Posts by: Seda Akkurt

2007 yılında Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Seda Akkurt, 2007 yılında 18. Aydın Doğan İletişim Ödülleri Ürün-Hizmet kategorisinde “Kotex” adlı çalışmasıyla birincilik ödülü kazandı. Aynı sene içerisinde şube dizaynı projesiyle TEB İcat Çıkar Yarışması finalistleri arasına girdi. Marketing alanında çeşitli eğitim sertifikaları da bulunan Akkurt, bir süre Genna MCG’de reklam yazarlığı görevini sürdürdü. Seda Akkurt, şu an Sanart’ta reklam yazarlığı görevine devam ediyor.

Kızların Erkeklere Serzenişi Modaya Yansırsa :)


 

Baskılı t-shirtler, bu yılın kadın modasına eğlenceli bir bakış açısı getirirken; Instagram, Twitter gibi sosyal medya kanallarında kızların erkeklere mesajlar gönderdiği hatta daha günlük bir dille laf soktukları mesajları içeriyor. Sosyal medya ikili ilişkiler çatışmaları resmen modaya gelmiş, pazarlama stratejisi olarak karşımıza çıkmış. Çok akıllıca. Artık t-shirtlerimizle de laf sokup, güçlü görünebiliriz :)

“Drama Queen, I Hate U!, I am selfish!” Zara, Twist, Pull&Bear’da bulabileceğiniz bazı örnekler. Kadınların güçlü ve seksi duruşu zaman zaman bu şekilde modaya yansıyor. “Nasıl hissediyorsan öyle giyin” taktiği de cabası. Sosyal medya izlenimleri-gözlemleri, moda ve pazarlama bir arada, daha ne isteriz?

Reklam Camiasının Beklediği O Büyük An Geldi: “Türkiye’de Karşılaştırmalı Reklamlar Artık Serbest!


 

Karşılaştırmalı reklamların serbest kaldığı Resmi Gazete’de yayınlanınca ben de dahil olmak üzere bütün reklamcıları büyük bir heyecan sardı. “vs” reklam kampanyaları hazırlamak için sabırsızlanıyoruz. Peki ama niye?

Çünkü yaratıcılığımızı daha özgür sınırlarda kullanma imkanına sahip olduk. İma etmek zorunda değiliz direk söyleyebiliriz, marka adı verebiliriz, çok ince esprili göndermeler yapabiliriz. Bu yüzden hep gördüğümüz McDonald’s vs Burger King, Ferrari vs Porche reklamlarına özenmişizdir. Karşılaştırmalı reklamlar yapısı itibariyle zeki ve yaratıcıdır.

Daha doğrusu zeki ve yaratıcı olmak zorundadır ki itici olmasın. Bir kere gerçeklik daha fazla ön plana çıkıyor, iddianız doğru olmalı. Hangi üründe seçeceğinize dikkat etmelisiniz. Mesela parfüm reklamında böyle bir reklam tercih ederseniz pek uygun olmaz. Narin kadınlar buna kırılabilir. Potansiyel tüketiciniz kampanyayı itici bulursa, alışkanlıklarına saldırılmış hissederse kaçar, küser.

Tabi Pepsi Cadılar Bayramı reklamına Coca-Cola’nın verdiği cevap gibi rezil de olabilirsiniz. Liderliğe, kimin patron, kahraman olduğuna iyi karar vermek gerekiyor.

Türkiye gibi sinirleri biraz bozuk bir ülkede saldırganlığı abartmazsak güzel işler çıkacaktır, dedim ya heyecanla bekliyoruz, yıllardır bekliyoruz. ☺

Bu arada Reklam Özdenetim Kurulu’nu ne yapacağız, şikayetler ne seviyelere gelir merak ediyorum, hep beraber çalışalım, izleyelim, görelim!

Markalardan tüketiciye: “Ne güzelsin, senin adın ne bakayım”


 

“Bu marka da kesin benden hoşlanıyor, baksanıza adımı yazmış ☺” algısı yaratmak için Nutella ve Coca-Cola’nın başlattığı yeni uygulama; isimlerle ürün kişiselleştirme.

