Posts by: Mert Canlı

Mert, İTÜ İşletme Mühendisliği mezunu. Bitirme tezini “E-Ticaret ve E-Pazarlama Stratejileri, Türkiye’de Turizm Sektörüne Uygulanması” üzerine yaptı ve 2007 yılında mezun oldu. Ağustos 2008′de Sony’den ayrıldı ve Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde yüksek lisans öğrenimine başladı. Clear Channel’da ve 4play Digital Workshop’ta pazarlama uzmanı olarak çalıştı. Ekim 2011′de yüksek lisans eğitimini tamamladı. Eylül 2010′dan beri Facebook Dublin ofisinde çalışıyor.

House of Cards ve Ürün Yerleştirme


 

House of CardsNetflix hizmet verdiği ülkelerde insanların içerik tüketme alışkanlıklarını şüphesiz değiştirmeye başladı. Binlerce dizi ve filmin yanı sıra kendi içeriklerini de Netflix Original adı altında yayınlayan Netflix`in en büyük başarılarından birisi House of Cards (bir diğeri de Orange is the New Black diyebiliriz). Netflix`in özellikle bu dizilerde izlediği tüm sezonu aynı anda siteye yükleme prosedürü dizi hayranları tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanıyor. Geleneksel dizi izleme alışkanlığında her haftanın belli gün ve saatini beklemenin yerine tüm içeriğe anında ulaşmak Netflix`i tüketicilerin gözünde paha biçilmez yapıyor.

Birkaç senedir Netflix üyesi olarak bu hayranlardan birisi de benim ve en sevdiğim dizi de House of Cards. Kevin Spacey`nin Beyaz Saray`daki entrikalarla dolu maceraları ve kendine has rol yeteneği milyonlarca kişi gibi beni de kendine hayran bırakıyor.

Dizinin ilk sezonununda özellikle dikkat ettiğim noktalarından birisi markalardan kaçmamasıydı. Özellikle telefon markalarında kadınlar iPhone`u tercih ederken, siyasetçi erkekler Blackberry kullanıyordu. Bu ürün yerleştirme fazla başarılı olmuş olacak ki 3. sezonda bariz bir şekilde Windows Phone yerleştirilmesi yapılmış.

House of Cards - Windows Phone

Belli ki markalar arasında House of Cards`ta görünme yarışı var ancak daha da önemlisi bu tarz yerleştirmelerin diziye kattığı gerçeklik hissi. Markalardan kaçan veya çok belli markalar için garip isimler uyduran diziler bence hiçbir zaman yeterli gerçekçiliği yakalayamayacaklar. Bu demek değil ki dizinin her tarafından marka fışkırsın, ancak kesinlikle yeterli seviyede marka kullanımı diziye apayrı bir hava katıyor. House of Cards da bunu çok iyi başarmış görünüyor.

Halı Sahada Collina’nın Yönetiminde Maç Yapmak


 

Pierre Luigi Collina - Mastercard Yıl 2001, o dönemde Ordu`da yaşıyorum. Babamın köyünün futbol takımı ile başka bir ilçenin takımı Amatör 1. lige çıkmak için final maçı oynayacaklar. Statta yerimizi aldık. Sahaya çıkan takımları izlerken bir anda gözler hakeme takıldı. Hakem, o dönemlerde birinci ligin meşhur hakemlerinden Ali Aydın. Herkes inanılmaz heyecanlandı resimler çekildi vs. Sonuç olarak bizim takım kazandı ve Amatör 1. lige çıktı ancak akıllarda Ali Aydın`ın yönettiği maç olarak kaldı.

Mastercard, bu hissiyatın gücünün belli ki farkında ve bu tecrübeyi yaşatarak markasını futbol ile daha da bağdaştırmak için (dipnot: Mastercard Şampiyonlar Ligi`nin ana sponsorlarından biri), dünyanın en ünlü hakemlerinden, artık emekli olmuş Pierre Luigi Collina ile çok benzer bir deneyimi İstanbul`da rasgele bir halı sahada yaşatmış. Bu tarz sürprizler farklı markalar tarafından defalarca kez yapıldı ve ben de Marketoloji`de en beğendiğim örneklerinden Heineken`in çalışmasını paylaşmıştım (http://www.marketoloji.com/?p=825) ancak ülke Türkiye, mekan halı saha, hakem Collina olunca, Mastercard benim de duygularıma başarılı bir şekilde dokunmuş oldu :) İzleyelim:

iPhone Uyguamamız Yayında!


 

Availaible on App Storeİlk adımını Blogger`da atan, sonrasında WordPress`e taşınan Marketoloji`nin artık bir iPhone uygulaması var :) Dilerseniz buradan indirebilirsiniz: https://itunes.apple.com/ie/app/marketoloji/id967809676.

