Posts by: Ali Erkurt

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi (İLEF) mezunu olan Ali, lisans öğrenimi boyunca Reklam Atölyesi’nde reklam yazarı, editör ve sanal koordinatör olarak görev yaptı. Sosyal medya, reklam ve pazarlama üzerine uzun zamandır blog yazarlığı yapıyor. Likeable Istanbul’da strateji ve reklam yönetimi ekip lideri olarak çalışıyor.

Newsweek Olayı ve Dijital Yayıncılığa Geçiş


 

1995 yılında Newsweek’te internetin geleceğinin olmayacağı ve bir balon olduğu ile ilgili bir yazı vardı. The Internet? Bah! başlıklı yazıda internetin günlük hayatta daha çok yer kaplamasının çok mümkün olmayacağından, hiçbir online veritabanının günlük gazetelerin yerini alamayacağından, hiçbir CD-ROM’un işin ehli öğretmenlerin yerine geçemeyeceğinden, hiçbir ağın devlet işlerini değiştiremeyeceğinden bahsediliyordu. Kitapları ve gazeteleri internetten alacağımız günlerle ilgili görüşler de çok ciddiye alınmıyordu. Tüm bu dalga geçmenin ve interneti küçümsemenin sonucu, yazı yayınlandıktan tam 18 yıl sonra Newsweek’in basılı edisyonu bırakıp tamamen dijital yayına geçmesi ile sonuçlandı. İronik değil mi?

İnternet, mobil hayat ve teknoloji ile birlikte değişmeyen davranışımız yok. Okumadan satın almaya, yeme-içmeden gelecek planlarına kadar her şeyimiz değişiyor. Hayat = Mobil. Tüm bu değişikliğe ayak uydurmak da zorunlu hale geliyor.

Newsweek gibi haberciliğin en önemli markalarından birinin 17 Şubat 1933’te çıkardığı ilk basılı sayısı, 31 Aralık 2012’de son basılı sayıya kadar ne haberler yaptı, kimleri, ne olayları kapağına taşıdı. İşte bu son basılı sayı (#LastPrintIssue) bu 79 yıllık yolculuğun özeti niteliğinde bir seçki olarak yayımlandı. İçerisinde Newsweek’te çalışanların en önemli haberlerinin, kapakların yer aldığı bu son sayı, bir veda sayısı olarak son kez mürekkebini parmak uçlarımıza bulaştırdı ve tamamen dijital edisyona geçti.

 

Kapakta #LASTPRINTISSUE şeklinde hashtag kullanmak bile çok büyük bir yeniliğin ve değişimin habercisiydi. Dergide yazdığına göre basılı edisyona son verme fikri ilk kez 2010 yılında ortaya çıkmış. Çok sıkı ve yoğun toplantıların ardından böyle bir karar verilmiş.

Editörün yazısı son sayı olması nedeniyle epey uzundu ve bir maceranın son bölümünü anlatır gibiydi. Önceki yıllarda kapakta yer alan Robert De Niro gibi ünlü isimler de kapak hikayelerini anlatmışlar. Onların da o dönemki duygularını aktarması ve hatırlaması açısından etkileyici bir bölüm olmuş.

Dergide mevcut abonelerin dijitale geçişi ile ilgili bilgiler de eklenmiş. Yeni bir devrin başlangıcı olarak okurların bu geçişi en sancısız şekilde atlatması için Newsweek ekibi elinden geleni yapmış. Derginin son kısmı reklamlara ayrılmış. Her sayfanın altında da reklam departmanının bilgileri vardı. Bu sayede reklamverenle bağ korunmak istenmiş.

Basılı yayıncılığın evrimini konuştuğumuz şu günlerde Newsweek inanılmaz cesur bir adım atarak dijitale geçişte öncü oldu. Bu geçişin artıları ve eksilerini hep beraber yakın zamanda göreceğiz. Bu arada okur olarak biz de tabletlerden, akıllı telefonlardan okumaya daha da alışıyoruz. Öte yandan bu konu okurlar arasında basılı-dijital için her zaman bir tartışma konusu oldu ve olmaya devam edecek. Çünkü sayfaya dokunmadan, o kokuyu hissetmeden okuyamayan, o alışkanlıktan vazgeçemeyen okur için dijital yayıncılık bir tabu olarak kalabilir.