Aslında ismini söyleyince tüketicinin markaya dönüp daha dikkatli baktığını, ondan karşılık bulduğunda mutlu olduğunu ve sadakatla bağlandığını ilk fark eden Starbucks’tır. Herkesin bildiği gibi Starbucks’ta isim sorarlar, üzerine yazarlar ve kahve daha çok sizin olur, iyi ve ait hissedersiniz.

Şimdi Coca-Cola ve Nutella da Merve’den Ahmet’e ürün ambalajlarının üzerine yazdıkları isimlerle tüketicinin kalbini kazanıyor. Bunlar hali hazırda çok sevilen, aşk duyulan markalar. Şimdi hedef kitlelerine biz de seni seviyoruz diyorlar. Sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında bu kişiselleştirme olayı sevildi. Herkes kendi ismini görünce seviniyor, paylaşıyor, mutlu oluyor. Yani satışlar da artmış olmalı. Duyulan aşkın platonik olmaması, karşılık bulması iyi bir strateji, güzel bir teşekkür.

Bunun pazarlamada karşılığı bir anlamda “debranding”, cesaret, maliyet ve sevgi isteyen bir iş. Ayrıca aşkım, sevgilim, babam gibi ambalajlarla paylaşım durumunu da yükseltiyor. Tabi dediğim gibi tüketiciniz de size aşıksa yapabileceğiniz bir uygulama. Pepsi’de belki işe yaramazdı, ne dersiniz?

Kes Sesini Digitürk!


 

21 Eylül Pazar akşamı oynan (ya da oynanamayan) Beşiktaş-Galatasaray maçında “her yer Taksim her yer direniş” sloganı atan taraftarların sesi kısıldı, karşılaşmanın sonlarına doğru çıkan olaylar ise sonuna kadar yayınlandı. Bu Digitürk’ün ilk vukuatı da değil üstelik lig başladığından beri marka bu stratejik hatayı yapıyor ve basın açıklamasıyla kurumsal kimliğini yerle bir etmeye devam ediyor.

Bakın BJK-GS maçı sonrası Digitürk ne açıklama yaptı:
“Yayın ilkelerimiz çerçevesinde, müsabaka yayınlarında tarafsızlık ilkesine uygunluk dahilinde, küfür, hakaret ve spor dışındaki söylemlerin yer aldığı tezahüratlara yer verilmemektedir.”

Bir markanın kendisiyle bu denli çeliştiği eş zamanlı bir basın açıklaması daha gördüğümüzü sanmıyorum. Taraflı yayın yaparken, -tarafsızlık- söylemi kullanılması, sahaya inen sözde Beşiktaş taraftarının şiddetinin sonuna kadar gözümüze sokulması, en kötüsü de artık marka değeri olmayan Digitürk’ün hedef kitlesine yalan söylemesi. Sosyal medya farkındalık oranını geçelim, zaten canlı olarak izlediğimiz bir yayın üzerinden söylenen yalanlar kabul edilir gibi değil.

Basın açıklamasının “çok özür dileriz, biz hükümet yanlısıyız hatta hükümetin ta kendisiyiz, sesi kıstık evet, ne yapabiliriz ki, elimiz kolumuz bağlı, siz de idare edin işte, tekeliz biz, izleyin gitsin” şeklinde olmasını beklemiyoruz elbette. Ancak iletişimciler bilir, bu olayda artık açıklama yapılmaz, daha önce yapıldı, olmadı, her şey daha da kötüye gidiyor. Neden? Çünkü bu artık bir kriz ve kriz yönetimi gerektiriyor.

Öncelikle hatamızı kabul ediyoruz, sonra genel müdür katılımıyla bir basın toplantısı düzenliyoruz, gerekirse “özür diliyoruz”, olay tekrarının yaşanmayacağına söz veriyoruz ve sözümüzü tutuyoruz. Olaylar yatıştıktan bir süre sonra güzel, büyük bir sosyal sorumluluk projesine imza atıyoruz, -çevre- dediğimiz topluluğun kalbini kazanıyoruz.

