Posts by: Mert Canlı

Mert, İTÜ İşletme Mühendisliği mezunu. Bitirme tezini “E-Ticaret ve E-Pazarlama Stratejileri, Türkiye’de Turizm Sektörüne Uygulanması” üzerine yaptı ve 2007 yılında mezun oldu. Ağustos 2008′de Sony’den ayrıldı ve Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde yüksek lisans öğrenimine başladı. Clear Channel’da ve 4play Digital Workshop’ta pazarlama uzmanı olarak çalıştı. Ekim 2011′de yüksek lisans eğitimini tamamladı. Eylül 2010′dan beri Facebook Dublin ofisinde çalışıyor.

Minecraft Çılgınlığı Gerçek Hayata Taşınıyor


 

Neden çok popüler olduğunu bir türlü anlayamadığım oyunlar var. Tabi ki, zevk meselesi ve bu oyunlara yeterince şans vermediğimden de olabilir. Bunlardan bir tanesi Minecraft. Oyun 2009’da PC’ye çıktı ve 2011 sonlarına doğru da Android ve iOS versiyonları yayınlandı. Temel olarak bloklar kullanarak istediğiniz dünyayı inşa etmek üzerine kurulu. Grid olarak düşünülen dünyayı istediğiniz gibi bu bloklar ile şekillendirebiliyorsunuz. Bloklar taş, çamur, su, ağaç gibi içeriklerde olabiliyor. Oyuncu olarak bu dünya içinde özgürce gezebiliyorsunuz, inşa ettiğiniz bu sanal dünyanın keyfini çıkarabiliyorsunuz veya istediğiniz düzeltmeleri, eklemeleri, çıkarmaları yapabiliyorsunuz.

Oyundaki blokların ve yapıların piksellerden oluşuyor olması müdavimleri için hiç sorun değil, onlar için oyunun en güzel yani özgür bir şekilde yaratıcılığa imkan tanıması.

Oyunun geliştiricileri son olarak, iPhone’da Minecraft nesnelerini, yapılarını gerçek hayatta görebilmemizi sağlayan bir augmented reality uygulaması yayına aldı. Böylelikle, yolda yürürken veya bir alışveriş merkezinde bu nesneleri veya yapıları istediğimiz yere yerleştirebiliyoruz.

Bazı Minecraft uygulamalarının fiyatları şu şekilde:
Minecraft Pocket Edition Lite (iPhone) – Ücretsiz
Minecraft Pocket Edition (iPhone) – $6.99
Minecraft Explorer Lite (iPhone) – Ücretsiz
Minecraft Explorer Pro (iPhone) – $1.99
Minecraft Reality (iPhone) – $1.99

Coke Zero ile 007 olmak için 70 saniyeniz var


 

Hatırlarsanız daha önce sizinle TNT’nin yaratıcı viralini paylaşmıştık. TNT, bu viralde sokak ortasına kocaman bir buton koymuş, bu butona tıklayanları gerçek hayatta dizi setinde hissettirmişti. Dipnot: TNT’nin bu videosu şu ana dek Youtube’da tam 37 milyon kez izlenmiş.

Coke Zero da [bazı sahneleri Türkiye’de çekilen] yeni James Bond filmi 007 Skyfall’un tanıtımı kapsamında bondseverlere 70 saniyeliğine James Bond olma şansı tanıdı. Katılımcılar, hedefe 70 saniye içinde çeşitli zorluklar altında ulaşmaya çalıştılar. Bir tren istasyonunda gerçekleşen aktiviteye dahil olan katılımcılardan, hedefe ulaşabilenler, filme bilet kazandılar.

P&G’nin Olimpiyatlar için hazırladığı annelere yönelik videosu gibi, Coke Zero da bondseverler için önemli bir etkinliği gerçek hayata taşıyarak o dönemin popüler konusunu bir marka çalışmasına dönüştürmeyi başarmış. İzleyelim:

Open Graph ve Sosyal Ticaret: Fab.com ve Lyst.com Örnekleri


 

Open Graph Facebook’un geliştiricilere yönelik sayfasında şöyle tanımlanıyor:

“The Open Graph protocol enables you to integrate your pages into the social graph. These pages gain the functionality of other graph objects including profile links and stream updates.”

Türkçesi, web sitenizdeki sayfaları sosyal ağ içine entegre edebiliyorsunuz ve bu sayfalar diğer ağ nesneleri gibi profil linklerine ve güncelleyebilme özelliklerine sahip oluyorlar. Bu açıklamayı biraz açalım. Web sitenizde belli bir içerik var ve her bir içeriğin bir sayfası var. Bu sayfaların her birini bir nesne olarak Facebook’a tanımlayabiliyorsunuz. Böylelikle bu nesnelerle Facebook’taki insanları etkileşime geçirme imkanınız doğuyor.