Teknoloji ve okuma alışkanlıklarımızdaki değişimin takipçisiyiz. Siz basılı ve dijital edisyon konusunda neler düşünüyorsunuz?

İnfografik: 2012 Sosyal Televizyon Raporu


 

2012, izleyiciler olarak televizyon deneyimini daha sosyal geçirdiğimiz bir yıl oldu. Programlar öncesinde, sırasında ve sonrasında paylaşımlar yaptık, arkadaşlarımızla tartıştık. Televizyon ve sosyal medya entegrasyonuna oradaburada ve şurada değindik. 2012, internete ek olarak televizyonun da sosyal geçtiği bir yıl oldu. Peki, 2012’de hangi programlar, hangi medya kuruluşları en sosyal unvanlara ulaştı? Konuyla ilgili Trendrr‘in hazırladığı rapora bir göz atalım.

Rapora göre Trendrr, 2012 boyunca televizyon etrafında gerçekleşen 800 milyondan fazla sosyal etkileşimi ölçtü. Bu ölçüm atılan tweet’lerden, Facebook sayfaları ve profillerindeki paylaşımlardan, Get Glue ve Viggle gibi uygulamalardan gelen verilerden oluşuyor. Bu etkileşimlere programın yayınlandığı günkü veriler dahil. Yayın dışı paylaşımlarla birlikte etkileşim sayısının milyarı geçeceği belirtilmiş.

2012’nin en sosyal medya kuruluşu (top network) NBC olmuş. 120 milyardan fazla paylaşıma sahip olan NBC’yi 60 milyardan fazla etkileşimle ABC takip ediyor. Üçüncü sırada FOX yer alıyor.

Program özelinde NBC’de yayınlanan Sünger Bob (Sponge Bob SquarePants) birinci sırada. İkinci sırada FOX’ta yayınlanan The X Factor var. Üçüncü sırada yine NBC’de yayınlanan The Voice yer alıyor. Sünger Bob’un bölüm başı aldığı etkileşim 80 bin civarıyken,  The X Factor’de bu rakam 615 bine çıkıyor. The X Factor izleyicilerinin programa daha çok katılım sağladığına şüphe yok.

Ay bazında yapılan paylaşımlara baktığımızda Ocak ayında Altın Küre Ödül Töreni ile ilgili çok fazla paylaşım yapılmamış. Şubat ayındaki Super Bowl ile paylaşımlar artmış ve yıl içinde en çok paylaşım yapılan ay olarak ikinci sıraya yerleşmiş. MTV Müzik Ödülleri ile birlikte Eylül ayı yılın en çok paylaşım yapılan ayı olmuş.

Program türlerinde spor programları %31’lik oranla en çok paylaşım yapılan kategori. Cihaz kullanımına baktığımızda %52 ile iPhone paylaşımın en çok yapıldığı cihaz olmuş.

Rakamlar da gösteriyor ki, Amerika’da televizyon giderek sosyalleşiyor. İzleyiciler televizyon izlediği sırada sosyal etkileşime geçmeye çok daha hazır. Arkadaş çevresi, diğer izleyiciler, programlar ve kanallarla paylaşıma daha meyilliler. Bakalım 2013 yılında televizyonda sosyallik konusunda bizi ne tür haberler bekliyor.

Raporun infografiği ve diğer detayları aşağıda:

Sosyal Televizyonda Yeni Dönem: Nielsen ve Twitter Anlaşması


 

Nielsen, Twitter’la yaptığı anlaşma sonucu Amerika’daki televizyon reytinglerini ölçebileceği yeni metriği Nielsen Twitter TV Rating‘i duyurdu. Bu metrikle birlikte toplanan verinin tamamı Twitter’daki paylaşımlardan oluşacak ve sosyal televizyon dediğimiz şeyi biraz daha anlamamıza yardımcı olacak. Yeni metrik reyting ölçümlemesine nasıl yeni bir soluk getirebilir?

