Posts by: Ece Seltun

Türk Reklam Piyasasındaki Büyük Gelişme


 

Her sektörün kendine göre pazarlama mecraları olsa da, Türkiye’deki ilaç sektörüne ilişkin yasaklar haliyle çeşitli kısıtlamalar yaratıyordu. Reklam verebilme konusu da listenin başındaydı.
Fakat, basında yer alan son gelişme, tüm reklam camiasını etkiler nitelikte: 7 Ocak 2011 itibariyle Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 11. maddesine göre, reçetesiz ilaç satışı serbest hale geliyor. Yeni düzenlemeye göre OTC (over-the-counter) yani reçetesiz ilaçların radyo ve televizyonlardaki tanıtımı serbest hale getirildi.

Bu sıcak gelişmeye ilişkin tepki de gecikmedi.  İlk tepki İstanbul Eczacı Odası’na ait. Yapılan açıklamada “Artık reklamla allayıp pullayarak halkımıza hapı yutturacaklar. Yaşanacak sağlık sorunları kimsenin umurunda değil.” gibi zehir zemberek ifadeler yer alıyor. Evet, kabul etmek gerek, bu noktadan sonra reçetesiz ilaçların reklamları TV ve radyoda çılgınca boy gösterecek. Halkımız doktora ya da eczacıya danışmadan, sadece reklamdan öğrendiği/etkilendiği kadarıyla bilinçsizce ilaç satın almaya başlarsa, vay halimize! Eminim ki, en ufak bir sağlık sorununda, reklamın büyüsüne kapılıp ilaç almayı düşünecek insanlar çıkacaktır. Yasal uygulamalara paralel olarak düşmekte olan ilaç fiyatları da, insanların ilaç alma konusunda daha az düşünerek hareket etmesine yol açacaktır.

Çıkacak yeni yaratıcı reklamlar tüm reklam ve pazarlama severleri heyecanlandıracak olsa da, umarım ilaç firmaları TV ve radyo reklamları konusunda gereken hassasiyeti göstererek, halkımızın bilinçsiz ilaç kullanmasını önlerler.

Köpekleri Anlayan Marka: Naturia


 

Aranızda köpek sahibi olanlar varsa, belki Alman kedi-köpek maması markası Naturia’yı duymuştur. Şahsen ben köpek sahibi olmadığım için (hatta uzun vadede bu konuyu gündemime de almayı düşünmediğim için) köpeklerin dünyasını uzaktan takip ediyorum. Ama anlaşılan sloganı “We understand dogs” olan Naturia, köpekleri anlama konusunda benim kadar pasif değil.

Naturia, sloganında da bahsettiği gibi köpekleri anlamak ve onların dikkatini çekebilmek için 15 KHz frekansında (bu frekans insanların neredeyse hiç duyamadığı ama köpeklerin rahatlıkla işittiği bir aralıkta yer alıyor) bir radyo spotu hazırlamış. Bu konuda bir ilke imza atan Naturia, reklamda “Naturia” kelimesi her geçtiğinde 15 KHz’lik tonu devreye sokmuş.

İddia ettiklerine göre, köpekler cidden tepki veriyormuş, hatta reklam sayesinde Naturia’nın satışları %28 oranında artmış. Teknolojinin nimetlerini kullanan reklamcılar, işi nereye kadar götürecek merak ediyorum doğrusu. Ama ne yalan söyleyeyim, bir köpeğim olsaydı ben de test ederdim. Test edenler olursa, sonuçları bizle de paylaşır artık :)

[HTML1]

 

Kırmızı ya da Beyaz Değil, Chanel!


 

Biz her ne kadar etkili pazarlama yöntemlerini, kullanılan araçları tartışıp takip etsek de, bazen öyle ürünler oluyor ki hiçbir pazarlama aracı kullanılmadan da sırf marka değeri sayesinde trend haline geliyor. (Bu noktada ağızdan ağıza pazarlama –WOM-, etkisini de unutmamak gerek tabii.) Okuyucularımız arasında dikkatli gözlemciler varsa, şu anda Türkiye’deki çoğu genç kızın tırnaklarının, rengi ilk bakışta pek de rahatça tarif edilemeyen bir oje ile kaplı olduğunu fark etmiştir. Hani ara ara kırmızı oje moda olurdu, bazen klasik beyaza dönülürdü ama şimdi karşılaştığımız ojeye pek de rastlanılmazdı. Oysa şimdi çoğu kızın tırnaklarında koyu haki-açık kahverengi arası bir renk hüküm sürmekte.

