, zaten kendisi paylaşıyordu.

- Uygulanan fikir ya da iş modeli ne olursa olsun, yüksek farkındalık ve yaratıcı dokunuşlarla işi ‘sanat’a çevirmenin fark yaratacağı, yine sunumda ısrarla üzerinde durduğu bir argümandı.

- Sosyal medya tabirini Seth Godin de kasıtlı olarak tırnak içine almak istedi. (Whatever that is)

- Pazarlamanın, medya üzerinde daha yakın bir kontrol sahibi olması gerektiğini ve içerik üretiminin ekstra olmaktan çıkıp, standartlaştığını belirtti. ‘’Ürününüz hakkında ilginç bir içerik oluşturun, ürününüz ilginç değilse de ilginç bir ürün tasarlayın.’’ civarları kesinlikle ikna ediciydi.

- Seth Godin algısı parçalara ayrıldığında değerinden bir şey kaybetmiyor keza parçalara ayırdığımızda daha özel dersler çıkarmak mümkün oluyor. Yine de sunumun tamamının, birbirlerine eklenen ve birbirlerini tetikleyen onlarca isabetli fikirden oluştuğunu hesaba katınca, ‘bütün’ü algılamanın değeri daha iyi anlaşılıyor.

Benzer Yazılar

8 Responses to Peki Bundan Sonrası: Yeni Medya Düzeni Konferansı
  1. engin

    Cem Berk özet için çok teşekkürler, çok uzun olmasına ragmen yazını bir kerede okudum, bunu da akıcı anlatımına borçluyum=)

  2. Kenan Usta

    Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş Cem Berk.Tebrikler.

  3. Neslihan

    Konferansın tam bir özeti olmuş.Teşekkürler..

  4. Mert Canlı

    Tabletlerin eski kültürlerdeki (ve dinlerdeki) yeri ile ilgili yaptığın vurguya bayıldım. Hiç bu açıdan düşünmemiştim açıkçası. Yazının geneli de tam anlamıyla okunası ve doyurucu. teşekkürler cem.

  5. Trackback: this site
    ... [Trackback]... [...] Read More Infos here: marketoloji.com/2010/11/02/peki-bundan-sonras... angelsdream.com.au/luxxa/moscou/luxxa-moscou-bra.html
  6. ... [Trackback]... [...] Read More Infos here: marketoloji.com/2010/11/02/peki-bundan-sonras... lockmack.com/lock-picking-report
  7. ... [Trackback]... [...] Informations on that Topic: marketoloji.com/2010/11/02/peki-bundan-... creditautos.org

Leave a Reply

Your email address will not be published. Please enter your name, email and a comment.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>