Televizyonun yaygın olmadığı yıllarda mahalledeki tek televizyon sahibi evde 3-5 aile tek televizyonun başında toplanır, haberler (o dönem “ajans”) böyle izlenirdi (Gerçek sosyal televizyon deneyimi bu olsa gerek). Şimdi pek çok evde en az 2 televizyon var. Üstelik televizyonları artık cep telefonlarımızdan da izleyebiliyoruz. Hal böyle olunca televizyon izleme alışkanlığımız evrim geçirerek sosyal bir deneyime dönüşüyor.

Campaign Türkiye’de çıkan yazımda televizyon ve sosyal medya entegrasyonundan bahsetmiştim. Türkiye’de özellikle futbol maçları ve diziler özelinde Twitter’da paylaşım sayılarında gözle görülür artış olurken, Trending Topics’te (En Çok Konuşulanlar/Gündem) ilgili #etiketler yer alıyor. Yine bu entegrasyon dahilinde Twitter’ın televizyon sektörünü resmen desteklediği bölümü de her geçen gün yeni örneklerle karşımıza çıkıyor.

Televizyon ölçümlemede çok sağlam bir yeri olan Nielsen, yeni metrikle birlikte markalara da pek güzel veriler sunacak. Çünkü kullanıcıların Twitter’da yaptığı paylaşımlara, izleme deneyimlerine dair verileri canlı canlı, program özelinde toplayacak. Bu sayede sosyal televizyon deneyimi verilerle desteklenecek. Markalar da bu kapsamda yaratıcı çalışmalara imza atacak.

Sadece Twitter’dan değil, GetGlue benzeri izlenilen programlara check-in yaptığımız uygulamalarla da ölçümleme konuşuluyor. Twitter’ın kullanıcı sayısı, kullanım kolaylığı, televizyon izlerkenki kullanım alışkanlığı göz önüne alındığında ölçümleme konusunda daha geniş kitlelere ulaşma ve sağlıklı veriler sunma avantajını da belirtmekte fayda var.

Yeni metrikle birlikte -şimdilik Amerika özelinde bile olsa- reyting tartışmaları sosyal medyaya kayarak çok daha önemli hale geliyor. Başta kanallar olmak üzere televizyonun tüm vazgeçilmez unsurları daha çok izlenmek için sosyal medyayı vazgeçilmez bir mecra olarak konumlayacak.

Peki siz televizyonu nasıl izliyorsunuz? Siz de televizyonu Twitter’dan izleyenlerden misiniz?

Why Do We Retweet Bruce?


 

Twitter’da daha çok tık alma gibi konularda Twitter paylaşımlarını analiz edip çarpıcı sonuçlara ulaşan Dan Zarrella, yeni araştırmasında retweet edilen içerikleri ve tıklanma oranlarını incelemiş. Analiz edilen 2.7 milyondan fazla tweet gösteriyor ki, retweet edilme ve tıklama arasında bir korelasyon bulunmuyor. Hatta bu tweet’lerin %14.64’ü hiç tık almamış, %16.12’si tıklanmadan çok retweet edilmiş. Bu da pek çok kullanıcının aslında linklere tıklamadan tweet’leri retweet ettiğine işaret ediyor.

İçerisinde retweet geçen tweet’ler tıklanmadan çok retweet alırken, @ (mention) simgesi geçen tweet’ler retweet’ten çok tıklanma almış. Yine Dan Zarrella’nın daha önce yaptığı bir araştırmada iletide “please RT, retweet” gibi eyleme geçirici kelimeler yazan kullanıcıların tweet’lerinin daha çok tıklandığını biliyoruz. Araştırmaya ait detayları aşağıda görebilirsiniz.

Peki sizde durum nedir? Tweet’leri linklere tıkladıktan sonra mı yoksa tıklamadan mı retweet ediyorsunuz?

Mobil, Sosyal Medya İçin Neden Vazgeçilmez Bir Mecra?


