Posts by: Mert Canlı

Mert, İTÜ İşletme Mühendisliği mezunu. Bitirme tezini “E-Ticaret ve E-Pazarlama Stratejileri, Türkiye’de Turizm Sektörüne Uygulanması” üzerine yaptı ve 2007 yılında mezun oldu. Ağustos 2008′de Sony’den ayrıldı ve Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde yüksek lisans öğrenimine başladı. Clear Channel’da ve 4play Digital Workshop’ta pazarlama uzmanı olarak çalıştı. Ekim 2011′de yüksek lisans eğitimini tamamladı. Eylül 2010′dan beri Facebook Dublin ofisinde çalışıyor.

Spotify, Deezer, Rdio ve Müzik Endüstrisi


 

Plaklara yetişemedim ama küçüklüğümde kasetler hayatımın önemli bir parçasıydı. Kasette istediğim şarkıyı dinlemek için kalemle bant çevirmeye çalıştığım günleri hatırlarım. O günlerden bugünlere birçok alanda olduğu gibi müzikte de çok şey değişti. Kasetler, kasetçalarlar, farklı cihazlara, boyutlara, formatlara büründüler ve sonunda iPod/iPhone’un büyük oranda hakim olduğu, telif haklarına saygı gösterilen, online olarak belli bedeller ödenerek dinlenen veye edinilen parçalarla bambaşka bir dünya haline geldi.

Bu dönemde farklı sıkıntılar yaşandı. Kullanıcılar, bedava mp3 bulmak uğruna bilgisayarlarına yüzlerce virüs indirdiler, çalışmayan hoparlörlerinden bezdiler, müzik paylaşırken yakalanmaktan korktular, kaset doldurmanın yerini CD doldurma aldı. Diğer yandan, şarkıcılar, yayıncılar içeriklerinin herhangi bir bedel ödenmeden tüketilmesine isyan etti, farklı yaptırımlar uygulanmak zorunda kalındı.

Geldiğimiz noktada, artık Spotify, Rdio, Deezer gibi girişimler, tüm bu telif konusunu halletmiş durumdalar ancak bunun bir bedeli var. Örneğin, bu alanda dünyanın şu anda en popüler servisi olan Spotify’ın halen kar edip etmediği tartışma konusu. The Verge’de çıkan , globalde toplam 20 milyon üyeye ve ücretli servisini kullanan 5 milyon üyeye sahip Spotify elde ettiği gelirin büyük kısmı telif haklarına veriyor (bazı ülkelerde şarkıların arasında reklam da dinlettiğini ekleyelim). Tahminlere göre gelirin kalan kısmı tanıtıma, kalan da Spotifyın teknolojisine gidiyor. Bu telif maliyetleri, Spotify gibi servislerin belini büyük oranda büküyor, ancak müzik şirketlerinin geri adım atmaya hiç niyeti yok, çünkü çoğu büyük holdinglerin bir parçası ve müzik endüstrisi bu holdingler için tabir-i caizse para makinesi.

Tüm bu sorunların arasında, bu servisleri kullanarak istediğimiz şarkıları istediğimiz zaman ya bedelsiz ya da ufak bedellerle dinleyebiliyor olmamız sevindirici. Türkiye’de benzer servisler mevcut ancak henüz bu global oyuncularla yarışabilecek bir girişimimiz yok maalesef (Fizy?). (Not: Bu servislerin hiçbirisi henüz Türkiye’de aktif değil)

Kapanışı Spotify’ın Amerika’da yayına aldığı televizyon reklamı ile yapalım. Spotify gözünden müzik:

Nike’ın Galatasaray Sponsorluğu ve Şampiyonlar Ligi


 

Her dünya kupasında istisnasız, hangi markanın formalarının, ayakkabılarının, toplarının kullanılacağı detaylı analizlere konu olur. Markaların, dünyanın büyük bölümünün takip ettiği böylesi etkinliklerde ön planda olmaları çok önemlidir, bu yüzden özellikle Nike ve Adidas için ciddi bir arena haline gelir.

Şampiyonlar Ligi de farklı değil, yüz milyonların izlediği kulüpler bazında dünyanın en prestijli turnuvasında markaların yarışı hiç bitmez. Galatasaray’ın dünkü maç ile birlikte Şampiyonlar Ligi’nde son 8’e kalmasının, bu bakımdan Nike’a büyük faydası oldu. Nike, Galatasaray’ın formalarını üretiyor ve resmi ürün satıcısı. Bu yüzden, marka şu sıralar tamamen Galatasaray’a odaklanmış durumda. Facebook sayfalarından yaptıkları iletişim de bu stratejiyi destekliyor. Aşağıdaki harika görsel, görselin altındaki yorumlar aslında herşeyi özetliyor (gönderiyi incelemek için tıklayın). Nike Football, maçla ilgili gelişmeleri paylaşırken, taraftarları motive edici yorumlar da yapıyor. Ek olarak, kullanıcılar ne tarz futbol oynadıklarını (defansif, orta saha vs.) yorumlarda paylaşıyor ve Nike’tan tavsiye istiyorlar. Nike da tüm bu yorumlara detaylı cevap vererek kullanıcılarını doğru ürünlere yönlendiriyor.