Aslında bu kadar basit. Uzun ve zorlu bir süreç ama taktik, strateji budur, temizdir. Tamam mecburen maçlar izlenecek, başka şansımız yok, abonelik iptalleri öyle abartılı bir sayıya ulaşmadı (ki zaten Digitürk abonelik iptal zorluğu ayrı bir yazı konusu) ama marka kimliği ve değeri gittikçe düşüyor. Bu kadar eleştiri, küfür, hakaret hiçbir markanın hoşuna gitmez, hele ligin bitmesine bu kadar uzun zaman varken. Her hafta aynı kriz yaşanacağına bu durum doğru adımlarla çözülebilir. Yoksa lütfen kurumsal kimliğini bırak, kes sesini Digitürk!

Markalarda “Vintage” Merakımız


 

Eski bir OMO ambalajı gördüğümüzde hissettiğimiz derin bağ, Pepsi’nin logo kronolojisine çok meraklı oluşumuz… Düşündüğümüzde deterjan bitmediğinde markette dikkatimizi dahi çekmez, bize ne OMO’dan, bir marka işte, çoğumuz Pepsi değil de Coco-Cola içeriz hatta.

Bugün Çukurcuma’da antikacıları gezerken, 30 yıl önceki OMO kutusu, eski Vim’in yeşilini görünce ve tüm bunlara hipnotize olmuş gibi bakarken fark ettim: “Markaların geçmişi bizim geçmişimiz.” Şu an Çukurcuma’da eski bir Arko Traş kutusunun 50 TL’ye alıcı bulması bu yüzden.

O logolar ve ambalajlarla birlikte kendimizde olan değişimleri hatırlıyoruz. Çocukken Pepsi’nin logosu böyleydi, OMO’yu annem alırdı, Vim’in eski formu artık yok, tıpkı hayatımızda bir zamanlar olup şimdi olmayan insanlar gibi. Nasıl kendimizin şimdiki zamanda pek farkında değilsek, markalar için de aynı durum söz konusu. Nasıl 2 gün önce ne yaptığımız pek de önemli değil ama 5 yaşında ne yaptığımız çok anlamlıysa öyle.

Burda markaların tüketiciyle bağ kurması da ön plana çıkıyor. Köklü markalar bu nedenle önemli, Çelik ile büyüyen çocuklar için büyüyünce Arçelik çok önemli bir marka olacak. Bir gün Çukurcuma’da Çelik görürlerse ona 100 TL verebilecekler, tıpkı biz 84’lülerin TipiTip sevgisi gibi…

Biz Kimiz? Ve Ünvanlar, Ünvanlarımız…


 

Reklam ajanslarına dışardan bakanların, sektörden olmayanların hatta bizzat kendi müşterilerimizin ajansta kim ne iş yapar anlamadığı, anlamak istemediği olabiliyor. Kafasından marka ismi uydurduğu düşünülen Reklam Yazarları, müşterinin her bulduğu örneği süper bir güçle uygulayabileceğine inanılan Art Direktörler, yaratıcı ekiple düşman oldukları varsayılan, kargo diye adlandırılan Müşteri Temsilcileri daha doğrusu müş-temler :)

Tabi ki durum bundan çok farklı. İçerden bir gözle bakalım gerçekte kim neler yapıyor?

Önce kendi mesleğim olan Reklam Yazarlığını tanıtalım. Reklam Yazarı, daha çok bilgisayar başında otururken önünde bir internet sayfası açık olarak görülen kişidir. Aslında göründüğü gibi internette sörf yapmıyor, fikir bulma öncesi araştırma, örnek tasarım bulma, rakipler neler yapmış gibi hazırlıklarla ilgileniyordur. Fikir öyle “aaa çok sevdim, hadi bu olsun” diye gelmiyor. Bunun strateji ve kültürel alt yapısı var.
Yazarın Kreatif Direktör’e sunduğu fikirlerde ikna edici olması da önemli çünkü genellikle – fikri sat banaaa- diye kendilerinin üstüne gelinir. Yani bizim işimiz kelimelerle oynarken, iyi, hedef kitleyi çekebilecek fikirler bulmaktır aslında, güzel yazı yazmak değil, şimdi sakince Yaşar Kemal’in Reklam Yazarı olduğunu düşünün… Sanırım beni anladınız :)

Bir takım olarak sürekli birlikte çalışan Art Direktör ve Reklam Yazarı, fikir bulma aşamasında senkronize hareket eder. Birbirlerinden haberdar olmalıdırlar ki hayal edilen tasarım ortaya çıkabilsin, uygulanabilir olsun. Bir basın ilanı için görsel düşünürken Art Direktör ve Reklam Yazarı birlikte konsepte uygun bir şeyler çıkarabilmeli.