Örneğin, bir e-ticaret sitesisiniz ve her bir ürününüz için bir sayfanız var. Bu ürünlerin her birisini bir nesne gibi düşünelim ve Facebook kullanıcılarıyla etkileşime geçmelerine imkan tanıyalım. Facebook’taki insanların bu nesnelerle daha önce etkileşime geçmeleri için tek yöntem Like butonuydu. 2011’in son aylarında düzenlenen f8’de açıklanan yenilik ile birlikte artık kendi aksiyonlarınızı kullanabiliyorsunuz. Yani insanlar ile nesneler arasındaki bağlantı dilerseniz “Satın alma”, “İsteme”, “Sahip olma” gibi aksiyonlar olabiliyor.

Bu aksiyonlar, insanların ürünler üzerindeki gerçek etkileşimi çok daha net gösteriyor. Önceleri e-ticaret sitesindeki bir ürünü sadece “beğenebiliyorken”, artık “satın alabiliyoruz”. Bu aksiyonun en önemli özelliği de, tabi ki Facebook’ta arkadaşlarımızla paylaşabilmemiz. Ben bir e-ticaret sitesinden ürün aldığımda “Mert X.com’dan Y satın aldı” haberi oluşturuyorum ve arkadaşlarım bu haberi görüyor. Bu noktada ağızdan ağıza pazarlama devreye giriyor.

Bu konsepti uygulayarak harika sosyal ticaret konseptleri oluşturan siteler var. Bu sitelerden ikisini mercek altına aldım, Fab.com ve Lyst.com.

Fab.com

Fab.com, farklı tasarıma sahip ürünlerin satışını yapan bir e-ticaret sitesi. Yeni Open Graph lansmanı yapıldığından beri en başarılı entegrasyona imza atan sitelerden birisi. Fab.com kullanıcılarının sitelerinde aldıkları aksiyonları Facebook’ta paylaşıyor ve bu paylaşımı yapan kişilerin arkadaşlarına ulaşarak onların da sitelerine gelmesini sağlıyor.


Fab.com’da bir ürünü favorilerime ekleme haberim.
Eğer ürün satın alsaydım “Mert bought a product on Fab” olacaktı

Fab, ayrıca sitesinde bir Live Feed yani canlı besleme/akış sayfası bulunduruyor. Bu sayfa üzerinden hangi arkadaşlarımız veya diğer Fab.com kullanıcıları neyi favorilerine eklemiş, neyi satın almış anlık olarak izleyebiliyoruz.

Fab.com’un Live Feed sayfası

Facebook Geliştirici Blogunda yayınlanan Early Success Stories: Shopping, Fahsion and Open Graph başlıklı yazıda Fab.com’un başarısı rakamlarla özetlenmiş. Ocak ayında yayına aldıkları entegrasyonun ardından kullanıcı sayıları 1.8 milyondan 4.5 milyona çıktı. Ayrıca, Facebook’tan günlük olarak gelen trafikleri %20-40 oranında arttı. CNNMoney’de çıkan yazıda Fab.com CEO’su da Facebook’la yaptıkları bu çalışmanın çok başarılı olduğunu belirtiyor (bkz Startup Fab says thanks, Facebook!)

Lyst.com

Lyst.com ise e-ticaret sitelerinde bulunan ürünleri listeleyen ve kullanıcılarına sunan bir site. Oldukça yalın bir tasarıma sahip olan sitenin Open Graph entegrasyonu da oldukça başarılı. Sitenin sistemi içinde farklı listeleri takip edebiliyorsunuz. Misal arkadaşlarınızın listelerine ekledikleri ürünleri görebiliyorken, farklı koleksiyonları da ‘takip etme’ fırsatınız oluyor. Böylelikle arkadaşlarınızın ve beğendiğiniz koleksiyonların ürünlerini sadece görüntülüyor oluyorsunuz. Özellikle Facebook ile giriş yaparak siteyi kullandığınız takdirde ve sonrasında siteye tekrar giriş yaptığınızda doğrudan tüm seçenekleriniz geçerli halde siteyi yeniden açıyorsunuz. Kısacası site sizi her seferinde size özel tasarımıyla karşılıyor.

Lyst.com’un Stylefeed sayfası

Geliştirici sayfasındaki aynı blog haberine göre Lyst.com bu entegrasyondan sonra üye kitlesini iki katına çıkardı ve trafiğini iki katından fazla arttırdı. Ayrıca Facebook’tan gelen kullanıcıların diğer kaynaklardan gelen kullanıcılara göre sitede %50’den daha fazla kaldıklarını gözlemlediler.