Mobilin ne kadar hızlı bir şekilde hayatımızın büyük bir parçası olduğu artık aşikar. Bu sebeple geçen seneden beri mobil uygulama konusunda çabalarım sürüyordu. Eskiden Asp.Net (visual basic) ile websiteleri geliştiriyordum ancak uygulama geliştirme dünyasına geçişim çok kolay olmadı. Her ne kadar temel mantığı biliyor olsam da, iki dil arasında büyük farklılıklar olduğu gibi, mobil uygulama ile web konseptleri arasındaki yapısal farklar ilk mobil uygulamamı yayına almamı oldukça uzattı. İlgilenenler için, öğrenme sürecinde bir çok makale, blog yazısı, Youtube videosu dışında ana öğrenme kaynaklarım Udemy ve StackOverFlow’du.

Benedict Evans’in mobilin ne denli önemli hale geldiğinden bahsettigi “Mobile is eating the world”* başlıklı sunumundan en etkileyici bulduğum slaytlardan birisi;

Dünyada online olan kişilerin ne kadarı akıllı telefona sahip olacak?

Toplam online olan insan sayısı & Toplam akıllı telefon sayısı

Mobilde ise insanların uygulamalarda, mobil webe göre çok daha fazla vakit geçirdiğini de hesaba katarsak mobil uygulama dünyasına girmemiz şart olmuştu, artık oradayız :)

*Sunumun tamamına buradan ulaşabilirsiniz:
http://ben-evans.com/benedictevans/2014/10/28/presentation-mobile-is-eating-the-world

Flappy Bird ve Ötesi – Klonlar


 

Flappy Bird’ü artık duymayan kalmamıştır heralde, ama yine de kısa bir tanım yapmak gerekirse, mobil cihazlarda (iOS veya Android) oynanabilen, ekrana dokunduğunuzda havada tutabildiğiniz kuşu borular arasından geçirmeye çalıştığınız bir oyun Flappy Bird. Bir anda popüler olmasının nedeni birçok blog veya oyun firması tarafından araştırılırken, milyonlarca kişinin oyunu oynaması ve oyunun sahibi Dong Nguyen’i özellikle twitter’da taciz etmeleri sonucunda, Nguyen oyunu her iki platformdan da 10 Şubat’ta kaldırdı. Oyun, söylentilere göre, Nguyen’e reklamlardan günde 50 bin dolar kazandırıyordu.

Oyunun kaldırılmasının sebepleri üzerine birçok senaryo üretildi ancak bir gerçek değişmedi: inanılmaz bir hızla bir anda listelerin zirvesine yerleşen Flappy Bird iki haftadan daha fazla süredir App Store veya Google Play’de bulunmuyor. Nguyen net bir açıklama yapmadı, bu kadar popüler bir oyunu piyasadan aniden çekmesinin gerçek sebebini henüz bilmiyoruz. Oyunu kaldırılana kadar telefonlarına yükleyenler halen telefonlarında bu oyunu oynayabiliyorlar ve oyun üzerinden Nguyen halen reklam geliri elde ediyor ancak madalyonun diğer yüzü daha da ilginç: klonlar. Oyunun sadece App Store ilk 5’te 2, ilk 100’de 14 klonu bulunuyor. Kuş konseptini modifiye edenler, kuş yerine balık veya Miley Cyrus kullanan farklı farklı klonlar çoktan Flappy Bird’ün geride bıraktığı boşluğu doldurmuş görünüyorlar.

Indie game geliştiricisi Nguyen, mobil oyun dünyasında bir anda efsane haline geldi, ilk kontrol ettiğimde Twitter’da 500-600 civarında takipçisi olan Nguyen’in şu anda 170 binden fazla takipçisi var. Bir gün Flappy Bird’ü mobil dünyada yeniden görür müyüz veya Nguyen yeni bir oyunla Flappy Bird’de yakaladığı başarıyı tekrar edebilir mi bilmiyoruz. Ancak şu bir gerçek ki, Flappy Bird mobil oyun dünyasına bambaşka bir soluk getirdi, ve yeni klonlar kattı.