Haliyle arkadaşlarıma sordum bu ojenin sırrını; aldığım yanıt da “Chanel oje” oldu. Meğerse bir ben bilmiyormuşum ojenin Chanel markasıyla ünlendiğini. Gidip alayım bari dedim ve satıcı arkadaşa da bilhassa rengi anlatmakla başladım. “Aa siz Chanel ojeyi diyorsunuz, ondan kalmadı, sipariş verdik, hafta başına gelir” demesin mi.. Üstelik bu yanıtı sadece bir kozmetik dükkanından da almadım. Oje resmen kapış kapış gidiyor. Ama bana kalırsa bu yoğun talep, ojenin rengi ile çok da ilgili değil; olay genç kızların arasında Chanel markasının bir WOM yaratmasında yatıyor. Hatta, belki de Chanel markalı ürünleri rahatlıkla satın alamayan kişiler için, en azından sürdükleri ojenin “Chanel” markası ile anılması bir tatmin duygusu yaratıyor ve ojenin popülaritesini arttırıyor.

Bu WOM’a katkıda bulunmak adına, bahsettiğim ojenin sınırlı sayıda üretilmiş Chanel Khaki serisi içinde yer aldığını not düşmek isterim.

Meraklı Bekleyiş Sona Erdi: H&M Türkiye’de!


 

H&M’le ilgili bu “ilk”e değinmeden önce, sanırım söze bu yazının da benim için bir “ilk” olacağı ile başlamalıyım. Evet, artık ben de Marketoloji blogunun bir parçası olma yolunda ilerliyorum ve bu yazı da benim Marketoloji’deki ilk yazım olacak (ve umarım her şey güzel olacak=) Şimdi, Marketoloji’deki tüm değerli arkadaşlarıma sıcak karşılayışları için teşekkür edip ana konumuza geçiyorum.

Haftalardır gazetelerde, billboardlarda ve sosyal medyada H&M’in Türkiye’deki ilk mağazasının 6 Kasım’da açılacağı duyuruldu; daha mağaza açılmadan marka koleksiyonunun reklamı yapıldı. Peki nedir bu H&M çılgınlığı? Neden daha mağaza açılmadan insanlar alabilecekleri ürünlere ve fiyatlarına 2 hafta öncesinden bakmaya başlıyor? Kabul etmek lazım, biraz modayla alakalıysanız H&M’i duymuşsunuzdur; hele, bir de kazara yurtdışına gittiyseniz eminim ki, H&M çılgınlığına siz de ucundan kıyısından katkıda bulunmuşsunuzdur. Ama tüm bunlar bir markayı aylardır hatta yıllardır beklemek için yeterli midir orası tartışılır. Evet, bir fast-fashion markası olan H&M’de çok tarz ve şık ürünler Avrupa’daki çoğu markaya göre çok daha uygun fiyata satılıyor (H&M’in ucuz fiyat politikası olduğu bilinen bir gerçek); gençler, ünlü tasarımcıların (Roberto Cavalli, Karl Lagerfeld vb.) ve moda ikonlarının (Madonna, Kylie Minouge vb.) hazırladığı özel koleksiyonları ciddi anlamda takip ediyor. Fakat, aldığınız ürünün etiketine göz attığınızda çoğunlukla “Made in Turkey” “Made in China” yazılarıyla karşılaşıyorsunuz. Ama olsun, bu durumdan bir Türk bile etkilenmiyor ve Avrupa’dan bir ürün alma keyfini yaşamaya devam ediyor.

İsveç markası H&M’in, (yani Hennes&Mauritz) Türkiye’ye ne zaman geleceğine dair zamanında birçok asparagas haber çıktı. İstinye Park’ta açılacaktı, bir takım sorunlar baş gösterdi. Ha şimdi, ha yarın dendi. Ama en sonunda resmi olarak 6 Kasım 2010 tarihi ilan edildi. Dediğim gibi insanlar aylardır bu günü bekliyor. Çoğu insan, mağazanın ilk açılacağı yer olan Forum İstanbul’un aslında ne kadar uzak olduğunu, nasıl gidilebileceğini konuşuyor. Tüketicinin bu büyük (!) sorunu ise ilk aşamada çözümlendi sayılır. Forum İstanbul yönetimi de H&M’e daha kolay ulaşılabilmesi için 6 ve 7 Kasım’da Taksim, Bakırköy, Nişantaşı ve Beşiktaş’tan ücretsiz müşteri servisleri düzenliyor. İlk açılış gününde nasıl bir izdiham yaşanacağını şahsen merak ediyorum. Çünkü, mağazanın 4 Kasım’da özel davetliler için düzenlediği açılışta bile, uzun kuyruklar oluşmuş ve 2 bin 300 metrekarelik mağazada 2 bine yakın davetli arz-ı endam etmiş. Bu nedenle 6 Kasım Türkiye “galası” için, ekstra giysi stoğu ve 30 kişilik güvenlik ekibinin hazır olacağı belirtildi.

Artık H&M, Türkiye’de de açıldığına göre, yurtdışından gelip “Bak bunu H&M’den aldım” diyen insanlar ne yapacak, kendilerine yeni alışveriş hedefleri mi seçecek bilemiyorum. Ama öncelikli olarak, yollarının Forum İstanbul’a düşeceğini görür gibiyim. Umarım vatana, millete hayırlı olur.

 Scroll to top