Alışverişin doğasında bulunan arkadaşlarla birlikte satın alma, onlara satın aldıklarımızı gösterme güdümüz e-ticaret dünyasında bu şekilde çok daha ölçeklenebilir bir şekilde hayata geçmiş oluyor. Ayrıca entegrasyon ne kadar etkin olursa, kullanıcının siteye girişi, kullanımı o kadar kolaylaşıyor. Kullanıcı siteye girerken de siteyi kullanırken de herhangi bir ekstra işlem yapmıyor, arkadaşlarıyla birlikte alışveriş yapmanın keyfini çıkarıyor. Artık internet ‘insanlar’ etrafında inşa ediliyor ve şirketlerin, markaların, sitelerin de bu yeni trende ayak uydurarak işlerini ‘insanlar’ etrafında kurmaları gerekiyor. Bunun farkına varan siteler, çoktan bir adım öne geçmiş durumda bile.

Steve Jobs'ın Biyografisi ve Çıkarılması Gereken Dersler


 

Steve Jobs..Bu satırlarda kendisi hakkında o kadar çok yazı yazdık, yaptıklarını o kadar övdük ki, aslında tüm bunlara ek olarak söylenebilecek herşey sanırım ancak biyografisini okuduktan sonra söylenebilir.

Çok sıkı bir kitap okuyucusu değilim, itiraf etmem gerekir. Ancak son yıllarda seçtiğim kitapların tümüyle gerçekleri yansıttığına emin olmaya özen gösteririm. Bu bakımdan, tarihi kitaplar, araştırmalar ve biyografiler çok daha fazla ilgimi çekiyor. Bu kitaplardan en sonuncusu, Steve Jobs”ın biyografisiydi. Uzun zaman önce edindiğim kitabı ancak bitirme fırsatım oldu ve kesinlikle büyülendiğimi söylemeliyim.

Steve Jobs”ı aslında keynotelarından veya röportajlarından tanıdığımızı zannediyorduk, ta ki bu biyografi yazılıp, vefatının ardından yayımlanana kadar. Kendisi bizzat Walter Isaacson”dan bu kitabı yazmasını istemiş, sebebi de herkesin, özellikle de çocuklarının, onun da bir zamanlar genç olduğunu ve hayatında neler yaşadığını objektif bir gözle öğrenmesini istemesi.

Steve Jobs, insanlık tarihinde yerini aldı. Kanserin aramızdan alıp götürdüğü bu dahi adam sayesinde, muhteşem ürünler kullanmaya ve harika bir kültürün parçası olma şansına eriştik. Çağının Thomas Edison”u ve Henry Ford”u olarak gösterilen Jobs, yarattığı ürünler ile hayat tarzımızı değiştirmemizi sağladı.

Steve Jobs”ın hayatından benim özellikle ders çıkardığım noktaları paylaşmak istiyorum:

Pes etme: Herhalde tüm hayat hikayesi boyunca Steve Jobs”ın Apple için yaptıklarından çıkarılabilecek en iyi sonuçlardan bir tanesi, kesinlikle pes etmemek. Apple I ile başlayan elektronik dünyaya adım atışı, hızlı yükselişi, zenginlik ile ilk tanışma, Microsoft ve IBM”in pc dünyasını yaratması, Apple”ı devre dışı bırakması, sonraki Apple bilgisayarlarında yaşanan hüsranlar, Steve Jobs”ın kovulması, Next”i kurması, başarısız olması, Pixar ile tekrar yükselişe geçişi, Pixar”ı dünyanın en iyi animasyon film yapımcısı yapması, Apple”a dönüşü, iMac, iPod, iPhone, iPad derken Apple”ın dünyanın en büyük teknoloji şirketi olması. Her bir adımı büyük deneyim ve kritik kararlarla dolu bu inişli çıkışlı serüven, Jobs”ın hiç bir zaman pes etmediğini, ürününe, fikirlerine olan bağlılığını ve sonuna kadar şansını zorlayışını da bize gösteriyor.

