Krizde Reklam mı, PR mı?


 

Son dönemde hepimizi sarsan Burger King ve McDonald’s’a hastalıklı etler satıldı haberi, reklam ve pazarlama savunmasıyla aklanmaya çalışılıyor.

Taze marul yaprakları, kaliteli et, hijyen ortamı, dolgun domates görsellerinin ve “biz sağlıklıyız” ses tonunun kullanan dış sesin hakim olduğu fast food reklamları dikkatinizi çekmiştir.

Ama bu kadar haber çıkmışken, bir de Burger King -et hastalıklı olsa da pişme derecesinde tüm bakteriler yok olur- gibi saçma bir açıklama yapmışken reklam kampanyasının sırası mı sizce?

Bence önce güçlü PR desteğiyle tüketici güveni kazanmak gerekiyordu. Olumlu haberler, tesislere basın gezisi düzenlenmesi, hijyenik ortamda çalışıldığını belgelerle kanıtlayacak CEO röportajları gibi… Sonra reklam düşünülebilirdi. Çünkü bu şekilde savunmaya geçen haksız insan psikolojisini reklamlarda, bir marka kimliği üzerinden izliyoruz. Üstelik elle tutulur hiçbir şey söylemeyen kampanyalarda marulların, etlerin resmi geçit törenini seyrediyoruz.

Hazır ben de çok sevdiğim Whopper’dan vazgeçmişken, hastalıklı et imajının iyi bir kriz yönetimi sürecinden geçemediğini farkettim. Bu tarz bir kriz basın toplantısı bile gerektirebilirdi. Ama yok!

Reklam bu gibi durumlarda, itici gözükebilir ve tüketici markadan fazlasıyla soğuyabilir. Ne yazık ki reklam bizi kandırır algısı hala etkin. “Amann yalan söylüyorlar” diye zaplanmaya mahkum olacağı da kesin!

Halbuki haber güvenilir bir kaynaktır. Tabi koskoca markalar bunu bilmiyor mu, biliyor. Yalnızca fazla kişiye bir anda ulaşma hatasına düştüklerine inanıyorum. Kim uğraşır PR’ın uzun vadeli sonuçlarıyla, değil mi?

80’li yıllarda içeriğinde siyanür çıkan ve 3 kişinin ölümüne yol açan Tylenol krizini hepimiz hatırlarız. Işi ilk güvenlikli ilaç kapağını geliştirerek ve basın yoluyla özür dileyerek kurtardılar. Kesinlikle reklamla değil! Hatta bu krizden sonra satışları bile arttı.

Markaları kişi olarak ele alırsak daha iyi anlarız. Örneğin bir arkadaşınızın bulaşıcı bir hastalığı olduğunu öğreniyorsunuz ve size kaslarını, pembe yanaklarını göstererek sağlıklı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Oturup uzun uzun hasta olmadığını anlatsa, güveninizi kazansa ve gerekirse doktora birlikte gitmeyi önerse daha iyi olmaz mı? Hangisi sizi daha fazla etkilerdi? Işte fast food-hastalıklı et paradoksu da böyle bir şey.

PR gereken yerde zamansız reklam kullanmanın acısı bakalım bu iki markadan çıkacak mı? Hep birlkte göreceğiz.

Benzer Yazılar

4 Responses to Krizde Reklam mı, PR mı?
  1. Ezgi Merdin

    Burger ve McDonalds hijyene önem verir ve böyle riskler almaz diye düşünyorum öncelikle. Ama genel konuşursam kapsamlı bir PR çalışmasına girişirlerse konu gündemden çabuk silinemeyecek. Oysa reklamlar ve yeni kampanyalarla önceki haberler unutturulabiliyor toplumun çoğunluğuna.

  2. seda akkurt

    Tabi ki hijyene önem verirler ama etler hasta durumu var ve hızlı pişmeyle bakterilerin yok olacağını açıkladılar bile. PR güven verirken, reklam ters imaj oluşturabilir ve kriz denen durumlarda PR dan sonra gelmeli bence. Kriz, pr ve arkasından reklam yolu izlenmeli ki ne oluyor ne bitiyor anlayalım. 30 sn. gibi kısa bir süre de bir şeyler anlatmak, hele konu kapsamlıysa mümkün değil bana göre.

    Geçmiş kriz case lerinin çoğunluğu da önce PR der, sonra belki reklam :)

  3. Ece Paralı

    Hele ki sosyal medya ve video paylaşım sitelerinde yayınlanan hayvanlı videolardan sonra büyük çoğunluğu internet kullanıcısı kesime yönelik pr çalışması gerçekleştirilmeli. Etrafımda bir çok insan hala saantihijyenik görüntülerin etkisinde.

  4. Trackback: recipe finder
    ... [Trackback]... [...] Read More here: marketoloji.com/2010/10/22/krizde-reklam-mi-pr-mi/ ... deliciousrecipefinder.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Please enter your name, email and a comment.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>