 

Sosyal medya hayatımızın her alanında derken ciddiydik. Yediğimiz yemekleri, içtiğimiz içkileri, gittiğimiz yerleri, gözümüzün o an gördüğünü anında paylaşıyoruz ve arkadaş çevremize bildiriyoruz. Bunun için çeşit çeşit sosyal ağdan uygulamaya kadar pek çok araca sahibiz. Tüm bu paylaşımları da yaptığımız en önemli mecra mobil. Pek çok alışkanlığımız sahip olduğumuz akıllı telefonlar ve tabletler sayesinde değişti.

Facebook’un 3. çeyrek raporunda açıkladığı rakamlarda mobil kullanımın artması dikkat çekici. Detaylar ve diğer bilgiler için blogumuzdaki ilgili yazıya bakabilirsiniz. Değişen alışkanlıklar ve rakamlar da gösteriyor ki, Timeline’ında yaşadığımız Facebook gerçekten de mobili merkeze koymalı ve kullanıcılara en güzel mobil deneyimi sunmalı.

Sayın Erkurt, Neden Mobil?

Doğduğumuz güne ait fotoğraf ekleyebildiğimiz, öldüğümüzde sevenlerimize sosyal hesaplarımızdan mesaj bırakabildiğimiz şu günlerde, hayatımız artık başta Facebook olmak üzere diğer sosyal ağlarda. Instagram satın alması ile Facebook hem mobile yatırım yaptı hem de fotoğraf paylaşımının gücünü Instagram’la perçinlemek istedi. Ekim 2005’te çıkardığı Fotoğraflar uygulaması ile sosyalin gücünden çok iyi yararlandı. Son rakamlara göre Facebook fotoğraf paylaşımı konusunda diğer siteleri katlamış durumda. Burada da en büyük avantajı, hem fotoğraf eyleminin hem de “mevzunun” sosyal olması (arkadaşların içerisinde olduğu) ve mobilden bunu kolay bir şekilde yapıyor oluşumuz. Son iOS uygulaması güncellemesi ile de fotoğraflara filtre eklenebiliyor.

Facebook’un en çok eleştirildiği konulardan biri mobildi. Bu eleştirilere de 3. çeyrekte açıkladığı rakamlarla biraz cevap vermiş oldu. Fakat rakamlar kullanıcı deneyimini daha da iyileştirme ve mobili Facebook kullanıcılar için vazgeçilmez bir mecra yapmaya tabii ki mazeret olamaz. Mobile verdiği önem konusunda şirketten açıklamalar duyuyoruz.

Google, Google+ için iPad uygulamasını çıkardığında pek çok kullanıcı iyi bir mobil uygulamanın ne olduğuna şahit olduğunu anlatan paylaşımlar yaptı. LinkedIn iPad uygulaması ile çok daha kullanışlı oldu.

Dergi ve gazete okuma alışkanlığı mobille şekil değiştirdi. Lojistik maliyetin ortadan kalktığı, yayına girdiği anda cihazlara indirebildiğimiz yeni sayılarıyla basılı yayıncılık resmen evrim geçiriyor. Newsweek yeni yılda basılı edisyondan vazgeçerek sadece dijital baskı ile yayın yapacak. E-kitap, dergi ve gazete mevzusu başlı başına ayrı bir yazı konusu.

Instagram sadece akıllı telefonlardan erişilebilir derken web profillerinin geldiği haberini aldık. Bu haberle birlikte biz mobilken bizi masa başında takip eden kullanıcılar için profilimize erişilebilir bir ortam sunacak. Instagram yine mobil, Instagram yine Facebook’un. Belki de yakın zamanda karşımıza çok daha sosyal, çok daha iyi bir mobil deneyimle çıkacak.