Ürüne odaklan, müşteri için en iyisini düşün, kontrolü elinde tut: Müşteri anketleri, pazar araştırmaları gibi ürün geliştirme sürecine katkıda bulunan girdiler, Apple için hiçbir zaman söz konusu olmadı. Jobs, ürünlerin tüm detaylarıyla (kullanılacak camın kalitesine, iç dizaynın mükemmeliyetine, cihazların rahatça açılıp açılamayacağna kadar) ilgilendi, her bir ürünü mükemmeliyete maksimum düzeyde yakınlaştırdı. Ürünü müşterinin eline alıp, sadece rahat ve üst düzey kullanımı tecrübesini istedi. Bunun için müşterinin düşüncelerine çoğu zaman ihtiyaç duymadı, çünkü kendisi de bir müşteriydi ve herkesten daha iyi öngörülere ve tespit yeteneğine sahipti. Jobs bu durumu şöyle özetledi: “Muhteşem ürünler üretmek istediğimiz için, kullanıcıyı önemsediğimiz için ve başka insanlar gibi berbat şeyler üretmek yerine deneyimin tamamının sorumluluğunu üstlenmekten hoşlandığımız için yapıyoruz…Onlar en iyi yaptıkları şeyleri yapmakla meşguller ve bizim de en iyi yaptığımız şeyi yapmamızı istiyorlar. Hayatları yoğun; bilgisayarlarıyla cihazlarını entegre etmekten başka yapacak bir sürü işleri var”

Yeri geldiğinde kendi ayağına ateş etmesini bileceksin: Jobs, iPod piyasaya sürüldükten sonra yakaladığı muazzam başarıya rağmen her zaman iPod”u neyin bitirebileceğini tahmin etmeye çalıştı. Kitapta yönetim kurulu üyesi Art Levinson şöyle der “Bizi neyin mahvedebileceğini düşünüp duruyordu sürekli” ve Jobs cevabı buldu: “Ekmeğimize kan doğrayabilecek cihaz cep telefonudur”. Bu karara vardığında biliyordu ki bir sonraki adımı telefon olmadıydı ancak telefona eklenebilecek iPod özellikleri iPod”un kendisini büyük oranda işlevsiz hale getirecekti. Ancak Jobs biliyordu ki, bu özelliği başka bir şirket, telefonlara entegre ettiğinde elinde ne iPod kalacaktı, ne de pazarı domine etmiş bir iPhone.

Jobs huysuzluğu, kabalığı, Apple dışındaki hemen herşeyi, herkesi umursamazlığı ile kendine has bir kişiliğe sahipti. Ancak herkeste hayranlık uyandıran bir karizması vardı ve çalışanlarının kitabın birkaç yerinde de vurguladığı gibi, onunla çalışmak çalışanları, mühendisleri için gerçekten çok zordu, ama onunla tahmin bile edemeyecekleri başarılar elde ettiler. Jobs”ın ikna etme yeteneği üst düzeydi, insanları imkansız gibi görünen birçok şeyi yapabileceklerine inandırmayı başardı yıllar boyunca, ve çalışanları bu imkansızları başararak insanlığa hayat tarzlarını değiştirebilecek ürünler armağan ettiler.

Kitapla ilgili anlatılabilecek çok şey var ama henüz okumamış okurlar için büyüsünü bozmak istemiyorum.

Son olarak, en çok merak edilen konulardan birisi, Apple ismi nereden geldi? İşte cevap:

“..Ertesi gün karar vermek için son günleriydi, çünkü Jobs gerekli belgeleri hazırlamaya başlamak istiyordu. Nihayet Jobs, Apple Computer adını önerdi. “Meyve diyetlerimden birindeydim” diye açıkladı. “Elma çiftliğinden yeni dönmüştüm. Rahatsız edici olmayan, eğlenceli, canlı bir isim gibi geldi. Apple (elma) sözcüğü, computer (bilgisayar) sözcüğünü yumuşatıyordu. Hem böylece telefon rehberinde Atari”den önde olacaktık.” Wozniak”a yarına kadar akıllarına daha iyi bir isim gelmezse Apple”ı kullanacağını söyledi. Ve onu kullandılar…”

Marketoloji’den Haberler – Tasarım ve Ekip


 

5 gün sonra 3. yaşını kutlayacağımız Marketoloji’de yeniliklere devam ediyoruz. Yayın hayatına Blogger’da başlayan Marketoloji’yi 2010’un ortalarında kendi kısıtlı kodlama bilgilerimle son halini verdiğim WordPress tasarımınına geçirmiştik. WordPress bize çok daha detaylı kullanım kolaylıkları sağladı ve sitede daha özgür değişiklikler yapabildik.

Geçtiğimiz aylarda sitenin tüm teknik altyapısıyla ilgili bize destek olmak için Volkan Çağlayan aramıza katıldı. Kendisi sürece birebir dahil oldu ve Cem Berk ve benden aldığı geri bildirimlerle yeni bir WordPress teması seçti, düzenledi ve hızlı bir şekilde yayına koydu. Tasarımda halen düzenleyeceğimiz noktalar var ancak şu anki hali bile eskinden çok daha güzel görünüyor, kanımca. Varsa yorumlarınızı lütfen bizimle İletişim bölümünden paylaşın. Emin olun ki, sizi dinleyeceğiz ve yorumlarınızı değerlendireceğiz.