Bu başarılı çalışma, Nike’a sadece güçlü marka algısı olarak değil, doğrudan satış olarak da dönüyor, hem Galatasaray ürünleri , hem de diğer spor ürünleri üzerinden.

.

Fab.com: Tarz, Sosyal Ticaret & Şeffaflık


 

Fab.com denince aklıma ilk olarak bu üç kavram geliyor: tarz ürünler, sosyal ticareti en iyi uygulayan sitelerden birisi ve özellikle CEO’su Jason Goldberg’un bilgi şeffaflığı.

Hepsine tek tek kısaca değinelim.

Fab.com, tarz ve şık ürün satışı yapan bir e-ticaret sitesi. Ürünlerin kalitesi, farklılığı, orijinalliği, sitenin kalitesi, yalınlığı, sosyalliği ile birleşince muazzam güzellikte bir yapı ortaya çıktı. Hızla artan üye sayısı ve satış hacmi, Fab.com’u farklı pazarlara açılmaya motive etti ve artık yavaş yavaş Fab.com’un dünyanın sayılı e-ticaret şirketlerinden birisi olmaya başladığını söyleyebiliriz.

Sosyal ticaret kavramı, sektördeki birçok kişi tarafından Facebook’ta bir sekme açarak satış yapmaktan öteye gitmezken, Fab.com’a organik olarak dahil olmuş durumda. Facebook ile giriş yapabildiğimiz sitede, Feed uygulaması sayesinde hangi Fab kullanıcısının (dolayısıyla hangi arkadaşımızın) hangi ürünü satın aldığı, favorilerine eklediğini görebiliyoruz. Ürünleri inceleyebiliyor, favorilerimize ekleyebiliyor ve arkadaşlarımızla paylaşabiliyoruz. CEO Jason Goldberg, blogunda yaptığı paylaşımda sosyal kanalları kullanan kullanıcılarının ortalama bir kullancıya göre 2 kat daha fazla ‘lifetime value’ya sahip olduğunu belirtti.

Jason Goldberg, bilgi şeffaflığı konusunda da oldukça kararlı. Blogu, Betashop.com‘da Fab.com’un paylaşılabilecek tüm istatistiklerini düzenli olarak paylaşıyor ve bir nevi müşterilerine güven, rakiplerine göz dağı veriyor. Paylaştığı Ocak 2013 istatistikleri şöyle:

* Geçtiğimiz yılın Ocak ayına göre satışlar %300 arttı
* Ocak 2013 en fazla satış yaptıkları üçüncü aydı. Tatil olmayan ayların ortalamasından %40 daha fazlaydı
* Ocak 2013’de 1 milyon yeni üye kazandı ve dünyadaki üye sayısı 11 milyona ulaştı. Ocak 2012’de bu rakam 1.5 milyondu
* Fab’ın artık İngiltere’de 1 milyon kullanıcısı var ve Avrupa’daki toplam satışların %40’ı İngiltere’den geliyor. Bu yönüyle Amerika dışında en hızlı büyüyen pazar İngiltere
* Düzenli müşteriler günlük satışlarının %67’sini oluşturuyor
* Günlük satışlarının ortalama %33’ü mobilden geliyor
* Ocak 2013’te Fab’e yapılan girişlerin %8’si satın alma ile sonuçlandı
* Ve Techcrunch’ın düzenlediği Crunchies ödüllerinde 2012 yılının en iyi e-ticaret şirketi seçildiler

Noel sonrası düşük seyreden Ocak ayını Fab.com’un bu kadar muazzam başarılarla kapatması elbette tesadüf değil. İzlenen strateji, sitenin işleyişi, sadeliği, sosyalliği ve tüm yeniliklere hızla adapte olması (özellikle mobilde) Fab.com’u hızla en tepeye taşıyor.

Facebook pazarlama çözümlerini kullanmanın faydasını da her defasında tekrarlıyorlar. Kapanışı, Facebook’un Fab.com video case study’si ile yapalım:

2012’nin En İyi Reklamları ve Viralleri


 

TheDrum.com ekibi 2012’nin en iyi tasarım, reklam, websitelerini seçmiş. Aralarında daha önce görmediklerim de var. En çok dikkatimi çeken çalışmalar şu şekilde:

Lego – Imagine

Sadece Lego küplerini kullanarak, anlatmak istediğinizi en basit şekilde nasıl ifade edersiniz? İşte Simpsons.

Pepsi Max – Uncle Drew

NBA’de geçtiğimiz yıl, yılın çaylağı seçilen Kyrie Irving’in başarılı bir makyaj sonucu karşımıza Uncle Drew olarak çıktığı videoda, aslında Pepsi tam olarak ne demek istediğini pek belli etmemiş. Sporla ilgilenen insanları mı, aslında gencisi yaşlısı herkes Pepsi içer mi, bilemedim. Ama önemli olan da bu değil, videonun izleyenleri etkilemesi, hoşuna gitmesi önemli, ve bu da videoyu başarılı bir viral haline getirdi. Videoyu izleyen herkes Pepsi’yi en azından başında ve sonunda gördü. Video şu ana dek Youtube’da 18 milyondan fazla izlenmiş.