Hayat = Mobil

Hayat bilgisayar başında değilken çok daha paylaşılır şeylerle dolu. Bu noktada en yakın dostumuz mobil cihazımız. Sıkışık trafikte sarıldığımız, yolculukta ağlayan bebeği şikayet ettiğimiz, bekleme salonunda sayfalarını karıştırmak yerine az önce yeni sayısını indirdiğimiz dergimiz, takip ettiğimiz kişilerden oluşan dünyamıza baktığımız, siparişini verdiğimiz yemeği anında paylaştığımız şey mobil. Kısacası hayat = mobil. Sadece uygulama özelinde değil, mobil site anlamında yayına giren ve optimize edilen sitelere hepimiz şahit olduk. Akıllı telefonlara yüklediğimiz uygulamalarla hayatı akıl dolu, ihtiyacımıza yönelik çözümler sunan bir halde yaşamaya devam ediyoruz. Yeni çıkan telefonlarla birlikte NFC, mobil ödeme, mobil alışveriş gibi konulara da giderek aşina oluyoruz. Hayat ciddi anlamda giderek mobilleşiyor. Her sabah uyandığımızda gördüğümüz ilk şey kimi zaman sevgilimiz, eşimiz değil; akıllı telefonumuz oluyor.

Markalar ve Mobil Uygulamalar

Değişen alışkanlıklarla birlikte değişen tüketim ve pazarlama anlayışı da mobilde hayat buluyor. E-ticaret sitelerinden hızlı tüketim ürünlerine, lüks markalardan müzik dinleme servislerine kadar pek çok marka mobil uygulamalar sayesinde (akıllı telefon ve tablet) kullanıcıları hayatlarının her alanında yakalama ve satışlarını katlama, farkındalığı artırma amacında. Bu yönüyle bakınca tüketici olarak biz de bu uygulamalara ve markalara daha bağımlı hale geliyoruz. Facebook’un Open Graph’i sayesinde mobilde yaptığımızı profilimizde paylaşabiliyoruz.

Hayat mobildeyken ve sosyal medyada paylaşımlar hayatın her anını kapsıyorken, mobilin neden önemli olduğunu bir kez daha düşünün. Mobilin sosyal medya için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz ama aslında hayatımız için vazgeçilmez bir noktaya doğru gidiyor. Akıllı telefon ve tablet gibi mobil cihaz kullanımının her gün katlandığı bir dönemde yapılabilecekleri ve potansiyeli hayal etmek bile heyecan veriyor.

Sosyal Ticaretle Bizi Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?


 

Günlük hayattaki davranışlarımıza ek olarak satın alma alışkanlıklarımızı da değiştiren sosyal medya ile birlikte sosyal ticaret deneyimi de giderek ciddi bir hal almaya başladı. Mindshare, sosyal ticaretin geleceğine dair yayınladığı raporda sosyal ticaretin sosyal ağlar dışında yer almasından güvenliğe, fiziksel mağazada kullanımdan mobille birlikte şekil değiştirmesine kadar önemli noktalardan bahsediyor. Gelin, bu noktalara birlikte bakalım ve bu noktaları analiz ederek sosyal ticaretin geleceğine dair öngörülerde bulunalım.

Sosyal ticaret, sosyal ağların dışında yer alacak

Raporda, sosyal ticaretin sosyal ağlar dışında yer alacağı söyleniyor. Gerekçe olarak da güvenlik kaygıları ve f-ticarete dair eleştiriler, markaların 2 yıl öncesine kadarki “başarısız” olan denemeleri gösterilmiş. 2 yıl öncesine kadar f-ticaret bu denli alışkın olduğumuz ya da Facebook üzerinden satın alma yapmaya açık olduğumuz bir dönem değildi. Fakat Open Graph ile birlikte Facebook üzerinden satın almaların da yoğunlaşacağını öngörebiliriz. F-ticaret özelinde olmasa bile Fab, Lyst, Fancy gibi siteler üzerinden bu satın almalar artabilir. Sosyal ticaretin sosyal ağlar dışında gerçekleşmesi demek mobilde, mağazalara yerleştirilen kiosklarda olabilir. Böylece sosyal ticaret deneyimini bir anlamda offline’a taşımış olabiliriz. Bu ticaretin sosyal olması için yine sosyal ağlar gerekiyor.

Sosyal sinyaller çok boyutlu hale gelecek

2010 yılında Beğen butonunun çıkması ve Levi’s’ın web sitesine eklenmesi ile yeni bir dönem başlamıştı. Bu dönem kullanıcının ve jenerasyonun da ihtiyaçlarına bağlı olarak şekil değiştiriyor. Yine yakın zamanda Facebook’un İste butonu çıkaracağı gibi haberler çıktı. Buradaki olay sosyal ticaret deneyimini ve satış sinyallerini çok boyutlu hale getirmek. Bu sayede ürünü beğenme eylemi evrim geçirerek “bunu istiyorum, bende zaten var, ihtiyaç duyuyorum, olsa ne güzel olur” gibi durumlara dönüşecek.