Diğer yandan, yazar anlamında da Marketoloji ailesi biraz daha büyüdü. Aramıza Ali Erkurt katıldı. Kendisini iş hayatından da tanıdığım gibi, daha önce çok sıkı bir blog yazarı olduğunu da biliyorum. Ali, işi gereği de sosyal medyanın tam ortasında bulunuyor ve tecrübesiyle, yazı tarzıyla Marketoloji ekibine farklı bir hava katacağına şüphem yok. Ekibimize ayrıca Feyza Aykaz, yazar adayı olarak katıldı. Feyza, Bilkent Üniversitesi’nde İşletme Bilgi Yönetimi okuyor ve Arçelik’te staj yapıyor.

Yeni tasarımımızla, yeni ekip arkadaşlarımızla yine Marketoloji.com olarak size en iyi pazarlama ve reklam içeriğini bilgi ve tecrübelerimizle harmanlayıp sunmaya çalışacağız.

Bizi bu zamana dek yalnız bırakmayan tüm okurlarımıza sevgilerle!

Tasodan Facebook Oyun Kartlarına


 

Sanırım 90’larda çocuk olmuş herkes tasoyu bilir. Ben dahil çocukların büyük kısmı paketlerinden çıkacak tasoya sahip olmak için cips satın alırdı. Fritolay’in yarattığı bu furya birkaç yıl yoğun olarak sürdü ve çocuklar artık misketleriyle değil, ender bulunan tasolarıyla veya sahip oldukları taso sayılarıyla hava atmaya başladı. Tüm bunlar Fritolay’in satışlarını da büyük oranda etkiledi tabi ki.

Geçtiğimiz aylarda Wall-mart’ta gördüğüm aşağıdaki stand tüm bu anlattıklarımı aklıma getirdi. 90’lardaki çocukların eğlencesi bir nevi evrim geçirmişti. Artık somut oyuncaklar değil, sanal dünya oyuncakları hediye ediliyor. Çocukların zamanlarının büyük kısmını sokak yerine bilgisayar başında geçirmelerinin ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğunu tartışmıyorum elbette ancak bana şu anda çocukluğumu nasıl yaşamak istediğimi sorsalar, sanırım yine oyumu tasodan, misketten, gazoz kapaklarından yana kullanırdım :)

Internet Explorer 9 TV Reklamı – Yeterince Güzel


 

İnternet”le tanıştığımız ilk günlerde Internet Explorer ve meşhur “e” logosu hep gözümüzün önündeydi. Microsoft”un Windows üzerinden bizi “default” olarak tanıştırdığı bu web tarayıcısının tahtı Netscape ile bir süreliğine sarsılır gibi oldu ancak toparlanması uzun sürmedi. Bu, henüz fırtına öndesi sessizlikti ve fitili Mozilla Firefox ateşledi. Firefox, tarayıcı dünyasına yeni bir soluk getirdi ve zamanla geniş bir hayran kitlesi oluşturdu. Hızıyla, pluginler, add-onlar gibi farklı özellikleriyle Internet Explorer”ı bir anda geri planda bıraktı. Öyle ki, artık Microsoft”a Windows”ta default browser olarak Internet Explorer”ın bulunmaması konusunda baskılar gelmeye başladı. Firefox”un yıldızının iyice parlamaya başladığı The amazing hidden worldThe Beetle Frenzy slot . noktada Google, Chrome ile sahneye çıktı ve Firefox”un şovunu bir nevi yarıda kesti. Böylelikle yeni tarayıcılarla birlikte IE”nin geride kaldığını gören Microsoft, IE”ye daha fazla kaynak ayırdı, rekabetten beslenerek hep daha iyisini yapmaya çalıştı.

IE”nin eski ve modası geçmiş imajını üstünden atmaya çalışırken, son sürümü için bir de güzel TV reklamı hazırlamışlar. Chrome”un Japonya”da yayınlanan televizyon reklamını da Marketoloji”de paylaşmıştım. Anlaşılan o ki, günlük hayatımızda yoğun olarak kullandığımız web sitelerinin veya yazılımların TV reklamı üzerinden geniş kitlelere ulaşması artık olağan hale geldi. Microsoft”un IE 9 için reklamını ise beğendim, markayı dinamizm ve olması gerektiği gibi hızlı olmakla özdeşleştiriyor. Performansını ise test edip görmek lazım.

« Previous Page - Next Page » Scroll to top