Art Direktöre gelince Reklam Yazarı ile beraber o da fikir aşamasının baş kahramanlarındandır. Ona hadi bir marka maskotu yarat diye gelemezsiniz, bu iş ilüstratör diye adlandırdığımız kişilerin mesleği. Eğer böyle bir maskot yaratılacaksa, yaratıcı ekip nasıl bir şey istediğini anlatır, animasyon ve ilüstrasyonla ilgilenen kişiler bunu uygular. Story Board çizemez, Reklam Yazarı’nın yazdığı senaryo üzerinden nasıl çizilebileceğini tarif edebilir belki. Eğer yapabiliyorsa bu onun özel ilgi alanıdır, mesleğine dahil değildir. Genellikle kullandığı programlar; FreeHand, İndesign, Photoshop, Illustrator’dür. Illustrator kullanması ilüstrasyoncu olduğu anlamına asla gelmez! Pek çok Art Direktör Apple hastası kişiliklerdir, rahat-geniş tavırlarıyla dikkat çekerler. Gece geç çıkmaları, sabah erken gelmedikleri içindir.

Reklam Yazarı ve Art Direktör, fikir aşaması, hedef kitleyi tanıma, kendini düzgün ifade etme açılarından kültür konusunda yüksek bir yerlerde olmalıdır ve bu yabancı müzik dinlemek değildir.

Müşteri Temsilcileri genel inanışın aksine uyumlu biriyse Yaratıcı Ekiple arkadaş olabilir. Bu inanış temsilcilerin sürekli müşteriyle muhattap olmasından ve bize iş yaptırmak istemesinden gelir. Düzgün brief alamayıp, Yaratıcı Ekibi çıldırtanları da vardır tabi. Müşteri Temsilcisi öncelikle iyi brief alıp bize aktarabilmelidir. Müşterinin ne istediğini bilirsek ancak bunu karşılayan bir iş çıkarabiliriz ve saçma sapan revizyonlarla uğraşmak zorunda kalmayız. Bunların dışında onlar topuklu ayakkabı, biz spor ayakkabıyla işe geliyoruz diye anlaşamıyor değiliz.

Elbette bu saydığım mesleklerin stajyerlik, junior, senior, group head gibi aşamaları vardır. Art Direktör de Reklam Yazarı da Kreatif Direktörlüğe yükselebilir. Müşteri Temsilcileri Genel Müdür gibi pozisyonlarda ilerler, böylesi daha iyidir.

Sonuçta ordan eğleniyor gibi gözükebiliriz ama iş yapıyoruz. Sadece diğer mesleklerden farklı olarak biz işimize aşığız, severek yapıyoruz, işte bu yüzden eğleniyoruz da, evet. Başka hangi meslekte “buralara gelene kadar ajansın kapısında yattı” gibi hikayeler duyarsınız?

“Eğlence” Reklamı İzletir, Ürünü Sattırır. -Ana Bana Kar Yolla-


 

“Ana Bana Kar Yolla” türküsüyle izlenme rekorları kıran King Anneler Günü reklamı, eğlenceli işlerin hala izlenebileceğini gösterdi.

Tahminlerime göre bu reklam Anneler Günü alışverişinde King tercih edilmesinde büyük rol oynayacak. Reklam zaplanmıyor, çıksa da izlesek diye bekleniyor. Çok eğlenceli bir iş, gülümsetiyor, geleneklerimize de modernliğe de gönderme yapıyor. Kral bir kahvaltı için King alın, neşelenin, annenizi mutlu ederken siz de eğlenin mesajı veriyor. E, daha ne olsun? BÜRO Reklam Ajansı harika bir iş çıkarmış, kendilerini tebrik ediyorum :)

« Previous Page - Next Page » Scroll to top