Tavsiyelerden özelleştirilmiş ürün önerilerine

Arkadaş etkisi ve sosyal grafik bağlantısı ile hangi arkadaşlarımızın neyi beğendiğini görebiliyoruz. Yeni dönemde bizim de kim olduğumuza bağlı olarak özelleştirilmiş ürün önerilerinden kişiye özel üretimlere kadar pek çok kurguyu görmek mümkün. Yeni dönemde arkadaşlarımızın neleri beğendiği veya tavsiyeleri çok da gündemde olmayabilecek bir konu haline gelebilir. Bunun yerine bizi tanıyan ve verilerimizi en güzel şekilde kullanan e-ticaret sitelerinin özelleştirilmiş sonuçları ile farklı bir e-ticaret deneyimi yaşayacağız.

Mobille birlikte fiziksel mağazada sosyal ticaret deneyimi yaşanacak

Akıllı telefon kullanımının artması ile birlikte fiziksel mağazalarda sosyal ticaret deneyimi yaşanabilir. Fiziksel mağazada sosyal grafik sayesinde (mağazaya gelenin ben olduğumu tanıyan bir sistem olduğunu düşünelim) en çok neyi sevdiğim, alma ihtimalimin yüksek olduğu ürünün önüme çıkması gibi kurgularla mağazada farklı bir şekilde alışveriş yapabiliriz.

Satın alma kararı sosyal ile pekişecek

Satın alma sırasında kararsızlıklarımız, yaşadığımız sorunlar, cevaplanmayan sorularımız mutlaka oluyor. İşte sosyal ticaret ile bu soruları arkadaş tavsiyesi ile cevaplama, satın alma kararını bu şekilde daha kolay verme gibi sosyal fayda sağlayan, sosyal bir ihtiyacı karşılayan durumlarla karşılaşabiliriz. Satın alma yapmadan önce pek çok platformu kullanarak ürün, satıcı, fiyat gibi konularda araştırma yapıyoruz. Bu trendle birlikte bu araştırmalarımız daha da kolaylaşacak. IBM’in alışveriş için tasarladığı AR uygulaması, Selfridges’ın London Fashion Week’te lansmanını yaptığı deneme kabinleri, Diesel’in mağaza içindeki QR kodları sosyal ihtiyaçlara cevap veren türde uygulamalar.

Sosyal ticaret için esas fırsat ilgi grafiğinde olacak

Sosyal grafik kim olduğumuzu, kimleri tanıdığımızı temsil ediyor. Burada olay tanıdığımız insanlar: Sosyal Grafik = Arkadaşlar. İlgi grafiği ise ilgi duyduğumuz alanlardan, paylaşımlarımızdan bir bağlantı oluşturuyor. Bunun olayı ise tanımadığımız insanlar: İlgi Grafiği = Yabancılar. İlgi alanlarına bağlı olarak ortaya çıkan ağda sosyal ticaret deneyimi daha da zenginleşebilir.

Sonuç

Raporda yer alan konular sosyal ticaretin geleceğine ilişkin öngörüler ve saptamalar içeriyor. Pek çok şey aslında bugüne kadar konuştuğumuz, düşündüğümüz konuları da içeriyor. Sosyal ihtiyacı karşılayan ve sosyal sorulara cevap veren uygulamaların da örneklerini önümüzdeki günlerde görebiliriz. Sosyal ticaretin e-ticaret sitelerinden çıkıp fiziksel mağazaya taşınması konusu ilgi çekici. Sosyal medya ile birlikte işin içine mobilin de girmesiyle, kullanıcı bu platformların sunduğu kolaylıklar sayesinde daha rahat alışveriş yapabilir hale gelecek. Fiziksel mağazaya taşınma konusu ile birlikte sosyal ticaretin yeni bir boyuta taşınacağına şüphe yok. Sizin sosyal ticarete dair öngörüleriniz neler? Alışveriş konusunda nasıl bir gelecek bizi bekliyor?