Sainsbury – Tiger Bread isim değişikliği

3.5 yaşındaki Lily, Sainsbury’ye bir mektup yazar ve Tiger Bread markalarının aslında Giraffe Bread olması gerektiğini söyler. Sainsbury bu mektubu dikkate alır, fikri beğenir ve markanın isminin değiştirilmesine karar verir. Lily’ye de bir teşekkür mektubu yazar, yanına da hediye çeki ekler. Güzel bir marka iletişimiyle birlikte de bu olay başarılı bir virale dönüşür.

TheDrum’ın 2012’de başarılı bulduğu tüm çalışmaları buradan inceleyebilirsiniz.

H&M’den Deneme Kabini Uygulaması


 

İsveç merkezli H&M, globalde tekstil sektöründeki en büyük oyunculardan biri. İki yıl önce Türkiye pazarına giren H&M, Türk tüketicilerin de oldukça yoğun ilgisini görüyor.

H&M’in web sitesini incelerken deneme kabini uygulamalarına denk geldim. Her zaman hayal ettiğim ‘hangi pantolon, hangi gömlekle daha iyi gider’ sorusuna en kolay cevabı veriyorlar. Uygulamanın çok başarılı çalıştığını söylemeliyim. Birçok farklı model ürünün bulunduğu katalogdan istediğiniz kıyafetleri seçerek erkek veya bayan modelin üzerinde deneyebiliyorsunuz. Uygulamanın görsel bölümü, katmanlara bölündüğü için örneğin gömleğin altına t-shirt veya üstüne mont eklediğinizde gömleğin monttan nasıl taştığını veya t-shirt’in gömleğin içinde nasıl göründüğünü net bir şekilde inceleyebiliyorsunuz. Ürünlerin fiyatları ve detaylarına da kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz.

Ancak uygulamanın iki büyük eksiği var. Birincisi bu ürünleri online satın alamıyoruz. Tüm bu kombinasyonu sepete eklemek gibi bir lüksünüz yok veya ürünleri tek tek de sipariş edemiyorsunuz. Özellikle e-ticaretin bu kadar hızlı büyüdüğü bir dönemde online satın almayı es geçmiş olmaları büyük eksiklik. Güzel haber ise İngiltere dahil olmak üzere diğer bazı ülkelerdeki H&M sitelerinde denediğiniz bu ürünlerin tamamını sepete ekleyip online olarak satın alabiliyorsunuz. Bu demektir ki, Türkiye’de de önümüzdeki dönemde online satışa geçilecek (en azından öyle ümit ediyorum). İkinci sorun ise paylaşım ile ilgili. Oluşturduğumuz bu kombinasyonu Facebook’ta arkadaşlarımızla paylaşmak istediğimizde ortaya çıkan pop-up’ta sorun var, ufak görselde kombinasyonumuz görünmüyor. Ayrıca paylaşım içeriği de doğru bir şekilde kurgulanmamış. Open Graph kullanarak çok başarılı bir paylaşım seçeneği sunabilirlermiş.

Bu iki eksiğe rağmen uygulamayı çok beğendim. Keşke kıyafet satışı yapan tüm e-ticaret siteleri bu uygulamayı kullansa ve biz de tüm bu kombinasyonları deneyerek en beğendiklerimizi satın alsak.

Yemeğin Tarifi de, Malzemeleri de Tesco'dan!


 

İngiltere merkezli süpermarketler zinciri Tesco, Facebook uygulaması üzerinden kullanıcılar ile tarifler paylaşıyor ve bu tariflerle birlikte leziz yemekler yapabiliyorsunuz. Tesco bununla da kalmıyor, size bu süreçte yardımcı da oluyor.

Yemek hazırlarken en çok vakit kaybedilen aşamalardan birisi olan alışveriş kısmını Tesco sizin için tek tıkla hallediyor. Tarifin hemen yanındaki “malzemeleri satın al” butonuyla, yemeği yapmak için ihtiyacınız olan herşeyi sepetinize eklemiş oluyorsunuz. Sonrası zaten standart online satın alma süreci. En kısa zamanda içerikler kapınızın önünde oluyor ve siz hiç dışarı çıkmanıza gerek kalmadan, tarifini öğrendiğiniz bu yemeği yapabiliyorsunuz.

Real food recipe konsepti ile hayata geçen uygulamaya buradan ulaşabilirsiniz: https://www.facebook.com/tesco/app_128178860595607

Aslında bu uygulama kapsamı üzerinde çalışıldığı takdirde çok daha spesifik ve faydalı hale getirilebilir. günümüz online perakendecilik ekosistemi, bir süre sonra online “erzak” konseptini de kapsamaya başlayacak. Böylelikle bu ve benzeri uygulamaları daha çok göreceğiz. Buna bağlı olarak da eticaret hacminin globalde ne kadar büyüyeceğini ve sadece elektronik, giyim markalarının değil, hızlı tüketim markaları için de hayati önem taşıyacağını rahatlıkla öngörebiliriz.

« Previous Page - Next Page » Scroll to top