Clash of Clans’ın ilk TV reklamı


 

Marketoloji satırlarında çok kez anlattığımız gibi sosyal oyunlar, özellikle mobilin de etkisiyle son yılların en hızlı büyüyen sektörlerinden birisi haline geldi. Zynga, King.com gibi büyük oyuncuların arasına artık yenileri eklenmeye başladı bile. Bu şirketlerden birisi de Supercell, dünyaca ünlü Clash of Clans’ın yaratıcısı. Haziran 2010’da kurulan şirketin %51 hissesi Ekim 2013’te Japon Softbank şirketi tarafından tam 1.5 milyar dolara satın alındı. Yani, şirket yaklaşık 3 sene içinde 3 milyar dolardan daha değerli hale geldi. Nisan ayında Supercell, Clash of Clans oyunundan günde 2.4 milyon dolar gelir elde ediyordu. Bu rakamın şu sıralarda çok daha yukarılarda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Supercell, sonunda oyunun TV reklamını da yayına aldı:

Yeni Nesil Akıllı Telefon Konsepti: Lego’dan Esinlenen Phonebloks


 

Günümüzde, artık bir fikriniz, tasarladığınız bir konseptiniz varsa, herhangi bir sermayeniz olmadan şirketinizi kurmak, ürünlerinizi üretmek mümkün. Bu süreci mümkün kılan en önemli sitelerden birisi Kickstarter. “Crowdfunding” adı verilen sistem ile çalışan Kickstarter’a projelerini gönderen fikir sahipleri, projelerine destek arıyor ve belli tutarlarda destek veren kişilere özel hediyeler sunuyorlar. Teknoloji dünyasında en çok ses getiren bu tarz projelerden birisi Pebble oldu. Pebble, bir akıllı saat olarak tasarlandı ve Kickstarter’da $100.000 hedefle yola çıkan proje yaklaşık 70 bin kişiden tam 10 milyon dolarlık destek aldı.

Bu ve benzer örnekler yaratıcı fikirlerin ve konsept ürünlerin hayata geçmesine büyük motivasyon sağladı. Bu yaratıcı fikirlerden birisi de Phonebloks. Akıllı telefonlar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ancak zamanla daha da fazla özelliğe sahip olan bu cihazların, herhangi bir parçası bozulduğunda ciddi maliyetlerle karşılaşılabiliyor, telefon değiştirilmek zorunda kalınıyor veya toptan çöpe atılıyor. Diğer yandan, bu telefonların hiç kullanmadığımız bazı özellikleri telefonda boşuna yer kaplıyor ve telefonun şarjından besleniyor. Phonebloks konseptiyle telefonunuza istediğiniz özelliği ekleyip, istediğinizi çıkarabiliyorsunuz. Dilerseniz telefonunuzun şarjı uzun süre dayanabilirken, hafızanız o kadar da fazla olmayabilir veya kameranızı daha büyük ve daha kaliteli yapabilirken, bluetooth özelliğini çıkarabilirsiniz. Konsept henüz çok yeni ancak çoktan büyük bir destekçi kitlesi yaratmış durumda. Konseptin aşağıdaki videosu 10 Eylül’de yayına alındı ve daha şimdiden 6.5 milyondan fazla izlenme oranına sahip. Projenin Thunderclap sayfasında (https://www.thunderclap.it/projects/2931-phonebloks) 250,000 destekçi hedefi çoktan tutturulmuş ve 300 bin destekçiyi geçmiş. Açıkçası benim de çok beğendiğim bu fikir, çevreye da oldukça duyarlı olacak. Umarım en kısa zamanda üretim aşamasına geçer.

Online Reklam Kanallarınızı Nasıl Daha Doğru Ölçümleyebilirsiniz?


 

Ölçümleme konusu özellikle iş modeli tümüyle online olan şirketler için hayati önem taşıyor. Sebebi ise doğru ölçümlemenin pazarlama bütçesinin en etkin şekilde kullanılmasını sağlaması ve şirketin gidişatı konusunda önemli ipuçları vermesi.

Öncelikle iş modeli tümüyle online olan şirketlere bazı örnekler verelim. Bu şirketler, tüm operasyonları online olan eticaret şirketleri de olabilir, çeşitli hizmet odaklı şirketler de olabilir, örneğin online oyun, müzik veya film şirketleri gibi. Tüm bu iş modellerinin arkasında büyük oranda tek bir amaç var; doğru yatırımla en kısa sürede şirketin karlı duruma geçmesi ve karlılığını sürekli olarak arttırması. Gelir modeli ne olursa olsun, tüm bu şirketlerin ölçümlemeyi doğru yapması çok önemli. Bu yüzden, birçok farklı yazılım, modelleme kullanarak, farklı ölçümleme teknikleriyle en iyi dönüşüm aldıkları kanalları tespit ediyorlar, en azından etmeleri gerekiyor.

Hali hazırda iki temel ölçümleme tekniği bulunuyor. Birincisi Last-Click Attribution denilen, son tıklama odaklı ölçümleme tekniği; ikincisi Multi-Channel (touch) Attribution denilen, farklı reklam kanallarının etkilerini daha net bir şekilde ölçümleme tekniği. Last-click modelinin mantığı aslında oldukça basit, dönüşüm gerçekleşmeden önce kullanıcı hangi kanaldan gelmişse dönüşümün tamamını bu kanalın sağladığını varsaymak. Dönüşümden kastımız, örneğin eticaret şirketleri için ürün satışı veya üyelik, oyun şirketleri için oyuncu, film şirketleri için aylık abone olan üyeler diyebiliriz.