Analiz: Facebook Koleksiyonlar’ın Sosyal Ticarete Etkisi


 

F-ticaret ile çokça eleştirilen Facebook, şimdi de Collections ile sosyal ticareti iyice sahiplenmeye niyetli gibi görünüyor. Collections sayesinde şu an 7 perakende markası (Fab, Victoria’s Secret, Pottery Barn gibi) yeni özelliği kullanabiliyor ve sınırlı sayıda kullanıcı bu özelliğe erişebiliyor. Peki koleksiyonların Facebook’a gelmesi ne anlama geliyor?

Facebook’ta markaların ürünlerini sadece beğenmek değil, onları istemek ve onlara sahip olmak da kullanıcı olarak bizlerin istediği şeylerin başında geliyor. Neredeyse günlük tüm internet deneyimimizi Facebook’ta geçirdiğimizi düşünürsek, sevdiğimiz ürünleri Facebook üzerinden satın almak da bir ihtiyaç haline geliyor. Şimdilerde tıpkı Beğen butonunda olduğu gibi web sitelerine İste butonunun da gelmesi ile işler daha da keyifli hale gelebilir.

Facebook’un Collections özelliğini devreye sokması, markaların ürünlerini albüm olarak tanıtması sonucu ortaya çıkmış. Markaların sayfalarında bu tür paylaşımlar yapması ile Collections, News Feed’de görülebilecek ve kullanıcılar koleksiyonlarda yer alan ürünleri beğenip kendi koleksiyonlarına ekleyebilecek ve satın alabilecek. Satıştan Facebook henüz bir komisyon ya da ortaklık bedeli almıyor ancak bunun yerine Collections’ı daha görünür kılmak için reklam kullanımına yönlendirme yapabilir.

Koleksiyon içerisinde yer alan ürünü istediğinizde Timeline’da bir Wishlist oluşuyor, koleksiyona ekle dediğinizde Ürünler bölümü açılıyor. Bu sayede arkadaşlarınız da koleksiyonlarla olan etkileşiminizi görebiliyor.

Facebook’un attığı bu adım hemen Pinterest’le kıyaslandı ve aynı şekilde bir özellik sunduğu yönünde eleştirildi. Koleksiyonlar’ın  benzer olmadığı söyleniyor. Fakat Pinterest’e rakip olabilecek bir özellik. Facebook üzerinden satın alma yönüyle -şu aşamada- Pinterest’ten ayrıştığı kesin ama koleksiyona ekleme, isteme gibi özellikler ile -bire bir aynı olmasa da- Pinterest’teki beğenme ve “repin” özelliklerini andırmıyor değil.

Sosyal ticaret açısından baktığımızda, koleksiyonlar markalar için çok önemli bir araç olabilir. Koleksiyonlarla olan etkileşimim arkadaşlarım tarafından görüleceği için wishlist karşılaştırma, paylaşım yapma, koleksiyondaki ürünleri beğenme gibi sosyal kurgularla da arkadaş etkisi ön planda olacak. Çünkü benim istediğim ve listeme eklediğim ürünü arkadaşlarım görecek ve bu sayede belki bana doğum günü hediyesi alabilecek, belki de benim çok sevdiğim tişörtü benden önce kendisi için satın alabilecek. Daha da özele inersek, Victoria’s Secret’ta wishlist’i bulunan kız arkadaşa sürpriz yapmak da Koleksiyonlar sayesinde mümkün. Nasıl, heyecan verici değil mi?

Bakalım Facebook f-ticaret ile ilgili aldığı eleştirilere Koleksiyonlar ile cevap verebilecek mi? Sosyalleşmeye ek olarak alışveriş deneyimimiz de Facebook’a taşınarak Facebook hayatımızda daha da vazgeçilmez bir hale gelecek mi? Kısa vadede cevaplarını bulamasak da orta vadede alışkanlıklarımızın değişeceğine hiç şüphe yok.

Next Page » Scroll to top