Multi-channel attribution model ise biraz daha karışık, ancak daha doğru bir ölçümleme yöntemi. Eğer 3 farklı kanalda reklam veriyorsanız ve kullanıcılar bu kanalların her birisinde farklı aksiyonlar alıyorsa -reklam görüntüleme, tıklama gibi- dönüşüm gerçekleşmeden önceki her aksiyonun bir değeri var demektir ve multi-channel attribution model bu değerlemeyi en net şekilde ortaya koymaya çalışmaktadır.

Örneğin, bir sosyal medya sitesinde, bir arama motorunda ve bir reklam ağında reklamlar veriyorsunuz. Tüm bu reklamların boyutları, yerleşimleri, formatları farklı. Facebook’ta haber kaynağı (newsfeed) reklamı verdiğimizi, reklamın tek resimli sayfa gönderisi olduğunu, Google’da Adwords’te reklam verdiğimizi ve reklam ağında da flash 300×250 boyutlarında banner reklamı verdiğimizi düşünelim. Tüm bu kanalların, formatların ve büyüklüklerin kullanıcı üzerinde ayrı ayrı etkisi bulunuyor. Örneğin bir kullanıcı, Facebook newsfeed’de reklamınızı gördü, resimdeki ürününüzü çok beğendi ancak o anda bu ürünün detaylarını incelemeye vakti olmadığı için linke tıklamadı ve sitenize gelmedi. Sonraki gün, kullanıcı banner reklamınızı gördü, ürününüzü veya markanızı hatırladı ve reklama tıkladı, sitenize geldi. Ancak o anda yanında kredi kartı yoktu, veya kredi kartında limit yoktu, ürünü satın alamadı. Ertesi hafta, kredi kartında limiti olduğunda ve kredi kartını yanında bulundurduğu anda aklına geldi ve Google’a ürünü ve sitenizin adını yazdı, sizi Adwords’te buldu ve reklama tıkladı, ürünü satın aldı.

Bu, olabilecek binlerce farklı senaryodan bir tanesi ve eğer Last-click ölçümlemesi kullanıyorsanız, dönüşümü tek başına Google’ın yarattığını varsayacaksınız. Ancak multi-channel attribution kullanarak Facebook’un ve banner reklamının ne kadar etkisinin olduğunu ölçebilir, reklam kanallarınız arasında daha doğru bir değerlendirme yapabilirsiniz. Bu durumun tam tersi de olabilirdi, örneğin kullanıcı Google Adwords’ten gelip, ürünü satın almayıp, banner reklamını görüp, yine ürünü satın almayıp, en son Facebook’ta gördükten sonra kararını verip ürünü satın alabilirdi. Bu şekilde last-click ile yine doğru bir değerlendirme yapmıyor olacaktınız.

Multi-channel attribution modelini kullanabileceğiniz üçüncü parti yazılımlar mevcut. Bildiğim kadarıyla Google Analytics’in ücretsiz versiyonu bu modellemeyi belli bir düzeye kadar destekliyor ancak premium ile birlikte tüm modellemeyi Google Analytics üzerinde kurabiliyorsunuz. Google Analytics dışında, birçok farklı araç kullanarak en doğru modellemeyi yapmanız mümkün.

Bu modellemede en önemli soru, kullanıcının dönüşümü gerçekleştirmeden önce aldığı aksiyonların hangisine ne kadar ağırlık verilmesi gerektiği. Misal, kullanıcının aldığı ilk aksiyon, ikinci aksiyon, üçüncü aksiyon vs ve sonuncu aksiyon arasında dönüşümün dağılımı nasıl olmalı? Bu konuda farklı yaklaşımlar var. Son aksiyonları önceliklendiren ağırlıklandırmalar mevcutken, ilk ve son aksiyonları daha ağırlıklı yaparak, ara aksiyonları daha düşük ağırlıklandırmak da mümkün. Bu modellemeyi dinamik olarak düşünüp en doğru yaklaşımın belirlenmesi gerekiyor ki en fazla etkisi olan aksiyonlar doğrultusunda reklam kanallarınızı en doğru şekilde değerlendirin.


Google Attribution Playbook’ta açıklanan farklı ağırlıklandırma yöntemleri

Yazımı bu konudaki güzel bir benzetmeyle sonlandırayım: eğer last-click modeli kullanırsanız, aslında bir futbol maçındaki forvetin golü tek başına attığını varsaymış olursunuz. Multi-channel attribution sahadaki tüm futbolcuların gole ve galibiyete katkısını ölçümlemeye benzer.

Next Page » Scroll to top